Yargıtay · 11. Hukuk Dairesi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2026/147 E. 2026/4508 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 11. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2026/147
- Karar No
- 2026/4508
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/822 Esas, 2025/1558 Karar HÜKÜM : Ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Kars 3. Asliye Hukuk (Ticaret) Mahkemesi SAYISI : 2016/481 E., 2025/104 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı Yargıtayca duruşma istemli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 08.08.2026 günü hazır bulunan davacı asil ve vekilleri Av. ..., Av. ... ile davalı vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.
KARAR I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin çiftçilik, tarım işleriyle uğraşan, aynı zamanda bir kısım kira gelirleri bulunan 1949 doğumlu, 67 yaşında bir kişi olduğunu, birikimlerini güvenli bir şekilde değerlendirebilmek amacıyla kamu bankası olmasının da güveni ile ... Bankası ... Şubesi nezdindeki hesaplarına yatırmaya başladığını, bankadaki müşteri numarasının 4...2 2 olarak belirlendiğini, bu kapsamda 01.10.2014 tarihinde 334.156,45 TL'lik tutarı bankadaki hesabına aktardığını, yine aynı gün yatırdığı diğer paralarla birlikte toplam 340,912,00 TL tutar ile 149.000,00 USD aldığını ve bankadaki döviz hesabına yatırdığını, bundan sonraki süreçte de yine gerek TL hesabına gerek döviz hesabına paralar yatırdığını, bunları zaman zaman şubeye gelerek zaman zaman da başka hesaplardan havale etmek suretiyle gerçekleştirdiğini, müvekkilinin ... Bankası'ndaki hesaplarını salt birikim için kullanmayı amaçladığını ve bunun için de hiçbir zaman para çekmeden sadece yatırma işlemi yaptığını, süreç içerisinde şubeye uğradığında da işlemlerinin yapılması için gerekli olduğu söylenerek özellikle şube personeli ... tarafından kendisine zaman zaman evrak imzalatıldığını, boş dekontlara da imza attırmak suretiyle müvekkilinin şubede zaman kaybetmemesi ve bu şekilde daha iyi hizmet alabileceği telkini yapıldığını, müvekkili tarafından uzun süre bu hesaplara paralar yatırıldığını ve hiçbir şekilde bu paraların çekilmediğini, hesap ekstreleri de incelendiğinde müvekkilinin zaman zaman büyük miktarlar, zaman zaman da küçük miktarlarda paraları yatırdığının görüleceğini, son dönemde ... Şubesi'nde meydana gelen usulsüzlüklerle ilgili haberleri duyan müvekkilinin 25.02.2016 tarihinde bankaya başvurarak hesap ekstrelerini istediğini ve hesaplarında hiçbir paranın olmadığının anlaşıldığını, müvekkili tarafından yapılan başvurularda bugüne kadar banka tarafından zararının ödenmediğini ve ödeneceği yönünde herhangi bir güvence verilmediğini, müvekkilinin 00...87 4 numaralı vadesiz USD hesabından toplamda çekilen paranın 164.350,00 USD olduğunu, Merkez Bankası Kurları uyarınca TL karşılığının dava tarihi itibariyle 479.589,00 TL'ye tekabül ettiğini, yine 00...17 1 numaralı vadesiz TL hesabından bilgisi ve izni dışında çekilen toplam tutarın ise 456.140,00 TL olduğunu, müvekkiline ait olan 00...81 numaralı fon hesabı olarak bilinen hesapta da bir kısım işlemler yapıldığını, bu hesapla diğer hesaplar arasındaki virmanlar nedeniyle de rakamın net olarak ortaya konulmadığını, bilirkişi incelemesi sonucunda net rakamın ortaya çıkacağını ileri sürerek müvekkilinin bilgisi dışında müvekkiline ait hesaplardan çekilen toplam 935.729,00 TL'lik tutarın, dilekçe ekinde sundukları tablo uyarınca çekildikleri tarihlerden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan alınarak müvekkiline verilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; para çekme işlemlerinin bizzat davacı ... tarafından gerçekleştirildiğini, davacı vekilinin dava dilekçesinde müvekkilinin ... numaralı vadesiz USD ve 00...17 1 numaralı vadesiz TL mevduat hesaplarından yapılan 12 adette toplam 935.729,00 TL tutarındaki para çekme işleminin bilgisi dışında gerçekleştiğini iddia ettiğini, bu dilekçede liste halinde belirttikleri davacıya ait USD hesabından ve TL hesabından gerçekleşen itirazlı işlemler incelendiğinde, işlem dekontlarında davacı ...'ın imzasının bulunduğunun tespit edildiğini, müvekkili banka müfettişlerince yürütülmekte olan soruşturmada, davacı ...’ın verdiği ifadede, işlemlerini Ankara ve Kars’tan gerçekleştirdiğini belirttiğini, dolayısıyla bu dilekçede belirtilen tablolar incelendiğinde 00...87 4 numaralı vadesiz USD hesabından gerçekleşen itirazlı 3, 4, 5, 6, 7 numaralı işlemlerin ve 00...17 1 numaralı vadesiz TL hesabından gerçekleşen 3 numaralı işlemin Ankara’dan gerçekleştirildiğinin tespit edildiğini, sonuç olarak toplamda 12 adet işlemin, 2 farklı şehirde, 3 farklı şubede, 8 farklı personel tarafından yapılmış olmasının ilgili işlemlerden davacı ...’ın haberinin olmadığı iddiasının hayatın gerçekleriyle ve hayatın olağan akışıyla bağdaşmadığının aşikar olduğunu, ayrıca davacının dava dilekçesinde şube eski personeli ... tarafından bu işlemlerin gerçekleştirildiğini beyan ettiğini, ancak izah edildiği üzere davacının yaptığı işlemlerin 8 farklı personel tarafından gerçekleştirildiğini, ... isimli personel tarafından para çekme işlemi yapılmadığını, tüm işlemlerin dekontlarında davacının imzasının mevcut olduğunu, davacının kötüniyetli olarak daha önce çekmiş olduğu mevduatı kadar bir bedeli haksız ve mükerrer olarak tahsil etme saikiyle bu davayı açtığını, bununla birlikte davacının boş dekontlara imza atarak müvekkili Bankaya verdiği iddialarının da tamamen gerçek dışı olduğunu, müvekkili bankanın hiçbir müşterisinden boş dekonta imza almayacağı gibi iş adamı olan davacının boş dekontu imzalayarak vermesinin de basiretli bir tacirin göstereceği davranış şekli olmadığını, davacının boş dekont imzalayarak müvekkil bankaya verdiği iddiasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, kaldı ki para çekme işlemlerinin işbu dilekçede belirttikleri gibi 2 farklı şehirde, 3 farklı şubede, toplam 8 farklı personel tarafından yapıldığını, ... isimli şahsın boş dekont aldığını bir an için düşünseler bile para çekme işlemini gerçekleştiren 8 farklı personelin bu boş dekontlarla işlem yaparak bedellerini ...’a vermesinin imkansız olduğunu, müvekkili bankanın dava konusu olayda hiçbir hukuki sorumluluğunun olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının davalı bankanın bireysel ürün ve hizmet paketi sözleşmesi kapsamında müşterisi olduğu, davacının 01.10.2014 tarihinde 334.156,45 TL tutarındaki parasını bankadaki hesabına aktardığı, aynı gün yatırdığı diğer paralarla birlikte 340.912,00 TL tutarı ile 149.000,00 USD alıp hesabına yatırdığı, hem TL hesabına hem de döviz hesabına paralar yatırıp çekmeye başladığı, davalı bankanın şube personeli ... tarafından kendisine boş dekontlara imza attırılmak suretiyle daha iyi bir hizmet verilebileceğinin telkin edildiği, ancak kendisi tarafından yatırılan paraların çekilmediği iddiasında bulunulduğu, dava dilekçesinin ekindeki tabloda belirtilen miktarların toplamı olan 935.729,00 TL'nin çekildikleri tarihten itibaren avans faiziyle tahsilinin talep edildiği, davalı tarafından para çekme işlemlerinin davacının rızası dışında olduğu hususunun kabul edilmediği, davalının savunmasında iş adamı olan davacının boş dekontu imzalamasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu, yapılan işlemlerin sekiz farklı personel tarafından gerçekleştirildiğinden bankacılık işlemlerinde herhangi bir aykırılığın bulunmadığının dile getirildiği, davalının personeli ... hakkında Kars 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2019/436 E. sayılı dosyasında zimmet nedeniyle dava açıldığı, davacı ...'ın bu dosyada müşteki olarak bulunduğu, yargılama sonunda sanık ... hakkında nitelikli zimmet suçundan mahkumiyet kararı verildiği, ... yönünden yapılan değerlendirmede ise mevduat hesaplarından çekilen paranın sanık ... tarafından mal edinildiği konusunda somut bir tespitin bulunmaması nedeniyle yapılan işlemlerin zimmet kapsamında değerlendirilmediği anlaşıldığından katılma kararına yönelik ara karardan sarfınazar edilmesine karar verildiği, verilen kararın henüz kesinleşmediği, davacının talep ettiği miktarlar yönünden dayanak dekontlar altındaki imzaların davacıya ait olduğunun ihtilaf konusu olmadığı, uyuşmazlıkta çözümlenmesi gereken hususun, boş dekontların davacının rızası hilafına kullanılıp kullanılmadığı, davacıya ödeme dekontlarında belirtilen paranın ödenip ödenmediği üzerinde toplandığı, davaya konu 26.05.2015 tarihli, 50,00 USD, 29.05.2015 tarihli 200,00 USD, 02.06.2015 tarihli, 100,00 USD, 12.06.2015 tarihli, 4.000,00 USD, 12.06.2015 tarihli, 1.000,00 USD tutarındaki işlemlerin ... ... Şubesi'nden yapıldığı, yine 23.06.2015 tarihli, 17.000,00 TL'nin de ...den gerçekleştirildiği, 24.06.2015 tarihli, 2.000,00 TL tutarlı miktarların çekilmesinin de ... Şubesi'nden yapıldığı, davaya dayanak iddia, dava dışı banka personelinin boş imzalı dekontların davacının rızası hilafına kullanılmasına dayandığından ... Şubesi dışında ... Şubesi'nde gerçekleşen ve hesaptan çekilen miktarlar yönünden davacının rızasının bulunmadığına, davacıya ödeme yapılmadığına ilişkin herhangi bir delilin, verinin bulunmaması dikkate alınarak bu alacak kalemlerine ilişkin alacak taleplerinin reddine karar verildiği, davaya konu 01.10.2014 tarihinde 80.000,00 USD, 20.10.2014 tarihinde 69.000,00 USD, 27.07.2015 tarihinde 10.000,00 USD, 06.11.2014 tarihinde 343.000,00 TL ile 09.04.2015 tarihinde 94.140,00 TL'nin çekilmesi işlemlerinin ... Şubesi'nde gerçekleştiği, 95.140,00 TL şube para çekme işlemine ilişkin kamera kayıtları bulunmamış ise de 13.04.2015 tarihinde bankanın merkezden denetim ekibinde görevli müfettişlerce incelendiği, işlem anında davacının şubede bulunduğu ve tediye edilen tutarın teslim alındığının banka kayıtlarıyla belirli olduğu, ceza mahkemesinde yargılanan ...'ın beyanlarında da davacının sık sık hesap cüzdanlarını yazdırdığı, çekilen paraları kendisinin aldığını beyan ettiği, davalı Bankanın da çekilen paralara ilişkin işlemlerin usule aykırı olmadığı savunmasına göre davacının rıza dışı iddiasını kabul etmediği, ispat yükü üzerinde olan davacının kendi hesabından çekilen paranın kendisine ödenmediğine ilişkin herhangi bir delil ibraz edememiş olduğu anlaşıldığından davaya konu 01.10.2014 tarihinde 80.000,00 USD, 06.11.2014 tarihinde 343.000,00 TL ile 09.04.2015 tarihinde 94.140,00 TL'nin çekilmesi işlemlerine ilişkin alacak talebinin ispatlanamaması nedeniyle reddine karar verildiği, davaya konu 20.10.2014 tarihli 69.000,00 USD'nin çekilmesi işleminde davacının Kars İli'nde bulunmadığı, davacının sunduğu otel kayıtlarına göre işlem tarihinde .... Otel isimli işletmede konakladığı sabit olduğundan davacının rızasına aykırı hesabından çıkan miktarın kendisine ödenmediğini ispat ettiği, yine 27.07.2015 tarihinde 10.000,00 USD'nin çekilmesine ilişkin işlem yönünden davacı aynı tarihte.... Şubesi'nden 9.500,00 USD para çekme işlemi yaptığına göre rızası dışında para çekme işlemi gerçekleştiğinin, kendi hesabından çekilen miktarı alamadığının sabit olduğu, davacının 20.10.2014 tarihli ve 27.07.2015 tarihli işlemler yönünden rızasının bulunmadığı, kendisine ödeme yapılmadığı sabit olduğuna göre kusur durumunun ayrıca incelendiği, usulsüz yapıldığı iddia edilen bankacılık işlemlerine imzalı dekont vererek davacının muvafakat verdiği anlamı taşıdığı kanaatine varıldığından kusurlu olduğu, davalı Banka'nın müşterisinin rızası dışında gerçekleştirilen bankacılık işlemlerini denetlemediği, ödeme talebi olmamasına rağmen sabit olan miktarların çekilmesi işleminde denetim görevini yerine getirmeyen davalının da kusurlu olduğu, buna göre tarafların %50, %50 oranında kusurlu bulunduğu kanaatine varıldığı, 20.10.2014 tarihinde 69.000,00 USD'nin 154.918,80 TL çıkışı bulunduğundan %50 oranındaki kusuru gözetilerek 77.459,40 TL'nin 20.10.2014 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verildiği, 27.07.2015 tarihli işlemde 10.000,00 USD'nin çekimi işlemi yönünden işlem tarihi itibariyle TCMB'nin efektif alış kuru olan 2,7548 dikkate alınarak 27.548,00 TL miktarı yönünden davalının sorumluluğundaki %50 kusur oranına göre 13.774,00 TL olduğundan 13.774,00 TL'nin 27.07.2015 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile kısmen reddine, 77.459,40 TL'nin 20.10.2014 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, 13.774,00 TL'nin 27.07.2015 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiş, hüküm, taraf vekillerince istinaf edilmiştir.
IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın bankacılık işleminden kaynaklandığı, bu sebeple ticaret mahkemesinin görevli olduğu, Mahkemece yargılama sırasında alınan bilirkişi raporunda dekontların daha önce imzalandığı iddiasını teyit eden belge olmadığının ve bu sebeple davacının alacağının bulunmadığının belirtildiği, ceza mahkemesi tarafından Erzurum Kriminal Polis Labaratuvarı Müdürlüğü'nden alınan uzmanlık raporunda da, dava konusu işlemlere ait dekont üzerinde bulunan imzaların davacının elinden çıktığının belirtildiği, yine ceza mahkemesince bilirkişi heyetinden alınan bilirkişi raporlarında davacıya ait dekontlar yönünden zimmet oluşmadığının belirtildiği, bilirkişi raporlarının hüküm kurmaya elverişli ve denetime açık olduğu, bu sebeple ceza mahkemesinin sonucunun beklenilmesine yönelik istinaf itirazının da yerinde olmadığı, davaya dayanak iddia, dava dışı banka personelinin boş imzalı dekontların davacının rızası hilafına kullanılmasına dayandığından hesaptan çekilen miktarlar yönünden davacının rızasının bulunmadığına, davacıya ödeme yapılmadığına ilişkin herhangi bir delilin, verinin bulunmaması dikkate alınarak alacak talebinin reddine karar verilmesi gerekirken davalının da olayda müterafik kusurlu olduğu kabul edilerek davanın kısmen kabulüne karar verilmesinin yerinde olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararın kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekilince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ A.Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava, davalı Banka çalışanının hukuka aykırı işlemleri nedeni ile davacı hesaplarındaki paraların çekilerek davacının zarara uğratıldığı iddiasına dayalı alacak istemine ilişkin olup uyuşmazlık, davalı Banka çalışanının hukuka aykırı işlemleri ile davacının hesaplarından iradesi dışında para çekilip çekilmediği ve buradan varılacak sonuca göre davacının bir zararının bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
B. Değerlendirme ve Gerekçe 1.İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi aynı Kanun'un 369/1 hükmü ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına ve özellikle davacı vekilinin dosya içinde bulunan 13.05.2016 havale tarihli dilekçesinde, "Gerek C. Savcılığına ve gerekse mahkemeye hitaben yazdığı dilekçelerinde de açıkça belirttiği üzere, zaman zaman ... tarafından kendisine evraklar imzalatılmış, bu hususta kendisi ile bir yakınlık kurularak ve itimat sağlanarak boş dekontları da imzalaması sağlanmıştır." yönünde beyanda bulunmuş olmasına göre davacı tarafın aşağıdaki bendlerin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2.Davada usulsüz olduğu ve davacı müşterinin rızası dışında yapıldığı ileri sürülen işlemler ve diğer banka müşterileri hakkındaki usulsüz eylemler nedeniyle Kars 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2019/436 E. sayılı dosyasında, banka çalışanı ...'ın yargılandığı anlaşılmaktadır. İlk Derece Mahkemesince, davacı ...'ın bu dosyada müşteki olarak bulunduğu, yargılama sonunda sanık ... hakkında nitelikli zimmet suçundan mahkumiyet kararı verildiği, ... yönünden yapılan değerlendirmede ise mevduat hesaplarından çekilen paranın sanık ... tarafından mal edinildiği konusunda somut bir tespitin bulunmaması nedeniyle yapılan işlemlerin zimmet kapsamında değerlendirilmediği anlaşıldığından katılma kararına yönelik ara karardan sarfınazar edilmesine karar verildiği, verilen kararın henüz kesinleşmediği gerekçeli kararda açıklanarak davanın kısmen kabulüne karar verildiği, Bölge Adliye Mahkemesince ise ceza mahkemesi tarafından Erzurum Kriminal Polis Labaratuvarı Müdürlüğü'nden alınan raporda, dava konusu işlemlere ait dekont üzerinde bulunan imzaların davacının elinden çıktığının belirtildiği, yine ceza mahkemesince bilirkişi heyetinden alınan bilirkişi raporlarında davacıya ait dekontlar yönünden zimmet oluşmadığının belirtildiği, bilirkişi raporlarının hüküm kurmaya elverişli ve denetime açık olduğu, bu sebeple ceza mahkemesinin sonucunun beklenilmesine yönelik istinaf itirazının yerinde olmadığı açıklanarak davaya dayanak iddia, dava dışı banka personelinin boş imzalı dekontların davacının rızası hilafına kullanılmasına dayandığından hesaptan çekilen miktarlar yönünden davacının rızasının bulunmadığına, davacıya ödeme yapılmadığına ilişkin herhangi bir delilin, verinin bulunmaması dikkate alınarak alacak talebinin reddine karar verilmesi gerekirken davalının da olayda müterafik kusurlu olduğu kabul edilerek davanın kısmen kabulüne karar verilmesinin yerinde olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararın kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmiştir. Açıklanan bu çerçevede gerek İlk Derece Mahkemesince gerekse Bölge Adliye Mahkemesince ceza dava dosyasının sonucunun kesinleşmesinin beklenmediği anlaşılmaktadır.
Ceza mahkemesi kararlarının hukuk davasına etkisi, hukukumuzda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 74 maddesi hükmünde düzenlenmiş olup hukuk hakimi, ceza mahkemesinin kesinleşmiş kararları karşısında ilke olarak bağımsız kılınmıştır. Anılan Kanun'un "Ceza hukuku ile ilişkisinde" başlıklı 74. maddesinde, "Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz." hükmü yer almaktadır. Bu açık hüküm karşısında, ceza mahkemesince verilen beraat kararının, kusur ve derecesinin, zarar tutarının, temyiz gücünün ve yükletilme yeterliğinin, illiyet gibi esasların hukuk hakimini bağlamayacağı konusunda bir ihtilaf bulunmamaktadır. Ancak Yargıtayın yerleşmiş içtihatlarında, ceza hakiminin tespit ettiği maddi olaylarla ve özellikle "fiilin hukuka aykırılığı" konusuyla hukuk hakiminin tamamen bağlı olacağı kabul edilmektedir. Yani, maddi olayları ve yasak eylemlerin varlığını saptayan ceza mahkemesi kararı, taraflar yönünden kesin delil niteliği taşıyacak, maddi olgunun tespitine dair ceza mahkemesi kararı hukuk hakimini bağlayacaktır. Ceza mahkemesinde bir maddi olayın varlığı ya da yokluğu konusundaki kesinleşmiş kabule rağmen, aynı konunun hukuk mahkemesinde yeniden tartışılması söz konusu olmayacaktır.
Bu durumda, yukarıda yapılan tespitler ve ilkesel değerlendirmeler çerçevesinde eldeki somut uyuşmazlık bakımından bir maddi olgu tespiti içerebilecek ceza dava dosyasının sonucunun kesinleşmesi gerekirken beklenilmeden eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
2.Diğer taraftan "... bankalar, özel yasa ile kurulan ve kendilerine alanlarında çeşitli imtiyazlar tanınan, topladıkları mevduatı ve katılım fonlarını sahteciliklere karşı özenle korumak zorunda olan kuruluşlardır. Bankalar sahip oldukları bu vasıfları sebebiyle bankacılık işlemlerinin güvenilen tarafı konumundadırlar. Bu durum, bankaların bir güven kurumu olarak kabul edilmesini ve bankanın sorumluluğunun özel güven sebebiyle ağırlaştırılmasını gerektirir (Battal, Ahmet: Güven Kurumu Nitelendirmesi Işığında Bankaların Hukuki Sorumluluğu, Ankara, 2001, s. 106). O hâlde bankalar, ağırlaştırılmış sorumluluğun bir gereği olarak objektif özen yükümlülüğü altında bulunmakta olup, buna karşılık hafif kusurlarından dahi sorumludurlar..." Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 01.07.2021 tarihli, 2021/532 E. ve 2021/900 K. sayılı kararı.
Bu açıklamalara göre, davacının dava konusu yapıp uyuşmazlık konusu olarak sürdürdüğü her bir bankadan para çekme işlemi bakımından, banka kayıtlarını ayrıntılı olarak gerektiğinde yerinde inceleyen, işlemleri yapılma saatleri ve sıklığı, öncesi ve sonrasında yapılan işlemlerle birlikte bankacılık usul ve esaslarına göre değerlendiren, olağan ve olağan dışı durumlar ile banka cüzdanına işlemlerin yazılıp yazılmama hususunu tartışan, dosyaya sunulan tüm belgeler ile tarafların iddia ve savunmalarını ayrıntılı olarak irdeleyen ve neticede her bir işlem için davalı Banka'nın bir kusurunun bulunup bulunmadığını teknik olarak belirleyen konusunda uzman bir bilirkişi heyetinden Yargıtay denetimine elverişli, yeterli bir rapor alınıp dosyadaki deliller hep birlikte değerlendirilerek varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken bu yönden de eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olmuştur.
VI. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacının diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) ve (3) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davacının temyiz itirazlarının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, HMK'nın 373/2 hükmü uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine, takdir olunan 40.000,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, 10.09.2026 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
K A R Ş I O Y
İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi aynı Kanun'un 369/1 hükmü ve 371. maddesinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile kararın bozulmasına ilişkin sayın çoğunluk görüşüne karşıyız.