Yargıtay · 11. Hukuk Dairesi

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2026/100 E. 2026/4590 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
11. Hukuk Dairesi
Esas No
2026/100
Karar No
2026/4590
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/755 Esas, 2025/1769 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Kocaeli 2. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2022/510 E., 2023/679 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

KARAR I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı şirketin 31.01.2022 tarihinde İstanbul'da kurulduğunu, şirketin adres nakil işlemleri 09.05.2022 tarihinde yapılarak, Kocaeli'ne taşındığını, müvekkili uzun zamandan beri yurt dışında bulunduğundan, tüm bu işlemlerin müvekkilinin vekaletnamesiyle ve bilgisi dışında gerçekleştiğini, müvekkilinin, davalı şirketin hissedarı ve şirket müdürü olarak gösterildiğini, davalı şirketin, müvekkili ile birlikte ... ve ... ...Tic. Ltd. Şti. olmak üzere üç hissedardan oluştuğunu, müvekkilinin, hissedar ...'ın istemi üzerine işbu şirketin kuruluşuna onay verdiğini ve şirkete hissedar olduğunu, buna istinaden de müvekkilinin ... isimli hissedarın gösterdiği ve mali müşavir olarak tanıttığı kişi/kişilere vekaletname vererek, şirket kuruluş işlemlerinin gerçekleştirilmesini istediğini, fakat müvekkilinin vekaletnamesi kullanılarak, sadece müvekkili hissedar gösterilerek şirket kuruluşu gerçekleştirildiğini, müvekkilinin bu durumdan haberinin dava açılışı esnasında olduğunu, daha sonradan müvekkilinden, .... Ltd. Şti.'ye pay devri yapıldığını, son olarak da müvekkilinin bir kısım hissesinin ... isimli kişiye devredildiğini, tüm bu işlemlerin yine müvekkilinin vekaletnamesiyle ve müvekkilinin bilgisi dışında gerçekleştiğini, müvekkilinin hiçbir zaman şirkette kendi şahsi imzasıyla işlem yapmadığını, yapılan veya yapılacak iş/işlemlerle alakalı olarak müvekkiline hiçbir bilgi verilmediğini, müvekkilinin yapılan kuruluş, hisse devirleri, adres değişikliği gibi işlemlerin hiçbirinden haberi ve bilgisi bulunmadığını, müvekkiline, şirketin gelir-gideri, ekonomik durumu, yaptığı veya yapacağı işler dahil olmak üzere hiçbir bilgi verilmediğini, davalı şirketin hiçbir şekilde ticari faaliyet göstermediğini ve şirketin organlarının da hiçbir şekilde faal olmadığını, müvekkilinin, faal olmayan şirket sebebiyle SGK ve vergi daireleri aracılığıyla yüksek miktarlarda idari para cezalarına maruz kalabileceğini, pay sahiplerinin şirketin devamını sağlamalarının imkansız olduğunu, şirketin devamında ne şirketin ne de pay sahiplerinin bir menfaati olduğunu, şirketin, genel kurul ve yönetim kurulu toplantılarının yapılmadığını, şirketin devlet kurumlarına karşı gerek vergisel gerekse de SGK kurumu açısından vermesi gereken beyannamelerin dahi verilmediğini, müvekkilinin, şirketin vergi ve SGK borçlarından dolayı ağır bir maddi yükümlülük altına girdiğini, şirketin, esas sözleşmede yer alan amaçlarını gerçekleştirebilecek düzeyde olmadığını, şirketin amacının ortadan kalktığını ve kâr etmediğini, ne mali açıdan ne de başka açılardan şirketin devamını gerektirecek hiçbir sebep mevcut olmadığını, şirketin hiçbir mal varlığı ve geliri bulunmadığını ileri sürerek davalı şirketin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı TTK) 531. maddesi uyarınca feshine, bu talepleri kabul görmediği takdirde müvekkilinin payının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerinin ödenerek şirketten çıkarılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP Davalı şirket yetkilisi cevap dilekçesinde; davacının şahsi olarak vermiş olduğu vekaletnameyle şirket kuruluş işlemlerini yaptırdığını, şirket kuruluşlarında uygulamanın genelde bu şekilde yapıldığını, davacı tarafça bütün bu hususların bilindiğini, davacı tarafın bu hususları bilmediğini iddia etmesinin kötüniyetli bir yaklaşım olduğunu, davacı tarafından verilen bu vekaletnamede şirket hissesi için sadece devir alma vekaleti şeklinde düzenlendiğini, hisse devir yetkisinin vekalette bulunmadığını, vekaleten sadece şirket kuruluşu yapıldığını, davacının vekaletnameyle rızası dışında işlem yapıldığını beyan etmesi karşısında bu konunun muhatabının şirket değil vekili olduğunu, daha sonra davacının düzenlemiş olduğu ikinci vekaletnamede şirket müdürü ünvanıyla muhasebe işlemleri ile sınırlı vekalet verdiğini, hisse devir işlemlerinin davacı tarafından yapıldığını, vekalet kullanılmadığını, Urla 2. Noterliğinin 02.06.2022 tarih ve ... yevmiye no.lu limited şirket pay devri sözleşmesini bizzat kendisinin yaptığını, davacı tarafından verilen vekaletnamelerin bu hususları içerdiğini, bu vekaletnamelerden de anlaşılacağı üzere tüm iş ve işlemlerin davacının bilgisi ve rızasıyla yapıldığını, şirketin bütün beyannamelerinin zamanında verildiğini, şirket adına kesilmiş herhangi bir vergi cezası da bulunmadığını, limited şirketlerde genel kurul toplantısının ne zaman yapılacağının yasada açık şekilde belirtildiğini, şirketin davacı ile dava dışı hissedar ...'ın müşterek atacağı imza ile temsil edildiğini, davacı iddialarının tamamının yersiz olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; limited şirketlerde fesih ve tasfiyeyi düzenleyen 6102 sayılı TTK'nın 636/3 hükmünde haklı sebeplerin varlığı halinde her ortağın mahkemeden şirketin feshini talep edebileceği, mahkemece fesih yerine davacı ortağın payının gerçek değerinin hesaplanarak şirketten çıkarılmasına ya da duruma uygun olabilecek bir çözüme hükmedebileceğinin belirtildiği, alınan bilirkişi raporunda şirketin taahhüt edilen sermayesinin henüz ödenmediği, ancak 6102 sayılı TTK'nın 585. maddesi gereğince, sermaye ödeme süresinin henüz dolmadığı, sermaye kaybı ve borca batık durumda olmadığının değerlendirildiği, bu kapsamda şirketin feshini gerektirecek bir durumda olmadığı belirtilmiş olup, davacı taraf şirketin feshine ilişkin talepleri kabul görmediği takdirde davacının payının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerinin ödenerek davacının, davalı şirketten çıkarılmasını talep etmiş ise de, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2019/462 E., 2019/7665 K. sayılı ilamında, "... şirketin feshini gerektirecek bir haklı sebep bulunup bulunmadığının belirlenmesi, haklı sebeplerin bulunduğunun tespiti halinde ise, somut olayın özelliklerine göre, şirketin feshi yerine davacı ortağın ortaklıktan çıkarılmasına veya başka bir alternatif çözüme karar verilip verilemeyeceğinin gerekçeleri ortaya konulmak suretiyle tartışılması ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi " gerektiğinin belirtildiği, şirketin haklı nedenle feshini gerektirecek haklı bir sebep bulunduğunun tespiti halinde, şirketin feshi yerine davacı ortağın ortaklıktan çıkarılmasına karar verileceği, taahhüt edilen sermayenin ödenmediği ancak sermaye ödeme süresinin henüz dolmadığı, bu kapsamda şirketin feshini gerektirecek bir durumda olmadığı bilirkişi raporunda belirtilmekle haklı sebebin gerçekleşmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir.

IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalı şirketin 31.01.2022 tarihinde ticaret siciline tescil edildiği, davacı, şirketin müştereken yetkili müdürü olup, temsil yetkisinin halen devam ettiği, vergi dairesinden getirtilen kayıtlara göre de vergi mükellefiyetinin halen devam ettiği, şirketin iki ortağı bulunduğu, davacının %50, diğer ortak ... Turizm ... Ltd. Şti'nin %50 payı bulunduğu, davacının davalı şirketin müştereken yetkili müdürü olduğu anlaşılmakla davada temsil kayyımı atandığı, davacının ilk önce tek başına, 03.03.2022 tarihinde alınan karar ile şirket ortakları dışından ...'ın da şirket müdürlüğüne seçilmesiyle müştereken yetkili müdür olarak şirketi temsil ve ilzam yetkisi bulunmasına rağmen şirketin faaliyete başladığı tarihten itibaren herhangi bir işlem yapmadığı, genel kurulu toplamadığı, şirketin gayri faal kalmasına yöneticilik görevini yerine getirmeyerek kendisinin sebep olduğu, kendi kusuru nedeniyle kendi lehine sonuç doğuracak şekilde şirketin fesih ve tasfiyesi davası açmasının mümkün olmadığı, şirketin haklı sebebe dayalı fesih şartlarının gerçekleşmediği, haklı nedenle fesih sebebi gerçekleşmediğinden çıkma talebinin de yerinde görülmemesi nedeniyle davanın reddine karar verilmesinin doğru olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

V. TEMYİZ A.Hukuki Nitelendirme ve Uyuşmazlık Dava, 6102 sayılı TTK'nın 636/3 hükmü gereğince şirketin haklı nedenle feshi, bu talebin kabul edilmemesi halinde 6102 sayılı TTK'nın 638/2 hükmü gereğince limited şirket ortaklığından çıkma istemine ilişkindir.

B. Değerlendirme ve Gerekçe

Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/1-b(1) hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.

VI. SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 14.09.2026 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2026/100, K. 2026/4590, T. 14.09.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-11-hukuk-dairesi-2026-100-e-2026-4590-k-9e66d4237f57