Yargıtay · 11. Hukuk Dairesi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2025/5921 E. 2026/2721 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 11. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/5921
- Karar No
- 2026/2721
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/264 Esas, 2025/833 Karar HÜKÜM : Davanın kabulü İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 5. Asliye ... Mahkemesi SAYISI : 2021/207 E., 2023/376 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 05.05.2026 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacı vekili Avukat ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.
KARAR I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; T.C. ... ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile .. ve Civarı Türk A.Ş. arasında 08.01.1990 tarihinde Görev Verme Sözleşmesi imzalandığını, anılan sözleşmenin 10.06.20 06... .03.2009 tarihlerinde tadil edildiğini, davalı şirketin anılan sözleşme ve mevzuata aykırı olarak mülkiyeti davacıya ait olan taşınmaz ve tesislerden reklam bedeli ve baz istasyonu, telsiz, TV aktarıcısı v.b. kurulumuna ilişkin bedel ve kira bedeli elde ettiğini, bu gelirlerin davacıya ait olması gerektiğini ileri sürerek şimdilik 1.000,00 TL'nin sözleşme tarihi baz alınarak tahsil tarihlerinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı tarafından talep edilen alacağın zamanaşımıma uğradığını, İşletme Hakkı Devir Sözleşmesi (İHDS), 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu, 4046 sayılı Özelleştirme Kanunu ve ilgili yönetmelikler kapsamında reklam gelirlerinin dağıtım şirketlerine ait olduğunu, ... Genel Müdürlüğü'nün ana statüsünün, ...'ın elektrik dağıtım varlıklarından reklam ve kira geliri elde etmesine izin vermediğini, ...'ın mülkiyet hakkının İHDS ile sınırlandırıldığını, Tesis ve Basılı Evraktan Reklam Amacıyla Yararlanma Esasları Hakkında Yönetmelik hükümlerinin davacının alacak hakkına dayanak oluşturamayacağını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasındaki İHDS'nin niteliği itibari ile özel hukuk sözleşmesi niteliğinde olduğu, bu sözleşme ile bedeli mukabilinde davacı ... tarafından davalıya ilgili dağıtım bölgesindeki dağıtım tesislerinin kullanılması ve işletilmesi haklarının devredildiği, davalının ...'tan sözleşme ile aldığı işletme hakkını bir başkasına devretmesinin söz konusu olmadığı, davaya konu bedellerin davacı ... tarafından talep edilmesinin yerinde görülmediği, taraflar arasında imzalanan İHDS dikkate alındığında davalı şirketin elde ettiği reklam bedellerinin, baz istasyonu, telsiz ve TV aktarıcısı gibi tesislerden kaynaklı gelirlerin ve taşınmazların kiraya verilmesinden elde edilen bedellerin, davalının T.C. ... Piyasası Düzenleme Kurumu tarafından düzenlenen gelir tarifesi içinde yer aldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir.
IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında imzalanan sözleşmenin konusunun, elektrik dağıtım sisteminin, dağıtım tesislerinin ve dağıtım tesislerinin işletilebilmesi için varlığı zorunlu diğer taşınır ve taşınmazların dağıtım faaliyetleri için işletme hakkının devrini oluşturduğu, 24.07.2006 tarihli İHDS ile davalıya sadece “işletme hakkı” kapsamında kalan ve sadece bu amaca hizmet eden taşınır ve taşınmaz malvarlığı değerlerinin işletme amacıyla sınırlı olmak üzere tahsisinin öngörülüp mülkiyet hakkı davacıda kalma şartı ile işletme hakkının devrinin amaçlandığı, İHDS'de mülkiyeti davacıya ait olan tesisler üzerinde davalının herhangi bir reklam ve kira geliri elde etme hakkı düzenlenmediği, ilgili hakların dağıtım şirketlerine devredildiğine dair sözleşmede bir hüküm bulunmadığı, davalının mülkiyeti davacıya ait olan taşınır/taşınmazlarda GSM baz istasyonu ve reklam gelirleri elde etmesinin taraflar arasındaki sözleşmeye göre mümkün olmadığı, bahsi geçen tebliğde "Dağıtım şirketinin bölgede işlettiği dağıtım şebekesi üzerinden elde ettiği reklam ve kira (baz istasyonu, araç, bina, arazi, veri transferi iletişim alt yapısı kullanım geliri)'' şeklindeki düzenlemenin bu gelirlerin davalı tarafça elde edilmesini meşrulaştırmayacağı, bu hali ile davalı tarafça mülkiyeti davacıya ait olan taşınır ve taşınmaz malvarlığı değerlerinin dava dışı üçüncü kişiye kiraya verilip kullandırılması hakkı olmamasına rağmen, aksi yönde davranarak gelir elde ettiği, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 526 ve devamı maddeleri kapsamında davalının bu işlemlerinin vekaletsiz iş görme kapsamında kaldığı, vekaletsiz iş görmeden kaynaklanan alacak istemine ilişkin davada, yani vekaletsiz iş görme halinde, özel bir zamanaşımı süresi öngörmediğinden uyuşmazlıkta on yıllık genel zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiği, bilirkişice tespit edilen ve dava tarihinden geriye dönük on yıllık süre zarfında talep edilebilecek alacağın 1.000,00 TL'den fazla olduğu gözetilip talep ile bağlı kalındığı, davalının temerrüte düşürüldüğüne ilişkin tebliğ edilmiş bir ihtar bulunmadığından temerrütün dava tarihi itibarıyla gerçekleştiği gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulü ile 1.000,00 TL'nin 29.03.2021 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava, gerçek olmayan vekaletsiz iş görmeye dayalı işgörenin elde ettiği menfaat kapsamındaki alacağın tahsiline ilişkindir.
B.Değerlendirme ve Gerekçe 1.Davacı ..., İHDS'ne konu edilen taşınmazların kendi mülkiyetinde olduğunu, davalıya sadece işletme amacıyla sınırlı olmak üzere tahsis yapıldığını, taşınmazlar üzerinden reklam, baz istasyonu, tesis, TV aktarıcısı kurulumu gibi sözleşmelerle kira ve reklam geliri elde edilmesinin sözleşmeye aykırı olduğunu ileri sürmüş; davalı taraf ise, sözleşmede, devredilen malların kira ve reklam için kullanılmasını engelleyen herhangi bir hüküm bulunmadığını, konuyla ilgili çözüm için ... Piyasası Düzenleme Kurulunun (EPDK) ilgili tebliğlerinin esas alınması gerektiğini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesince; İHDS'de davalının işlettiği dağıtım şebekesi üzerinden reklam ve kira gelirlerini elde etmesini sınırlayan herhangi bir hüküm bulunmadığı, söz konusu gelirlerin EPDK tarafından düzenlenen gelir tarifesi içinde yer aldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hükmün davacı tarafça istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince ise davacının taleplerinin gerçek olmayan vekaletsiz iş görmeye dayalı olduğu, İHDS kapsamında davalıya devredilen tesislerin mülkiyet hakkının davacıda kaldığı ve sözleşmelerde bunların kiralanması, reklam alınması vs. şekilde gelir elde edilmesi ve edilecek gelirin davalıya ait olacağına dair açık bir hükmün bulunmadığı, davacının talebinde haklı olduğu gerekçesiyle taleple bağlı kalınarak davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararı hem davacı hem de davalı temyiz etmiştir.
2.Uyuşmazlık, mülkiyeti davacıya ait İHDS kapsamındaki taşınmaz ve tesisleri davalının elektrik iletimi ve dağıtımı faaliyeti dışında kullanma hakkı bulunup bulunmadığı, buradan varılacak sonuca göre, davalının dağıtım faaliyeti dışında gelir elde edebilmek için söz konusu taşınmaz ve tesisleri kiraya vermeye yetkili olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göre ise "kira ve reklam gelirlerinin" mülkiyet sahibi davacıya mı yoksa elektrik dağıtım yetkisi verilen davalıya mı ait olması gerektiği, buradan da varılacak sonuca göre davacının talebinin hukuki dayanağının ne olması gerektiği noktalarında toplanmaktadır.
3.Uyuşmazlığın çözümü taraflar arasında yapılan İHDS'nin sağlıklı bir şekilde yorumlanmasına ve talebin nitelendirilmesine bağlıdır. O nedenle ilgili kanun ve sözleşme hükümleri ile sözleşmedeki kavramların belirtilmesinde fayda bulunmaktadır.
Sözleşmelerin yorumunun hukuki dayanağı 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı TBK) 19. maddesidir (818 sayılı Borçlar Kanunu [818 sayılı BK] madde 18). Bu hükme göre, bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır.
Somut olayda, davalının kiraya verme yetkisi olmadığı davacı tarafından iddia edildiğinden, talebin nitelendirilmesinin dayanağı gerçek olmayan vekâletsiz iş görmeyi düzenleyen 6098 sayılı TBK'nın 530. maddesidir (818 sayılı BK madde 414). Bu hükme göre, kendi menfaatine yapılmamış olsa bile, iş sahibi iş görmeden doğan faydaları edinme hakkına sahiptir, ancak zenginleştiği ölçüde, işgörenin masraflarını ödemek ve giriştiği borçlardan onu kurtarmakla yükümlüdür. Aynı Kanun'un 531. maddesinde (818 sayılı BK madde 415), işsahibinin yapılan işi uygun bulması halinde vekâlet hükümlerinin uygulanacağı düzenlenmiştir.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun (YİBBGK) 04.06.1958 tarih ve 15/6 sayılı ilamında belirtildiği üzere, vekâletsiz işgörmeye yönelik özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediğinden 6098 sayılı TBK'nın 146. maddesi (818 sayılı BK madde 125) uyarınca vekâletsiz işgörmeye dayalı talep hakkı on yıllık genel zamanaşımı süresine tabidir.
15.05.2006 tarih ve 5456 sayılı 5456 sayılı ... Müsteşarlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye Bir Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun'un 4. maddesi ile o dönemki adı Elektrik Piyasası Kanunu olan 4628 sayılı Kanun'un 14.03.3013 gün ve 6446 sayılı Kanun'un 30. maddesiyle yürürlükten kaldırılan 14. maddesine eklenen ikinci fıkra, "...'ın faaliyet alanında yer alan ve dağıtım faaliyeti için gerekli olan işletme ve varlıklar üzerinde, mülkiyet hakkı saklı kalmak kaydı ile ... ile belirlenen dağıtım bölgelerinde faaliyet göstermek üzere kurulan elektrik dağıtım şirketleri arasında işletme hakkı devir sözleşmesi düzenlenebilir" hükmüne havi olup bu hüküm uyarınca davacı ile o dönem %100 hisseleri davacıya (...) ait olan dağıtım şirketleri arasında işletme hakkı devir sözleşmeleri imzalanmıştır.
Bu durumda burada belirtilmesi gereken önemli bir husus ise, taraflar arasında yapılan İHDS'nin amacı ve ilgili kavramlara verilen anlamlardır. Bu bağlamda belirtmek gerekir ki; sözleşmenin amacı “Amaç” başlıklı sözleşmenin 1. maddesinde düzenlenmiş olup bu hükme göre, sözleşme'nin amacı; Kayseri ve civarı elektrik dağıtım bölgesinde yer alan ve ...'ın uhdesinde bulunan üretim ve dağıtım tesisleri ile ticaretine ilişkin işletme haklarının .. ve .. Elektrik T.A.Ş.'ye devri esaslarını belirlemektir.
İlgili kavramlar sözleşmenin “Tanımlar" başlıklı 4. maddesinde düzenlenmiş olup bu hükme göre "işletme talimatı" Bakanlık ve TEK tarafından hazırlanan elektrik enerjisi üretim, iletim ve dağıtım tesislerinin işletme usul ve esaslarını belirten talimatları, "Üretim tesisleri" elektrik enerjisi üreten tesis ve entegre tesisleri, "İletim tesisleri" tüketicilerin kullandığı elektrik enerjisini kullanma gerilimine düşüren indirici merkezlere ... taşıyan ve bu merkezleri birbirlerine bağlayan hatları ve bu indirici merkezleri, "Dağıtım tesisleri" iletim tesislerinden çıkan ve tüketicilerin elektrik enerjisi ihtiyaçlarını temin için tesisi edilen hatlar ile trafo merkezleri ve benzer tesisleri olarak tanımlanmıştır. Tanımlar ve kısaltmaları düzenleyen ne bu maddede ne de sözleşmenin diğer maddelerinde "kira ve kirayı ima edecek" herhangi bir kavrama doğrudan veya dolaylı olarak yer verilmemiştir. Bilakis sözleşmenin 34. maddesindeki "Şirket sözleşme kapsamına giren tüm tesislerin göre süresinin sonuna kadar ... tesisleri amacına uygun olarak sağlam ve iyi işler halde tekniğine uygun olarak bulundurmakla yükümlüdür. Şirket işletme hakkı yetkisini TEK'in müsaadesi olmadan üçüncü şahıslara devredemez, tesisleri kısmen veya tamamen üçüncü şahıslara kiralayamaz." şeklindeki düzenlemelerden de anlaşılacağı üzere şirketin İHDS amacı dışında tesisleri kullanamayacağı ve tesisleri kısmen veya tamamen üçüncü şahıslara kiralayamayacağının açık olarak sözleşmede yer aldığı anlaşılmaktadır.
Dağıtım Sistemi Gelirinin Düzenlenmesi Hakkında Tebliğin yayımlanmasından sonra, ... ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ... İşleri Genel Müdürlüğünün farklı tarihlerde konuya ilişkin bilgi sorulması üzerine ... Piyasası Düzenleme Kurumu cevabi yazısında, kira ve reklam gelirlerinin genel olarak tarife kapsamında tüketicilerin ödemeleri gereken bedelleri düşürücü etki yaratacak şekilde kullanıldığını, yani bu gelirlerin tüketicilere yansıtıldığını, bunun dışında söz konusu gelirlerin paylaşımı hususunda bir düzenleme yapılmadığını, ancak anılan gelirlerin paylaşımının İHDS hükümlerinin revize edilmesi yoluyla yapılabileceği, bu duruma engel bir husus bulunmadığını belirtmiştir. Bu cevabi yazıdan anlaşıldığı üzere, kira ve reklam gelirleri tüketicilere daha düşük bedelle elektrik verebilmek için sübvansiyon amaçlı kullanılmıştır.
İHDS'nin 31/1 maddesinde ise "İşletme hakkı devredilen tesisler ve mütemmimleri ile devredilmesi uygun görülen sosyal tesisler 3096 sayılı Kanun ve bu Kanuna göre çıkartılan Yönetmelik şirket ile Bakanlık arasında imzalanmış bulunan 12.01.1989 tarihli görev verme sözleşmesi ve işbu sözleşme hükümlerine ve tahsis amaçlarına uygun olarak şirket tarafından görev süresi içerisinde kullanılıp, işletilecektir" şeklindeki düzenleme ile işletme hakkının ne şekilde kullanılacağı düzenlenmiştir.
Taraflar arasında yapılmış olan İHDS niteliği itibarıyla borçlar hukuku anlamında bir özel hukuk sözleşmesi olup, tarafların iradelerinin uyuşması ile imza altına alınmıştır. Bu sebeple uyuşmazlığın çözümünde de öncelikli olarak işbu sözleşme hükümlerinin uygulanması gerekir. Sözleşme hükümlerinin ise TBK'nın 19. maddesi hükmüne uygun yorumlanması gerekmektedir. Yukarıda belirtilen sözleşme hükümlerinden anlaşıldığı üzere dağıtım faaliyetinin yürütülmesi, elektrik enerjisinin iletilmesi için varlığı zorunlu olan gayrimenkul ve menkullerin mülkiyet hakkı davacı üzerinde kalmak kaydıyla elektrik dağıtımı ve dolayısıyla dağıtım faaliyeti için gerekli olan işletme hakkı devredilmiş olup mülkiyet hakkı kapsamındaki tüm hakları kapsayacak şekilde ayni hak niteliği olan tam yararlanma (intifa) hakkı tesis edilmemiştir. O nedenle mülkiyet hakkının daha geniş ve üstün olduğu gözetildiğinde tarafların gerçek iradelerinin kiraya verme hakkının devredildiği yönünde olmadığı anlaşılmaktadır. Nitekim EPDK'nın 15.04.2022 tarihli cevabi yazısında sözleşmenin yapıldığı tarihi de kapsayacak şekilde kira gelirlerinin tüketicilere yönelik tarifelerde subvansiyon olarak kullanıldığının, dolayısıyla kira gelirlerinin davalıya ait olmadığının kira ve reklam gelirlerinin paylaşımı ile ilgili sözleşme tarafları arasında mutabakat sağlanarak sözleşmenin revize edilmesiyle çözülebileceğinin belirtilmesi de kira ve reklam gelirlerinin davalıya ait olmadığı ve dolayısıyla davalının kiraya verme yetkisinin bulunmadığını göstermektedir. (Beşir Fatih Doğan/ Akif Özkan, Elektrik Dağıtım Şirketlerinin Kira ve Reklam Geliri Elde Etmesinin Elektrik Piyasası Hukuku Bakımından Değerlendirilmesi, Kırıkkale Hukuk Mecmuası, Yıl 2023 Cilt: 3 Sayı: 2) Bu bağlamda davalı tarafın savunmasına dayanak gösterdiği sözleşmenin 21/2. maddesi "Bu sözleşmede yer almayan hususlarda yürürlükteki mevzuat hükümleri, Kurul ve Kurum kararları uygulanır." hükmüne havi olup, bu hüküm sözleşmenin yapıldığı tarih itibarıyla yürürlükte olan mevzuat hükümleri ile Kurul ve Kurum kararlarına ilişkin olarak uygulanabilir. Zira, tarafların gerçek iradeleri ancak sözleşmenin yapıldığı tarih itibarıyla belirlenmek durumundadır. EPDK'nın cevabi yazısında belirtildiği üzere, sözleşme yapıldıktan sonra mevzuatta yapılan değişiklikler ancak tarafların mutabakatıyla sözleşmeye ithal edilebilir. EPDK'nın gelire ilişkin tarifesi sözleşmenin yapıldığı tarihten sonra yürürlüğe girdiğinden tarafların mutabakatı olmadığı sürece sözleşme hükmü haline gelmesi kabul edilemez. Bu nedenle Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesinin de kabulünde olduğu üzere, davalı şirketin kiraya verme yetkisi bulunmadığının kabulü gerekir. Hak sahibi davacının izni olmadan mülkiyeti davacıya ait varlıkları davalının kendi ad ve hesabına kiraya vermesi gerçek olmayan vekâletsiz işgörme niteliğinde olup, davacı kiralama nedeniyle davalının varsa yaptığı masrafları ödemek suretiyle elde edilen kira ve reklam gelirlerini talep etme hakkına sahiptir. Davacı yapılan işi uygun bulmadığından yukarıda belirtilen YİBBGK kararı uyarınca zamanaşımı süresinin on yıl uygulanmasında da isabetsizlik bulunmamaktadır.
Bu nedenle, İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi aynı Kanun'un 369/1 hükmü ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmaması nedeniyle davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
4. Davacı tarafın temyizine gelince; yukarıda yapılan tespitlerden sonra davacının dava dilekçesindeki talebi değerlendirilecek olursa, davacı, davalının kira, reklam vs. sözleşmeleriyle haksız surette elde ettiği bedellerin kendilerince tespit edilmesinin mümkün olmadığını, mahkemece gerçekleştirilecek tahkikat neticesinde müddeabihin ortaya çıkabileceğini, bu sebeple belirsiz alacak davası açtıklarını ifade ederek "fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla...şimdilik 1.000.00 TL'nin İşletme Hakkı Devir Sözleşmesi tarihi baz alınarak tahsil tarihlerinden itibaren işleyecek avans faizleri ile birlikte tahsiline" karar verilmesini istemiştir.
Belirsiz alacak davasını düzenleyen HMK'nın 107. maddesi, “(1) Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir. (2) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebilir. Aksi takdirde dava, talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanır.” hükmüne havidir.
Bu hüküm uyarınca, belirsiz alacak davasının açılabilmesi için davanın açıldığı tarihte uyuşmazlığa konu alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak davacı tarafça belirlenememesi gerekmektedir. Belirleyememe hâli, davacının gerekli dikkat ve özeni göstermesine rağmen miktar veya değerin belirlenmesinin kendisinden gerçekten beklenilmemesi durumuna ya da objektif olarak imkânsızlığa dayanmalıdır. Uyuşmazlık konusu istemlerin belirlenebilmesi için davalıda bulunan bilgi ve belgelere ihtiyaç duyuluyorsa anılan alacaklar belirlenebilir olmadığından belirsiz alacak davasına konu edilebilecektir. Belirsiz alacak davasının getirdiği en önemli etkin koruma, usul ekonomisi ve hak arama özgürlüğüne hizmet etmesi yanında, davacının yüksek yargılama giderlerine katlanma ve dava konusu hakkın zamanaşımına uğrama riskini azaltmasıdır. Islah ise, taraflardan birinin yapmış olduğu usul işleminin tamamen veya kısmen düzeltilmesine denir. Islah müessesi, dava değiştirme, başka deyişle iddia ve müdafaanın değiştirilmesi veya genişletilmesi yasağını bertaraf eden bir imkândır. Islahın konusunun tarafların yapmış oldukları usul işlemleri olduğu için, müddeabihin artırılıp artırılmayacağı hususu da bir usul işlemi olduğundan, ıslahın konusu olabilir.
HMK'nın 357/1 hükmünde Bölge Adliye Mahkemesinde yapılamayacak işler düzenlenmiş olup, Bölge Adliye Mahkemesinde ıslah yapılamaz ise de talep artırımı yapılmasına yasal bir engel bulunmamaktadır.
Somut uyuşmazlıkta, davacı taraf, dava dilekçesinde açıkça belirsiz alacak davası açarak talepte bulunmuş ve gerçekleştirilecek tahkikat neticesinde müddeabihin ortaya çıkacağını, buna göre talep artırımına gideceğini ifade etmiş olup, davacının alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak belirlemesinin mümkün olmadığı, bunun için davalıda bulunan bilgi ve belgelere ve konunun uzmanı bilirkişilerce yapılacak tespitlere ihtiyaç duyulduğu anlaşılmakla, Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince yapılması gereken, davalının sözleşmeye aykırı şekilde işletme ve dağıtım faaliyeti kapsamı dışında üçüncü kişilerle sözleşmeler imzalayarak elde ettiği "kira ve reklam gelirlerinin" dağıtım tesislerinin mülkiyet hakkına sahip ...'a ait olduğunun kabulü ile davalının elde ettiği ve uhdesinde kalan gelirlerin (tüketicilere daha düşük bedelle elektrik verebilmek için sübvansiyon olarak kullanılan tutarlar hesaplama dışı bırakılarak) gerçek olmayan vekâletsiz iş görme hükümleri kapsamında dava tarihinden geriye dönük on yıl süre ile tespitinin bilirkişi marifetiyle yapılarak, tespit edilecek "kira ve reklam gelirleri"nin davanın müddeabihini oluşturduğu gözetilip HMK'nın 107. maddesi uyarınca davacı tarafa iki haftalık kesin süre verilerek talep artırımına imkan tanınması ve sonucuna göre bir karar verilmekten ibaret olmasına göre, aksine uygulama ile yöntemine uygun olarak zarar belirlenip anılan yönde davacı tarafa süre verilmeksizin dava dilekçesinde belirtilen 1.000,00 TL üzerinden davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, hükmün davacı yararına bozulması gerekmiştir.
5. Davacı tarafın, faiz başlangıç tarihiyle ilgili temyiz itirazlarına gelince; taraflar arasında İHDS bulunmakla birlikte uyuşmazlık konusu eylem ve talepler gerçek olmayan vekâletsiz iş görmeden kaynaklanmaktadır. Davalı tarafından üçüncü kişilerle yapılan reklam ve kira sözleşmelerine göre kiralar yıllık olarak tek seferde tahsil ediliyorsa tahsil edildiği tarihten, aylık olarak tahsil ediliyorsa yine ay ay tahsil edildiği tarihlerden itibaren (tespit edilecek kira, reklam vs. bedellerine) işletilecek avans faiziyle birlikte kira, reklam vs. bedellerinin tahsiline karar verilmesi gerekirken, faiz başlangıç tarihi olarak dava tarihinin esas alınması da doğru olmamış, hükmün bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
VI. SONUÇ: Yukarıda (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının REDDİNE, (4) ve (5) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, HMK'nın 373/2 hükmü uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, takdir olunan 40.000,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde davacıya iadesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davalıya yükletilmesine, 07.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.