Yargıtay · 11. Ceza Dairesi
Yargıtay 11. Ceza Dairesi 2026/1106 E. 2026/8611 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 11. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2026/1106
- Karar No
- 2026/8611
- Karar Tarihi
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Sulh Ceza Hakimliği SAYISI : 2024/4163 Değişik İş
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının, 04.01.2024 tarihli ve 2023/284943 Soruşturma, 2024/3668 Karar sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin mercii İstanbul 8. Sulh Ceza Hakimliğinin, 19.12.2024 tarihli ve 2024/4163 Değişik İş sayılı kararının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 271/4. maddesi uyarınca kesin nitelikte olması sebebiyle karar tarihi olan 19.12.2024'te kesinleştiği belirlenmiştir.
Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Kanun'un 309/1. maddesi uyarınca, 28.01.2026 tarihli ve 2025/18485 sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 17.02.2026 tarihli ve KYB-2026/21257 sayılı Tebliğnamesi ile soruşturma dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü:
I. İSTEM A. Kanun Yararına Bozma İstemi Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 17.02.2026 tarihli ve KYB-2026/21257 sayılı kanun yararına bozma isteminin; "Benzer bir olayla ilgili olarak Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 22/06/2021 tarihli ve 2019/2857 esas, 2021/5792 karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere, özel belgede sahtecilik suçunun oluşumu için sahte özel belgenin düzenlenmesi ya da gerçek bir özel belgenin değiştirilmesi yeterli olmayıp, suçun tamamlanması veya oluşması için zorunlu kurucu unsur olarak sahte özel belgenin hukuki sonuç doğuracak şekilde kullanılması gerektiği, Dosya kapsamına göre, müştekinin suça konu olan ve şikâyet dilekçesi ekinde fotokopisini sunduğu 16.06.2015 tarihli miras taksim sözleşmesindeki isminin altındaki imzanın kendisine ait olmadığından bahisle şikâyetçi olması üzerine yapılan soruşturmada 8 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğundan bahisle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş ise de; müştekinin şikayet dilekçesinde anılan belgenin İstanbul 40. Asliye Ceza Mahkemesinin 2023/342 esas sayılı dosyasında şüpheli tarafından kullanıldığının iddia edilmesi karşısında, suç tarihinin söz konusu belgede yer alan tarih yerine anılan mahkemede kullanılmış ise kullanıldığı tarih olduğunun kabul edilmesi gerekeceği, zamanaşımı süresinin bu tarihten itibaren başlayacağı, anılan suça ilişkin olağan dava zamanaşımı süresinin 5237 sayılı Kanun'un 66/1-e maddesi uyarınca 8 yıl olduğu ve bu sürenin halen dolmayacağı cihetle, söz konusu dava dosyası celp edilip incelenerek suça konu belgenin dosyada kullanılıp kullanılmadığının tespiti, kullanılmış ise suç tarihinin belgenin kullanıldığı tarih olarak kabulü ile, şikayete konu olaya ilişkin başlatılan soruşturmaya usulünce devam edilip olayın aydınlatılmasına yarar tüm delillerin toplanması, ayrıca şikayete konu ve sahte olduğu iddia edilen sözleşme aslının şüpheli ve vekilinden sorulması ile sözleşme aslının temini durumunda imza incelemesi sonucuna göre, şüphelinin hukuki durumunun takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden, kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yönelik itiraz üzerine soruşturmanın genişletilmesine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde itirazın reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir." Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır.
B. Değerlendirme ve Gerekçe 1. 5271 sayılı Kanun‘un 160. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında; Cumhuriyet savcısının, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlayacağı, maddî gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adlî kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlü olduğu belirlenmiştir.
2. 5271 sayılı Kanun’un, “Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar” başlıklı 172/1. maddesi; “(1) Cumhuriyet savcısı, soruşturma evresi sonunda, kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması hâllerinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir. Bu karar, suçtan zarar gören ile önceden ifadesi alınmış veya sorguya çekilmiş şüpheliye bildirilir. Kararda itiraz hakkı, süresi ve mercii gösterilir. ...“ Şeklinde düzenlenmiştir.
3. 5271 sayılı Kanun’un, “Cumhuriyet savcısının kararına itiraz” başlıklı 173. maddesinin inceleme konusu ile ilgili olan birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkralarında; “(1) Suçtan zarar gören, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren onbeş gün içinde, bu kararı veren Cumhuriyet savcısının yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine itiraz edebilir. (2) İtiraz dilekçesinde, kamu davasının açılmasını gerektirebilecek olaylar ve deliller belirtilir. (3)(Değişik: 18/6/2014-6545/71 md.) Sulh ceza hâkimliği, kararını vermek için soruşturmanın genişletilmesine gerek görür ise bu hususu açıkça belirtmek suretiyle, o yer Cumhuriyet başsavcılığından talepte bulunabilir; kamu davasının açılması için yeterli nedenler bulunmazsa, istemi gerekçeli olarak reddeder; itiraz edeni giderlere mahkûm eder ve dosyayı Cumhuriyet savcısına gönderir. Cumhuriyet savcısı, kararı itiraz edene ve şüpheliye bildirir.
(4) (Değişik: 25/5/2005 - 5353/26 md.) Sulh ceza hâkimliği istemi yerinde bulursa, Cumhuriyet savcısı iddianame düzenleyerek mahkemeye verir. ...“ Hükümleri yer almaktadır.
4. Kanun‘da yer alan düzenlemelerden de görüleceği üzere; Cumhuriyet savcısı, suçun işlenip işlenmediğinin tespiti bakımından hemen işin gerçeğini araştırmaya başlamalı, toplanan delillerin suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturduğu kanısına ulaştığında iddianame düzenleyerek kamu davası açmalı, aksi halde 5271 sayılı Kanun’un 172. maddesi gereğince kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar vermelidir.
5. Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı itiraz üzerine inceleyen Sulh Ceza Hakimliği, kamu davası açılması için yeterli delil bulunmaması durumunda itirazın reddine, yeterli delil bulunması durumunda itirazın kabulüne veya eksik soruşturma nedeniyle soruşturmanın genişletilmesine karar verebilecektir.
6. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) "Özel belgede sahtecilik" başlıklı 207. maddesinin birinci fıkrasının; "Bir özel belgeyi sahte olarak düzenleyen veya gerçek bir özel belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren ve kullanan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır." Şeklinde düzenlendiği belirlenmiştir.
7. Bu kapsamda inceleme konusu soruşturma dosyası değerlendirildiğinde; şüphelinin, kardeşi olan şikâyetçi ile aralarında devam eden miras taksim sözleşmesinin uygulanmasına ilişkin ferağa icbar, tapu tescil ve alacak davasında delil olmak üzere, şikâyetçi tarafından imzalanmış gibi görünen 16.06.2015 tarihli sahte miras taksim sözleşmesini mahkemeye ibraz ettiğinin iddia olunması üzerine başlatılan soruşturma kapsamında; her ne kadar İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, "...müşteki vekilinin şikayetine konu olaydaki özel belgede sahtecilik suçunun dava zamanaşımı süresinin TCK 66/1-e maddesine göre 8 yıl olduğu,16/06/2015 tarihli özel belgenin sahteliği iddiası için 27/12/2023 tarihinde şikayetçi olunduğu, şikayete konu olayın zamanaşımına uğradığı..." şeklindeki gerekçeyle 04.01.2024 tarihli ve 2023/284943 Soruşturma, 2024/3668 Karar sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş ise de; özel belgede sahtecilik suçunun oluşabilmesi için, sahte olarak düzenlenen belge aslının ya da aslına uygunluğu yetkili makam veya kişilerce onaylanmış suretinin kullanılması ve suç tarihinin de belgenin fiilen kullanıldığı tarihe göre tespit edilmesi gerektiği cihetle, İstanbul 40. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2023/342 Esas sayılı dosyasının getirtilip incelenmesi, suça konu belge aslının veya aslına uygunluğu yetkili kişilerce onaylanmış suretinin bu davada delil olarak kullanılıp kullanılmadığının, kullanılmış ise en son hangi tarihte kullanıldığının ve bu doğrultuda suç tarihinin net olarak tespit edilmesi, şüphelinin ve şikâyetçinin olayla ilgili ayrıntılı şekilde beyanlarına başvurulması, belge aslı temin edilerek şikâyetçi adına atılan imzanın aidiyeti hususunda bilirkişi incelemesi yaptırılması, belge altında imzası bulunan ...'nun 5271 sayılı Kanun'un 48. maddesi uyarınca yasal hakları hatırlatılarak olayla ilgili tanık sıfatıyla beyanının alınması, gerekli görülmesi halinde taraflar arasındaki uyuşmazlığa yönelik diğer hukuk/ceza dava dosyalarının getirtilip incelenmesi, iş bu soruşturmayı ilgilendiren delillerin onaylı örneklerinin dosyaya eklenmesinden sonra sonucuna göre bir değerlendirme yapılması gerekirken, hatalı gerekçe ve eksik soruşturma neticesinde verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan itiraz üzerine soruşturmanın genişletilmesi yerine itirazın reddine karar verilmesi Kanun’a aykırı olup, kanun yararına bozma talebi yerinde görülmüştür.
II. KARAR 1. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin KABULÜNE,
2. İstanbul 8. Sulh Ceza Hakimliğinin, 19.12.2024 tarihli ve 2024/4163 Değişik İş sayılı kararının, 5271 sayılı Kanun’un 309/3. maddesi gereği, oy birliğiyle KANUN YARARINA BOZULMASINA,
5271 sayılı Kanun’un 309/4-a. maddesi uyarınca gerekli işlemlerin yapılması için soruşturma dosyasının, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 05.10.2026 tarihinde karar verildi.