Yargıtay · 1. Hukuk Dairesi

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2025/6451 E. 2026/4376 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
1. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/6451
Karar No
2026/4376
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/153 E., 2025/2131 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 10. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2022/782 E., 2023/478 K.

Bölge Adliye Mahkemesince verilen karar davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

- K A R A R - Dava, inançlı işlem, hile ve korkutma hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. Davacı vekili; davacının maliki olduğu 2 01... parselde bulunan 5 nolu bağımsız bölümün davalı kız kardeşi tarafından eşinin borcu nedeniyle taşınmaza haciz konulacağı ve elinden gideceği belirtildiğinden devre ikna ettiğini, davacının korku, panik, kaygı haline düşürülerek çıplak mülkiyetini devre zorlandığını, hulus ve saffetinden yararlanarak devre ikna edildiğini, taşınmazın iade edilmediğini ileri sürerek tapu kaydının iptali ile davacı adına tescile karar verilmesini istemiştir.

Davalı vekili; davanın süresinde açılmadığını korkutma veya aldatmanın söz konusu olmadığını, taşınmazı satın aldığını, İstanbul’a gittikçe de kullandığını, davacının kullanımında olmadığını, intifa hakkının saklı tutulmadığını, eşinin borçlarından sorumlu da bulunmadığını, devrin iradi olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.

İlk Derece Mahkemesinin, inançlı işlem iddiası yönünden yazılı delil bulunmadığından, hata, hile ve korkutma iddiasının süresinde olmadığından davanın reddine ilişkin olarak verilen kararının davacı vekili ve davalı tarafından istinafı üzerine Bölge Adliye Mahkemesince; inançlı işlemin yazılı delille ispat edilmediği, ancak irade fesadı yönünden süresinde açılıp açılmadığının tespit için taraf tanıklarının dinlenmesi gerektiği gerekçesiyle karar kaldırılmış, Mahkemece davacının davalı tarafından oyalanması nedeniyle davanın süresinde açıldığı, hataya düşürüldüğü gerekçesiyle davanın kabulüne ilişkin olarak verilen kararın davalı vekili tarafından istinafı üzerine ise Bölge Adliye Mahkemesince, davalı tanıklarının da dinlenmesi gerektiği gerekçesiyle karar kaldırılmış, Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; inançlı işlem iddiasının ispat edilmediği, irade fesadı yönünden ise davacının davalının oyalaması nedeniyle davayı devirden yaklaşık 7 yıl sonra açtığı, iade talebini davalıya süresinde ilettiği, davacının korkutma neticesinde dava konusu taşınmazı davalıya sattığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı tanığı ...’nin beyanında davacının haczin gelmeyeceğini öğrendiğinde devrin kendisine yapılmasını talep ettiği, oyalandığı için dava açılmadığı, davacının haczin gelmeyeceğini satıştan 1-2 yıl sonra öğrenmiş olduğunu belirttiği, oyalama eylemlerinin ve süresinin açıklanamadığı, satış tarihinin 29.03.2010 olduğu, 1-2 yıllık süre dikkate alındığında öğrenme tarihinin en geç 29.03.2012 olduğu, davanın 1 yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra 05.06.2017 tarihinde açıldığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/(1).b.2 maddesi gereğince kabulü ile kararın kaldırılmasına, inançlı işlem hukuki nedeni yönünden davanın kanıtlanmadığı, irade sakatlığı yönünden ise bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde dava açılmadığından süre yönünden reddine karar verilmiştir.

Dosya içeriğinden, dava konusu 2 01... parsel sayılı taşınmazda bulunan 5 nolu dairenin tamamı davacı adına kayıtlı iken 29.03.2010 tarihinde davalı kardeşi ...’ye 47.000,00 TL bedelle devredildiği anlaşılmaktadır. Hemen belirtilmelidir ki; davacı tarafından inanç sözleşmesinin varlığına dair yazılı delil veya delil başlangıcı sayılabilecek bir delil sunulamadığı, yemin deliline de dayanılmadığı, iddianın ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine verilmiş olmasında isabetsizlik yoktur.

Öte yandan; iradesi sakatlanan tarafın sözleşmeyi iptal hakkını kullanması TBK’nın 39. maddesinde belli bir süreye bağlanmıştır. Yanılma veya aldatma sebebiyle ya da korkutulma sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse, sözleşmeyi onamış sayılır (TBK.m.39/1).

TBK’nın 39. maddesinde öngörülen bir yıllık hak düşürücü sürenin başlangıcında mağdurun öğrenme tarihi olarak ileri sürdüğü tarihin esas alınacağı belirgin olup diğer tarafın öğrenmenin (ıttılaın) daha önce olduğunu iddia etmesi durumunda, bu iddiasını ispat zorunluluğunda olduğunda da kuşku bulunmamaktadır. Nitekim, Hukuk Genel Kurulunun 20.04.1983 tarihli ve 1980/1-1846-397 sayılı kararında da aynı hususa işaret edilmiştir

Somut olayda, davacının yargılama sırasında taşınmazın geri verilmesini davalıdan defalarca kez talep ettiği, davalının ise devredeceğini beyan etmesine rağmen tapuda devir işlemini gerçekleştirmediğini belirttiği, temyiz dilekçesinde dahi davalının oğlu tarafından tehdit edilmeye devam edildiğinin bildirildiği, davacının 02.09.2019 beyan dilekçesinde 2016 yılının ekim ayında taşınmazı eşinin durumu düzeldikten sonra davalıdan iade etmesini istediği halde etmediğinde durumu öğrendiğini beyan ettiği, dilekçe ekinde bu tarihe ilişkin tapu talep formunu da eklediği, davacının 25.07.2018 tarihli beyan dilekçesinde davalının oğlu olan yeğeni ...’in 2. evliliğini yapınca dava konusu taşınmaza yerleştiğini, kardeşinden evi vermesini istemesine rağmen çeşitli bahanelerle devre yanaşmadığını, en sonunda evi vermeyeceğini açıkça söylemesi üzerine dava konusu eve gittiğini, yeğeninin sinkaflı küfürler savurarak evi harabeye çevirdiğini, her yeri kırıp döküp evden çıktığını beyan ettiği ve UYAP sistemi üzerinden alınan nüfus kaydında davalının oğlu ...’in 22.11.2016 tarihinde evlendiği gözetildiğinde davacının öğrenme tarihinin bahsi geçen olaydan itibaren dikkate alınması gerektiği, davalının aksini ispata yarar delil sunmadığı, Bölge Adliye Mahkemesince tanık ... beyanına göre davacının haciz gelmeyeceğini öğrenme tarihi esas alınmış ise de davacının taşınmazın iadesini istemesine rağmen davalı tarafından ertelenmek suretiyle zaman geçirildiği anlaşılmaktadır.

Hal böyle olunca; hile ve korkutma iddiası yönünden davanın süresinde açıldığı gözetilerek işin esasının incelenmesi ve varılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken hak düşürücü sürenin gerçekleştiğinden bahisle davanın reddine karar verilmesi doğru değildir.

Açıklanan nedenden ötürü davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, Dosyanın İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 21.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2025/6451, K. 2026/4376, T. 21.05.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-1-hukuk-dairesi-2025-6451-e-2026-4376-k-7922b35a7bff