Yargıtay · 1. Hukuk Dairesi

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2025/5908 E. 2026/4127 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
1. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/5908
Karar No
2026/4127
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/2400 E., 2025/1747 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Bakırköy 17. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2022/247 E., 2023/257 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

-K A R A R- Dava, ehliyetsizlik ve irade sakatlığı hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. Davacı vekili; davacının maliki olduğu 15 47... parsel sayılı taşınmazın sağlık durumu, yaşı ve olayı idrak edememesinden faydalanılarak herhangi bir bedel ödenmeden davalı oğlu ...’e devredildiğini, dava konusu yerde altlı üstlü oturduklarını, davalı ve eşinin sürekli psikolojik baskı uyguladığını, davalının "başkaları seni dolandırır, ben olmadan taşınmazı satamaman için imza yetkisini bana ver" diyerek tapu müdürlüğüne imza yetkisi almak üzere götürdüğünü ve taşınmazın adına tescilini sağladığını ileri sürerek tapu kaydının iptali ile davacı adına tesciline karar verilmesini istemiştir.

Davalı; davacının akli melekelerinin yerinde olduğunu, yaşlılık nedeni ile iradesinin sakatlanmasının mümkün olmadığını, müdür olarak çalıştığı iş yerinden emekli olduğunu, devrin ne anlama geldiğini bilebilecek olduğunu, oğulları arasında ayrım yaptığını, dava dışı oğluna daire verdiğini buranın satışından sağlanan bedelin oğlu tarafından alındığını, ona yer verdiği için bu taşınmazı da kendisine devrettiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; devrin, davacının iradesinin fesada uğratılarak yapıldığına dair delil sunulmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; kararda isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/(1).b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.

Dosya içeriği ve toplanan delillerden; dava konusu 15 47... parsel sayılı taşınmazda bulunan B blok 12 nolu çatı arası piyesli mesken nitelikli bağımsız bölüm davacı ... adına kayıtlı iken 20.09.2021 tarihli akitle intifa hakkı saklı kalmak kaydıyla çıplak mülkiyetinin 85.000,00 TL bedelle davalı oğlu ...’e devredildiği anlaşılmaktadır. Hemen belirtilmelidir ki, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 11.04.1990 gün ve 1990/1-152-1990/236 sayılı kararında da vurgulandığı üzere; davada dayanılan maddi olaylar bakımından birkaç hukuki nedenin bir arada gösterilmesinde ilke olarak usul ve yasaya aykırı bir yön yoktur.

Dava dilekçesi içeriğinden ve iddianın ileri sürülüş biçiminden; davada, irade sakatlığı hukuki sebebi yanında ehliyetsizlik hukuksal nedenine de dayanıldığı, kaldı ki Mahkemece 15.12.2022 tarihli ön inceleme duruşmasında “davanın dava konusu taşınmazın satışının iradesine davalı tarafın eylemleri sebebiyle hatalı olarak oluşması ve psikolojik durumundan kaynaklanan sebeplerle işlem yapılması iddiasına dayalı tapu iptali ve tescil davası olduğunun tespitine” şeklinde nitelendirildiği anlaşılmaktadır. Ehliyetsizlik iddiasının kamu düzeniyle ilgili olması ve ehliyetsizliğin saptanması halinde diğer nedenlerin incelenmesine gerek kalmayacağı hususları gözetildiğinde, anılan isteğin öncelikle ele alınması gerekir.

Bilindiği üzere; davranışlarının, eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme, değerlendirebilme ve ayırt edebilme kudreti (gücü) bulunmayan bir kimsenin kendi iradesi ile hak kurabilme, borç (yükümlülük) altına girebilme ehliyetinden söz edilemez. Nitekim 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) “fiil ehliyetine sahip olan kimse, kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir” biçimindeki 9. maddesi, şahsın hak elde edebilmesini, borç (yükümlülük) altına girebilmesini fiil ehliyetine bağlanmış, 10. maddesi de fiil ehliyetinin başlıca koşulu olarak ayırtım gücü ile ergin (reşit) olmayı kabul ederek “ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan bir ergin kişinin fiil ehliyeti vardır.” hükmünü getirmiştir. “Ayırtım gücü” eylem ve işlev ehliyeti olarak da tarif edilerek aynı Yasa'nın 13. maddesinde “yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ya da bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes bu kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir.” denmek suretiyle açıklanmış, ayrıca ayırtım gücünü ortadan kaldıran önemli nedenlerden bazılarına değinilmiştir. Önemlerinden dolayı bu ilkeler, söz konusu yasa ile öteki yasaların çeşitli hükümlerinde de yer almışlardır.

TMK'nın 15. maddesinde de ifade edildiği üzere, ayırtım gücü bulunmayan kimsenin geçerli bir iradesinin bulunmaması nedeniyle, kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere yapacağı işlemlere sonuç bağlanamayacağından, karşı tarafın iyiniyetli olması o işlemi geçerli kılmaz. Bu ilke 11.06.19 41... /21 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da aynen benimsenmiştir. Yukarıda sözü edilen ilkelerin ve yasa maddelerinin ışığı altında olaya yaklaşıldığında; bir kimsenin ehliyetinin tespitinin şahıs ve malvarlığı hukuku bakımından doğurduğu sonuçlar itibariyle ne kadar büyük önem taşıdığı kendiliğinden ortaya çıkar.

Bu durumda, tarafların gösterdikleri tüm delillerin toplanılması, tanıklardan bu yönde açıklayıcı, doyurucu somut bilgiler alınması, varsa ehliyetsiz olduğu iddia edilen kişiye ait doktor raporları, hasta gözlem (müşahede) kağıtları, film grafilerinin eksiksiz getirtilmesi zorunludur. Bunun yanında, her ne kadar 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 282. maddesinde belirtildiği gibi bilirkişinin “oy ve görüşü” hakimi bağlamaz ise de, temyiz kudretinin yokluğu, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk gibi salt biyolojik nedenlere değil, aynı zamanda bilinç, idrak, irade gibi psikolojik unsurlara da bağlı olduğundan, akıl hastalığı, akıl zayıflığı gibi biyolojik ve buna bağlı psikolojik nedenlerin belirlenmesi, çok zaman hakimlik mesleğinin dışında özel ve teknik bilgi gerektirmektedir.

Hele ayırt etme gücünün nispi bir kavram olması kişiye, eylem ve işleme göre değişmesi nedeniyle bu yönde en yetkili sağlık kurulundan, özellikle Adli Tıp Kurumu Dördüncü İhtisas Kurulundan rapor alınmasını da gerekli kılmaktadır. Esasen TMK'nın 409/2. maddesi akıl hastalığı veya akıl zayıflığının bilirkişi raporu ile belirleneceğini öngörmüştür. Ne var ki, Mahkemece ehliyetsizlik iddiası bakımından bir araştırma yapılmış değildir.

Hâl böyle olunca; hukuki ehliyetsizlik bakımından tarafların bildirecekleri tüm delillerin toplanması, varsa davacıya ait sağlık kurulu raporları, hasta müşahade kağıtları, reçeteler vs. istenmesi, dosyanın tümüyle Adli Tıp Kurumuna gönderilmesi, akit tarihinde davacının ehliyetli olup olmadığı yönünde rapor alınması, ehliyetli olduğunun anlaşılması halinde diğer iddiaların üzerinde durulması gerekirken, noksan soruşturma ile yetinilerek yazılı biçimde hüküm kurulması doğru değildir.

Davacı vekilinin temyiz itirazları açıklanan nedenlerden ötürü yerinde görüldüğünden kabulü ile, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 14.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2025/5908, K. 2026/4127, T. 14.05.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-1-hukuk-dairesi-2025-5908-e-2026-4127-k-c8a06cf9e7d8