Yargıtay · 1. Hukuk Dairesi

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2025/4817 E. 2026/3320 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
1. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/4817
Karar No
2026/3320
Karar Tarihi

MAHKEMESİ: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/2464 E., 2025/1162 K. İLK DERECE MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 28. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2018/389 E., 2023/165 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

- K A R A R -

Dava, ehliyetsizlik, muris muvazaası, hile ve ... hukuki nedenlerine dayalı tapu iptali ve tescil, olmazsa bedel istemine ilişkindir.

Davacılar vekili, muris ...'un maliki olduğu 12 05... parsel sayılı taşınmazda bulunan 8 nolu bağımsız bölümün 1/2 payını bakıcısı davalı ......temlik ettiğini, murisin ayırt etme gücünü kaybettiğini, açılan vesayet davasının sonuçlanmadan vefat ettiğini, temlikte sağlık raporu alınmadığını, satış bedelinin ödenmediğini, devrin saklı pay haklarına halel getirmek için ve murisin ayırt etme gücü olmadığını bilerek ve murisi kandırıp iradesini sakatlayarak yapıldığını, satış kabul edilse dahi ... bulunduğunu ileri sürerek taşınmazın tapu kaydının iptali ile mirasçılar adına miras payları oranında tesciline, olmazsa bedele karar verilmesini istemiş; dava dışı mirasçı ...15.10.2018 tarihli dilekçe ile davaya müdahil olmak istediğini beyan etmiş; dava dışı ... ise davacılar vekiline vekalet vermiş, mirasçı ...’in yargılama sırasında ölümü ile mirasçısı ... ... davaya dahil edilmiştir. Davalı vekili; Türkmenistan'dan 2010 yılında geldiğini, geldikten bir süre sonra da murisin yanında ev hizmetinde çalıştığını, murisin ölüm tarihine kadar da hiç yanından ayrılmadığını, murisin alınan sağlık raporunda ehliyetli olduğunun tespit edildiğini, murisi yönlendirmediğini, kalan ½ payını da vasiyetname ile kendisine bıraktığını, davacıların vasiyetnameye itiraz etmediğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, murisin temlik tarihinde ehliyetli olduğu, muvazaa iddiasının ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine, asli müdahil ...tarafından usulüne uygun harçlandırılmış bir dava dilekçesi ile açılan bir dava olmadığından hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş, karara karşı davacılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, kararda isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/(1).b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.

Dosya içeriği ve toplanan delillerden, muris 1923 doğumlu ...’un 04.08.2018 tarihinde ölümü ile geride kardeşi ... ile yeğenleri davacılar ...ve ...ve yeğeni ...’in mirasçı olarak kaldığı, dava konusu 12 05... parsel sayılı taşınmazda bulunan daire nitelikli 8 nolu bağımsız bölümün tamamı muris adına kayıtlı iken ½ payını üzerinde bırakarak ½ payını 01.12.2016 tarihli satış akdi ile 96.000 TL bedelle davalı ... ...’ya temlik ettiği, ... 8. Noterliğinin 09.03.2018 tarihli 3320 yevmiye numaralı düzenleme şeklindeki vasiyetname ile murisin dava konusu taşınmazın kalan 1/2 payını ve dava dışı 4 19... parsel sayılı taşınmazda bulunan 2 nolu bağımsız bölümde adına kayıtlı ¼ payı ve içindeki tüm ev eşyalarını davalıya vasiyet ettiği, İstanbul Anadolu 14. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2019/260 Esas sayılı dosyasında vasiyetnamenin iptali davasının derdest olduğu anlaşılmaktadır.

Hemen belirtilmelidir ki, murisin temlik tarihinde fiil ehliyetini haiz olduğu Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Dairesi 31.12.2021 tarihli raporuyla saptandığına göre ehliyetsizlik iddiası yönünden davanın reddedilmesinde bir isabetsizlik yoktur.

Davacının diğer temyiz itirazlarına gelince;

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 11.04.1990 gün ve 1990/1-152-1990/236 sayılı kararında da vurgulandığı üzere; davada dayanılan maddi olaylar bakımından birkaç hukuki nedenin bir arada gösterilmesinde ilke olarak usul ve yasaya aykırı bir yön yoktur.

Dava dilekçesi içeriğinden ve iddianın ileri sürülüş biçiminden, davada ehliyetsizlik hukuki sebebi yanında muris muvazaası, hile ve ... hukuki nedenine de dayanıldığı, kaldı ki Mahkemece 01.10.2019 tarihli ön inceleme duruşmasında dava konusu taşınmazın “davacıların murisi tarafından davalıya devrine ilişkin işlem sırasında murisin temyiz gücünün olup olmadığı, iradesinin aldatılmak suretiyle sakatlanıp sakatlanmadığı, edimler arasında açık fark olmak suretiyle yapılıp yapılmadığı ve bu nedenlerle iptal edilerek mirasçıların miras payları oranında adlarına tescili gerekip gerekmediği” şeklinde nitelendirildiği anlaşılmaktadır.

Bilindiği üzere; "hile (aldatma)", genel olarak bir kimseyi irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevk etmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak veya esasen var olan hatalı bir kanıyı koruma yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır.

Öte yandan, hile her türlü delille ispat edilebileceği gibi iptal hakkının kullanılması hiç bir şekle bağlı değildir. Aldatmanın öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde karşı tarafa yöneltilecek bir irade açıklaması, def'i yahut dava yoluyla da kullanılabilir.

Bunun yanında; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 28. maddesi ile aynen; "Bir sözleşmede karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlık varsa, bu oransızlık, zarar görenin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden yararlanılmak suretiyle gerçekleştirildiği takdirde, zarar gören, durumun özelliğine göre ya sözleşme ile bağlı olmadığını diğer tarafa bildirerek ediminin geri verilmesini ya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteyebilir." düzenlemesi mevcuttur.

Diğer taraftan; aşırı yararlanmadan (...den) söz edilebilmesi, objektif unsur olan edimler arasındaki aşırı oransızlık yanında, bir tarafın darda kalma, tecrübesizlik, düşüncesizlik (hafiflik) hallerinin bulunması, diğer yanın ise yararlanmak, sömürmek kastını taşıması biçiminde iki sübjektif unsurun dahi gerçekleşmesine bağlıdır. ... varlığı zarar görene (sömürülene), sözleşme tarihinden itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirerek iptal davası açıp iddiasını her türlü delille kanıtlama ve verdiğini geri isteme hakkı ya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteme hakkı verir.

Ne var ki; Mahkemece hile ve ... iddiası bakımından araştırma ve inceleme yapıldığını söyleyebilme olanağı yoktur.

Hâl böyle olunca, hile ve ... hukuki nedenleri yönünden yukarıdaki ilkeler doğrultusunda öncelikle davanın hak düşürücü süre içerisinde açılıp açılmadığının tespiti ile gerekli araştırma ve incelemenin yapılması, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yetinilerek yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması doğru değildir.

Kabule göre de; dava dışı mirasçılar ...ve ...’e (ölümü ile mirasçısı ... ...) karar başlığında asli müdahil olarak yer verilmiş ise de gerçek anlamda bir asli müdahaleden söz edilemeyeceği, terekeye iade istekli davada davaya muvafakat eden mirasçı sıfatına haiz olduklarının düşünülmemesi isabetsizdir.

Davacılar vekilinin değinilen yöne ilişkin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacılara iadesine, Dosyanın kararı veren İstanbul Anadolu 28. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine, 22.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2025/4817, K. 2026/3320, T. 22.04.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-1-hukuk-dairesi-2025-4817-e-2026-3320-k-f1ad2d296a61