Yargıtay · 1. Hukuk Dairesi
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2025/3563 E. 2026/3402 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 1. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/3563
- Karar No
- 2026/3402
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi EK KARAR TARİHİ : 27.03.2025 SAYISI : 2022/3663 E., 2025/321 K. İLK DERECE MAHKEMESİ:... 1. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2020/277 E., 2022/373 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz isteminin reddine ilişkin ek karar ile asıl karar birlikte incelendi, Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler okunup gereği düşünüldü:
-KARAR-
Dava, muris muvazaası hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde tazminat istemine ilişkindir.
Davacılar vekili; mirasbırakan ...'ın 05.11.1989 tarihinde vefat ettiğini, murise ait... ili,... ilçesi, ... Mahallesi (eski ... Mahallesi), Gökçeseki mevkiinde bulunan 2 92... parsel (eski 1440 parsel) sayılı taşınmazdaki 5000/112 00... .01.1983 tarihinde murisin oğlu ...'a satış suretiyle devredildiğini, ...'ın 10.07.2018 tarihinde vefat ederek davalı mirasçılarını bıraktığını, temlik tarihinde murisin ileri yaşta ve bakıma muhtaç olduğunu, davalılar murisi ...'ın murise bakma görüntüsü altında diğer mirasçılardan mal kaçırma amacıyla taşınmazı gerçekte bağış niteliğinde olmak üzere satış gibi göstererek devraldığını, satış bedelinin ödenmediğini ve işlemin muvazaalı olduğunu ileri sürerek dava konusu 5000/11200 payın tapu kaydının iptali ile miras payları oranında davacılar adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılar vekili; dava konusu temlikin gerçek satış işlemine dayandığını, murisin taşınmazı satın alırken üstlendiği borçların ödenebilmesi amacıyla devrin gerçekleştirildiğini, satış bedelinin ödendiğini, davalılar murisi ...'ın ekonomik gücünün bulunduğunu, murisin tüm malvarlığını devretmediğini ve muvazaanın kanıtlanamadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; tanık anlatımları, yerel bilirkişi beyanları ve dosya kapsamındaki deliller birlikte değerlendirildiğinde murisin ekonomik ihtiyacı nedeniyle dava konusu payı devrettiği, davalılar murisi ...'ın satış bedelini ödeyebilecek ekonomik güce sahip olduğu, satış bedelinin fiilen ödendiği, temlikin gerçek satış işlemine dayandığı ve davacılar tarafından muris muvazaası olgusunun kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; İlk Derece Mahkemesince taraflarca bildirilmeyen mahalli bilirkişilerin dinlenmesinin usule aykırı olduğu, karar gerekçesinde temlikin hem satış hem de bakım karşılığı yapıldığının kabul edilmesi suretiyle çelişkiye düşüldüğü, davalı tarafça satış bedelinin ödendiğinin somut delillerle kanıtlanamadığı, murisin satış yapmasını gerektirir zorunlu bir ihtiyacının bulunmadığı, tapuda gösterilen bedel ile gerçek değer arasında önemli farklılık bulunduğu ve tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde temlikin mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu gerekçesiyle davacıların istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın kabulü ile dava konusu taşınmazdaki 5000/11200 payın davalılar murisi ... adına olan tapu kaydının iptali ile davacılar adına miras payları oranında tesciline karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 362/1-a maddesi uyarınca kesin olduğu belirtilmiş, İlk Derece Mahkemesince kesinleşme şerhi düzenlenmiş, daha sonra davalılar vekilinin temyiz başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince verilen 27.03.2025 tarihli ek karar ile de kararın kesin nitelikte olduğu gerekçesiyle temyiz dilekçesinin reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; mirasbırakan ...'ın maliki olduğu... ili,... ilçesi, ... Mahallesi (eski ... Mahallesi), Gökçeseki Mevkii, 2 92... parsel (eski 1440 parsel) sayılı taşınmazdaki 5000/11200 payını 21.01.1983 tarihinde oğlu ...'a satış suretiyle devrettiği, murisin 05.11.1989 tarihinde, ...'ın ise 10.07.2018 tarihinde vefat ettiği anlaşılmaktadır.
Dosyada yer alan bilirkişi kurul raporuna göre dava tarihi itibarıyla çekişmeli payın değeri 937.922,00 TL olarak tespit edilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince davacıların her birinin miras payına isabet eden dava değerleri ve buna bağlı olarak karar tarihindeki kesinlik sınırının aşılıp aşılmadığı hususunda değerlendirme yapılarak kesinlik yönünden karar verilmiş ise de temyiz kesinlik sınırı dava tarihindeki değere göre hesaplanacağından Bölge Adliye Mahkemesince kararın kesin olduğundan bahisle temyiz isteminin reddine dair ek karar verilmesi isabetli değildir. Bu yönüyle Bölge Adliye Mahkemesince verilen ek kararın kaldırılması gerekmiştir. Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nispi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Muris muvazaasında 01.04.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu'nun 706., Türk Borçlar Kanunu'nun 237. ve Tapu Kanunu'nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle mirasbırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile mirasbırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Öte yandan; HMK’nın 190. maddesinde, "İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir." hükmüne, 4721 sayılı TMK’nın 6. maddesinde, "Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür." hükmüne yer verilmiştir.
Somut olaya gelince; murisin taşınmazdaki devredilen hissesinin devredilmeyen hisseye göre daha az olduğu, davanın niteliği gereği İlk Derece Mahkemesince resen mahalli bilirkişilerin dinlenmesinin isabetli olmadığı anlaşılmıştır. Her ne kadar İlk Derece Mahkemesi gerekçesinde dava konusu temlikin hem satış hem de bakım ilişkisi kapsamında gerçekleştirildiğinden söz edilmek suretiyle gerekçede çelişkiye düşülmüş ise de bu husus tek başına temlikin muvazaalı olduğunu göstermeye yeterli değildir.
Diğer taraftan; Bölge Adliye Mahkemesince, taraflarca bildirilmeyen mahalli bilirkişilerin dinlenilmesinin usule uygun olmadığı kabul edilmiş ise de hükme esas alınan tanık anlatımları, taraf beyanları ve dosya kapsamındaki diğer deliller birlikte değerlendirildiğinde murisin dava konusu taşınmazın tamamını değil, taşınmazdaki 5000/11200 oranındaki payını devrettiği, temlik tarihinde satış için ekonomik gerekçelerin bulunduğu, satış bedelinin ödendiğine ilişkin savunmaların tümüyle çürütülemediği, murisin diğer malvarlığı unsurlarının da bulunduğu ve mirasçılardan mal kaçırma amacının açık ve kuşkuya yer bırakmayacak şekilde ortaya konulamadığı görülmektedir. Başka bir ifadeyle, davacılar tarafından temlikin gerçekte bağış niteliğinde olduğu ve mirasçılardan mal kaçırma amacıyla gerçekleştirildiği olgusu Türk Medeni Kanunu'nun 6. maddesi ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 190. maddesi uyarınca ispatlanabilmiş değildir. Hâl böyle olunca; davacılar tarafından muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı davanın kanıtlanamadığı gözetilerek İlk Derece Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karara yönelik istinaf isteminin reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesi doğru değildir.
Davalılar vekilinin temyiz itirazları açıklanan nedenlerden ötürü yerindedir. Kabulü ile, Bölge Adliye Mahkemesinin 27.03.2025 tarihli EK KARARININ KALDIRILMASINA, Bölge Adliye Mahkemesinin 03.03.2025 tarihli kararının BOZULMASINA, Peşin alınan harcın istek hâlinde temyiz edenlere iadesine, Dosyanın kararı veren Adana Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesine gönderilmesine 27.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.