Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2023/1048 E. 2026/1740 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2023/1048
- Karar No
- 2026/1740
- Karar Tarihi
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2023/1048 KARAR NO : 2026/1740
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : AYDIN ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 04/04/2023 NUMARASI : 2022/852 Esas 2023/210 Karar DAVANIN KONUSU : Menfi Tespit (Alım Satım) BAM KARAR TARİHİ : 09/07/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 09/07/2026
Davalı vekili tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla; inceleme aşamasına geçildi. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili şirketin müteahhit şirket olmasından ötürü davalı ile taraflar arasında inşaat demiri alışverişi gerçekleştirildiğini, işbu bu alışveriş ile ilgili davalı tarafından müvekkiline yönelik 22.07.2022 tarihinde fatura keşide edilerek çeşitli boyut ve büyüklükteki demirler ile ilgili davalı tarafça faturalandırma yapıldığını, ancak işbu fatura dışında taraflar arasındaki anlaşma ile birlikte müvekkili aleyhine bono düzenlenerek davalı tarafa bonoların teslim edildiğini lehtarı davalı ... ..., keşidecisi müvekkili ....AŞ olan 31.10.2022 ödeme tarihli, 25.07.2022 düzenleme tarihli, 150.000.-TL bedelli bono ve yine lehtarı davalı ... ..., keşidecisi müvekkil... AŞ olan 30.11.2022 ödeme tarihli, 25.07.2022 düzenleme tarihli, 175.000.-TL bedelli bono olmak üzere toplam 325.000.-TL bono düzenlenerek davalıya teslim edildiğini, davalı tarafa teslim edilen toplam 325.000.-TL bedelli bonoların, davalı tarafın iddiası üzerine kaybolduğunu, davalı tarafça işbu bonoların kaybedilmesi nedeniyle de davalı tarafça Adana 3. Asliye Ticaret Mahkemesi 2022/587 Esas numaralı davası ile davalı taraf lehine düzenlenen kıymetli evrak niteliği taşıyan bonoların iptalinin talep edildiğini, davalı tarafça açılmış olan işbu davanın duruşma tarihi 22.11.2022 olması nedeniyle ve Adana 3. Asliye Ticaret Mahkemesi 2022/587 Esas numaralı davası kapsamında ödeme Yasağı konulmasına rağmen halihazırda herhangi bir mahkeme kararı ile iptal edilmiş herhangi bir bono bulunmadığını, bu nedenle bonoyu ele geçirme ihtimali bulunan şahıs/şahıslar veya şirketler bulunduğunu, bononun arka kısmını müvekkilinin tanımadığı şahıs veya şirketler tarafından cirolanması halinde müvekkilinin hem bonolar yönünden hem de davalı tarafın müvekkil aleyhine düzenlemiş ve tebliğ etmiş olduğu faturalar yüzünden mükerrir şekilde borçlu konumuna düşeceğini belirterek öncelikle ... .., keşidecisi müvekkil ... AŞ. Olan 31.10.2022 ödeme tarihli, 25.07.2022 düzenleme tarihli, 150.000.-TL bedelli bono ve yine lehtarı davalı ... ..., keşidecisi müvekkil ....AŞ olan 30.11.2022 ödeme tarihli, 25.07.2022 düzenleme tarihli, 175.000.-TL bedelli bono olmak üzere toplam 325.000.-TL sadece ve sadece işbu bonolardan dolayı müvekkilinin, davalı tarafa veya davalı tarafın işbu bonoları kaybetmesi nedeniyle davaya daha sonraki süreçte dahil edilmesi muhtemel olan şahıs/şahıslar veya şirketlere borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacı tarafından müvekkili arasındaki ticari ilişkiye istinaden 175.000 TL ve 150.000 TL bedelli keşidecisi davacı ... A.Ş olan ve lehtarı davalı ... olan 2 adet senet verildiğini. bu senetlerin müvekkili tarafından teslim alındıktan sonra kaybedildiğini, bir mağduriyetin oluşmaması adına da senetler ile ilgili Adana 3. Asliye Ticaret Mahkemesi 2022/587 Esas sayılı dosyasında senetlerin kaybedilmesi sebebiyle senet iptali davası açıldığını ve ödeme yasağı konulduğunu, bu süreçte davacı her ne kadar menfi tespit davası açmış ise de müvekkiline bir ödeme yapmadığını, ilgili senetlerin kaybolmuş olması davacının müvekkiline olan borcunun varlığını etkilemediğini borcun halen baki olduğunu, kaybolan senetlerin kötü niyetli kişilerin eline geçtiğini ve müvekkilinin kaşesi ve imzası taklit edilerek cirolandığını ve takibe konulduğunu, senedin arkasındaki imzanın müvekkiline ait olmadığını, bu sebeple savcılığa suç duyurusunda bulunduklarını belirterek davacının müvekkili aleyhine menfi tespit davası açmasında hukuki yarar olmadığını, davacının borcu kabul ettiğini, ödeme de yapmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. MAHKEMECE: "...,Dava; Menfi Tespit Davasıdır. Davacı davası ile; davalı ile aralarındaki ticari ilişki nedeniyle davalıya bono keşide edilerek verilmiş olduğunu ancak bu bonoların davalı elinde iken kaybolmuş olması nedeniyle Adana 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2022/587 E sayılı dosyasında Zayi Nedeniyle İptal davası açılmış olduğunu, davanın halen derdest olduğunu ve bu dosya kapsamında ödemeden men kararı verilmiş olmasına rağmen üçüncü kişilerin eline geçmesi halinde bonodan kaynaklı olarak aleyhlerinde mükerrer borç oluşabileceğini bu nedenle öncelikle ihtiyati tedbir mahiyetinde ödemeden men kararı verilmesini ve dava konusu senetlerden borçlu olmadıklarının tespitine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkememizce davacı tarafın ödemeden men talebinin reddine karar verilmiştir. Adana 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2022/587 E sayılı dosyası UYAP üzerinden istenerek incelenmiştir. Söz konusu iptal davası kapsamında 16.08.2022 tarihli tensip ara kararı ile birlikte ödemeden men kararı verilmiş olmasına rağmen senet alacaklısı olan davamız davalısı tarafından başlangıçta teminat yatırılmamış olmasından dolayı ödemeden men kararının icra edilememiş olduğu sonrasında teminatın yatırılması üzerine 14.11.2022 tarihinde ödemeden men kararının icrası için bankaya müzekkere yazılmış olduğu ancak bu süreç içerisinde senedin üçüncü kişilere ödemesinin yapılmış olduğunun bildirildiği görülmüştür. Davacı vekili Mahkememize vermiş olduğu dilekçe ile senetlerin protesto çekilmiş olması nedeniyle taraflarınca ödenmesinin yapıldığını, bu itibarla borçtan kurtulmuş olduklarını ve davanın kabulü ile davalıya borçlu olmadıklarının tespitini talep etmiştir. Davacının talebi esasen davalıya borçlu olmamasına dayanmamaktadır. Ancak, kıymetli evrak niteliğindeki bononun tedavül görmüş olması nedeniyle senedi elinde bulundurana usulüne uygun şekilde ödeme yapmış olmaları nedeniyle borçtan kurtulmayı talep etmektedir. Zayi nedeniyle iptal davalarında senedin ortaya çıkması halinde davacının senedi elinde bulundurana karşı senedin istirdadı davası açması gerekmektedir. Davanın açılması halinde iptal davasının konusu kalmamış olacağından karar verilmesine yer olmadığı yönünde, istirdat davasının açılmaması halinde ise iptal davasının reddine karar vermek gerekmektedir. Mahkememizce dava konusu senetlerin ortaya çıkmış olduğu dolayısıyla zayi durumunun devam etmediği anlaşılmakla istirdat davası açılıp açılmadığı üzerinde durulmuş, Adana 3. Ticaret Mahkemesi'nden istirdat davası açılıp açılmadığı sorulmuş ve dava açılmamış olduğu bildirilmiştir. Bu kez davalı tarafa istirdat davası açıp açmayacağı konusunda beyanda bulunmak üzere süre verilmiş ancak davalı taraf dava açmadığı gibi beyanda da bulunmamıştır. Kambiyo senetleri mücerret kıymetli evrak niteliğine sahip olduklarından bu senetlerde yer alan hak, temel borç ilişkisinden bağımsızdır. Ancak kambiyo taahhüdünde bulunmanın temelinde -şart olmamakla birlikte- genellikle satım, bağışlama, kira, taşıma gibi bir borçlandırıcı işlem vardır. Böyle bir borçlandırıcı işlem yoksa senedin hatır için verildiği varsayılır. Temel borç ilişkisinin taraflarından birinin bir kambiyo senedi düzenleyip lehtara vermesiyle kambiyo ilişkisi diye adlandırılan ve temel borç ilişkisinden bağımsız olan ikinci bir borç ilişkisi doğar. Zira bir borç ilişkisi için kambiyo taahhüdünde bulunulması tarafların açık yenileme iradeleri olmadıkça borcun yenilenmesi sonucunu doğurmaz; kambiyo senedinin ifa yerine değil ifa uğruna verilmiş olduğu kabul edilir. Dolayısıyla bir borç hakkında kambiyo senedi düzenlendiği takdirde, taraflar arasında biri temel borç ilişkisi, diğeri kambiyo ilişkisi olmak üzere iki çeşit ilişki bulunur. Aynı durum, kambiyo senedinin tedavülü hâlinde de karşımıza çıkar. Bir kambiyo senedi ciro edildiği zaman ciranta ile ciro edilen kişi arasında kural olarak bir temel ilişki (asıl borç ilişkisi) bulunmaktadır. Ayrıca, bu iki kişi arasında kambiyo hukukundan doğan bir kambiyo ilişkisi de mevcuttur. Bu sebeple taraflar arasındaki temel borç ilişkisindeki bozukluklar kambiyo ilişkisini etkilemez. Temel borç ilişkisinden doğan def’îler, temel borç ilişkisi ile kambiyo ilişkisinin taraflarının aynı olması ve bile bile borçlu zararına hareket edilmesi hâlleri dışında, kambiyo ilişkisinde ileri sürülemez. Zira temel borç ilişkisi kendi hukukuna, kambiyo ilişkisi de kendi hukukuna tabidir. Borçlu, kambiyo senedi nedeniyle alacaklıya karşı, genel olarak, ya kambiyo taahhüdünün hükümsüz olduğunu ya da temel borç ilişkisinden dolayı herhangi bir nedenle sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek menfi tespit talebinde bulunabilir. Başka bir deyişle borçlunun kambiyo senedi borcundan dolayı sorumlu olmaması, doğrudan doğruya kambiyo senetleri hukukundan doğan nedenlerden kaynaklanabileceği gibi, temel borç ilişkisine yönelik nedenlere de dayanabilir. Bununla birlikte borçlunun takas def’îni kullanması hâlinde ise, ne temel borç ilişkisine, ne de kambiyo senedi borcuna dayanılmakta, borçlu, kambiyo senedinden doğan borcu ile hamildeki alacağını takas etmektedir. Borçlunun, kambiyo taahhüdünün hükümsüz olduğunu ileri sürerek açtığı menfi tespit davası esasında maddi hukuk anlamında bir itiraz sebebine dayanılarak açılmaktadır. Bu kapsamda hükümsüzlük nedenine dayalı menfi tespit davalarında, uyuşmazlık temel ilişkiden değil, doğrudan doğruya kambiyo senetleri hukukundan kaynaklanmaktadır. Bu davalarda, kural olarak, davacının iddiası çoğu kez tüm senet ilgililerine karşı öne sürülebilen mutlak def’îlere dayanmaktadır. Örneğin; kambiyo senedinin zorunlu şekil şartları içermemesi, kambiyo alacağının zamanaşımına uğraması, vadeyi beklemeden istemde bulunulması, ciro zincirindeki kopukluk, başvuru hakkının yitirilmiş olması, senette yazılı kısmi ödeme açıklaması, sorumsuzluk kayıtları ya da bir kambiyo taahhüdünün senet yapma iradesindeki bozukluk nedeniyle sahibini bağlamayacağı yönündeki iddialar hükümsüzlük nedenine dayalı menfi tespit talebine konu oluşturur. Borçlunun, temel borç ilişkisinden dolayı herhangi bir nedenle sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek açtığı menfi tespit davası, öğreti ve uygulamada bedelsizliğe dayalı menfi tespit davası olarak adlandırılmaktadır. Bedelsizlik ise, bir kambiyo senedinin ihdasına neden olan temel alacağın herhangi bir nedenle mevcut olmamasıdır (İnan, Nurkut: Türk Hukukunda Hatır Senetleri ve Özellikle Hatır Bonoları, Ankara, 1969, s.16). Başka bir deyişle bir kambiyo taahhüdünün temel alacağı geçersizse ya da sona ermişse, o kambiyo taahhüdü bedelsiz demektir. Bu anlamda senedin bedelsiz sayılmasında esas alınan husus, temel borç ilişkisinin kendisi değil, bu temel borç ilişkisinden doğan temel alacaktır. Bu itibarla bedelsizliğe dayalı menfi tespit davası ile maddi hukuk bakımından borcun mevcut olup olmadığının tespiti amaçlanmakta; borçlu olmadığını iddia eden borçluya, genel hükümlere göre bu durumu tespit imkânı verilmektedir. Dava neticesinde borçlu olunmadığının tespiti hâlinde ise davacı (borçlu) hakkında bir icra takibi başlatılması engellenmiş olacak veya başlatılan ve devam eden icra takibi iptal edilerek, davacının mevcut olmayan bir borcu ödemesi engellenmiş olacaktır. Bedelsizlik iddiası, TTK’nın 687. maddesi anlamında bir kişisel def’îdir. Bedelsizlik bir kişisel def’î olduğundan düzenleyen tarafından kural olarak ancak senet lehtarına karşı ileri sürülebilir. Ayrıca düzenleyen, senet lehtarına karşı senedin bedelsizliğini ispat ettikten sonra, hamilin senedi bilerek kendi zararına devraldığını kanıtlamak şartıyla hamile karşı da bedelsizlik def’îni ileri sürebilir. Bedelsizliğe dayalı menfi tespit davasının yasal dayanağı 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 77 vd. maddelerinde düzenlenen sebepsiz zenginleşmedir. Zira kambiyo senetlerinde geçerli olan mücerretlik (soyutluk) ilkesi gereğince, temel alacağın mevcut olmaması veya geçersiz olması, kambiyo senedinin hükümsüzlüğü sonucunu doğurmamakta; buna karşılık temel ilişkideki sakatlık, kambiyo borçlusuna, borçlu olmadığının tespitiyle birlikte, alacaklıya karşı sebepsiz zenginleşme def’îni dermeyan etme hakkını vermektedir." Eldeki dava yönünden değerlendirme yapıldığında; davacı ile davalı arasında temel borç ilişkisi bulunmakla birlikte davacı davalıya olan borcunu inkar etmemektedir. Davacı dava konusu senetlerin zayi olduğunu bildiği halde üçüncü kişiye ödeme yapmıştır. Her ne kadar davacı taraf protesto zorlaması ile ödeme yaptıklarını beyan etmiş ise de Mahkememizce ihtiyati tedbir talebinin reddine ilişkin verilen karar ile de belirtildiği üzere davacı keşideci/borçlunun böyle bir durumda yapması gereken tevdi mahalli tayini olmalıdır. Bu durumda davalının kötüniyeti ispatı halinde davacının davalıya borçlu olduğunun kabulü gerekecektir. Ancak dava konusu borcun kambiyo senedine bağlanmış olması ve senedin tedavül görmüş olması kambiyo senetlerinin sebepten mücerretliği kuralı da göz önünde bulundurulduğunda davalı alacaklının keyfi olarak açmakla yükümlü olduğu istirdat davasını açmayarak davacı borçluyu borç tehdidi altında tutması da hakkaniyete uygun görülmemiştir. Bu nedenle davalı tarafa bu yönde süreler verilmiş olmasına rağmen bu yönde hiçbir talepte bulunmamış, beyanda dahi bulunmamıştır. Açıklanan tüm bu nedenlerle davanı kabulü gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.," gerekçesi ile; "1-Davanın KABULÜ İLE; Lehtarı ... (....) , keşidecisi ... A.Ş olan 31/10/2022 ödeme tarihli 25/07/2022 düzenleme tarihli 150.000,00 TL bedelli bono ile Lehtarı ... (...) , keşidecisi .... A.Ş olan 30/11/2022 ödeme tarihli 25/07/2022 düzenleme tarihli 175.000,00 TL bedelli bonodan davacının borçlu olmadığının tespitine,"şeklinde karar verilmiştir. Mahkeme kararına karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF BAŞVURU SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Yerel mahkeme kararının yeterli inceleme yapılmaksızın verilmiş yasalara aykırı bir karar olduğunu, davacı tarafından müvekkiline aradaki ticari ilişkiye istinaden 175.000 TL ve 150.000 TL bedelli keşidecisi davacı .... A.Ş. olan ve lehtarı davalı müvekkili ... olan 2 adet senet verildiğini, işbu senetlerin kaybolduğunu, bir mağduriyetin oluşmaması adına da senetler ile ilgili Adana 3. Asliye Ticaret Mahkemesi 2022/587 Esas sayılı dosyasında senetlerin kaybedilmesi sebebiyle iptali davası açıldığını ve ödeme yasağı konulduğunu, bu süreçte davacı her ne kadar menfi tespit davası açmış ise de dilekçesinden de anlaşıldığı üzere müvekkiline bir ödeme yapmadığını, ilgili senetlerin kaybolmuş olmasının davacının müvekkiline olan borcunun varlığını etkilemediğini, davacının müvekkiline olan borcunun halen baki olduğunu, kaybolan senetlerin kötü niyetli kişilerin eline geçtiğini ve müvekkilinin kaşesi ve imzası taklit edilerek cirolandığını ve takibe koyulduğunu, senedin arkasında imzanın müvekkiline ait olmadığını, bu sebeple savcılığa suç duyurusunda bulunulduğunu, dosyanın beklenmemesinin hatalı olduğunu, zira imza incelemesinde müvekkilinin imzasının taklit edildiğinin anlaşılacağını, senetlerin kötü niyetli kişilerce cirolandığını ve protesto çekildiğini ve kötü niyetli kişilere ödeme yapıldığını, bu süre de yerel mahkemeden çek istirdadı için dava açmak adına süre talep edilmiş ise de yerel mahkemenin kesin süre vermeksizin taleplerini reddettiğini yerel mahkemece istirdat davası açılması için talep edilen sürenin verilmemesinin hatalı olduğunu belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesini istinaf başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava, kambiyo senedine dayalı icra takibinden önce açılan menfi tespit istemine ilişkindir. İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır. TMK'nın 6. maddesinde ''Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.'' denmektedir. İspat yükü başlıklı HMK'nın 190. maddesi " (1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. (2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir. " şeklinde düzenlenmiştir. " Medeni usul hukukunda hukukî yarar, mahkemede bir davanın açılabilmesi için, davacının bu davayı açmakta ve mahkemeden hukuksal korunma istemekte bir çıkarının bulunması gerektiğine ilişkin ilke anlamına gelir. Davacının davayı açtığı tarih itibariyle dava açmakta hukuk kuralları tarafından haklı bulunan (korunan) bir yararı olmalı, hakkını elde edebilmesi için mahkeme kararına ihtiyacı bulunmalıdır. HMK’nın sözü edilen maddesinin gerekçesinde de "...Maddenin birinci fıkrasının (h) bendinde ise davacının dava açmakta hukukî yararının bulunmasının bir dava şartı olduğu hususu açıkça vurgulanmıştır. Burada sözü edilen hukukî yarardan maksat, davacının sübjektif hakkına hukukî korunma sağlanması hususunda mahkemeye başvurmasında hâli hazırda hukuken korunmaya değer bir yararının bulunmasıdır. Bir başka ifadeyle, davacı hakkına kavuşmak için, hâli hazırda mahkeme kararına muhtaç bir konumda değilse onun hukukî yararının bulunduğundan söz etmek mümkün değildir..." yönünde açıklamalar yer verilmiştir. Öte yandan bu yararın "hukuki ve meşru", "doğrudan ve kişisel", "doğmuş ve güncel" olması da gerekir (Hanağası, Emel: Davada Menfaat, Ankara 2009, s. 135). Hukukî yarar, dava şartlarından olup HMK'nın 114. maddesine göre, davacının dava açmakta hukuken korunmaya değer bir yararının bulunması gerekir. Bu şart, dava konusuna ilişkin genel dava şartlarından biri olup, davanın esası hakkında inceleme yapılabilmesi ve esas hakkında hüküm verilebilmesi için varlığı gerekli olduğundan, olumlu dava şartları arasında sayılmaktadır. Bu nedenle menfaate, davanın dinlenebilmesi (mesmu olması, kabule şayan olması) şartı da denilmektedir (Hanağası, s. 19-21).Bir davada, menfaat (hukukî yarar) ilkesinin dava şartı olarak gözetilmesinin, yargılamanın amacına ve usul ekonomisi ilkesine uygun olacağı her türlü duraksamadan uzaktır. Bu ilkeden hareketle bir davada hukukî menfaatin bulunup bulunmadığı mahkemece, tarafların dava dosyasına sunduğu deliller, olay veya olgular çerçevesinde yargılamanın her aşamasında ve kendiliğinden gözetilmelidir. Böylelikle kişilerin haksız davalar açmak suretiyle dava hakkını kötüye kullanmasına karşı bir güvence de sağlanmış olmaktadır (Pekcanıtez, s.946-949). Nitekim aynı görüş Hukuk Genel Kurulunun 24.11.1982 tarihli ve 1982/7-1874 E., 1982/914 K., 05.06.1996 tarihli ve 1996/18-337 E., 1996/542 K., 10.11.1999 tarihli ve 1999/1-937 E., 1999/946 K., 25.05.2011 tarihli ve 2011/11-186 E., 2011/352 K. ve 01.02.2012 tarihli 2011/10-642 E., 38 K. sayılı kararları ve yukarıda emsal olarak gösterilen diğer kararlarda da benimsenmiştir.." (Bknz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 24.03.2022 tarih ve 2019/11-220 Esas 2022/376 Karar sayılı emsal ilamı) Somut olayda davacı tarafça davalı tarafa teslim edilen bonoların, davalı tarafın iddiası üzerine kaybolduğu, bonoların kaybedilmesi nedeniyle de davalı tarafça Adana 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2022/587 esas sayılı davası ile davalı taraf lehine düzenlenen bonoların iptalinin talep edildiği, ödeme yasağı konulmasına rağmen halihazırda herhangi bir mahkeme kararı ile iptal edilmiş herhangi bir bono bulunmadığı, bu nedenle bonoyu ele geçirme ihtimali bulunan kişiler bulunduğu, bononun arka kısmını müvekkilinin tanımadığı kişiler tarafından cirolanması halinde müvekkilinin hem bonolar yönünden hem de davalı tarafın müvekkil aleyhine düzenlemiş ve tebliğ etmiş olduğu faturalar yüzünden mükerrir şekilde borçlu konumuna düşeceğini belirterek bonolar nedeniyle borçlu olmadığının tespiti talebiyle dava açılmıştır. Davalı taraf, davacının verdiği senetlerin teslim alındıktan sonra kaybedildiğini, senet iptali davası açıldığını ve ödeme yasağı konulduğunu, senedin arkasındaki imzanın kendilerine ait olmadığını, bu sebeple savcılığa suç duyurusunda bulunduklarını, davacının menfi tespit davası açmasında hukuki yarar olmadığını, davacının borcu kabul ettiğini, ödeme de yapmadığını belirterek davanın reddi gerektiğini savunmuştur. Hukuki yarar dava şartlarından olup, davacının mahkemeye menfi tespit davası açarak başvurmasında dava tarihi itibariyle hukuken korunmaya değer bir yararının bulunup bulunmadığı tartışılarak ulaşılacak sonuca göre karar verilmesi yerine yazılı şekilde eksik inceleme ile karar verilmesi isabetli olmamıştır. Bu nedenlerle, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile, HMK'nın 355, 353/1-a-4-6 maddeleri gereğince mahkeme kararının kaldırılmasına, dosyanın mahkemesine iadesine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun esasa ilişkin sebepler incelenmeksizin KABULÜNE, 2-Aydın Asliye Ticaret Mahkemesinin 04/04/2023 tarih, 2022/852 Esas ve 2023/210 Karar sayılı hükmünün 6100 sayılı HMK’nın 355, 353/(1)-a-4-6. maddeleri gereğince KALDIRILMASINA, 3-Dosyanın HMK 353/(1)-a maddesi gereğince Dairemiz kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE, 4-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından, davalı yararına istinaf vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 5-İstinaf yoluna başvuran davalıdan alınan istinaf maktu karar harcının istek halinde İADESİNE, 6-İstinaf yoluna başvuran davalıdan alınan istinaf kanun yoluna başvurma harcının yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 7-İstinaf yargılama giderlerinin esas kararla birlikte ilk derece mahkemesince değerlendirilmesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde HMK 353/1-a maddesi gereğince oybirliğiyle kesin olarak karar verildi. 09/07/2026