Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2023/1037 E. 2026/1736 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2023/1037
Karar No
2026/1736
Karar Tarihi

T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2023/1037 KARAR NO : 2026/1736

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 05/04/2023 NUMARASI : 2020/578 Esas 2023/305 Karar DAVANIN KONUSU : İstirdat (Ticari Satımdan Kaynaklanan) BAM KARAR TARİHİ : 09/07/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 09/07/2026

Davacı vekili tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla; inceleme aşamasına geçildi. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı şirket aleyhine davalı şirketin cari hesap alacağı açıklaması ile 135.600,00 TL alacak üzerinden İzmir 7. İcra Müdürlüğünün 2019/15355 esas sayılı dosyası ile icra takibi yaptığını, icra takibindeki ödeme emrinin davacıya usulsüzce tebliğ edildiğini, yapılan şikayete rağmen İzmir 13. İcra Hukuk Mahkemesi'nin şikayeti reddettiğini ve dosyanın istinaf aşamasında olduğunu, davacı şirket yetkilisinin 19/02/2020 tarihi itibariyle 187.563,22 TL üzerinden taahhütte bulunmak zorunda bırakıldığını, akabinde 6.059,98 TL nin araçlardaki yakalamanın kaldırılması için haricen tahsil harcı ödendiği, 70.000,00 TL'lik ödeme çek yoluyla, 5.000,00 TL'lik ödeme haciz esnasında nakden kalan ödemelerin ise davalı şirket vekili Av. ...'e ait ... Bank A.Ş. TR.... hesaba 02.03.2020 tarihinde 27.500,00 TL, 11.05.2020 tarihinde 5.000,00 TL, 10.07.2020 tarihinde 27.000,00 TL, 30.07.2020 tarihinde 13.500,00 TL, 07.08.2020 tarihinde 13.500,00 TL, 17.08.2020 tarihinde ise 12.695,13 TL gönderildiğini, davacının bu şekilde 174.195,13 TL'yi davalı şirkete, 6.059,98 TL'yi ise haricen tahsil harcı olarak icra dairesine ödediğini beyan ederek davacının İzmir 7. İcra Müdürlüğü 2019/15355 E. Sayılı dosya kapsamında davalı şirkete borçlu olmadığının tespiti ile davalının taahhütname nedeniyle icra tehdidi altında yapılan 174.195,13 TL’lik ödemenin son ödeme tarihi olan 17.08.2020 tarihinden itibaren işleyecek reeskont avans faizi ile birlikte davalı şirketten tahsiline/istirdatına; davalı şirketin kötüniyeti hasebiyle ve cebir altında bir ödeme yapıldığından müvekkilin uğramış olduğu zararın ödenen bedelin %20'sinden aşağı olmamak üzere davalı şirketten tazminine, fazlaya ilişkin haklarımızın saklı tutulmasına, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceği dava dilekçesinde açıkça yer almadığından, davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerektiği, davacının hiçbir hakkı olmadığı halde davalı aleyhine dava ikame ettiğinden davacının, davalı şirketin ödeme zorunda kaldığı vekalet ücretinden sorumlu olduğunu açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. MAHKEMECE: "...,Dava; cari hesap alacağına dayalı olarak başlatılan icra takibi nedeniyle borçlu olunmadığının tespiti ve istirdat istemine ilişkindir. Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; davalı tarafından davacı aleyhine cari hesap alacağının tahsili talebi ile İzmir 7. İcra Müdürlüğü'nün 2019/15355 Esas sayılı icra takibinin başlatıldığı, ödeme emrinin davacı borçluya 02.12.2019 tarihinde usulüne uygun olarak tebliğ edildiği, davacı borçlunun ödeme emrine itiraz etmemesi üzerine icra takibinin kesinleştiği, davacı tarafından ödeme emri tebligatının usulsüzlüğüne ilişkin şikayette bulunulmuş ise de İzmir 13. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 13.02.2020 tarihli, 2019/205 Esas 2020/85 Karar sayılı kararı ile ödeme emri tebligatının geçerli olduğu gerekçesiyle şikayetin reddine karar verildiği, kararın Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 2021/3963 Esas 2021/8900 Karar sayılı ilamı ile kesinleştiği, 16.12.2019 tarihinde, 19.02.2020 tarihinde ve 25.06.2020 tarihinde davacı borçlu işyerinde kesin haciz yapıldığı, davacı borçlu tarafından 19.02.2020 tarihinde icra müdürlüğüne başvurarak alacaklı vekilinin de hazır bulunduğu sırada borcu kabul ve ödeme taahhüdüne ilişkin beyanda bulunulduğu, beyanın icra dosyasında tutanağa geçirilmek suretiyle alacaklı vekili, borçlu şirket yetkilisi ve icra müdür yardımcısı tarafından ayrı ayrı imzalandığı, davacının borcu kabul ve ödeme taahhüdünün icra takibinin kesinleşme tarihinden sonra olduğu, yine kabul beyanının ödeme emri tebligatının usulsüzlüğüne ilişkin şikayetin reddine dair kararın karar tarihinden sonra olduğu, kabul beyanından önceki tarihte ve aynı gün davacı borçlu işyerinde iki kez kesin haciz işlemi yapıldığı, borcu kabul ve ödeme taahhüdünün takip kesinleştikten sonra verilen bir beyan olduğu, ihtiyati haciz sırasında verilmiş bir beyan olmadığı, icra tehdidi altında verildiğinin kabulünün mümkün olmadığı, kesinleşen icra takip dosyasında borcu kabul edip ödeme taahhüdünde bulunan davacının daha sonra borçlu olmadığı iddiasıyla menfi tespit ve istirdat davası açamayacağı kanaatine varılarak davanın reddine karar vermek gerekmiş, davacı tarafın kötüniyeti ispatlanamadığından davalı tarafın kötüniyet tazminatı talebinin reddi ile aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. (Emsal Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesi'nin 05/10/2015 tarih ve 2015/7706 Esas 2015/12022 Karar, 22/06/2015 tarih ve 2014/20676 Esas 2015/9165 Karar sayılı ilamları) (Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi'nin 15/09/2022 tarihli, Dosya No : 2020/1354 Karar No : 2022/1043 sayılı ilamı)," gerekçesi ile; "1-Davanın REDDİNE, 2-Davacı tarafın kötüniyetli olduğu ispatlanamadığından davalı tarafın kötü niyet tazminat talebinin reddine,"şeklinde karar verilmiştir. Mahkeme kararına karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF BAŞVURU SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilİ şirket aleyhine davalı şirketin, "cari hesap alacağı" açıklaması ile "135.600,00 TL" olduğu belirtilen alacağa ilişkin İzmir 7. İcra Müdürlüğü 2019/15355 E. sayılı dosya ile icra takibi yaptığını, davalı şirketin, bu kapsamda 19.02.2020 tarihinde müvekkili şirket yetkilisinden taahhüt aldığını, müvekkilinin, ticari hayatta devamlılığı, banka hesaplarına haciz uygulanmaması, araçlarının yakalanmaması ve ticari itibarı adına işbu taahhüdü vermek zorunda kaldığını, müvekkili şirket yetkilisinin, 19.02.2020 tarihi itibariyle 187.563,22 TL üzerinden taahhütte bulunmak zorunda bırakıldığını, akabinde 6.059,98 TL araçlardaki yakalamanın kaldırılması adına haricen tahsil harcı ödenmiş; devamında da; 70.000,00 TL'lik ödeme çek yoluyla, 5.000,00 TL'lik ödeme haciz esnasında nakden, kalan ödemelerin ise davalı şirket vekili Av. ...'e ait .... Bank A.Ş. TR.. .." hesabına 02.03.2020 tarihinde 27.500,00 TL, 11.05.2020 tarihinde 5.000,00 TL, 10.07.2020 tarihinde 27.000,00 TL, 30.07.2020 tarihinde 13.500,00 TL, 07.08.2020 tarihinde 13.500,00 TL, 17.08.2020 tarihinde ise 12.695,13 TL gönderildiğini, müvekkilinin, bu şekilde 174.195,13 TL'yi davalı şirkete; 6.059,98 TL'yi ise haricen tahsil harcı olarak icra dairesine ödediğini, işbu takip kapsamında toplam 180.255,11 TL ödeme yaptığını, ancak müvekkilinin, borçlu olmadığı bir tutarı ödediğini, söz konusu tutarın da İİK m.72 gereği istirdatının talep edildiğini, yerel mahkemece "...borçlu işyerinde iki kez kesin haciz işlemi yapıldığı, borcu kabul ve ödeme taahhüdünün takip kesinleştikten sonra verilen bir beyan olduğu, ihtiyati haciz sırasında verilmiş bir beyan olmadığı, icra tehdidi altında verildiğinin kabulünün mümkün olmadığı, kesinleşen icra takip dosyasında borcu kabul edip ödeme taahhüdünde bulunan davacının daha sonra borçlu olmadığı iddiasıyla menfi tespit ve istirdat davası açamayacağı kanaatine varılarak davanın reddine..." karar verildiğini, taahhüdün icra tehdidi altında verildiğinin çok açık olduğunu, 19.02.2020 tarihinde davacı borçlu müvekkilin işyerinde haciz işleminin yapıldığı ve davacı borçlu müvekkili tarafından 19.02.2020 tarihinde (aynı gün içerisinde) icra müdürlüğüne başvurarak borcu kabul ve ödeme taahhüdüne ilişkin beyanda bulunulduğunu sabit olduğunu, müvekkilinin, belirtilenin aksine davalı şirkete karşı alacaklı konumda olduğunu, müvekkilinin davalı şirketin açmış olduğu takipte belirttiğinin aksine herhangi bir cari hesap kaynaklı borcunun bulunmadığını, davalı şirketin, tebliğ hususundaki usulsüzlükten faydalanarak işbu dosyada taahhüt aldığını, tahsilat yaptığını ve işbu tahsilatın iadesi/istirdatını talep etmelerine neden olmuşsa da yerel mahkeme tarafından müvekkilinin taahhüdünün icra tehdidi altında verildiğinin kabulünün mümkün olmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verildiğini, kararın usule ve yasaya aykırı olduğunu belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesini istinaf başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava, icra tehdidi altında ödendiği iddia olunan bedelin istirdatı istemine ilişkindir. İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır. TMK'nın 6. maddesinde ''Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.'' denmektedir. İspat yükü başlıklı HMK'nın 190. maddesi " (1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. (2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir. " şeklinde düzenlenmiştir. İİK'nın 72/7. maddesi "Takibe itiraz etmemiş veya itirazının kaldırılmış olması yönünden borçlu olmadığı bir parayı tamamen ödemek mecburiyetinde kalan şahıs, ödediği tarihten itibaren bir sene içinde, umumi hükümler dairesinde mahkemeye başvurarak paranın geriye alınmasını isteyebilir." şeklindedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2014/19-870 esas, 2016/966 karar sayılı emsal ilamında; "Bilindiği üzere, ihtiyati haciz 2004 sayılı İcra İflas Kanununun (İİK) 257 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olup, alacaklının devam etmekte olan ya da açılacak olan dava veya icra takibi sonucunda, bir para alacağının zamanında ödenmesini güvence altına almak için mahkeme kararı ile borçlunun mallarına (önceden) geçici olarak el konulmasıdır. 2004 sayılı İİK'daki düzenleme uyarınca; rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısı, borçlunun yedinde veya üçüncü şahısta olan taşınır ve taşınmaz mallarını ve alacaklarıyla diğer haklarını ihtiyaten haczettirebilir. Vadesi gelmemiş borçtan dolayı da borçlunun muayyen yerleşim yeri yoksa ya da taahhütlerinden kurtulmak maksadıyla mallarını gizlemeye, kaçırmaya veya kendisi kaçmaya hazırlanır yahut kaçar ya da bu maksatla alacaklının haklarını ihlal eden hileli işlemlerde bulunursa, yine alacaklı taraf ihtiyati haciz isteminde bulunabilir. İhtiyati haciz, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 406/2 maddesinde geçici hukuki koruma olarak düzenlenmiş olup, alacaklıya henüz kesin haciz isteme yetkisinin gelmediği bir dönemde para alacağının zamanında ödenmesi güvencesini sağlamaktadır. Diğer bir deyişle, alacaklı davasında veya icra takibinde haklı çıkarsa (ihtiyati haciz kesin hacze dönüşürse), üzerine ihtiyati haciz konulan mal icra dairesi tarafından satılır ve bedeli ile alacaklının alacağı ödenir. İhtiyati hacizde, borçlunun mallarına önceden geçici olarak el konulduğundan ihtiyati haczin kesin bir etkisi yoktur yani ihtiyati haciz (icrai) kesin hacze çevrilip takip kesinleşmeden, alacaklı ihtiyaten haczedilen malların satılmasını talep edemez. Dava veya takipten önce konulmuş bulunan ihtiyati haczin kesinleşmesi için ise alacaklının yedi gün içinde borçluya karşı takip talebinde bulunması ya da bir alacak davası açması zorunludur.Yeri gelmişken belirtmek gerekir ki, bir kambiyo senedine dayanarak ihtiyati haciz kararı alınması halinde alacaklı yedi gün içinde kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takip yapabilir. Bu durumda, borçluya gönderilen ödeme emrine beş gün içinde itiraz edilmemesi durumunda yapılan icra takibi kesinleşir. İhtiyati haciz ise on günlük ödeme süresinin (İİK. 168/2 md.) ödemesiz geçmesi üzerine kendiliğinden kesin hacze dönüşür. İhtiyati haczin açıklanan bu niteliği uyarınca, ihtiyati haciz kararının infazı aşamasındaki borcu kabul ve ödeme taahhüdünü içeren beyanların icra tehdidi altında yapıldığı ileri sürülebilir ise de; takip kesinleştikten ve ihtiyati haciz kesin hacze dönüştükten sonra borçlunun özgür iradesi ile icra dairesine giderek iradi olarak borcu kabulle ödeme taahhüdünde bulunması halinde, bunun haciz (cebri icra) baskısı ve tehdidi altında yapıldığını kabul etmek olanaksızdır. Kabul iradesinin önüne hiçbir şekilde geçilemeyeceği açıktır. " şeklinde gerekçe bulunmaktadır. Dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, ilk derece mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına; incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına, kesinleşen takip nedeniyle 16/12/2019 tarihinde borçluya ait işyerinde haciz işlemi yapıldığının, davacı şirket yetkilisinin 19/02/2020 tarihinde yapılan hacizde ve 19/02/2020 tarihinde icra müdürlüğüne başvurarak borç kabulü ve ödeme taahhüdünde bulunduğunun, 25/06/2020 tarihinde yapılan haciz işleminde şirket yetkilisinin çek vereceği beyanında bulunduğunun, sözkonusu ödeme taahhüdünün takibin kesinleşmesinden sonra verilmiş olması nedeni ile haciz baskısından bahsedilemeyeceğinin anlaşılmasına göre davacı vekilinin tüm istinaf itirazları yerinde görülmediğinden 6100 sayılı HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 05/04/2023 tarih, 2020/578 Esas ve 2023/305 Karar sayılı kararına karşı davacının istinaf başvuru sebeplerinin HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-İstinaf kanun yoluna başvuran davacı taraftan alınması gereken 732,00 TL istinaf harcından başlangıçta alınan 179,90 TL'nin mahsubu ile bakiye kalan 552,10 TL'nin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 3-Davacı tarafından yapılan istinaf masrafının üzerinde bırakılmasına, 4-Artan gider avansının karar kesinleştiğinde yatırana iadesine, 5-İstinaf yargılamasında duruşma açılmadığından karşı taraf yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 6-Kararın re'sen taraflara tebliğine, Dair, dosya üzerinde HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca yapılan inceleme sonucunda; HMK'nın 361/1. maddesi gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 09/07/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2023/1037, K. 2026/1736, T. 09.07.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2023-1037-e-2026-1736-k-01fb7fa12ec7