İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2026/988 E. 2026/977 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2026/988
- Karar No
- 2026/977
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2026/988 Esas KARAR NO : 2026/977
DAVA : İtirazın İptali (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 14/06/2025 KARAR TARİHİ : 09/10/2026
Mahkememizde görülmekte olan davanın yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkil şirketin davalı ... İnşaat Sanayi Ve Ticaret Limited Şirketi'nin taşeron olduğu Osmaniye deprem konutları işlerini tamamlayarak eksiksiz teslim ettiğini, bu işten kaynaklı davalı şirketin müvekkil şirkete ödemesi gereken 220.086,00 TL tutarındaki alacağın mevcut olduğunu ve yapılan harici görüşmelere rağmen ödenmediğini, alacağın tahsili amacıyla Samsun İcra Dairesi 2024/... Esas sayısı ile başlatılan takibin yetki itirazı sonucunda .... İcra Dairesi'ne gönderilerek 2025/... E. sayılı esasa kaydedildiğini, davalının takibe konu cari hesap borcuna itiraz etmesi üzerine takibin durduğunu, davalının itirazlarının haksız ve hukuki temelden yoksun bulunduğunu, alacağın likit olduğunu belirterek %20’den az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini, borçlunun menkul ve gayrimenkul malları ile üçüncü şahıslardaki hak ve alacakları üzerine ihtiyati haciz konulmasını ve itirazın iptalini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; .... İcra Dairesi'ne gönderilmiş ... E. sayılı esasa kaydı yapılan icra takibine konu cari hesap borcuna itiraz edildiğini, taraflar arasında yazılı bir cari hesap sözleşmesi bulunmadığını, ortada geçerli bir takip dayanağı olmadığını, davacının alacağın varlığını ispat yükü altında olduğunu ancak dava dilekçesinde bir vakıa ve delil ortaya koyamadığını, muavin defter kayıtları incelendiğinde takip tarihi itibarıyla davacının alacaklı değil borçlu olduğunu, davacının 31/10/2024 düzenleme tarihli ... nolu faturasının sözleşmenin 2. maddesi hükmüne aykırı düzenlendiğini, bu nedenle .... Noterliği'nin ... yevmiye ve 27.02.2025 tarihli ihtarnamesiyle süresi içinde iade edildiğini belirterek mesnetsiz davasının reddini ve %20 kötüniyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir. DELİLLER : .... İcra Dairesi, ... Vergi Dairesi yazı cevapları, faturalar, ticari defterler ve belgeler, muavin defter kayıtları, bilirkişi incelemesi, tüm dosya kapsamında toplanan deliller. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE : Dava, Taraflar arasındaki ticari ilişki nedeniyle başlatılan .... İcra Dairesi 2025/... esas sayılı icra takibine vaki itirazın iptali ve icra inkar tazminatı tazminatı istemine ilişkindir. Davalı vekili icra dosyasına yapmış olduğu itirazında; müvekkilleri şirketin alacaklı görünen tarafa herhangi bir borcunun olmadığını, bu nedenle borca, faize, tüm ferilerine ve ödeme emrine itiraz ettiklerini beyan etmiştir. .... İcra Dairesi 2025/... esas sayılı takip dosyası incelendiğinde; davacı şirketin davalı aleyhinde dayanak 220.086,00 TL asıl alacak ile faizi ile birlikte tahsili için faturaya dayalı olarak ilamsız icra takibine geçildiği, borçluya ödeme emrinin tebliği üzerine borçlunun süresinde, borca itiraz ederek takibin durmasına sebebiyet verdiği, İcra Müdürlüğü'nce takibin durdurulmasına karar verildiği, davanın yasal süre içerisinde açıldığı anlaşılmıştır. Tarafların aktif ve pasif dava ehliyetleri denetlenip uyuşmazlık konuları re'sen belirlenerek taraflarca gösterilen deliller toplanmış ve konunun incelenmesinde uzmanlık gerektiren yönler olduğundan bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle dava sonuçlandırılmıştır. Bilirkişi 02.03.2026 tarihli raporunda;Somut olayda faturanın noter aracılığıyla iade edilmiş olması, faturanın kabul edilmediği yönünde tek taraflı bir beyan niteliğinde olduğunu, ancak bu durumun, daha önce süresinde itiraz edilmeyerek kesinleşmiş olan fatura borcunu ortadan kaldırmayacağını, nitekim iade faturası, 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 35. maddesi uyarınca; malların iadesi, işlemin gerçekleşmemesi, işlemden vazgeçilmesi veya sair sebeplerle matrahta değişiklik meydana gelmesi hallerinde, vergiye tabi işlemi yapan mükellef tarafından vergiyi düzeltmek amacıyla düzenlenen belgeler olduğunu, iade faturasının hukuki ve mali sonuç doğurabilmesi için karşı tarafça kabul edilmesi ve tarafların kayıtlarında buna uygun düzeltme yapılması gerekmekte olduğunu, somut olayda ise davalı tarafından düzenlenen iade faturası, 24.12.2024 tarihinde başlatılan icra takibinden sonra düzenlenmiş olup, davacı tarafından kabul edilmemiş olduğunu,bu nedenle söz konusu iade faturası mali ve hukuki sonuç doğurmaya elverişli olmadığını tek taraflı düzenlenen ve karşı tarafça kabul edilmeyen iade faturası, borcu sona erdirmez ve icra takibine konu alacağı ortadan kaldırmayacağını, Yargıtay 15. Hukuk Dairesi’nin 14.01.2020 tarih, 2019/1984 Esas ve 2020/62 Karar sayılı ilamında; “Bir faturayı alan kişi, aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içeriği hakkında itirazda bulunmamışsa, bu içeriği kabul etmiş sayılır (TTK m. 21/2). Süresi içinde itiraz edilmeyerek kesinleşen faturadaki alacakla ilgili olarak, itiraz süresi geçtikten sonra faturaların doğrudan iade edilmesi veya iade faturası kesilmesi, alacağın varlığını ortadan kaldıran bir sonuç doğurmaz.” şeklinde hüküm kurulmuş olduğunu,bir başka kararda da; aynı doğrultuda karar verildiğini, “…Süresi içinde itiraz edilmeyerek kesinleşen ve ticari defterlere de işlenen faturadaki alacak miktarı kadar iade faturası düzenlenmesi, borçtan kurtulmayı sağlayan ve alacağı tartışmalı hale getiren geçerli bir araç değildir. Aradan uzun zaman geçtikten sonra 17.08.2012 tarihli iade faturası davacı tarafa gönderilmiş ise de, bu işlemin alacağın varlığını ortadan kaldıran bir hukuki sonuç doğurmayacağı, takip konusu miktar nedeniyle davacının alacaklı olduğunun da saptanmış olması nedeniyle bu miktar üzerinden davanın kabulü gerekirken…” Yargıtay 15. Hukuk Dairesi E:2016/3888, K:2017/2954K. Tarihi:12.9.2017 www.hukukmedeniyeti.org Davalının, davacıya kestiği iade faturası geçersiz bir fatura olduğunu, davalının, davacıya 24.12.2024 takip tarihi ile 220.086,00 TL borçlu olduğunun değerlendirildiğini, Sonuç: Yukarıda yapılan açıklamalar ve dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler ışığında; 1. Taraflar arasında açık hesap ilişkisinin bulunduğu, davacı ve davalı şirketin 2024 ve 2025 yıllarına ait ticari defterlerinin, Türk Ticaret Kanunu’nun ilgili hükümleri uyarınca usulüne uygun tutulduğu ve delil niteliğine haiz olduğu kanaatine varılmıştır. 2. Davacının elektronik sistemine kayıtlı faturaları, e-Fatura sistemi üzerinden Ticari fatura senaryosu ile düzenleyerek gönderdiği; söz konusu faturalara itirazın TTK m. 18 uyarınca noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik 7 8 imza kullanılarak KEP sistemi üzerinden yapılmasının mümkün olduğu değerlendirilmiştir. 3. Davalı şirket, davacıdan 31.10.2024 tarihinde dava konusu olan 263.286,00 TL tutarlı fatura almış, anılan faturaya süresi içerisinde herhangi bir itirazda bulunmamıştır. Davacı tarafından 24.12.2024 tarihinde davalı aleyhine icra takibi başlatılmasından sonra ise davacıya 27.02.2025 tarihinde faturayı noter vasıtası ile iade etmiştir. Yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre, süresi içinde itiraz edilmeyerek kesinleşmiş ve ticari defterlere işlenmiş bir faturaya karşılık, sonradan aynı tutarda iade faturası düzenlenmesi ve/veya iade edilmesi borçtan kurtulmayı sağlayan veya alacağı tartışmalı hâle getiren geçerli bir hukuki araç olarak kabul edilmediğinden, davalının davacıya borçlu olduğu kanaatine varılmıştır. 4. Davacının, .... İcra Müdürlüğü’nün 2025/... E. sayılı dosyası kapsamında başlattığı ilamsız takipte davalıdan 220.086,00 TL asıl alacak talep ettiği; yapılan inceleme neticesinde davacının 220.086,00 TL alacaklı olduğu ve bu alacağa takip tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanun hükümleri gereğince yıllık %50 oranından başlayan değişken oranlı avans faizi uygulanmasının uygun olacağı kanaatine varılmıştır. Yukarıda arz ve izah edilen değerlendirmeler; HMK m. 266/2 ve m. 279/4 ile 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu m. 3/3 hükümleri uyarınca, asli ve nihai hukuki takdir yetkisinin Sayın Mahkemenize ait olduğu hususu gözetilerek, takdirlerinize saygıyla sunulur. Bilirkişi 20/04/2026 tarihli raporunda; Dosya kapsamında verilen görev ve itirazlar çerçevesinde yapılan inceleme ve değerlendirilmeler neticesinde; Davalı vekili, dava konusu faturanın 17.03.2024 tarihli sözleşmenin 2. maddesine aykırı olarak düzenlendiğini, bu nedenle faturaya yasal süresi içerisinde .... Noterliği’nin 27.02.2025 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile itiraz edilerek iade edildiğini, TTK 21/2 maddesinde düzenlenen karinenin kesin olmadığını ve HMK 190 kapsamında aksinin sözleşme ile ispatlanabileceğini ileri sürmüştür. Somut olayda, davalı tarafça faturaya ilişkin itirazın ve iade işleminin, aleyhine icra takibi başlatıldıktan sonra ve fatura düzenleme tarihinden oldukça uzun bir süre sonra, 27.02.2025 tarihli ihtarname ile yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, söz konusu itirazın TTK 21/2 kapsamında öngörülen 8 günlük yasal süre içerisinde yapılmadığı açıktır. Nitekim, Yargıtay 15. Hukuk Dairesi’nin 14.01.2020 tarih, 2019/1984 Esas ve 2020/62 Karar sayılı ilamında; “Bir faturayı alan kişi, aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içeriği hakkında itirazda bulunmamışsa, bu içeriği kabul etmiş sayılır (TTK m.21/2). Süresi içinde itiraz edilmeyerek kesinleşen faturadaki alacakla ilgili olarak, itiraz süresi geçtikten sonra faturaların doğrudan iade edilmesi veya iade faturası kesilmesi, alacağın varlığını ortadan kaldıran bir şeklinde hüküm kurulmuştur. sonuç doğurmaz.” Yine Yargıtay 15. Hukuk Dairesi’nin 12.09.2017 tarih, 2016/3888 Esas ve 2017/2954 Karar sayılı ilamında da; süresinde itiraz edilmeyerek kesinleşen faturaya karşı sonradan düzenlenen iade faturalarının, borçtan kurtulmayı sağlayan ve alacağı ortadan kaldıran bir hukuki sonuç doğurmayacağı açıkça ifade edilmiştir. Bu çerçevede; Davalı tarafça faturaya ilişkin itirazın, yasal 8 günlük süre geçtikten sonra ve icra takibi başlatıldıktan sonra yapıldığı, bu aşamadan sonra düzenlenen iade faturası ve gönderilen ihtarnamenin, süresinde yapılmış bir itiraz niteliği taşımadığı, dolayısıyla bu işlemlerin, faturanın kesinleşmesi ile doğan alacağı ortadan kaldırıcı bir etkisinin bulunmadığı, değerlendirildiğini, davalı vekilinin, fatura içeriğinin 17.03.2024 tarihli sözleşmenin 2. maddesi hükmüne aykırı şekilde birim işçilik bedeline aykırı olarak düzenlendiği yönündeki savunmasına ilişkin olarak; her ne kadar 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 21/2. maddesinde düzenlenen karinenin kesin olmadığı ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 190. maddesi uyarınca aksinin ispatının mümkün bulunduğu kabul edilmekte ise de, somut olayda söz konusu iddianın yasal süresi içerisinde ileri sürülmediği, ancak icra takibi sonrasında gündeme getirildiği anlaşılmakla, bu savunmanın faturanın mali sonuçlarını ortadan kaldıracak nitelikte değerlendirilmesi mümkün görülmediğini, bununla birlikte, şayet Sayın Mahkemece davalının söz konusu iddialarına itibar edilerek faturanın, sözleşmenin 2. maddesinde düzenlenen birim işçilik bedeline aykırı şekilde düzenlendiği yönünde kanaat oluşması halinde; sözleşme hükümleri ile fatura içeriğinin teknik ve mesleki uzmanlık gerektiren yönleri itibarıyla bu aykırılığın tespiti, tarafımın mali inceleme kapsamını aşmakta olup, bu hususun Sayın Mahkemenin takdirinde olduğu mütalaa edilmekte olduğunu, Sonuç: Yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler, e-fatura sürecine ilişkin itirazlar, taraf vekillerinin beyan ve itirazları ile kök rapora yöneltilen itirazların tamamı birlikte değerlendirildiğinde, yapılan inceleme neticesinde; Davalı vekilinin, dava konusu faturanın tebliğ edilmediği, geç tarihte sisteme düştüğü, süresinde iade edildiği ve sözleşmenin 17.03.2024 tarihli 2. maddesine aykırı olarak düzenlendiği yönündeki itirazlarının, kök raporda ulaşılan mali kanaati ve rakamsal tespitleri değiştirmeyi gerektirir nitelikte olmadığı, süresinde itiraz edilmeyerek kesinleştiği değerlendirilen faturaya karşı icra takibinden sonra ileri sürülen itiraz ve iade işlemlerinin, Yargıtay’ın yerleşik uygulamaları karşısında alacağın varlığını kendiliğinden ortadan kaldıran bir mali anlamda sonuç doğurmayacağı, bu nedenle kök raporda yer verilen mali inceleme, hesaplama ve rakamsal tespitlerde herhangi bir değişiklik yapılmasını gerektiren bir husus bulunmadığı kanaatine varıldığını bildirmiştir. 6102 sayılı TTK'nın 21/2. maddesinde "Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır." hükmü yer almaktadır. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 11/11/2020 tarihli 2019/3926 E. 2020/2954 K. sayılı ilamında; "...Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 27.06.2003 tarih ve 2001/1 Esas, 2003/1 Karar sayılı ilamında da açıklandığı üzere; bir faturayı alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içerdiği bilgilere itiraz etme hakkına sahiptir. Aksi taktirde faturanın içeriğini kabul etmiş sayılır (Fatura ve dava tarihinde yürürlükte olan 6102 sayılı TTK'nın m. 21/2.). Bu hüküm, fatura içeriğinden kabul edilen hususlara ilişkin olarak, faturayı düzenleyenin lehine; adına fatura düzenlenenin aleyhine bir karine getirmektedir. Bu karine, faturanın ispat gücüne yönelik bir düzenlemeyi ortaya koymaktadır. Diğer anlatımla, fatura, düzenleyen aleyhine delil olduğu gibi, kendisi faturayı düzenlemediği halde tebliğinden itibaren sekiz gün içinde itiraz etmeyen aleyhine de delil olabilecektir. Faturanın adına tanzim edilen aleyhine ispat vasıtası olması, yani, faturayı alan kişinin fatura kendinden sadır olmamakla birlikte aleyhine delil teşkil etmesi TTK'nın 21. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen ve yukarıda ayrıntısı açıklanan bu karineden kaynaklanmaktadır. İşin bedeli sözleşme kurulurken kararlaştırılmış olup, fatura ise bu aşama ile ilgili değil, ifa safhası ile ilgili bir belgedir. Fatura öncesinde taraflar arasında borç doğurucu hukuki ilişkinin bulunması, faturanın da bu ilişki nedeniyle düzenlenmiş olması gerekir. Faturayı alan (faturayı defterlerine kaydetmemesi koşulu ile) akdi ilişkiyi inkâr ettiğinde, faturayı gönderenin önce akdi ilişkiyi kanıtlaması gerekir. Fatura, sözleşmenin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gerekir. 6102 sayılı TTK'nın 21. maddesinin 2 ve 3. fıkrasındaki karine aksi ispat edilebilen adi bir karinedir. 2. fıkra gereği sekiz gün içinde faturaya itiraz edilmesi durumunda fatura içeriğinin doğru olduğunu faturayı düzenleyen tacirin ispat etmesi gerekir. Taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa düzenlenen belge gerçek anlamda fatura olarak kabul edilemez. Bu belge belki icap olarak kabul edilebilir ki, buna itiraz edilmemesi, anılan 21/2. madde hükmü anlamında sonuç doğurmaz. Öte yandan, sadece faturanın tebliğ edilmiş olması akdi ilişkinin varlığını ispatlamaz. Karşı tarafın akdi ilişkiyi inkâr etmesi halinde tacir, öncelikle akdi ilişkiyi başkaca delillerle ispatlamalıdır. Akdi ilişkinin ispatlanamaması halinde faturanın anılan fonksiyonundan yararlanma imkânı yoktur. Faturanın ispat aracı olması, ancak niteliği gereği faturaya geçirilmesi gereken bilgiler (olağan içerik) hakkında geçerlidir. Sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak düzenlenen faturanın şekli ve kapsamının ne olması gerektiği konusunda, Türk Ticaret Kanunu'nda özel bir hüküm bulunmamakta, anılan Yasa'nın 21. maddesinde neyi ifade ettiği açıklanmaksızın faturanın içeriğinden söz edilmektedir. Faturanın zorunlu içeriği ve şekil şartlarına ilişkin ayrıntılı düzenleme Vergi Usul Kanunu'nda yer almaktadır. Faturanın olağan içeriği, akdin ifası ile ilgili hususlarla sınırlıdır (VUK'nın m. 230). Dolayısıyla, faturanın içeriği, faturanın bu temel niteliğine uygun olmadığı takdirde, sekiz günlük itiraz süresinin geçirilmesi bu hususları yazılı delil haline getirmez. Faturaya itiraz, faturanın teslim alındığı tarihten itibaren sekiz gün içinde yapılmalıdır. İtirazın sekiz gün içinde karşı tarafa varması şart değildir. Sekiz günlük süre, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi değildir. Sadece ispat yükünün yer değiştirmesi açısından önem taşır. Sekiz günlük süre içinde itiraz edildiği taktirde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunu ispat külfeti faturayı veren tarafa ait iken, sekiz günlük sürenin geçmesinden sonra itiraz edilmesi halinde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığını ispat külfeti faturayı alan tarafa ait olur. Faturayı alan her türlü delille bu külfeti yerine getirebilir (Prof. Dr. Sami Karahan, Ticari İşletme Hukuku, 23. Baskı, Eylül 2012, Sh 111 vd.). Faturanın tebliği şekle bağlı değildir, yazılı veya sözlü herhangi bir şekilde yapılabilir. Muhatap hazır ise kendisine elden verilmesi, değil ise herhangi bir şekilde gönderilmesi mümkündür. Ancak, uyuşmazlık halinde ispat kolaylığı açısından, fatura tebliğinin noter aracılığıyla ya da imza karşılığı elden tebliğ yolu ile ya da telgraf, teleks yolu ile veya PTT aracılığıyla ya da faks çekilmesi yahut güvenli elektronik imza ile elektronik posta gönderilmesi şeklinde yapılması uygundur. Faturaların borçluya tebliğ edilip edilmediği, itiraza uğrayıp uğramadığı belirlenmeli, faturaların tebliğ edilmiş ve 8 günlük itiraz süresi içerisinde itiraz edilmemiş olduğunun tespiti halinde faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunun alacaklı tarafça kanıtlanmış olduğu ve sadece fatura içeriğinin kesinleştiği, bunun aksinin yani faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığının ve kesinleşmediğinin kanıt yükünün bu kez borçluya geçtiği kabul edilmelidir. Faturaların tebliğ edildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanamaması ya da kanıtlanıp da süresinde iade edildiğinin borçlu tarafça kanıtlanması halinde, borçlu taraf alacaklının hizmet vermediğini savunmakta ise, faturaya konu hizmetin verildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanması; borçlunun faturaları tebliğ alıp süresinden sonra iade etmesi halinde de faturanın alacaklı tarafça gönderilmesi şeklindeki icabı, borçlunun (faturayı defterine kaydetmemek ve hizmet almadığını savunmak suretiyle), kabul etmemesi ya da borçlunun faturayı kendi defterine kaydetmekle birlikte süresinde itiraz ve iade etmesi halinde hizmetin verildiğini yine alacaklının kanıtlaması gerekeceğinden, bu doğrultuda alacaklının delillerinin toplanıp değerlendirilmesi, şayet borçlunun faturaları kendi defterlerine kaydetmesi halinde alacaklının HMK'nın 222. (6762 sayılı TTK'nın 84. ve 85.) maddesi uyarınca alacağını ispatladığının kabul edilmesi gerektiği gözetilmelidir..." Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 10/02/2016 tarihli 2015/4576 E. 2016/621 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 08/02/2016 tarihli 2015/5485 E. 2016/550 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 09/12/2015 tarihli 2015/2467 E. 2015/7975 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 11/01/2016 tarihli 2015/4473 E. 2016/19 K. sayılı ilamları da aynı mahiyettedir. İncelenen tüm dosya kapsamı, tarafların iddia ve savunmaları, icra dosyası, bilirkişi raporu ve ek raporu içeriğine göre; Taraflar arasında eser sözleşmesi kapsamında sürdürülen açık hesap ilişkisinde davacının kendi defterlerinde, takipteki asıl alacak kadar davalıdan alacaklı olduğunun görüldüğü, defterlerinin kendi içerisinde tutarlı olduğu ve lehe delil olarak dayanılabileceği, davalının iade faturası kabulüne dair savunması karşısında takip tarihine kadar iade edilen fatura bulunmadığı, takip tarihinden sonra 220.086,00 TL'lik faturayı süresinden sonra iade ettiği, davalı adına düzenlenen e-faturaların itiraz veya iade görmediği, bu sürece kadar itiraz görmeyen faturaların TTK 21/2 maddesi uyarınca miktar itibariyle kesinleştiği anlaşılmakla bu hususun aksini iddia eden davalının, iade faturalarına konu hususun yöntemince ispat etmesi gerekmekte olup, dava konusu miktar dikkate alındığında bu hususun yazılı olarak ispat edilmesi gerekmektedir. Davalı tarafından iade faturalarına konu hususların ispatına ilişkin dosya kapsamında yeterli ve somut delilin olmadığı, davalının tek taraflı olarak ticari defterlerine kaydettiği iade faturalarının davacı yönünden sonuç doğurmayacağı, dosya kapsamında alınan teknik bilirkişi raporu da dikkate alındığında davalı taraf iddialarının yerinde olmadığı anlaşılmıştır. Tüm dosya kapsamı, taraf iddia ve savunmaları, alınan bilirkişi raporları ve bütün deliller birlikte değerlendirildiğinde; davacının, davalı ile arasındaki ticari ilişkiyi ve alacağını yöntemince ispat ettiği, davalı tarafça dosyaya konu borcun sona erdiğine ilişkin herhangi bir bilgi ve delilin sunulmadığı anlaşılmış, davanın kabulüne, davalının takip dosyasına yapmış olduğu itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmiştir. Dosyaya konu alacağın faturaya dayanması sebebiyle alacağın likit ve davalının haksız olduğu anlaşıldığından, hükmedilen asıl alacak miktarı üzerinden davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmiş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle; Davanın KABULÜ ile; 1-Davacı tarafından davalı aleyhine başlatılan ....İcra Dairesinin 2025/... Esas sayılı icra takip dosyasına davalı borçlu tarafından yöneltilen itirazın iptaline, takibin aynı şartlarda devamına, 2-Alacak niteliği itibari ile likit ve belirlenebilir olduğundan %20 inkar tazminatı olan 44.017,20 TL'nin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, 3-Alınması gerekli 15.034,07 TL harçtan davacı tarafça yatırılan 3.758,52 TL harcın mahsubuyla bakiye 11.275,55 TL harcın davalıdan alınarak hazineye irat kaydına, 4-Davacı tarafından yapılan 615,40 TL başvurma harcı, 3.758,52 TL peşin harç olmak üzere toplam 4.373,92 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 5-Davacı tarafça posta / tebligat / bilirkişi gideri olarak yapılan (ayrıntısı uyapta kayıtlı) 11.040,00 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 6-AAÜT gereğince hesap edilen 45.000,00 TL ücreti vekaletin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 7-Arabuluculuk ücreti olan 4.600,00 TL'nin davalıdan alınarak hazineye irat kaydına, 8-Kararın kesinleşmesine kadar yapılan yargılama giderlerinin davacı tarafça peşin olarak yatırılan yargılama gider avansından mahsubu ile bakiye kısmın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, Dair, 6100 sayılı HMK'nun 342 ve 345.maddeleri gereğince karşı tarafın sayısı kadar örnek eklenmek suretiyle tebliğden itibaren 2 haftalık süre içerisinde mahkememize verilecek dilekçe ile ilgili İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar taraf vekillerinin yüzüne karşı açıkça okunup, usulen anlatıldı. 09/10/2026
Katip ... e-imzalıdır
Hakim ... e-imzalıdır