İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2026/967 E. 2026/845 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2026/967
Karar No
2026/845
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2026/967 Esas KARAR NO : 2026/845

DAVA : İtirazın İptali (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 12/02/2026 KARAR TARİHİ : 28/09/2026

Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili tarafından sunulan dava dilekçesinde özetle; borçlu şirket aleyhine ..., ... ve ... numaralı faturalardan kaynaklı cari hesap alacağı için 257.471,00 TL asıl alacak ve 118.000,00 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 375.471,00 TL üzerinden ilamsız icra takibi başlatıldığını, borçlu şirket vekilinin herhangi bir borç bulunmadığını belirterek takibe ve tüm alacak kalemlerine haksız ve dayanaksız şekilde itiraz ettiğini, borçlunun takibi sürüncemede bırakmak amacıyla kötü niyetli olarak itirazda bulunduğunu, müvekkil şirketin uluslararası nakliyat hizmeti vererek faturaları kestiğini, borçlu tarafın ödeme yapacağını belirterek müvekkili bir yıl boyunca oyaladığını, ödeme yapılmaması üzerine icra takibi başlatıldığını, borçlunun haksız itirazı ve ödeme yapmaması nedeniyle müvekkilin mağduriyet yaşadığını,... numaralı arabuluculuk dosyasında tarafların anlaşamadığını, borçlunun itirazının haksız ve kötü niyetli olduğunu belirterek itirazın iptaline, takibin devamına, borçlunun %20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili tarafından sunulan cevap dilekçesinde özetle; davacının ... İcra Müdürlüğünün... E. sayılı dosyası ile başlattığı icra takibindeki faiz oranının haksız ve fahiş olduğunu, talep edilen faizin hukuki dayanaktan yoksun bulunduğunu, mahkemece alınacak bilirkişi raporuyla da bu durumun tespit edileceğini, davacının sözde alacağına kabul edilemez bir faiz işletildiğini, davacı tarafın müvekkilden iş aldığını iddia etmesine rağmen taşıma işlemini CMR yükümlülüklerine aykırı şekilde gerçekleştirdiğini, bu nedenle davacının herhangi bir alacağının bulunmadığını, hizmetin layıkıyla yerine getirilmediğini, davanın reddedilmesi gerektiğini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı taraf üzerinde bırakılmasını talep etmiştir. Mahkememizce Toplanan Deliller: 1-Taraflara ait BA BS formları vergi dairesinden celp edilerek incelenmiştir. 2-İcra takip dosyası UYAP sistemi arasından dosya arasına alınarak incelenmiştir. 3-Tarafların ticari defter ve kayıtlarının incelenmesi için bilirkişi incelemesi yaptırılmış, davacının ve davalının ticari defter ve kayıtları delil olarak incelenmiştir. 4-Bilirkişi raporu taraflara tebliğ edilmiştir. Delillerin Değerlendirilmesi ve Kararın Hukuki Gerekçeleri: Davacı Mahkememiz nezdinde açmış olduğu dava ile taraflar arasındaki taşıma işlerinin davacı tarafından ifa edilerek davalıya fatura kesildiğini, davalının faturaları ödemediği gibi icra takibine de itiraz ettiğini belirterek davalının itirazının iptaline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ise sunduğu cevap dilekçesinde; taşıma işinin layıkıyla yerine getirilmediğini iddia ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkememizce tarafların ticari defter ve kayıtlarının incelenmesi için bilirkişi görevlendirilmiş olup, davacının ve davalının ticari defterlerinin usul ve yasaya uygun olarak tutulduğu, yasal süresi içerisinde açılış ve kapanış tasdiklerinin yaptırıldığı, sahibi lehine delil vasfına haiz olduğu tespit edilmiştir. Davacının ticari defter ve kayıtları incelendiğinde; taraflar arasında 2024 ve 2025 yılı içerisinde ticari ilişkinin bulunduğu, davacı tarafından kesilen faturalara karşılık davalı tarafından kısmi ödemeler yapıldığı, takip tarihi itibariyle davacının ticari defter ve kayıtlarına göre 265.383,32-TL davalıdan alacaklı göründüğü tespit edilmiştir. Davalının ticari defter ve kayıtları incelendiğinde; Davacı tarafından kesilen davaya konu davacı defterlerinde kayıtlı tüm faturaların davalının ticari defter ve kayıtlarına işlendiği, davalı tarafından kısmi ödemeler yapıldığı, davalının kendi defter ve kayıtlarına göre davacıya 255.123,00-TL borçlu göründüğü, defterine tek taraflı yaptığı 301.674,80-TL'lik kaydın ise herhangi bir muhasebesel dayanağının sunulmadığı gibi davacı defterinde de kayıtlı olmadığı tespit edilmiştir. Davacı tarafından düzenlenen faturaların tamamının e-fatura niteliğinde olduğu, sistem üzerinden kendiliğinden davalıya tebliğ edildiği, davalı tarafından 6102 sayılı Kanun'un 21/2. Maddesine göre faturalara yasal süresi içerisinde itiraz ve iade edildiğine dair herhangi bir delil sunulmadığı anlaşılmıştır. 6102 sayılı Kanun'un 21. Maddesinin 2. Fıkrası şu şekildedir: "Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır." Bu kapsamda davacı tarafından davalıya kesilen faturalara davalı tarafından 6102 sayılı Kanun'un 21. Maddesinin 2. Fıkrası gereğince yasal süresi içerisinde itiraz edilmediği gibi faturaların tamamının davacı ve davalı tarafından BA BS formu ile vergi dairesine bildirildiği, bu suretle faturaların içeriğinin davacı lehine kesinleştiği sabittir. Taraflara ait vergi kayıtları incelendiğinde davacının tüm faturalarının hem davacı ve davalı tarafından BA BS formları ile vergi dairesine bildirildiği anlaşılmıştır. Bilindiği üzere fatura kesilmiş olması tek başına alacağı ispat etmemekte olup, alacaklının faturaya konu taşıma sözleşmesindeki malı da usulüne uygun olarak teslim ettiğini de ispat etmesi gerekmektedir. Buna karşılık alacaklı taşıyıcı tarafından kesilen faturaların davalı borçlu taşıtan tarafından vergi dairesine BA formu ile bildirilmesi ve defterlerine kayıt edilmesi halinde faturaya konu taşımanın ifa edildiği ve malın teslim edildiği dolayısıyla faturanın içeriğinin kesinleştiği bu suretle alacaklı lehine karine teşkil etmekte olup, bu durumda aksini ispat yükü davalı - borçluya geçmektedir. Nitekim İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 53. Hukuk Dairesi...E.,... K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "Dosya kapsamına göre davacı tarafça takip dayanağı yapılan faturanın davalı iş sahibi tarafından muhasebesel işlem olarak BA/BS formu ile kullandığı anlaşılmakla , Yargıtay'ca taraflarca düzenlenen BA/BS formları ve Vergi Dairesine yapılan bildirimlerin fatura konu malın teslim edildiğine, işin yapıldığına ilişkin karine oluşturduğu ,bu durumda bunun aksinin ispat edilmesi gerektiği kabul edildiğinden, davalının da bu yönde ispatı bulunmadığından mahkemece davacı tarafından işin yapılıp teslim edildiği kabul edilerek ödendiği usulen kanıtlanamayan bakiye iş bedeline hükmedilmesinde usul yasa ve dosya kapsamına aykırı bir durum olmadığı anlaşılmakla, davalı vekilinin istinaf talebinin reddine karar vermek gerekmiştir." Yargıtay 11. Hukuk Dairesi ise ...E.,... K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "İstinaf Mahkemesince iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, takip dayanağının, toplamı KDV hariç 270.002,16 TL, KDV dahil 318.602,55 TL olan iki faturanın olduğu, davacının usulüne uygun tutulan ticari defterlerine kayıtlı oldukları, davalının ticari defterlerinde ise yer almadıkları, ancak davalıların oluşturduğu iş ortaklığı Vergi Dairesine verdiği 2018/4 dönemine ait BA formu ile davacı Erdal Karahan'dan iki belgeye dayalı olarak KDV hariç 270.002,00 TL'lik mal ve hizmet aldığı, faturaların adedi ve tutarlarının toplamının beyan edilen miktarla örtüştüğü, davalı tarafın resmi bir kuruma dava konusu malları teslim aldığına yönelik beyanı kendisini bağladığı, dava tarihinden sonra 2018/4 dönemi BA formuna yönelik düzeltme beyanı verilmesinin de sonuca etkisinin olmadığı, bu durumda faturaya konu malların teslim edilmiş olduğu ve davalı tarafından ödeme belgesininde sunulmadığı, ayrıca faturadan kaynaklanan alacağın likit ve bilinebilir mahiyette olması nedeniyle mahkemece icra inkar tazminatına hükmedilmesinde yasaya aykırı herhangi bir yön bulunmadığı gerekçesiyle davalılar vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. Karar, davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir." Yargıtay 17. Hukuk Dairesi de ... E.,...K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "Mahkemece, dosya kapsamı, toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporu gereğince, davacının davalıdan takibe konu faturalardan kaynaklanan toplam 118.004,63.-TL alacağının bulunduğu, söz konusu faturaların davalının ticari defter ve kayıtlarında işlendiği gibi vergi dairesine de bildirmiş olduğu BA-BS form örneklerinde de bildirildiği, faturaların davalının defterlerinde ve vergi bildiriminde kayıtlı olması nedeniyle davacı lehine malların davalıya teslimi hususunun karine olarak sabit olduğu, bu karinenin aksinin davalı tarafından ispat edilememesi karşısında davalının icra takibine borcun 2.701,03.-TL'lik kısmını kabul etmesi de dikkate alınarak davalının 115.303,60.-TL'lik kısma itirazının haksız olduğu, alacağın faturalara dayalı ve likit olması karşısında davacının ayrıca icra inkar tazminatına müstahak bulunduğu anlaşılmakla davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm süresi içinde davalı vekilince temyiz edilmiştir. Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edenden alınmasına, 10/04/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi." Nitekim İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi ...E., ...K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ve Yargıtay'ın yerleşik hale gelmiş emsal kararlarına göre; faturayı alan tarafın söz konusu faturayı ticari defterlere ve muhasebe kayıtlarına işlemesi faturayı düzenleyen tarafın alacağının varlığına ilişkin olarak lehine delil teşkil eder. Fatura sözleşmenin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp sözleşmenin ifası safhasıyla ilgili olduğundan, faturanın sözleşmeyi değiştirir nitelikte olmaması ve sözleşmeye uygun biçimde düzenlenmesi gerekir. Bu nedenle, sözleşmeye aykırı düzenlenmiş faturaya itiraz edilmemesi aleyhe sonuç doğurmaz. Ancak fatura kabul edilerek ticari defterlere işlenmiş ise, faturadaki miktar kadar iş bedeli bulunduğunu iş sahibi kabul etmiş sayılacağından ticari defterlere itibar edilerek iş bedeli miktarı belirlenir. Ticari defterlerin kesin delil olması da bu sonucu gerektirir. Zira, faturanın delil olması ile ticari defterlerin delil olması birbirinden farklıdır. Fatura karşı tarafça ticari defterlerine kayıt edilmiş ise burada delil olan fatura değil ticari defterlerdir. Ticari defterler uyumlu olmadığı için lehe delil değeri bulunmasa dahi, karşı çıkılan faturanın ticari deftere kayıt edilmiş olması halinde ticari defter aleyhe delil oluşturacaktır. Bu durumda ,takip konusu faturaların davalının ticari defterlerine işlenmesi faturayı düzenleyen tarafın alacağının varlığına karine teşkil ettiği kabul edilmelidir. Zira, Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır (TTK 21/2). Süresi içinde itiraz edilmeyerek kesinleşen ve ticari defterlere de işlenen faturadaki alacakla illgili olarak sonradan iade faturası düzenlenmesi, borçtan kurtulmayı sağlayan ve alacağı tartışmalı hale getiren geçerli bir araç değildir. İtiraz süresi geçtikten sonra, iade faturası kesilmesi alacağın varlığını ortadan kaldıran bir sonuç doğurmayacaktır. Bu haliyle davalı tarafın icra takibine konu faturadan kaynaklı borcu olmadığı yönündeki istinaf talebi yerinde görülmemiştir." Yargıtay 6. Hukuk Dairesi de ... E., ... K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "Faturanın delil olması ile ticari defterlerin delil olması ise birbirinden farklıdır. 6102 sayılı TTK'nın 21/2. maddeye göre faturaya itiraz edilmemiş ise içeriği kesinleşir ise de akdî ilişkinin yazılı delillerle ispatı gerekir. Fatura ticari defterlere kayıt edilmiş ise artık faturanın delil olmasıyla ilgili bu maddeye değil ticari defterlerin delil olmasıyla ilgili TTK'nın 222. maddeye bakmak gerekir. Ticari defterlere kaydedilmiş fatura akdi ilişkinin varlığını kanıtlar. Faturayı teslim aldıktan sonra süresi içinde itiraz ve iade etmeyerek ticari defterlerine kaydeden kimse ise, bu faturanın mal veya hizmet aldığı için geçerli bir sözleşme ilişkisine göre düzenlendiğini kabul etmiş sayılır ve fatura nedeniyle mal veya hizmet almadığını, bu faturadan dolayı borçlu olmadığını yazılı veya kesin delillerle ispatlaması gerekir. Mahkemece yapılan bilirkişi incelemesi neticesinde; davacı tarafından davalının faturalarına itiraz edilmediği, davalının faturalarının tamamının davacının ticari defterlerine işlendiği, protokol tarihi itibariyle tarafların ticari defterleri incelendiğinde ise, protokol kapsamında yer alan çeklerin davalı şirket kayıtlarında 05.10.2016 tarihinde kayıt altına alındığı, davalı kayıtlarında protokol tarihi itibariyle görülen borcun protokol tutarı ile uyumlu olduğu tespit edilmiştir. Dosyanın tetkikinde; sözleşmede imalat bedelinin malzeme + %22,5 kâr şeklinde belirlendiği, cari hesaba göre davalı tarafından düzenlenen faturaların davacıya gönderildiği, bu faturaların her iki tarafın defterlerine kaydedildiği, 04.10.2016 tarihli protokolde de bakiye borcun 1.457.000 TL olarak taraflarca kabul edildiği tespit edilmiştir. Bu durumda davacının borçlu olduğu anlaşılmakla davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulü hatalı olmuş, bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir." Bu bağlamda davaya konu somut olay değerlendirildiğinde; davacı tarafından davalıya kesilen takibe konu faturaların davalı tarafından BA formu ile vergi dairesine bildirildiği, davalı tarafından faturalara yönelik olarak 6102 sayılı Kanun'un 21/2. Maddesine göre yasal süresi içerisinde itiraz ve iade edilmediği gibi davalı tarafından davacının kestiği tüm faturaların davalının kendi defterlerine işlendiği bu suretle fatura içeriklerinin ve alacağın davacı lehine kesinleştiği, yine davalı tarafından BA formu ile faturaların vergi dairesine bildirilmiş olması gözetildiğinde taşıma hizmetinin ifa edildiği ve malların teslim edildiğinin ve alacağın miktarının davacı lehine kesinleştiğinin karine kabul edilmesi gerektiği ve davacının alacağını ispatladığı değerlendirilmiştir. Davalı tarafından taşıma hizmetinin gereği gibi yerine getirilmediği iddia edilmiş ise de bu hususta herhangi bir delil sunulmamış olup, taşınan malların hasar gördüğü veya alıcısına teslim edilmediğine dair de hiçbir delil sunulmamıştır. Dolayısıyla ispat yükü üzerine düşen davalı tarafından davacının taşıma hizmetini gereği gibi ifa etmediği ve kusurun davacı taşıyıcıdan kaynaklandığına yönelik iddianın ispat edilemediği gibi CMR hükümleri gereğince yasal süreler içerisinde davacının sorumluluğuna gidildiğine ve davacıdan talepte bulunulduğuna yönelik de herhangi bir delil sunulmadığı gibi fatura ve taşıma tarihleri ile davalı tarafından yapılan ödeme tarihleri ve dava tarihi gözetildiğinde ve son taşıma üzerinden 2 sene geçtiği ve davalı tarafından aksi yönde herhangi bir aksiyon alınmadığı ve faturalara itiraz ve iade edilmeyerek faturaların deftere işlenmesi neticesinde davacı lehine alacağın kesinleştiği gibi davalı tarafından aksi iddianın ispat edilemediği anlaşılmaktadır. Davacının ticari defter ve kayıtlarında çeşitli kur farkı faturaları bulunmakta ise de; davacının dosya arasındaki davalıya kestiği 6 ayrı faturanın toplamının 16.890,00-Euro ya tekabül ettiği anlaşılmaktadır. Mahkememizce verilen 28.08.2026 tarihli ara karar ile davacı ve davalı defterlerindeki ödenen tutarlar arasındaki çelişki gözetilerek davacı ve davalı tarafından davalının yaptığı ödemelere ilişkin dekontlar Mahkememize sunulmuş olup, davalının yaptığı 5 ayrı ödeme toplamının Euro cinsinden yapıldığı ve toplam 11.630,00-Euro'ya isabet ettiği anlaşılmaktadır. Buna göre; davalı tarafından davacıya yapılan ödemelerin Euro cinsinden yapıldığı, davacı tarafından davalıya düzenlenen faturaların da Euro cinsinden düzenlendiği anlaşılmakla 16.890,00 Euro'dan davalının yaptığı 11.630,00-Euro ödeme mahsup edildiğinde davacının takip tarihi itibariyle davalıdan 5.260,00-Euro alacağının bulunduğu anlaşılmaktadır. Davacı tarafından söz konusu ödeme TL'ye çevrilerek TL olarak takipte talep edilmiş olup, 5.260,00-Euro'nun takip tarihindeki TCMB Euro efektif satış kuru karşılığının (49,11-TL) 258.318,60-TL'ye tekabül ettiği, davacı tarafından davaya konu takip dosyasında 257.471,00-TL talep edildiği anlaşılmakla; asıl alacak yönünden davacının itirazın iptali talebinin kabulü ile 257.471,00-TL asıl alacak üzerinden davalının itirazının iptali ile takibin devamına karar vermek gerekmiştir. Davacı tarafından takip tarihine kadar işlemiş faiz yönünden de itirazın iptali talep edilmiş ise de takipten önce davalının temerrüde düşürüldüğünün ispatlanamadığı bu sebeple takipten önce işlemiş faiz talep edilemeyeceği anlaşılmakla davacının işlemiş faize yönelik itirazın iptali talebinin reddine karar vermek gerekmiştir. Davalı tarafından faiz oranına da itiraz edilmiş olup, davacı tarafından avans faiz talep edildiği, davalı tarafından daha düşük oranda bir akdi faizin kararlaştırıldığının ispat edilememesine göre davacının işleyecek faiz oranı talebinin usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmakla 3095 sayılı Kanun'un 2/2. Maddesine göre işleyecek faiz oranı yönünden de davalının işleyecek faize itirazının da iptaline karar vermek gerekmiştir. Takibe konu alacağın faturaya dayalı likit olduğu bu suretle tazminat koşullarının oluştuğu anlaşılmakla itirazın iptaline karar verilen asıl alacağın %20'si oranında hesaplanan 51.494,20-TL tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine de karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM; Ayrıntısı ve yasal gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davanın KABULÜNE, Buna göre; davaya konu ... İcra Dairesi'nin ...E. Sayılı takip dosyasında 257.471,00-TL asıl alacak ve 3095 sayılı Kanun'un 2/2. Maddesine göre işleyecek faiz oranı yönünden davalının itirazının İPTALİNE, takibin DEVAMINA, fazlaya ilişkin talebin REDDİNE, 2-İtirazın iptaline karar verilen asıl alacağın %20'si oranında hesaplanan 51.494,20-TL tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 3-Harçlar yasası uyarınca alınması gereken 17.587,84 TL harçtan, peşin yatırılan 4.534,75 TL harcın düşümü ile geri kalan 13.053,09 TL harcın davalıdan alınarak hazineye İRAD KAYDINA, 4-Davacı tarafından yapılan 4.534,75 TL Peşin harç ve 732,00 TL başvurma harcının davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, 5-Davacı kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden yürürlükte bulunan A.A.Ü.T'ye göre 45.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, 6- Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden reddedilen miktar üzerinden hesaplanan A.A.Ü.T.'ye göre alınması gereken 45.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE, 7-Davacı tarafından yapılan 16.000,00 TL bilirkişi ücreti ve 1.000,00 TL yol gideri ile 495,00 TL posta gideri olmak üzere toplam 17.495,00 yargılama giderinden kabul-red oranına göre belirlenen 11.996,81 TL yargılama giderinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine, geri kalan bakiyenin davacı üzerinde bırakılmasına, kalan gider avansının karar kesinleştiğinde davacı tarafa iadesine, davalı tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 8- Kabul red oranına göre belirlenen 4.114,20 TL Arabulucu ücretinin davalıdan tahsiliyle hazineye irad kaydına, Yine Kabul red oranına göre belirlenen 1.885,80 TL Arabulucu ücretinin davacıdan tahsiliyle hazineye irad kaydına, Dair; Gerekçeli mahkeme kararının taraflara tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde istinaf yolu açık olduğuna dair davacı ve davalı vekilinin yüzüne karşı verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.28/09/2026

Katip ... ¸e-İmzalıdır.

Hakim ... ¸e-İmzalıdır.

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2026/967, K. 2026/845, T. 28.09.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2026-967-e-2026-845-k-0dae9a062003