İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2026/407 E. 2026/438 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2026/407
Karar No
2026/438
Karar Tarihi

T.C. BAKIRKÖY 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2026/407 Esas KARAR NO : 2026/438 Karar

DAVA : İtirazın İptali

DAVA TARİHİ : 20/05/2026 KARAR TARİHİ : 22/05/2026 KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 10/06/2026

Mahkememizde görülmekte olan itirazın iptali davasının yapılan açık yargılaması sonunda, TALEP: Davacı vekilinin dava dilekçesinde özetle; iş bu dava ikame edilmeden önce arabuluculuk makamına başvurulmuş olmakla anlaşma sağlanamamış olduğunu, bu sebeple bu davayı açmak zorunluluğu doğduğunu, müvekkili Alacaklı .... tekstil üretimi ile iştigal eden bir firma olduğunu, ... /...'de kurulu ve adresi belirtilen işletmesinde Türkiye'nin en önemli giyim markalarından birinin temel üreticisi konumunda ticaret yaptığını, bu ticari faaliyeti gereği zaman zaman alt yüklenici konumundaki kişilere fason üretim de yaptırmakta olup Davalı Borçlu ile fason imalat yaptırmak üzere anlaştığını, Davalının ticari ilişkileri kapsamında Müvekkil'inin talep ettiği işleri yapmak üzere avans ihtiyacı olduğunu beyan ederek müvekkilinden avans olarak ödeme talep etmiş; Müvekkilinin de davalıya farklı tarihlerde avans ödemeleri yapmış olduğunu, ancak davalının avans ödemelerini almasına rağmen müvekkilinin talep ettiği işleri yapmadığını, müvekkilinin iş talebinin davalı tarafından karşılanmayacağını anlayınca avans olarak ödediği paraların iadesini talep etmiş ancak davalının para iadesi de yapmadığını, bu davanın doğrudan konusu olmamakla birlikte davalının bundan başka müvekkili tarafından... no'lu ve 27.03.2025 tarihli Sevk İrsaliyesi ile dikim işçiliği için kendisine gönderilen ve tanesi 53.-$ (ElliÜçAmerikanDoları) elbiselerden 400 (dörtyüz) adet elbisenin dikim işini yapmamış; dikilmek üzere kendisine kumaş ve malzemesi gönderilen elbiseleri ve ticari faaliyetinin devamlılığı için kendisine ariyet olarak bırakılan dikim makinelerini de noterlik ihtarına rağmen müvekkiline iade etmemiş olduğunu, iş bu sebeple davalı ve işbirliği içinde olduğu dava dışı bir kısım şüpheli aleyhinde güveni kötüye kullanma başta olmak üzere suç fiillerinden ötürü İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı ... Sor. No. Dosyası ile ceza şikayeti yapıldığını, soruşturmanın halen devam ettiğini, bu durum üzerine müvekkilinin, keşide ettiği Bakırköy .... Noterliği'nin ... tarihli ve ... yevmiye numaralı ihtarname ile cari hesap borcunun ödenmesini ve sair hususları davalıya ihtar etmiş, davalının işbu ihtarı tebellüğ etmesine rağmen herhangi bir yanıt vermemiş ve müvekkiline ödeme yapmamış, neticede müvekkilinin alacaklarının tahsili amacıyla davalı aleyhinde Bakırköy .... İcra Müdürlüğü ... E. sayılı dosyası ile icra takibi ikame etmek zorunda kalmış olup işbu takibin davalının haksız itirazına uğramış, davalının haksız itirazının iptalini sağlamak üzere, dava şartı arabuluculuk görüşmelerinde de anlaşma sağlanamadığından, mahkemede işbu davayı ikame etme zorunluluğu doğmuş olduğunu beyan ederek, davanın kabulü ile davacı müvekkili tarafından Bakırköy .... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyasından girişilen icra takibine davalı borçlu tarafından yapılan haksız ve mesnetsiz itirazın kül olarak iptali ile takibin devamına, Likit borca takibi geri bıraktırma kastıyla ve kötü niyetli olarak itiraz eden davalı borçlunun İİK 68. Maddesi gereğince %20'den aşağı olmamak üzere inkâr tazminatına mahkumiyetine, tüm yargılama giderleri ile yasal vekâlet ücretinin davalı borçlu tarafa yükletilmesine, karar verilmesini talep etmiştir. Mahkememizce işbu davada davalı tarafa dava dilekçesi ile tensip zaptının tebliğe çıkartıldığı, davalı tarafa 26/05/2026 tarihinde usulüne uygun olarak tebligat yapıldığı, davalı tarafça 07/06/2026 tarihinde süre uzatım talebinde bulunulduğu görüldü. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Taraflara usulüne ilişkin tebligat yapılmıştır. Dava, Taraflar arasındaki ticari ilişki kapsamında avans ödemesine istinaden davacının alacaklısı olduğu meblağın ödenmemesi nedeniyle başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın İİK'nın 67. maddesi uyarınca iptali istemine ilişkindir. Büyükçekmece Arabuluculuk Bürosunun ... Numaralı dosyasında; 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu m. 17, m. 18/A ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 5/A uyarınca arabuluculuk son tutanağının 05/08/2025 tarihinde düzenlendiği anlaşıldı. Uyuşmazlık, Davanın, davacı tarafın davalı tarafa yaptığı avans ödemelerine rağmen, işin gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği, davacının davalıdan alacaklı olup olmadığı, davacının alacağının ne kadar olduğu hususlarının tespiti istemine ilişkin olduğu anlaşıldı.

6100 Sayılı HMK nın 1. Maddesi, aynı yasanın 114/1-c bendi ile 115/1. Hükmü nedeni ile öncelikli olarak görev hususunda inceleme yapılmıştır. HMK 138 maddesi uyarınca mahkemenin öncelikle dava şartları hakkında dosya üzerinden karar vereceği düzenlemesi karşısında davanın dosya üzerinden ,dava dilekçesi tebliğ edilmeden görev dava şartı yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi mümkün olup, bu durum hukuki dinlenilme hakkının ihlali niteliğinde değildir. (.....) 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4.maddesinde hangi işlerin ticari dava olarak nitelendirilecekleri belirlendikten sonra anılan kanunun 5.maddesinde ticaret mahkemelerinin kuruluşu ve hangi mahkemelerin ticaret mahkemesi sıfatıyla bakacağı belirlendikten sonra asliye ticaret mahkemesi ile asliye ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişkinin görev ilişkisi olduğu belirtilmiştir. Ticari davaları, mutlak ticari davalar, nisbi ticari davalar, yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç grubta toplamak mümkündür. Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar, 6102 sayılı TTK'nın 4/1. maddesinde bentler halinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır. Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalardır. 6102 sayıl TTK'nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi, hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Zira; Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez. Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması TTK'da yeterli görülmüştür. TTK'nın 11. maddesinin ikinci fıkrası "(2) Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır, Cumhurbaşkanı kararıyla belirlenir." hükmünü amirdir. İlgili fıkrada her ne kadar ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınırın Cumhurbaşkanı kararıyla belirleneceği ifade edilmişse de söz konusu fıkranın 2/7/2018 tarihli değişiklikten önceki halinde sınırın Bakanlar Kurulunca çıkarılacak kararnamede gösterileceği ifade edilmekteydi. Nitekim ..... tarihli, ..... sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Bakanlar Kurulu kararı ile söz konusu ayrımın ne şekilde yapılacağı açıklığa kavuşturulduğundan ve sonrasında Cumhurbaşkanlığı kararıyla bu hususta yeni bir düzenleme yapılmadığından, halen geçerliliğini koruyan Bakanlar Kurulu kararı doğrultusunda değerlendirme yapılmalıdır. Anılan Bakanlar Kurulu kararı uyarınca, esnaf ve tacir ayrımı, esnaf faaliyetinin türüne göre 213 sayılı VUK’nun 177. maddesindeki parasal sınırlar esas alınarak belirlenir. Anılan Bakanlar Kurulu kararı uyarınca, sadece ikinci sınıf tacirlerin esnaf olarak kabulü söz konusu olabilir. Yani birinci sınıf tacirler hiç bir koşulda esnaf olarak kabul edilemez. 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 176. maddesine göre tüccarlar, birinci sınıf ve ikinci sınıf olmak üzere ikiye ayrılır. Birinci sınıf tüccarlar, bilanço esasına göre defter tutanlardır. İkinci sınıf tüccarların ise işletme hesabına göre defter tutanlardır. VUK'nun 177. maddesinde ise kimlerin birinci sınıf tüccar olduğu açıklanmış olup birinci aşamada gelir esasına göre bir ayrım yapılmış, maddenin son fıkrasında ise tacirin gelirine hiç bakılmaksızın, ihtiyari olarak bilanço esasına göre defter tutmayı tercih eden tacirlerin de birinci sınıf tacir oldukları kabul edilmiştir. Bu yasal düzenlemelere göre, kanun gereği birinci sınıf tacir sayılan bir tacirin esnaf olarak kabulü mümkün değildir. Salt ticari işletmenin ticaret siciline kayıtlı olmaması, esnaf odasına kayıtlı olması, bu işletme sahibinin tacir sayılmamasını gerektirmez. Dosya tüm deliller ile birlikte somut olay bakımından değerlendirildiğinde; 6100 Sayılı HMK nın 1. Maddesi hükmüne göre; göreve ilişkin kurallar kamu düzeninden olup, aynı yasanın 114/1-c bendi uyarınca, dava şartı olan bu husus, 6100 Sayılı HMK nın 115/1. maddesi gereğince mahkemece davanın her aşamasında kendiliğinde araştırılır, göreve ilişkin dava şartı noksanlığının sonradan giderilmesi mümkün değildir. Bu nedenle öncelikli olarak görev hususunda inceleme yapılmıştır. Dava taraflar arasında takibe konu fason üretimden ötürü oluşan cari hesaba ilişkin başlatılan takibe itirazın iptali olup kaynaklanmakta olup mutlak ticari dava niteliğinde değildir. Nispi ticari dava olup olmadığına ilişkin ise her ne kadar davacı tüzel kişi tacir ise de, davalı bakımından tacir araştırması yapılmış olup davalının tacir olmadığı Kocasinan Vergi Dairesi Müdürlüğünün 22/05/2026 tarihli yazı cevabından; davalının yıllık alış ve satış tutarlarının altında kaldığının bildirildiği, Ticaret Sicili Müdürlüğü yazı cevabından davalının herhangi bir kaydının bulunmadığı anlaşılmıştır. Davalının tacir olmaması nedeni ile dava nispi ticari dava niteliğinde de değildir. Bu durumda davaya bakmaya Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olması nedeniyle mahkememizin görevsizliğine, Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesi'nin görevli olduğuna karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM:Yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davanın, dava şartı olan 6100 Sayılı HMK'nın 114/1-c maddesinde düzenlenen görev yönünden usulden reddi ile MAHKEMEMİZİN GÖREVSİZLİĞİNE, 2-6100 Sayılı HMK nın 20/1. maddesi 1. cümlesi uyarınca, kararın kesinleşmesine müteakip talep halinde, dosyanın ve eklerinin yetkili ve görevli mahkeme olan BAKIRKÖY NÖBETÇİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE, 3-6100 Sayılı HMK nın 20/1. maddesi 1. cümlesi uyarınca, taraflardan herhangi birinin kararın kesinleşmesinden itibaren iki (2) haftalık yasal süre içerisinde Mahkememize başvurarak dava dosyasının görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesini talep etmesi halinde, dosyanın görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesine, 4-6100 Sayılı HMK nın 20/1. maddesi 2. cümlesi uyarınca, taraflardan herhangi birinin kararın kesinleşmesinden itibaren iki (2) haftalık yasal süre içerisinde Mahkememize başvurarak dava dosyasının görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesini talep etmemesi halinde, dava dosyasının re'sen ele alınarak, açılmamış sayılmasına karar verilmesine, bu hususun taraflara ihtaratına, (Gerekçeli hükmün tebliği ile ihtaratına) 5-6100 Sayılı HMK nın 331/2.nci maddesi 1. cümlesi uyarınca, bu dava dosyasına ilişkin harç ve yargılama giderlerinin görevli ve yetkili mahkemede değerlendirilmesine, 6-Dava dosyasının kesinleşmesi üzerine, iki (2) haftalık yasal süre içerisinde, taraflardan herhangi birinin, ilgili mahkemeye dava dosyasının gönderilmesini talep etmemesi halinde, ilgili dava dosyasının mahkeme Yazı İşleri Müdürü tarafından mahkeme hakiminin önüne getirilmesine, Dair; 6100 sayılı HMK.'nun 341. ve devamı maddeleri gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İSTİNAF kanun yolu açık olmak üzere tarafların yokluğunda karar verildi. 22/05/2026

Katip ..... ¸e-imzalı

Hakim ...... ¸e-imzalı

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2026/407, K. 2026/438, T. 22.05.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2026-407-e-2026-438-k-12b75520d5a4