İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2026/126 E. 2026/373 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2026/126
- Karar No
- 2026/373
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2026/126 Esas - 2026/373 TÜRK MİLLETİ ADINA T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : 2026/126 KARAR NO : 2026/373
.... DAVA : Marka Hükümsüzlüğü DAVA TARİHİ : 29/04/2025 KARAR TARİHİ : 17/09/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 17/09/2026 Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka Hükümsüzlüğü istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Davacı vekili dilekçeleriyle özetle, müvekkili şirketin "..." markasını 1990’lı yıllardan bu yana kullandığını, davalı şirket adına 06.07.2023 tarihinde yapılan başvuru sonucunda, ...." ibareli markanın 30 ve 40. sınıflarda .... numarası ile tescil edildiğini, ".... ibaresinin, müvekkilinin markası ile görsel ve işitsel olarak son derece benzer olduğunu, her iki markanın da "..." hecesini içerdiğini ve ... ürünleri başta olmak üzere gıda sektöründe tescil edildiğini, bu durumun, tüketici nezdinde iltibas yaratacak, markalar arasında karıştırılma ihtimali doğuracak nitelikte olduğunu, SMK'nın 6/1 ve 25. maddeleri uyarınca, önceki tarihli tescilli markaya benzer ve aynı veya benzer mallar/hizmetler için tescil edilmiş markaların hükümsüzlüğünün talep edilebileceğini ileri sürerek, tescil tarihinden itibaren geriye etkili olarak ...." markasının hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; somut olayda diğer davalının .... sayılı marka başvurusu hakkında alınmış bir .... kararının bulunmadığını, hatta davacının anılan başvuruya bir itirazının da olmadığını, bu durumda müvekkili kuruma husumet yöneltilmesinin de hatalı olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı şirket vekili dilekçeleriyle özetle; müvekkili şirketçe yapılan marka başvurusu ve neticesinde verilen tescil kararının hukuka uygun olduğunu; davacı tarafça .... kararının iptali için ....sayılı davanın reddedildiğini, bu sebeple iş bu davanın hem esas yönünden hem derdestlik hem de kesin hüküm yönünden dinlenirliği bulunmadığını, mahkemece gerek duyulursa .... E.sayılı davanın bekletici mesele yapılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davanın açılmasını müteakip davaya katılan tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamının geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. GEREKÇE : Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının iddiaları karşısında, davaya konu markanın hükümsüzlüğü şartlarının oluşup oluşmadığı, davalı Türkpatent'in husumet ehliyetinin olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. 6769 sayılı SMK'nın “Hükümsüzlük hâlleri ve hükümsüzlük talebi” başlıklı 26'nci Maddesinin üçüncü fıkrası,“Marka hükümsüzlük davası, dava tarihinde sicilde marka sahibi olarak kayıtlı kişilere veya hukuki haleflerine karşı açılır. Markanın hükümsüzlüğü davalarında kurum taraf gösterilmez" hükmünü ihtiva ettiği, ayrıca, gerek doktrinde gerekse Yargıtay kararlarında markanın hükümsüzlüğü davasının, Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından marka tescil başvurusuna itirazın reddi yönünde verilmiş nihai bir karar olmadıkça kuruma yöneltilemeyeceğinin açıkça ifade edildiği, .... sayılı kararında, hükümsüzlük davasının idari nitelikte bir işlem olan tescil işlemini gerçekleştiren kuruma yöneltilemeyeceği, kurumun husumet ehliyetinin bulunmadığının belirtildiği, .... sayılı kararında da, davacı tarafça açılan hükümsüzlük ve marka hakkına tecavüz istemli taleplerin ancak marka sahibine karşı açılabileceği, bu nedenle kurumun pasif husumet ehliyetinin bulunmadığı, Hükümsüzlük davasının, sicilde marka sahibi olarak kaydedilen kişiye veya hukuki haleflerine karşı açılacağı, tescilli bir markanın hükümsüzlüğü davasında “davalı”, davanın açıldığı anda marka sicilinde hak sahibi olarak kayıtlı kişi olacağı, haksız olduğu iddia edilen tescilin kurum tarafından yapılmasının kurumu davalı yapmayacağı, kurumun kendisinin hasım olarak gösterilmesini sağlayacak ve davacı aleyhine sonuç doğuracak bir işlem tesis etmediği, 6769 sayılı kanunun 25/3 maddesi uyarınca marka hükümsüzlük davalarında dava tarihinde sicilde marka sahibi olarak kayıtlı kişilere veya hukuki haleflerine karşı açılabileceği, davalı olarak kurumun taraf olarak gösterilemeyeceği, davacı tarafından davalı olarak kurumun da taraf olarak gösterilmiş olmasının davalı kuruma husumet düşmediğinden hatalı olduğu, .... dosyası tetkik edilmiş aynı marka ile ilgili hükümsüzlük sebebi ile dava açıldığı ve bu davanını henüz kesinleşmediği dolayısıyla derdestlik itirazının yerinde olduğu kanaatleriyle karar verildiği, karar sonrası davacı vekilince istinaf talebinde bulunulduğu .... sayılı ilamıyla "GEREKÇE : Dava, markanın hükümsüzlüğü istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Derdestlik 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nda ilk itiraz olarak düzenlenmişken, 6100 sayılı HMK’nın 114/1-(ı) maddesinde dava şartı olarak kabul edilmiştir. Dava şartı da, davanın esası hakkında yargılama yapılabilmesi için gerekli olan koşuldur. Mahkeme, hem davanın açıldığı tarih itibarıyla, hem de yargılamanın devam ettiği her aşamada dava şartlarının bulunup bulunmadığını resen araştırıp incelemekle yükümlüdür. Dava şartı davanın açıldığı tarihten hükmün verilmesine kadar varlığını devam ettirmelidir. Dava şartlarının davanın açıldığı tarihte olmaması veya bu şartlardan birinin yargılama aşamasında ortadan kalktığının belirlenmesi halinde mahkemenin davayı reddetmesi gerekir. .... tarihli kararında da açıklandığı üzere, dava şartlarından bazıları olumlu (davanın açılması sırasında var olması gerekli), bazıları ise olumsuz (davanın açılması sırasında bulunmaması gereken) şartlardır. Açılmış ve görülmekte olan bir davanın davacısının artık aynı davayı yeniden bir başka mahkeme önüne getirmesinde hukuken korunmaya değer güncel bir yararı bulunmamaktadır. Bu nedenle daha önce açılmış ve derdest olan bir davanın, ikinci kez açılması hâlinde, davacının bu ikinci davayı açmasında hukukî yararı olmadığı gerekçesi ile 6100 sayılı HMK’nun 114’üncü maddesi ile derdestlik dava şartı kabul edilerek maddenin (ı) bendinde “Aynı davanın, daha önceden açılmış ve hâlen görülmekte olmaması” düzenlemesine yer verilmiştir. Bu açıklamaya göre, açılmış ve görülmekte olan bir davanın ikinci kez açılması hâlinde, davacının bu ikinci davayı açmasında hukukî yararı olmadığı için davanın 6100 sayılı HMK’nun 114’üncü maddesi gereğince reddedilmesi gerekecektir. Ancak, derdest bir davanın ilk koşulu, tarafları, müddeabihi ve dava sebebi aynı olan bir davanın daha önce açılmış olması, ikinci koşulu ise daha önce açılmış bulunan davanın hâlen görülmekte olması, kesin hükümle sonuçlanmamış olmasıdır. O halde somut uyuşmazlığın bu bağlamda irdelenmesi gerekmektedir. Mahkemece derdestlik kararına esas alınan .... Esas sayılı dosyasında görülen davanın taraflarının iş bu davanın tarafları ile aynı olduğu anlaşılmakta ise de, eldeki davanın konusu ....sayılı markanın hükümsüzlüğü iken, anılan davanın konusunun .... sayılı davalı markasının hükümsüzlüğüne karar verilmesi olduğu, dolayısıyla .... Esas sayılı dosyasında görülen davanın konusu ile iş bu davanın konusunun aynı olmadığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla somut uyuşmazlıkta dava konusunun aynı olması koşulunun bulunmamasına ve bu nedenle de derdestlik durumunun oluşmamasına rağmen, mahkemece anılan gerekçe ile HMK'nın 114/1-ı ve 115/2 maddeleri gereğince davanın usulden reddine dair karar verilmesi doğru bulunmamış, Dairemizce HMK.'nın 353/1-a-4. maddesi uyarınca, davanın yeniden görülüp esas hakkında yeni bir karar verilmesi için ilk derece mahkemesine ait kararın kaldırılmasına ve dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine, kararın neden ve şekline göre davacı vekilinin diğer istinaf itirazlarının incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. " biçimindeki gerekçeler ile mahkememiz kararının kaldırılmasına karar verilmiştir. Mahkememizce istinaf ilamı doğrultusunda yeniden inceleme ve değerlendirme yapılmış olup , buna göne, “Marka hükümsüzlük davası, dava tarihinde sicilde marka sahibi olarak kayıtlı kişilere veya hukuki haleflerine karşı açılır. Markanın hükümsüzlüğü davalarında Kurum taraf gösterilmez.” hükmünü ihtiva etmektedir. Ayrıca, gerek doktrinde gerekse .... kararlarında markanın hükümsüzlüğü davasının, ... tarafından marka tescil başvurusuna itirazın reddi yönünde verilmiş nihai bir karar olmadıkça Kuruma yöneltilemeyeceği açıkça ifade edilmiştir. Hükümsüzlük davası, Sicilde marka sahibi olarak kaydedilen kişiye veya hukuki haleflerine karşı açılır. Tescilli bir markanın hükümsüzlüğü davasında “davalı”, davanın açıldığı anda Marka Sicilinde hak sahibi olarak kayıtlı kişidir. Haksız olduğu iddia edilen tescilin Kurum tarafından yapılması, davalı kurumu davalı yapmayacağı, kurumun, kendisinin hasım olarak gösterilmesini sağlayacak ve davacı aleyhine sonuç doğuracak bir işlem tesis etmediği, Özetle; ....karşı husumet yöneltilemeyeceği, biçimindeki gerekçeler ile karar verildiği, anılan kararın davacı vekilince istinaf edildiği, istinaf başvurusunu inceleyen .... 03.10.2025 tarih ...sayılı ilamıyla, GEREKÇE : Dava, marka hükümsüzlüğü istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 141. maddesinin 3. fıkrası uyarınca mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılmak zorundadır. HMK'nın 297. maddesinde ise hükmün hangi hususları kapsaması gerektiği düzenlenmiş olup buna göre hükmün, hükmü veren mahkeme ile hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin ad ve soyadları ile sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa hükmün hangi sıfatla verildiğini, tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adreslerini, tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri, hüküm sonucu, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini, hükmün verildiği tarih ve hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin imzalarını, gerekçeli kararın yazıldığı tarihi kapsaması gerekmektedir. Açıklanan hükümler birlikte değerlendirildiğinde, gerekçenin, bir hükmün olmazsa olmaz unsuru olduğu sonucuna varılmaktadır. Zira taraflar, ancak kararlara konulması gereken gerekçeler sayesinde hükmün hangi maddi ve hukuki nedene dayandırıldığını anlayabilirler. Ayrıca, karar aleyhine yasa yollarına başvurulduğunda da kararın usul ve yasaya uygun olup olmadığı gerekçe sayesinde denetlenebilir. Diğer bir deyişle, istinaf veya temyiz incelemesi ancak bir kararın gerekçe taşıması halinde mümkün olabilir. Somut uyuşmazlıkta ilk derece mahkemesince kurulan hükümde, davalı Kuruma karşı açılan davanın reddi gerekçesi açıklanmış ise de, diğer davalı şirkete yönelik davanın neden reddedildiğine ilişkin hiçbir gerekçeye yer verilmemiştir. Oysa yukarıda açıklandığı üzere tüm mahkeme kararlarının gerekçeli olması zorunlu olup, bu haliyle ilk derece mahkemesi kararı gerekçeden yoksundur. O halde, usulüne uygun ve denetime elverişli bir kararın varlığından söz edilemez. Bu itibarla Dairemizce, davacı vekilinin istinaf itirazlarının kabulü ile HMK’nın 353/1-a-6. maddesi gereğince yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine, kararın niteliğine göre davacı vekilinin diğer istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir." biçimindeki gerekçeler ile mahkememiz ilamının kaldırıldığı anlaşılmıştır. Mahkememizce kaldırma ilamı doğrultusunda dosya tetkik edilmiştir. HÜKÜMSÜZLÜK TALEBİ BAKIMINDAN DEĞERLENDİRME Somut uyuşmazlıkta hükümsüzlük talebinin SMK’nın 6/1. maddesinde düzenlenen nispi ret nedenine dayandırıldığı anlaşılmış olup, değerlendirme anılan hüküm kapsamında yapılacaktır. 6/1 maddesi uyarınca; tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı veya benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı veya benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir. Dolayısıyla markalar arasındaki benzerlik değerlendirmesinin ilk koşulu; markaların tescilli oldukları sınıfların aynı olması veya birbirine benzer olmasıdır. Markaların tescilli oldukları veya tescili talep edilen mal veya hizmetlerin benzerliğine kanaat getirilmesi halinde, ikinci şart olan markaların benzerliğine geçilir. Görüldüğü üzere karıştırılma ihtimalinin varlığı için çifte benzerlik şartının gerçekleşmesi ve her iki benzerliğin de dikkate alındığı genel izlenim ve değerlendirmeye göre ilişkilendirilme ihtimali dâhil karıştırma ihtimalinin bulunduğu kanaatine varılması gerekmektedir. EMTİALARIN BENZERLİĞİ Doktrinde de kabul gördüğü üzere, markalara ait mal veya hizmet listelerinde yer alan emtiaların "benzer" olup olmadığının değerlendirilmesinde, sınıflandırmaya ilişkin ulusal ve uluslararası düzenlemeler bağlayıcı kesin kurallar içermemektedirler. Bu nedenle, inceleme konusu markaların emtia listelerindeki sınıf numaralandırması ile bağlı kalınmaksızın, karşılaştırılan emtia listelerinin "aynı veya benzer" mal veya hizmetlerden oluşup oluşmadığı incelenmelidir. “Marka kapsamındaki mal ve hizmetlerin aynı veya benzer tür olup olmadığı hususunda 1957 yılında yapılmış olan “Uluslararası Nice Protokolü” kapsamında hazırlanan “Mal ve Hizmetlerin Sınıflandırılmasına İlişkin Tebliğ” hükümlerine ve bunun ekindeki sınıflara ve alt gruplara göre yapılan listenin dikkate alınması gerekmekle birlikte ... başına listenin bir bağlayıcılığı bulunmamaktadır. Bu anlamda, ilişkilendirmenin varlığı için mal ve hizmetlerin tamamen aynı sınıfta veya aynı alt grupta yer alması gerekmez.” Zira asıl olan, işaretlerin, kapsamlarındaki mal veya hizmetler üzerinde tescilli bir marka olarak kullanılması durumunda, tüketici nezdinde karıştırılma ihtimaline yol açıp açmayacağıdır. Bu nedenle, mal ve hizmet sınıf ve alt gruplarında benzerlik araştırmasında piyasanın anlayışı, benzer alıcı çevresine hitap edip etmediği, benzer ihtiyaçları giderip gidermediği, mal veya hizmetlerin birbiri yerine ikame edilebilme ve rekabet olanaklarının olup olmadığı, birinin diğerini tamamlama imkânı olup olmadığı, mal veya hizmetlerin dağıtım kanallarının ortak olması, aynı veya yan yana raflarda satışa arz edilip edilmediği kullanım yöntemleri, hedeflenen müşteri kesiminin aynı olup olmadığı hususlarının araştırılması gereklidir. Markalar arasında iltibas değerlendirmesinin ilk koşulunun, taraf markaları kapsamındaki emtiaların benzerliği olduğu hususu Yüksek Mahkemenin birçok kararında da açıkça belirtilmiştir.3 Nitekim EUIPO nezdinde verilen kararlarda da malların benzerliğine ilişkin değerlendirmenin, mal ve hizmetler arasındaki ilişkilerin ilgili özellikleri dikkate alınarak yapılması gerektiğini, bu özelliklerin, malların doğaları, kullanım amaçları, kullanım yöntemleri ve birbiriyle rekabet halinde veya birbirini tamamlayıcı olup olmadıklarını içerdiği belirtilmiştir. Davacı markaları incelendiğinde hepsinin ... çatı markasını içerdiği, neredeyse hepsinin logolu bir biçimde korunduğu, bu nedenle markalardan biriyle dahi benzerlik göstermesi halinde uyuşmazlığın çözülebilmesi nedeniyle sınıfsal bakımdan ayniyet içeren markası dikkate alınmıştır. Dava konusu markada yer alan tüm mal ve hizmetler davacı markasında aynen/benzer şekilde yer aldığı, bu nedenle SMK 6/1 kapsamında aranılan emtia benzerliği koşulunun sağlandığı, İŞARETLERİN BENZER OLUP OLMADIĞI; Markaların karıştırılma ihtimalinden söz edilebilmesi için yukarıda da belirtildiği üzere emtiaların/hizmetlerin aynı/benzer olması yanında markayı oluşturan ibarelerin de aynı/benzer olması koşulu bulunmaktadır. İki işaret arasında karıştırılma ihtimali, iki şekilde ortaya çıkabilecektir. Bunlardan birincisi, tescil talebine konu markanın tescilli veya tescili için daha önce başvurulmuş markaya benzerliği nedeniyle önceki markanın aynısı ya da benzeri marka zannedilmesi ve bu sebeple satın alınmak istenen ürün dışında bir ürünün satın alınmasına sebebiyet verilmesidir. İkinci ihtimal ise, tüketicinin iki marka arasındaki farklılıklar nedeniyle her iki markanın aynı marka olmadığını anlamasına rağmen, iki markanın aynı işletmeye, başka bir ifadeyle aynı iktisadi – idari kaynağa ait olduğunu sanmasına sebebiyet verilmesidir. Bu durumda da tüketici, gerçekte almak istemeyebileceği bir ürünü, salt güvendiği önceki markayla irtibatlı sandığı için sonraki markayı alabilecektir. Böylece, önceki tescilli veya tescil talebine konu edilmiş markayı taşıyan ürünler için tüketici nezdinde tesis edilen güvenden haksız olarak yararlanma sonucu doğabileceğinden, karıştırılma ihtimali gerçekleşmiş olacaktır. Benzerlik ve karıştırılma ihtimaline dayalı değerlendirmelerde kural olarak orta seviyedeki tüketiciler dikkate alınacak olup; malın hitap ettiği ortalama bilgi ve dikkate sahip tüketicilerin tamamının ya da büyük bir bölümünün karışıklık yaşaması değil, bu tüketicilerin bir kısmının karışıklık yaşama ihtimali bulunması, benzerlik ve iltibas bulunduğunun kabulü için yeterli bulunmaktadır. .... kararlarında da belirtildiği üzere; “ortalama alıcılar / kişiler”, çabuk aldanabilen kişiler olmadığı gibi aptal ya da budala da değildir . Mal/hizmetin alıcısı olarak dikkate alınacak olan bu kişiler; orta düzeyde zeka ve dikkate sahip olan, işareti/markayı anımsaması da sıradan olan kişilerdir . Ancak tüketici kitlesinin dikkat ve özen düzeyinin mal ve hizmet sınıflarına bağlı olarak değişkenlik göstermesi de mümkündür. İlgili tüketici kitlesinin dikkat düzeyi arttıkça karıştırılma ihtimali azalır. Dava konusu markanın 30. sınıfında bulunan malların önemli bir kısmı, günlük veya sık aralıklarla satın alınabilen ve geniş halk kesimine hitap eden gıda ürünlerinden oluşmaktadır. Bu malların market, bakkal, şarküteri ve çevrim içi satış platformları gibi yaygın satış kanallarından temin edilmesi mümkündür. Bu nedenle 30. sınıftaki mallar bakımından ilgili tüketicinin dikkat seviyesinin genel olarak orta seviyede olduğu değerlendirilmiştir. 40 sınıftaki hizmetler ise çok daha geniş bir yelpazeye sahip olup, bir bölümünün özellikle ticari veya profesyonel müşteriler tarafından satın alınması mümkündür. Bu tür hizmetlerde hizmet sağlayıcısının seçimi sırasında harcanan dikkat ve özen, günlük tüketim mallarına oranla daha yüksek olabilecektir. Dolayısıyla somut olayda ... tip bir tüketici dikkat seviyesinden söz etmek mümkün olmayıp; 30. sınıftaki mallar yönünden orta, 40. sınıftaki bir kısım hizmetler yönünden ise orta ve yüksek bir dikkat düzeyinin bulunduğunu değerlendirilmektedir. Dava konusu markanın davalının ticaret unvanı olduğu açıktır. Markada yer alan“....” ifadeleri, işletmenin faaliyet alanını ve şirket türünü bildiren, markasal ayırt ediciliği bulunmayan ibarelerdir. Bu nedenle markanın esas unsurunun “....” ibaresi olduğu, İki markanın benzer olup olmadığı değerlendirilirken; markalar arasında görsel, işitsel veya kavramsal düzeyde ortaya çıkan benzerlik veya yakınlık dikkate alınır. Görsel, işitsel veya kavramsal benzerliğin derecesi konusundaki değerlendirmeyi malların niteliğini ve malların piyasaya sunum yöntemlerini dikkate alarak yapmak yerinde olacaktır. İlgili tüketicinin markaları doğrudan karşılaştırma imkânının bulunmadığı, markaların karşılaştırmasını zihninde muhafaza ettiği tam (eksiksiz) olmayan imaja göre yaptığı dikkate alınmalıdır. Kavramsal (anlamsal) benzerlik, kelime veya şekil markalarının karşılık geldikleri anlam veya kavramlar bakımından ayniyet veya benzerlik içermeleri durumunda ortaya çıkar. Kelime markalarının kavramsal (anlamsal) benzerliği, temel olarak, farklı şekilde yazılı kelimelerin aynı veya farklı dilde aynı/benzer kavramlara (anlamlara) karşılık gelmeleri durumunda ortaya çıkabilir. Şekil markalarının kavramsal (anlamsal) benzerliği ise temel olarak, markalarda yer alan şekil unsurlarının aynı kavramlara karşılık gelmeleri durumunda ortaya çıkabilir. Davacı markasında yer alan “...” sözcüğü Türkçede “bir, yalnız, yegâne” anlamlarına gelirken, dava konusu markanın başlangıcındaki “...” sözcüğü “aç olmayan, doymuş” anlamına gelmektedir. Her iki sözcük de Türkçede doğrudan ve kolaylıkla algılanabilen, birbirinden farklı kavramsal karşılıklara sahiptir. Bu nedenle “...” ve “...” arasındaki farklılık yalnızca bir sesli harfin değişmesinden ibaret olmayıp, söz konusu değişiklik işaretlerin başlangıç unsurlarına farklı anlamlar kazandırmaktadır. Taraf işaretlerinde ortak bulunan “...” ibaresi ise ... ve ... ürünleri ile bunlarla doğrudan ilişkili mal ve hizmetler bakımından tanımlayıcı veya ayırt edici gücü düşük bir unsur niteliğindedir. Dolayısıyla ortak “...” ibaresinin varlığının, “...” ve “...” sözcükleri arasındaki belirgin anlamsal farklılığı ortadan kaldırmadığı; markaların kavramsal açıdan farklı olduğu, İşitsel benzerlik, kelime markaları telaffuz edilirken ortaya çıkan benzerlik halidir. İşitsel benzerliğin tespiti, bazı durumlarda ... başına markaların benzer markalar olarak değerlendirilmeleri için yeterli kabul edilebilir. Ancak, işitsel benzerliğin görsel benzerlikle yeterli düzeyde desteklenmemesi halinde markaların benzer markalar olarak değerlendirilmemesi de mümkündür. Taraf markaları Türkçe kelimeler olduğu için yazıldığı şekilde okunacaktır. Davacı markası ...-... şeklinde iki hecede, davalı markası ise ...-...-... şeklinde üç hecede okunacaktır. Taraf markalarının ilk hecelerindeki ... farkın sesli harf olduğu, ancak E ve O sesinin fonetik bakımdan kulakta farklı olarak kolaylıkla algılanabilediği, ayrıca dava konusu markanın üçüncü hecesini oluşturan “...” ibaresi, kelimenin ritmini, hece sayısını ve genel ses yapısını davacı markasından ayırdığı ve yeterli farklılaşmayı sağladığı değerlendilmiştir. Ortak “...” unsurunun varlığının markalar arasında belirli bir fonetik yakınlık sağladığı değerlendirilmekte birlikte bu yakınlığın bütünsel işitsel benzerlik yaratacak ağırlıkta olmadığı, Görsel benzerlik, kelime veya şekil markalarının görünüm olarak benzerlik içermeleri durumunda ortaya çıkar. Görsel benzerliğin tespiti, markaların benzer markalar olarak değerlendirilmeleri için, ... başına yeterli olarak kabul edilebilir. Bilindiği üzere, kelime markaları söz konusu olduğunda, kelimenin yazım şekli değil kelimenin kendisi korunmaktadır. Bu nedenle, kelimenin büyük ya da küçük harfle ya da farklı yazım karakterinde yazılmış olmasının incelemeye etkisi yoktur. Dava konusu markanın kelime markası olduğu, devamında ticaret unvanı tali unsurlarının yer aldığı, davacının ise markalarının büyük bir çoğunlunda yer alan kelime +şekil markası bulunduğu görülmüştür. Yeşil rengin açık ve koyusu kullanılmak üzere bir karenin görsel olarak ikiye bölündüğü ve içerisinde stilize bir font kullanılarak beyaz renklerle ... ve hemen altında ... ibarenin bulunduğu görülmüştür. Özellikle ...-ve ... ibarelerini ve takip eden ... ibaresinin aynılığı karşısında belli bir benzerliğin bulunduğu, ancak dava konusu markada yer alan ... ibaresinin markayı görece uzun bir kelime haline taşıdığı, davacının şekil unsuru taşıyan markalarının görsel açıdan bariz farklı olduğu, bu nedenle harfsel benzerlik dışında bir benzerlik kurulamayacağı, Karıştırılma ihtimali incelemesinde, markalarda ortak olarak bulunan unsurun ayırt edici gücü özel önem taşımaktadır. Ortak unsurun tanımlayıcı veya ayırt edici gücünün zayıf olması hâlinde, bu ortaklıktan hareketle markaların benzer olduğu sonucuna varılması için markaların diğer unsurlarında da güçlü bir yakınlığın bulunması gerekir. Somut olayda taraf işaretlerinde aynen ortak olan unsur “...” ibaresidir. Bu ibarenin özellikle ... ve ... ürünleri ile bunlarla doğrudan bağlantılı mal ve hizmetler bakımından tanımlayıcı veya zayıf ayırt edici nitelikte bulunması karşısında, yalnızca bu ortaklıktan hareketle karıştırılma ihtimali sonucuna varılması mümkün değildir. Bu nedenle taraf işaretlerindeki örtüşmeyen “.../...” ve “...” unsurlarının markaların genel izlenimi üzerindeki etkisinin ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir. Zayıf bileşenlerin karıştırma ihtimali etkisi hususunda ülkemizin de kabul edip imzaladığı 02.10.2014 tarihinde yayınlanan “Nispi Ret Nedenlerine İlişkin Ortak Uygulama Hakkında Ortak İletişimKarıştırılma İhtimali (Ayırt Edici Olmayan/Zayıf Bileşenlerin Etkisi)” başlıklı mutabakat metninde belirtildiği üzere; “bir markanın ayırt edici karakterini ve bu ayırt ediciliğin yüksek olup olmadığı değerlendirirken, ulusal mahkemenin tescile konu malları veya hizmetleri belirli bir işletmeden gelen mallar veya hizmetler olarak gösterebilme ve bu yolla diğer işletmelerin mallarından veya hizmetlerinden ayırt etmeyi sağlama yeterliliğini bütünsel olarak incelemesi gerekmektedir” (prg. 22). Dolayısıyla ve zayıf markanın pazar içindeki esas fonksiyonunu gerçekleştirme kapasitenin daha düşük olması nedeniyle, hiç ayırt edici olmayan ya da düşük seviyede olan ayırt edici bileşenler ile ilgili olarak koruma kapsamı dar olmalıdır.” şeklindedir. Anılan metnin 5.3. maddesinde; “ Markalar düşük seviyede ayırt ediciliği olan bir unsuru paylaşıyorsa, karıştırılma ihtimali değerlendirmesinde örtüşmeyen bileşenlerin markaların genel izlenimi üzerindeki etkisine odaklanılacaktır. Örtüşmeyen bileşenlerin benzerlikleri/farklılıkları ve ayırt edicilikleri ele alınacaktır. Düşük seviyede ayırt ediciliği olan bir unsurun örtüşmesi, normalde kendiliğinden karıştırılma ihtimaline yol açmaz. Ancak, şu durumlarda karıştırılma ihtimali olabilir: Diğer bileşenler daha düşük (ya da eşit derecede düşük) seviyede ayırt ediciliğe sahiptir veya belirgin olmayan görsel etkiye sahiptir ve markaların genel izlenimi benzerdir. Veya Markaların genel izlenimi son derece benzer ya da aynıdır.” şeklindeyken, Aynı metnin 5.4 maddesi; “Sadece ayırt edici olmayan bileşenlerin örtüşmesi karıştırılma ihtimali meydana getirmez. Markalar aynı zamanda benzer şekil unsurları ve/veya kelime unsurları içeriyorsa, markaların genel izlenimi oldukça benzer veya aynı ise karıştırılma ihtimali mevcut olacaktır.” şeklindedir. Somut olayda taraf işaretlerinde aynen ortak olan “...” ibaresinin özellikle ilgili gıda malları bakımından zayıf ayırt edici niteliği bulunduğu; bu nedenle ortaklığın ... başına karıştırılma ihtimali yaratmayacağı değerlendirilmiştir. Taraf işaretlerinin başlangıç bölümlerinde yer alan “...” ve “...” ibareleri arasında yalnızca bir sesli harf farklılığı bulunmakla birlikte, ... harf değişikliğine dair otomatik bir karşılaştırma yerine söz konusu farklılığın işaretlerin bütünsel algısına etkisinin değerlendirilmesi gerekmektedir. Nitekim ..... sayılı kararına konu uyuşmazlıkta da, kimi durumlarda ... bir harf farklılığının markalar arasında somut anlamsal farklılık meydana getirmesi suretiyle işaretlerin birbirinden ayrılması için yeterli olabileceği kabul edilmiş; anılan kararda ise değişen harfin kavramsal farklılık yaratmaması nedeniyle bu kriterin gerçekleşmediği değerlendirilmiştir. Somut olayda “...” ve “...” ibareleri arasındaki E/O farklılığı Türkçede doğrudan ve kolaylıkla algılanabilen farklı anlamlara sahip iki ayrı kelime meydana getirmektedir. Buna dava konusu markada yer alan “...” unsurunun kelimenin uzunluğu, hece sayısı ve telaffuz ritmi üzerindeki etkisi de eklendiğinde; ortak “...” unsurundan kaynaklanan belirli görsel ve işitsel yakınlığın, işaretlerin bütünsel olarak farklılaşmasını ortadan kaldıracak ağırlıkta olmadığı değerlendirilmiştir. Davacı markasının uzun süreli kullanım sonucunda ayırt edici gücünün artmış olduğunun kabul edilmesi hâlinde dahi, tüketicinin ... ve ... farkını ve iki farklı marka karşısında olduğunu direk olarak algılayabileceği düşünülmekte, bu bağlamda markaların genel izlenimlerinin yeterli derece farklılaşma sağladığı bu itibarla SMK’nın 6/1. maddesi anlamında karıştırılma ihtimali bulunmadığı, TANINMIŞLIK İDDİALARI; 6769 sayılı SMK’nın 6/4 maddesinde “Paris Sözleşmesinin 1 inci mükerrer 6 ncı maddesi bağlamındaki tanınmış markalar ile aynı veya benzer nitelikteki marka başvuruları, aynı veya benzer mal veya hizmetler bakımından itiraz üzerine reddedilir.” ve 6/5 maddesinde “Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önce yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hallerde, aynı veya benzer markanın başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hali saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir.” denilmektedir. 6769 s. SMK’nın 6. maddesinde “tanınmış marka”lara yer vererek onların diğer markalara göre daha yoğun korunmalarının koşullarını oluşturmuştur. Madde bu korumayı SMK md. 6/4 ve 5 olmak üzere iki ayrı fıkrada düzenlemiştir. Belirtilmelidir ki, SMK md. 6/4’de Paris Sözleşmesi kapsamında bir markanın aynı veya benzer olması ve ayrıca mal/hizmetlerin de aynı/benzer olması şartı aranırken, md. 6/5’te Türkiye’de tanınmışlık düzeyine ulaşan markalar için mal/hizmet sınıflarının aynı/benzer ya da benzer olmasına bakılmayacağı ifade edilmiş ve bu bağlamda SMK md. 6/5’in koruma kapsamı, hükümde anılan hallerden birinin gerçekleşmesi durumunda daha geniş tutulmuştur. Bununla birlikte, md. 6/5 hükmünden yararlanabilmek için Türkiye’de tanınmışlık düzeyine ulaşmış markanın tescil edilmesi şartı aranırken, SMK md. 6/4 hükmünden yararlanacak olan Paris Sözleşmesi kapsamında Türkiye’de tanınmış markanın tescil edilme şartı aranmamaktadır. Dosya kapsamında davacı markasının tanınmışlığına ilişkin somut bir delil bulunmamakla birlikte, çok sayıda marka tescilinin mevcut olmasının ... başına SMK’nın 6/5. maddesinde aranan tanınmışlık düzeyinin kanıtı niteliğinde olmadığı, ek olarak mahkememizce de markalar benzer bulunmadığı için madde koruma şartlarının oluşmadığı, KÖTÜ NİYET İDDİALARI; Marka sahibinin, markasını tescil ederken, markanın kullanılış amacı ve fonksiyonlarına aykırı bir şekilde, iyi niyetli üçüncü kişileri baskı altında tutma, onlara şantaj yapma veya engelleme amacı gütmesi gibi hallerde, kötü niyetli marka tescilinden bahsedilir. Tescil başvurusunda bulunan kişinin kötü niyetli olduğuna emare teşkil edebilecek olgu ve olayların varlığı, kötü niyetli marka başvurusunun kabulü için yeterli sayılmaktadır. Buna karşılık başvuru sahibinin, hakkını kötüye kullanma niyeti taşıması veya başkalarını engelleme amacına sahip olması gibi sübjektif durumlar kural olarak tespit edilmeye çalışılmamalıdır. Zaten kişinin içsel durumunu ifade eden sübjektif unsurlara doğrudan ulaşmak veya nüfuz etmek mümkün de değildir. Ancak, somut olayda başvuru sahibinin içsel durumunu ifade eden, kast, niyet gibi hususların anlaşılabileceği veya ortaya çıkarılabileceğine dair ciddi belirtilerin varlığı halinde, bunlar araştırılarak, kötü niyetli tescilin varlığı sonucuna ulaşmada yardımcı unsur olarak kullanılabilir. Bu değerlendirmede, markanın aynısının veya benzerinin bir başkası tarafından kullanıldığının bilinmesi halinde marka tescil başvurusunda bulunulması, markanın köken gösterme amacı dışında bir amaçla tescil edilmesi, örneğin esasen kullanılması planlanmayan bir markanın sırf bir başka işletmenin piyasaya girmesinin engellenmesi amacıyla tescil ettirilmesi ya da tescil başvurusunda bulunanın rakipleri ile haksız rekabete girişme amacı gibi kriterler dikkate alınabilir. Marka tescil başvurusunun kötü niyetli olup olmadığı hususunun belirlenmesinde genel geçer kriterler bulunmamakta, konunun her somut olay bazında değerlendirilmesi gerekmektedir. Doktrine ve yerleşik içtihatlara göre; kötü niyetli tescilden söz edilebilmesi için başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanmayıp, yedekleme, marka ticareti yapmak amacına yönelik bir davranışta bulunmak kötü niyet göstergesi kabul edilebilir. Somut olayda karıştırılma ihtimali olsa dahi, salt markayı tescil ettirme eylemi ya da markalar arasında yer alan benzerlikler kötü niyetin bir göstergesi olarak değerlendirilemez. Kötü niyetin varlığı somut delillerle kanıtlanmalıdır. Dosya kapsamında, davalının kötü niyetini gösteren herhangi somut bir kanıt sunulmadığı, Derdestlik itirazına bakıldığında, derdestlik kararına esas alınan ..... Esas sayılı dosyasında görülen davanın taraflarının iş bu davanın tarafları ile aynı olduğu anlaşılmakta ise de, eldeki davanın konusu ..... sayılı markanın hükümsüzlüğü iken, anılan davanın konusunun ..... Esas sayılı dosyasında görülen davanın konusu ile iş bu davanın konusunun aynı olmadığı, Husumet itirazına bakıldığında, hükümsüzlük davasının, sicilde marka sahibi olarak kaydedilen kişiye veya hukuki haleflerine karşı açılacağı, tescilli bir markanın hükümsüzlüğü davasında “davalı”, davanın açıldığı anda marka sicilinde hak sahibi olarak kayıtlı kişi olacağı, haksız olduğu iddia edilen tescilin kurum tarafından yapılmasının kurumu davalı yapmayacağı, kurumun kendisinin hasım olarak gösterilmesini sağlayacak ve davacı aleyhine sonuç doğuracak bir işlem tesis etmediği, Netice itibariyle, Davalı markasında yer alan tüm malların davacı markasında aynen yer aldığı, Bütünsel açıdan değerlendirme sonucunda taraf markaları arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığı, Marka tanınmışlığına ilişkin somut delil bulunmadığı, Kötü niyet iddialarının ispat edilemediği, Hükümsüzlük koşullarının oluşmadığı, Davalının derdestlik itirazının yerinde olmadığı, Kuruma husumet yöneltilemeyeceği, Sonuçlarına ulaşılmış aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M : 1-Davalının derdestlik itirazının reddine, İşbu talep bakımından davacı lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 2-Kurum aleyhine açılan davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine, Alınması gereken 732,00.-TL harçtan, peşin alınan 615,40.-TL'nin mahsubu ile eksik kalan 116,60.-TL maktu ilâm harcının davacıdan alınarak hazineye irad kaydına, Davalı kurum kendisini vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 55.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davacıdan alınarak davalı kuruma verilmesine, Davalı kurumun yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına, 3-Davalı şirket aleyhine açılan hükümsüzlük davasının reddine, Davalı şirket kendisini vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 55.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davacıdan alınarak davalı şirkete verilmesine,
Davalı şirketin yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına, Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333), 4-Dair, davacı vekili ve davalı kurum ile şirket vekillerinin yüzüne karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde .... istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.
Kâtip Hâkim.... ✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır