İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2026/1174 E. 2026/719 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2026/1174
- Karar No
- 2026/719
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2026/1174 Esas KARAR NO : 2026/719
DAVA : Sıra Cetveline İtiraz (İflas Tasfiyesinde Düzenlenen Sıra Cetveline Yönelik Kayıt Kabul Ve Terkin Talebi (İİK 235)) DAVA TARİHİ : 28/08/2024 KARAR TARİHİ : 14/09/2026
Mahkememizde görülmekte olan Sıra Cetveline İtiraz (İflas Tasfiyesinde Düzenlenen Sıra Cetveline Yönelik Kayıt Kabul Ve Terkin Talebi (İİK 235)) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı Vekili Dava Dilekçesinde Özetle: Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirket ... Ltd. Şti.’den ... İli, ... İlçesi, 2039 ada, 15 parselde kain C blok 8.kat 271 numaralı daireyi 09.01.2012 tarihli sözleşme ile 105.000,00 TL bedelle satın aldığını, sözleşmeye göre taşınmazın en geç 30.06.2012 tarihinde teslim edileceğinin vaad edildiğini ancak geçen uzun süreye rağmen teslimin gerçekleşmediği, taşınmazın 3.kişilere satış ihtimalini de öğrendiklerini, sözleşmede geç teslime ilişkin cezai şart bedellerinin de belirtildiğini, ayrıca konutun teslim edilmemesi nedeniyle uğranılan kira kaybının da müspet zarar olduğunu da belirterek, sonuç ve talep olarak; davaya konu taşınmaz üzerine 3. kişilere devir ve temliki önlemek amacıyla davalıdır şerhi ve ihtiyati tedbir konulmasına, dava konusu mülkiyet hakkına ilişkin olması sebebiyle icra yoluyla satışların tedbiren durdurulmasını, dava konusu dairenin sözleşme tarihinden sonra 3.kişiler lehine konan haciz ve ipoteklerin terkin ettirilmesine, tapu iptallerinin yapılarak müvekkili lehine tescil edilmesini, tapu iptal ve tescilinin yapılması mümkün olmaz veya uygun görülmez ise, dava konusu taşınmazın rayiç bedelinin tespit edilerek 30.06.2012 tarihinden itibaren davalının tacir olmasından dolayı ticari faizi ile birlikte, rayici belli olmadığı takdirde satış bedellerinin şimdiye kadar işleyen tüm ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsili için karar verilmesini, sözleşmeye göre teslim tarihi olan 30.06.2012 tarihinden itibaren, bilirkişi marifetiyle rayiç kira bedeli belirlenerek, bedelin ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsili için karar verilmesini, davaya konu olan bağımsız bölümün ilan ve taahhüt edilen şekli ile şimdiki durumu arasında eksikliklerin maddi değerinin tespit edilmesine ve tespit edilen bedelin güncel değeriyle ticari faiziyle beraber davalıdan alınarak müvekkili lehine verilmesini, yargılama harç ve giderleri ile vekalet ücretinin davalı üzerine bırakılmasını, karar verilmesini talep ve dava ettiği görüldü. CEVAP: Davalı Vekili Cevap Dilekçesinde Özetle: Davalı vekili, davanın görevsiz mahkemeye açıldığını, davanın zamanaşımına uğradığını, gerçekleştirilen sözleşmenin geçersiz olduğunu ve bu nedenle davacı taleplerinin reddi gerekeceğini, tapu iptali ve tescili davası açılamayacağını belirtmişlerdir. Müvekkilinin geç teslimde kusuru olmadığını, iflasın açılması ile konusu para olmayan alacakların paraya dönüşeceğini, tedbir kararının hatalı olduğunu da belirterek, sonuç ve talep olarak; davanın reddini, yargılama giderleri ve vekalet vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesini karar verilmesini talep etmişlerdir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Davacı tarafından öncelikle tapu iptal ve tescil talebi ile eldeki davanın Tüketici Mahkemesi nezdinde açıldığı, ... 6. Tüketici Mahkemesinin ...Esas ...Karar sayılı kararı ile görevsizlik kararı verildiği, kararın kesinleşerek dosyanın mahkememiz esasına kaydının yapıldığı anlaşıldı. Davacı vekili dava dosyasına sunmuş olduğu 25.06.2025 tarihli ıslah dilekçesi ile; taşınmaz bedeli olarak 1.425.000 TL'nin davalıdan tahsilini ve Sözleşmedeki teslim tarihi olan 30/06/2012 tarihinden itibaren davalı tarafın tacir olması hasebiyle ticari faiziyle beraber dava konusu taşınmazda meydana gelen kira bedeli kaybı (kira tazminatı) tutarı olan 305.860,00 TL'nin (bilirkişi raporunda hesaplanan faiz dahil tutar olan 577.971,99 TL'nin) davalıdan tahsilini talep etmiştir. Mahkememizce davacı tarafından açılan davanın iflas tarihinden sonra olduğu ve 2004 sayılı Kanun'un 198. Maddesi gözetilerek davaya kayıt kabul davası olarak devam edilmiştir. Davacı tarafından delil dilekçesinin ekinde delil olarak sunulan adi yazılı taşınmaz satış vaadi sözleşmesi incelendiğinde; taşınmazın 103.000,00-TL bedel karşılığında davalı müflis şirket tarafından davacıya davaya konu bağımsız bölümün satışının vaat edildiği ve satış bedelinin peşin olarak ödendiği ancak ilgili taşınmaz davacıya devredilmeden müflis şirketin iflas ettiği ve satış vaadi sözleşmesinin davalı müflis tarafından yerine getirilmediği anlaşılmıştır. Davacı tarafından delil olarak sunulan belgeler incelendiğinde; davalı müflis şirket tarafından kaşeli ve imzalı olarak iflas tarihinden önce düzenlenen satış sözleşmesinde ve diğer evraklarda davacının satış bedelini müflis şirkete peşin olarak ödediğinin sözleşmede belirtildiği anlaşılmakla davacının taraflar arasındaki adi yazılı taşınmaz satış vaadi sözleşmesindeki üzerine düşen bedel ödeme edimini yerine getirdiği anlaşılmaktadır. Davanın iflas tarihinden sonra açılması ve aynen ifanın müflis ya da iflas idaresi tarafından gerçekleştirilmemesi karşısında 2004 sayılı Kanun'un 198. Maddesi gereğince davacının alacağının para alacağına çevrilmesi gerektiği anlaşılmıştır. Davacı tarafından müflis şirkete karşı sözleşmede üstlenilen edimin yerine getirdiği, davacının müflis şirkete karşı borcunun olmadığı ve tüm satış bedelinin müflis şirkete ödendiği sabit olup, müflis şirket tarafından taşınmazın tamamlanarak davacıya tapusunun devredilmediği ve tapunun müflis şirket adına kayıtlı olduğu, sözleşme kapsamında davacı bedel ödeme edimini yerine getirmiş ise de müflis şirketin taşınmazı tamamlayarak tapusunu devir borcunu yerine getirmediği anlaşılmıştır. Davalı müflis iflas idaresi tarafından taraflar arasındaki sözleşmenin noterde düzenlenmediği adi yazılı olması sebebiyle geçersiz olduğu iddia edilmiştir. Buna karşılık davalı müflis şirketin davaya konu satış vaadi sözleşmesinde yapsatçı müteahhit konumunda bulunduğu ve proje sahibi anlaşılmakta olup, davalı ile davacı arasındaki davalı tarafından inşa edilen taşınmazdaki bağımsız bölüme yönelik taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin temlik sözleşmesi niteliğinde kabul edilmesi gerektiği ve 6098 sayılı Kanun'un temlike yönelik hükümleri gereğince yazılı olmasının yeterli olduğu kabul edilmelidir. Nitekim Yargıtay 7. Hukuk Dairesi ...E.,...K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "Yüklenicinin arsa payı karşılığı inşaat yapmakta olduğu veya arsa sahibinin aynı zamanda yüklenici sıfatıyla hareket ederek (yapsatçı konumunda) inşa etmekte olduğu binalardan bağımsız bölüm satın alınması halinde Borçlar Kanununun 163 üncü maddesi (TBK m. 184) gereğince üçüncü kişiye yapılacak temlikin yazılı olması yeterlidir. Müspet zarar; borçlu edayı gereği gibi ve vaktinde yerine getirseydi alacaklının mameleki ne durumda olacak idiyse, bu durumla eylemli durum arasındaki fark müspet zarardır. Başka bir deyişle müspet zarar, sözleşmenin hiç veya gereği gibi yerine getirilmemesinden doğan zarardır. Kuşkusuz kâr mahrumiyetini de içine alır (Tandoğan, Haluk: Türk Mesuliyet Hukuku, İstanbul, 2010, s.426). Davacının mamelekinde, sözleşme yerine getirilseydi bulunacağı duruma göre bir azalma olmuştur. İşte müspet zarar bu iki bedel arasındaki farktan ibarettir." Yargıtay 7. Hukuk Dairesi ... E.,...K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "Öte yandan yüklenicinin arsa payı karşılığı inşaat yapmakta olduğu veya arsa sahibinin aynı zamanda yüklenici sıfatıyla hareket ederek (yapsatçı konumunda) inşa etmekte olduğu binalardan bağımsız bölüm satın alınması hâlinde Borçlar Kanunu'nun 163 üncü maddesi (TBK m. 184) gereğince üçüncü kişiye yapılacak temlikin yazılı olması yeterlidir. Davacı, ikinci kademede davaya konu dairenin rayiç bedeli dikkate alınarak tazminat talebinde bulunmuştur. Gerçekten, davacı akidi olan yükleniciden 6098 sayılı Kanun'un 112 nci maddesine dayanarak ademi ifa sebebiyle tazminat isteyebilir. Buradaki borcun nedeni, borçlunun (yüklenicinin) taahhüdünü ihlâl etmesidir. Borçlunun taahhüdü, genellikle bir akte dayandığından buna "akdi tazminat", borçlunun sorumluluğuna da "akdi sorumluluk" denilmektedir. 6098 sayılı Kanun'un 112 nci maddesi gereğince ödenmesi gereken tazminat ise alacaklının müspet zararıdır. Müspet zarardan da borçlu edayı gereği gibi ve vaktinde yerine getirseydi alacaklının mameleki ne vaziyette bulunacak idi ise bu vaziyetle mamelekin hâli hazır vaziyeti arasındaki fark anlaşılmalıdır." Nitekim İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi ... E.,... K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "Somut olaya gelince; davalı şirket hem malik hem yüklenici sıfatını haiz olup yapsatçı konumundadır ve davacının davalı şirket ile adi yazılı akdettiği alacağın temliki niteliğindeki bağımsız bölüm satışına ilişkin gayrimenkul satış sözleşmesi, 6098 sayılı Kanun'un 184 üncü maddesi gereğince geçerlidir. Dava konusu taşınmaz arsa niteliği ile davalı ve dava dışı kişiler adına tapuda kayıtlı olup taşınmazda kat irtifakı ve kat mülkiyeti kurulmamış, bağımsız bölümler oluşturulmamıştır. Sonuç olarak; eldeki dava yapsatçının temlikine dayalı tapu iptali, ipotek ve hacizlerden ari tescil, gecikme tazminatı, kira alacağı, ikinci kademede denkleştirici adalet ilkesi gereğince ödenen bedelin tahsili, gecikme tazminatı, kira alacağı istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince davanın dayanağı 10/06/2011 tarihli gayrimenkul satış sözleşmesi resmi şekilde yapılması gerekmekte olup adi yazılı şekilde yapıldığı, geçersiz olduğu şeklinde yorumlanması doğru değildir. Hal böyle olunca, yukarıda açıklanan ilkeler kapsamında işin esasının incelenmesi ve yapsatçının temliki hükümleri gereği deliller değerlendirilip sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken hatalı hukuki nitelendirme ile karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup doğru görülmemiştir. Somut olayda, dava konusu taşınmazın bitmiş haliyle rayiç değeri belirlenerek tazminat hesaplanması ve dava tarihi itibariyle taşınmazın rayiç değerinin hüküm altına alınması gerekirken, sözleşmenin geçersiz olduğunun kabulü ve denkleştirici adalet ilkesi uyarınca hesaplanan bedelin hüküm altına alınması yanılgılı olup davalının hüküm altına alınan bedele yönelik istinafı bulunduğundan değerlendirilmesi gerekmiştir." İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi ... E.,...K. Sayılı kararında da aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "Somut olaya gelince; davalı şirket hem malik hem yüklenici sıfatını haiz olup yapsatçı konumundadır ve davacının davalı şirket ile adi yazılı akdettiği alacağın temliki niteliğindeki bağımsız bölüm satışına ilişkin gayrimenkul satış sözleşmesi, 6098 sayılı Kanun'un 184 üncü maddesi gereğince geçerlidir. Dava konusu taşınmaz arsa niteliği ile davalı ve dava dışı kişiler adına tapuda kayıtlı olup taşınmazda kat irtifakı ve kat mülkiyeti kurulmamış, bağımsız bölümler oluşturulmamıştır. Sonuç olarak; eldeki dava yapsatçının temlikine dayalı tapu iptali, ipotek ve hacizlerden ari tescil, gecikme tazminatı, kira alacağı, ikinci kademede denkleştirici adalet ilkesi gereğince ödenen bedelin tahsili, gecikme tazminatı, kira alacağı istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince davanın dayanağı 22/05/2011 tarihli gayrimenkul satış sözleşmesi resmi şekilde yapılması gerekmekte olup adi yazılı şekilde yapıldığı, geçersiz olduğu şeklinde yorumlanması doğru değildir. Hal böyle olunca, yukarıda açıklanan ilkeler kapsamında işin esasının incelenmesi ve yapsatçının temliki hükümleri gereği deliller değerlendirilip sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken hatalı hukuki nitelendirme ile karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup doğru görülmemiştir. Somut olayda, dava konusu taşınmazın bitmiş haliyle rayiç değeri belirlenerek tazminat hesaplanması ve dava tarihi itibariyle taşınmazın rayiç değerinin hüküm altına alınması gerekirken, sözleşmenin geçersiz olduğunun kabulü ve denkleştirici adalet ilkesi uyarınca hesaplanan bedelin hüküm altına alınması yanılgılı olup davalının hüküm altına alınan bedele yönelik istinafı bulunduğundan değerlendirilmesi gerekmiştir." Bu bağlamda her ne kadar davalı iflas idaresi vekili taraflar arasındaki sözleşmenin şekil şartına uyulmaması sebebiyle geçersiz olduğunu iddia etmiş ise de davalı müflisin yapsatçı müteahhit konumu ve davacıya satılan bağımsız bölüm bakımından proje sahibi olduğu gözetildiğinde davalı iflas idaresi vekilinin geçersizliğe yönelik itirazına itibar edilmemiştir. Buna karşılık taraflar arasındaki adi yazılı taşınmaz satış vaadi sözleşmesi kapsamında bedel ödeme borcunun davacı tarafından yerine getirildiği ve satış bedelinin müflis şirkete ödendiği, davacının borcunun olmadığı müflisten sadır yazılı belge ile sabit olup, davalı müflis şirket tarafından ise üstlenilen borcun yerine getirilmediği anlaşılmaktadır. Davacı tarafından tapu iptal ve tescil ile aynen ifa talep edilmiş ise de bu talebin iflas müdürlüğü tarafından kabul edilmediği ve aynen ifanın yerine getirilmediği anlaşılmakta olup, taraflar arasındaki sözleşmenin iflas tarihinden önce fesih ya da dönme ile de sonuçlandırılmadığı gibi davalının edimi yönünden imkansızlık nedeniyle borcun sona ermesinin de söz konusu olmadığı, dolayısıyla 2004 sayılı Kanun'un 198. Maddesi gereğince müflis ile davacı arasındaki sözleşmede davalı müflisin edimi olan taşınmazın tapu kaydının davacıya devrine yönelik müflisin borcunun muadil kıymette paraya çevrilmesi gerektiği anlaşılmıştır. Yukarıda detaylıca belirtildiği üzere davacı ve müflis arasındaki ilişkinin bu niteliği ve müflis tarafından tapu devir borcunun yerine getirilmemesi hususu akde aykırılık niteliğinde olup, davacı tarafından 6098 sayılı Kanun'un 112. Maddesi ve 125. Maddesi gereğince müspet zarar talep edilebilecektir. Davacının müspet zararı ise iflas tarihi itibariyle davaya konu taşınmaz satış vaadi sözleşmesindeki bağımsız bölümün iflas tarihi itibariyle projesine uygun olarak tamamlanmış biçimdeki piyasa rayiç değeridir. ... 6. Tüketici Mahkemesi yapmış olduğu yargılama sırasında... Esas sayılı dosyasında Mahkemece 05.05.2025 tarihinde yapılan keşif neticesinde müflis tarafından davacıya satışı vaat edilen taşınmazın inşaatı tamamlanmış bir halde piyasa rayiçlerine göre iflas tarihi itibariyle değerinin tespit edildiği anlaşılmaktadır. Dosya içerisindeki 02.06.2025 tarihli bilirkişi raporuna göre davaya konu davacı ile müflis arasındaki adi yazılı taşınmaz satış vaadi sözleşmesine göre davacıya satışı vaat edilen bağımsız bölümün iflas tarihi itibariyle tamamlanmış haldeki piyasa rayiç değerinin 210.000,00-TL olduğu tespit edilmiş olup, bilirkişi heyeti tarafından Mahkemece yapılan keşif neticesinde düzenlenen 02.06.2025 tarihli raporda davaya konu satış vaadi sözleşmesindeki taşınmazın projesine uygun olarak tamamlanmış biçimdeki iflas tarihi itibariyle piyasa rayiç derinin 210.000,00-TL olduğunun uzman bilirkişiler tarafından tespit edildiği, raporun gerekçeli, denetime elverişli olduğu ve teknik ve fenni tespitlerin usul ve yasaya uygun olduğu, taşınmazın halen müflis şirket adına kayıtlı olduğu ve borcunu ifa eden davacıya devirinin imkansızlık içermediği gibi tapu iptal ve tescil koşullarının bulunduğu anlaşılmakla davacı tarafından talep edilebilecek zararın müspet zarar kapsamında iflas tarihi itibariyle davacının müflisten olan alacağının taşınmazın inşaatının tamamlanmış haldeki iflas tarihindeki rayiç değerine göre paraya çevrilmesi gerektiği anlaşılmakla davacının müflisin sıra cetveline kaydını talep edebileceği alacak miktarının taşınmaz satış vaadi sözleşmesine konu taşınmazın tamamlanmış bir haldeki piyasa rayiçlerine göre iflas tarihindeki değeri olan 210.000,00-TL olacağı anlaşılmıştır. Nitekim davacı vekili tarafından bilirkişi raporuna da itiraz edilmemiş olup, iflas idaresi tarafından ise belirlenen bedele yönelik somut delile dayalı bir itirazda bulunulmamıştır. Nitekim İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi ...E., ... K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "Bu durumda mahkemece artık tescile dair bir karar verilemez. Yapılması gereken, iflas tarihi itibarıyla taşınmazın değerini tespit ederek, bu bedelin davacı lehine tazmini koşullarının oluşup oluşmadığını değerlendirilmek suretiyle davayı kayıt kabul davası olarak neticelendirmektir." Davacı tarafından dava dilekçesinde ayrıca taraflar arasındaki taşınmaz satış vaadi sözleşmesinde davalı müflis tarafından taahhüt edilen teslim tarihinden dava tarihine kadar rayiç kira bedeli doğrultusunda gecikme tazminatı da talep edilmiştir. Her ne kadar davacı tarafından gecikme tazminatı talep edilmiş ise de yukarıda detaylıca açıklandığı üzere 6098 sayılı Kanun'un 125. Maddesi gereğince gecikme tazminatı ancak aynen ifa ile birlikte talep edilebilecek bir seçimlik hak niteliğinde olup, davaya konu somut olayda aynen ifanın mümkün olmadığı bu nedenle taşınmazın rayiç değeri niteliğindeki davacı müspet zararının sıra cetveline davacı alacağı olarak kayıt kabulüne karar verilebileceği bununla birlikte aynen ifanın mümkün olmaması ve rayiç değer olarak müspet zarara hükmedilmesi nedeniyle aynı anda aynen ifa talebi ile birlikte talep edilebilecek gecikme tazminatının talep edilemeyeceği anlaşılmakla davacının gecikme tazminatına yönelik talebinin reddine karar vermek gerekmiştir. Nitekim İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi de ... E., ... K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "...'ce geç teslimden kaynaklanan kira alacağı ve gecikme cezası taleplerinin reddine karar verilmiş olup, açıklanan nedenlerle sözleşmenin aynen ifa olanağı kalmayıp müspet zarara hükmedilirken aynı anda edaya ek olarak istenebilecek kira kaybı ve cezai şart alacağı şeklinde menfi zarara da hükmedilmesi mümkün değildir. Geç teslimden kaynaklanan kira alacağı asıl talebe yani tapu iptali ve tescil istemine bağlı olduğundan ve asıl talep reddedildiğinden asıl talebi bağlı geç teslimden kaynaklanan kira alacağının ve gecikme cezasının reddine karar verilmesi usul ve yasaya uygun olup,davacı vakilinin istinaf sebep ve gerekçelerinin yerinde olmadığı kanaatine varılmıştır." İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi ... E., ... K. Sayılı kararında ise aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "-Ayrıca kayıt kabul davalarında tahsile değil, alacağın iflas masasına kaydına karar verilmekle yetinilir. Alacağın ödenmesi ancak tasfiye sonunda masa mevcudunun sıra cetveline uygun biçimde dağıtımı aşamasında gerçekleşir ve alacakların tam olarak ödenip ödenmeyeceği ancak bu aşamada anlaşılabilir. Bu sebeple kayıt kabul davalarında maktu karar ve ilam harcı alınması, maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerekmektedir. 4-Kabul yönünden ise tescil mümkün görülmeyip tazminata hükmedildiği halde sözleşmenin ifasına bağlı gecikme ve kira tazminatının tahsiline karar verilmesi doğru görülmemiştir." Nitekim İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi de ... E.,...K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır "Yukarıda ayrıntılı şekilde açıklandığı üzere davacının sözleşmenin ifa edilmemesi nedeniyle uğradığı zarar malvarlığındaki eksilme yani bağımsız bölümün dava tarihindeki rayiç değeri olduğundan,...'ce taşınmazın gerekçeli denetime ve hüküm vermeye elverişli uzman bilirkişi kurulu raporu ile dava tarihi itibariyle belirlenen rayiç değeri 700.000,00 TL'den davalı tarafından yapılan ödemelerin mahsubu ile bakiye 657.660,00 TL nin davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmamaktadır. Davacı vekilinin hüküm altına alınan bedele ilişkin istinaf başvuru sebep ve gerekçesi yerinde görülmediğinden reddi gerekir. Davacı vekili cezai şart ve kira kaybı alacağının davalıdan tahsilini talep etmiş ise de yukarıda açıklanan nedenlerle sözleşmenin aynen ifa olanağı kalmayıp müspet zarara hükmedilirken aynı anda asıl ifaya ek olarak istenebilecek kira kaybı ve cezai şart alacağı şeklinde menfi zarara da hükmedilmesi mümkün değildir. Cezai şart ve kira kaybı alacağının tahsili talebi asıl talebe yani tapu iptali ve tescil istemine bağlı olduğundan ve asıl talep reddedildiğinden asıl talebi bağlı cezai şart ve kira kaybı alacağının tahsili talebinin de ...'ce reddine karar verilmesinde de usul ve yasaya aykırılık bulunmamaktadır. Davacı vekilinin cezai şart ve kira kaybı alacağı talebinin reddine ilişkin karara yönelik istinaf başvuru sebep ve gerekçeleri yerinde görülmediğinden reddi gerekir." Sonuç olarak davacının tapu devrine yönelik alacağının 2004 sayılı Kanun'un 198. Maddesi çerçevesinde paraya çevrilmesi gerektiği ve davacı tarafından ancak akdi ilişki kapsamında taşınmazın tamamlanmış haldeki iflas tarihi itibariyle piyasa rayiç değerini müspet zarar kapsamında talep edebileceği anlaşılmakla davacının tapu iptal ve tescil talebinin reddine karar vermek gerekmiş, davacının ıslah dilekçesi çerçevesinde müflisin borcu niteliğindeki devri gereken taşınmazın iflas tarihi itibariyle inşaatı tamamlanmış haldeki piyasa değeri olarak tespit edilen toplam 210.000,00-TL davacı alacağının iflas tasfiye işlemleri ... 1. İcra Dairesi'nin ... E. Sayılı iflas dosyasında yürütülen müflis .... ŞTİ.'nin sıra cetveline 4. Sıradan kayıt ve kabulüne, davacının gecikme tazminatına yönelik fazlaya ilişkin talebinin reddine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM; Ayrıntısı ve yasal gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davacının KISMEN KABUL, KISMEN REDDİNE, Buna göre; 210.000,00-TL taşınmaz rayiç bedel alacağının ... 1. İcra Dairesi'nin ... İflas sayılı dosyasında iflas tasfiye işlemleri yürütülen müflis ... LTD. ŞTİ.' nin iflas masasına davacı alacağı olarak 4. sıradan KAYIT VE KABULÜNE, 2-Davacının fazlaya ilişkin talebinin REDDİNE, 3-Harçlar yasası uyarınca davanın kabul edilen kısım yönünden alınması gereken 732,00 TL harcın peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, 4- Harçlar yasası uyarınca davacı tarafından yatırılan 732,00 TL peşin harç, 732,00 TL başvurma harcı ve 4.361,50 TL keşif harcının davalıdan tahsili ile davacıya VERİLMESİNE, 5-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden kabul edilen miktar üzerinden hesaplanan A.A.Ü.T.'ye göre alınması gereken 45.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, 6-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden red edilen miktar üzerinden hesaplanan A.A.Ü.T.'ye göre alınması gereken 45.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE, 6-Davacı tarafından yapılan 15.000,00 TL bilirkişi ücreti, 2.735,00 TL keşif araç gideri ve 2.081,00 TL posta gideri olmak üzere toplam 19.816,00 TL yargılama giderinden kabul-red oranına göre belirlenen 2.077,59 TL yargılama giderinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine, geri kalan bakiyenin davacı üzerinde bırakılmasına, kalan gider avansının karar kesinleştiğinde davacı tarafa iadesine, davalı tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, Dair; Gerekçeli mahkeme kararının taraflara tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde istinaf yolu açık olduğuna dair davacı ve davalı vekilinin yüzüne karşı verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.14/09/2026
Katip ¸e-İmzalıdır.
Hakim ¸e-İmzalıdır.