İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2024/452 E. 2025/19 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2024/452
- Karar No
- 2025/19
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA 4. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
T.C. "TÜRK MİLLETİ ADINA" ANKARA 4. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ K A R A R ( H.G.K. Kararına göre Bozmaya Uyma)
ESAS NO : 2024/452 (Birleşen 2016/226 Esas sayılı dosya yönünden) KARAR NO : 2025/19
DAVA : Marka Hükümsüzlüğü DAVA TARİHİ : 02/06/2015 KARAR TARİHİ : 27/01/2025 Yazım Tarihi: 09/02/2025
(BİRLEŞEN davada ) İDDİA: Davacılar vekili dilekçe ve beyanında ÖZETLE; Davacılar vekili dilekçe ve beyanında ÖZETLE; Davacı şirketin 22.02.2006 tarihli ana sözleşmeyle kurulduğu ve ... markasının kükürt, gübre, zirai ilaç sektöründe kullanımının 1993 yılından öncesine dayandığı, davacı şirket kurucularından ... ile davalı ...'nın gübre ve zirai ilaç alanında birlikte faaliyet gerçekleştirmek üzere davalı ... Ltd.Sti'ni kurduklarını, davacı şirketin 1993'e dayanan markasal kullanımlarının marka tesciline bağlanması için davalı şirket aracılığı ile 4 adet ... ibareli marka tescilinin yapıldığını, işbu ..., ... ve ... ve ... sayılı markaların 10.12.2013 tarihinde önce davacı şirkete ve 02.04.2014 tarihinde ise davacı ...'a devredildiğini, ortaklık süreci devam ederken davacı şirketin bilgisi dışında davalı ...'nın kötüniyetli olarak hükümsüzlük talebine mesnet markaların içerdiği aynı hizmetler için dava konusu ... sayılı marka tescilini sağladığı, taraf markalarının asli baskın unsurunun ... ibaresi olduğunu, ... markasının tanınmış olduğunu, bu ibarenin davacının ticaret ünvanının da asli unsuru olduğu, davalının , davalıların markasal ve ticaret ünvanı kullanımını bilmemesinin mümkün olmadığı ve başvurunun kötüniyete dayandığı; davaya konu başvurunun taraflar arasındaki sözleşmenin imza ve geçerlik tarihi olan 10.10.2013 tarihinden 6 ay 10 gün önce 31.03.2013'de henüz taraflar arasındaki ortaklık devam ederken sunulduğunun anlaşıldığını, davalının ... ibareli alan adı tescilleri, ... ibareli ürünleri, ürün ambalajları, faturaları ve vebsitesindeki davacı marka ve ürünlerine yanaşarak benzer şekilde gerçekleştirdiği markasal kullanımının da bunu ispatladığı, markada ... ibaresini kullanarak ... markasının gerçek hak sahibi Davacı ... ile bağlantıyı kuvvetlendirmeye çalıştığı" gerekçeleriyle ... sayılı "... ..." markasının 556 sayılı KHK 8/1-b, 8/3, 8/5 ve tanınmışlık ve kötüniyet gerekçeleri ile hükümsüzlüğü talep edilmiştir. ( BİRLEŞEN davada ) SAVUNMA: Davalı vekili dilekçe ve beyanında ÖZETLE; Davacı ...'ın oğlu ... ise ... Ltd.Sti'nin ortak olduğunu, ...'ın önce alacaklılarının şirket hissesini haczini önlemek için hisselerini davacı babasına devrettiğini ve ... Ltd'nin ... Şubesi olarak faaliyetine devam ettiğini, ancak iş yapamayınca bu faaliyetine de son verdiğini, 10.10.2013 tarihli sözleşmenin 1. maddesinde ..."nın ya da ... Ltd.Sti.'nin 30.06.2014 tarihine kadar marka ... ..., ... ..., ... ... tescil başvurularına davacı şirket ve ortaklarının itiraz etmeyeceği, yapılacak marka müracatının ...-...-... ibaresi ile ... ibaresinin aynı boyutlarda olacağı ve ... ibaresini ön plana çıkartacak herhangi bir yazı-amblem kullanılmayacağı hükmünün öngörüldüğü, aynı tarihli marka devir Sözleşmesiyle ... Ltd.Sti'nin ..., ... ve ... ve ... sayılı markalarının cüzi 100 TL bedelle davacı yana devredildiği, davacıların davasının hakkın kötüye kullanımı ve ahte vefa ilkesine aykırılık teşkil ettiği gerekçeleriyle davanın reddi talep edilmiştir. 10/01/2017 tarihli (yürürlük) 6769 sayılı SINAİ MÜLKİYET KANUNU; Geçici Madde 1/1 de " Bu Kanunun yayımı tarihinden önce Enstitüye yapılmış olan ulusal ve uluslararası marka ve tasarım başvuruları ile coğrafi işaret başvuruları, başvuru tarihinde yürürlükte olan mevzuat hükümlerine göre sonuçlandırılır. " hükmü yer aldığından dava konusu markanın başvuru tarihinin 2013 olması nedeniyle somut olaydaki davaya 556 sayılı KHK esas alınarak karar verilmiştir. 556 s. KHK’nın 8/1 (b) anlamında tescili istenen marka ile tescilli markalar arasında “karıştırılma ihtimaline yol açacak ölçüde benzerlikten” bahsedilmek için; a) Markalar arasında ayniyet, ürünler arasında benzerlik bulunması, b) Markaların benzer, ürünlerin aynı olması, c) Markaların benzer ve ürünler arasında da benzerlik bulunması, şeklinde üç ayrı ihtimalden birinin varlığı (...) gerekmektedir. 556 sayılı KHK’nın 8/1 (b) m. anlamında markaların karıştırılmasından söz edebilmek için, KHK’nın 9/1 (b) m. den yola çıkarak, hedef tüketici kitlesi nezdinde, tescilli marka ile tescil olunmak istenen işaret arasında markayı taşıyan her iki ürünün işletmesel kökeninin aynı veya birbirleriyle bağlantılı (idari-ekonomik) işletmeler tarafından üretilmiş olabileceği noktasında bağlantı kurulması (ilişkilendirilme) ihtimalinin bulunması gerekir. Karıştırılma kavramının varlığı için “somut bir karıştırma” eyleminin varlığı şart olmayıp böyle bir tehlikenin varlığı dahi yeterli olacaktır. 556 s. KHK’nın 8/3 maddesinde "Tescilsiz bir markanın veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaretin sahibinin itiraz etmesi üzerine, tescili istenilen marka, a) Markanın tescili için yapılan başvuru tarihinden önce veya markanın tescili için yapılan başvuruda belirtilen rüçhan tarihinden önce bu işaret için hak elde edilmiş ise, b)Belirtilen işaret, sahibine daha sonraki bir markanın kullanımını yasaklama hakkını veriyorsa, hallerinde tescil edilmez."hükmü, 556 Sayılı KHK’nin 8/4 madde hükmü, bir markanın aynı veya benzerinin, farklı mal ve hizmetlerde kullanılabileceği ilkesini açıkça ifade eder. Ancak tanınmış markalar bu ilkenin istisnasını oluşturur. Buna göre, toplumda tanınmışlık düzeyine ulaşmış olması koşuluyla, tescilli bir markanın, aynı veya benzerinin, farklı mal ve hizmetlerde kullanılması amacıyla yapılan marka başvurusu, tanınmışlığından haksız yarar sağlanabileceği, itibarına zarar verebileceği veya ayırt edici karakterini zedeleyici sonuçlar doğurabileceği durumlarda, itiraz üzerine ret edilir. Tanınmış marka kavramı Yargıtay içtihatlarında “bir şahsa veya teşebbüse sıkı bir şekilde matufiyet, garanti, kalite, kuvvetli reklam, yaygın bir dağıtım sistemine bağlı, müşteri, akraba, dost, düşman ayırımı yapılmadan coğrafi sınır, kültür, yaş farkı gözetilmeksizin aynı çevredeki insanlar tarafından refleks halinde ortaya çıkan bir çağrışım olarak” ifade edilmiştir. 556 sayılı KHK’nin 8/5 maddesinde "Tescil için başvurusu yapılmış markanın, başkasına ait kişi ismi, fotoğrafı, telif hakkı veya herhangi bir sınai mülkiyet hakkını kapsaması halinde, hak sahibinin itirazı üzerine tescil başvurusu reddedilir." hükmü yer almaktadır. 556 sayılı KHK'nın 35. maddesinde "Tescil başvurusu yapılmış markanın 7 nci ve 8 inci madde hükümlerine göre tescil edilmemesi gerektiğine ilişkin itirazlar ile başvurunun kötü niyetle yapıldığına ilişkin itirazlar ilgili kişiler tarafından marka başvurusunun yayınından itibaren üç ay içerisinde yapılır." hükmü , Medeni Kanun 2.nci maddesinde "Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz." hükmü yer almaktadır. Kötüniyet haline örnek olarak "Marka sahibinin, markasını tescil ederken, markanın kullanılış amacı ve fonksiyonlarına aykırı bir şekilde, iyi niyetli üçüncü kişileri baskı altında tutma, onlara şantaj yapma veya engelleme amacı gütmesi gibi haller" sayılabilir. 556 sayılı KHK'nın 42. Maddesinde : a) 7.nci maddede sayılan haller. (Ancak, 7 nci maddenin (ı) bendinde belirtilen tanınmış markalarla ilgili davanın tescil tarihinden itibaren 5 yıl içerisinde açılması gerekir. Markanın tescilinde kötü niyet varsa iptal davası süreye bağlı değildir.) (marka tescili için engel mutlak red nedenleri), b) 8 inci maddede sayılan haller. (Ancak, 8 inci maddenin son fıkrası çerçevesinde açılan davada önceki hak sahibi koruma süresinin bitiminden itibaren 2 yıl içerisinde markasını kullanmamışsa bu bir hükümsüzlük nedeni sayılmaz. (marka tescili için engel nispi red nedenleri), (c) Anayasa Mahkemesinin 09/04/2014 tarih ...sayılı kararı ile İPTAL) d) marka sahibinin davranışları nedeniyle marka, mal ve hizmetler için yaygın bir ad haline gelmiş ise, e) hak sahibi veya yetkili kıldığı kişi tarafından kullanım sonucunda tescil edildiği mal ve hizmetlerin niteliği, kalitesi, üretim yeri ve coğrafi kaynağı konusunda halkta yanlış anlama ihtimali var ise f) 59. Maddeye aykırı kullanım, (teknik yönetmeliğe aykırı garanti markası veya ortak markalarda söz konusu) hükümsüzlük nedeni olarak sayılmıştır.
ÖNCEKİ (ilk) YARGILAMA ; Birleşen davada taraflar arasındaki uyuşmazlığın " Davalı tarafın ... sayılı markasının davacı tarafa ait ..., ..., ... ve ... sayılı tescilli markaları karşısında 556 sayılı KHK'nın 8/1-b (iltibas benzerlik), 8/3 (eskiye dayalı kullanım), 8/4 (tanınmışlık), 8/5 ( hak sahipliği), 35 ve MK 2 (kötü niyet) gerekçelerine dayalı olarak aynı KHK'nın 42/1-b maddesi kapsamında davalı markasının hükümsüzlüğü gerekip gerekmediği noktasında olduğu " saptanmıştır. Hükümsüzlüğü talep edilen ... sayılı markanın 21.03.2013 tarihinden geçerli olmak üzere davalı ... adına 28.05.2014 tarihinde ... tesçilli olduğu dava tarihinde geçerli olduğu marka tesçil belgesi ile tespit edilmiştir. ..., ... , ... ve ... sayılı markalar 02.04.2014 tarihinde ...'a devredilmiş ise de 06.05.2015 tarihli noter onaylı sözleşme ile diğer davacı ... San. ve Tic. Ltd. Şti.'ye markalar üzerinde 6 yıl süre ile kullanım hakkı ve marka haklarına tecavüz ve haksız rekabet durumlarında dava açma hak ve yetkisi verildiği bilirkişi raporu ile tespit edilmiştir. Bilirkişi heyetinin sunduğu 23/02/2017 tarihli raporda ÖZETLE:"1) Davaya konu davalılardan ...'ya ait "... ..." markasının Davacı ...'a ait önceki tarihli ... sayılı "..." ibareli/ibaresini ihtiva eden "..." markaları ile 1. ve 35. sınıflara konu aynı veya aynı tür mal ve hizmetleri kapsadığı, dava konusu markanın davacının ... ibareli yukarıdaki markalarıyla benzer ve iltibas yaratma ihtimali olan bir marka olduğu, ve davacılardan ... lehine 556 s. KHK md.8/1 çerçevesinde hükümsüzlük koşullarının mevcut olduğu, 2) Davacılardan ... Ltd.Sti bakımından ve 1. sınıfa konu "Sanayide, bilim sahasında, fotoğrafçılıkta, tarım, bahçecilik ve ormancılıkta kullanılan kimyasallar, Gübreler ve topraklar" emtiasına mahsus olarak 556 s. KHK md.8/3 ve md.8/5 şartlarının koşullarının mevcut olduğu; 3) Davacı yanca 556 s. KHK md.8/4'de öngörülen kriter ve şartların gerçekleştiğini gösteren yeterli delil sunulmadığı ve davacının üzerine düşen ispat yükünü yerine getirmediği için, 556 s. KHK md.8/4 çerçevesinde hükümsüzlük koşullarının mevcut olmadığı, 4) Davalılardan ...'ya ait "... ..." markasının, Medeni Kanun md.2 ve 556. s. KHK md.35 çerçevesinde kötüniyet gerekçesi ile hükümsüzlük şartlarının mevcut olduğu" şeklinde ifade edilmiştir. Mahkememizce yapılan yargılama sonunda ise 30/10/2017 tarih ve ...r sayı ile (birleşen davada ÖZETLE; " ..., ... , ... ve ... sayılı markaların davacı ...'a ait olduğu marka tesçil belgeleri ile anlaşıldığı ve 06.05.2015 tarihli noter onaylı sözleşme ile de diğer davacı ... San. ve Tic. Ltd. Şti.'ye markalar üzerinde 6 yıl süre ile kullanım hakkı ve marka haklarına tecavüz ve haksız rekabet durumlarında dava açma hak ve yetkisi verildiği bilirkişi raporu ile tespit edildiği, Dava konusu ... sayılı markanın 21.03.2013 tarihinden geçerli olmak üzere davalı ... adına 28.05.2014 tarihinde ... tesçilli olduğu dava tarihinde geçerli olduğu marka tesçil belgesi ile anlaşıldığı, Tescilli bir marka ile hükümsüzlüğü talep edilen marka işareti arasında iltibasa sebebiyet verebilecek derecede görsel, sescil ve anlamsal benzerlik olup olmadığının, her ikisinin ayırt edici ve baskın unsurları ile birlikte münferit unsurlardan ziyade bütünü itibariyle bıraktığı izlenimin nazara alınarak belirlenmesi gerektiğinden hareketle; davalının ... sayılı "... ..." ibareli markasıyla Davacılardan ...'a ait ...sayılı "..." ibareli markası arasında görsel ve sescil olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunduğu, birbirlerini sescil ve görsel olarak son derece çağrıştırıp ilişkilendirdiği, taraf marka emtiaları birebir örtüştüğü, işin uzmanı yahut dikkatli kişilerden oluşmayan, makûl düzeyde bilgilendirilmiş, marka ve başvuru konusu işareti aynı anda görüp detaylarını karşılaştırma olanağı bulunmayan daha önce görüp yararlandığı markanın aşağı yukarı net anısının tesirinde olan ortalama düzeydeki alıcı kitlesi yönünden 1.nci ve 35.nci sınıftaki mal/hizmeti satın alma/faydalanma yönüne gidildiğinde davalı markasını gördüklerinde davacının "..." ibareli markasından farklı bir marka olduğunu algılamayacakları, diğer bir anlatımla davacının "..." ibareli markalı ürünü/hizmeti satın alma/yararlanma istediklerinde davalının "... ..." ibareli markalı ürünü/hizmeti satın alma/yararlanma şeklinde bir yanılgıya düşebileceği, bu açılardan taraf markaları arasında 556 sayılı KHK'nın 8/1-b maddesindeki iltibasın oluştuğu kanaatine varıldığı,bu gerekçeler ile bilirkişi raporu benimsendiği, diğer yönden diğer davacılardan ... Ltd.Sti bakımından ve 1. sınıfa konu "Sanayide, bilim sahasında, fotoğrafçılıkta, tarım, bahçecilik ve ormancılıkta kullanılan kimyasallar, Gübreler ve topraklar" emtiasında önceye dayalı sınai mülkiyet hakkı olduğu ( 556 sayılı KHK 8/3 ve 8/5 maddeleri) benimsenen bilirkişi raporu ile anlaşıldığı, diğer yönden bilirkişi raporunda ifade edildiği gibi "tarafların ortaklık ilişkisinin 24.03.2011-10.10.2013 döneminde sürdüğü, ortaklık ilişkisinin devam ettiği 21.03.2013 tarihinde, dava konusu ... ... ibareli marka başvurusunun ortaklığı temsil eden ... Ltd.Sti yerine kendi adına yapması da basiretli bir tacire uygun iyiniyetli bir hareket teşkil etmediği" görüşüne de iştirak edilerek 556 sayılı KHK 42.nci maddesine göre marka tesçili kötüniyetli yapıldığından bu gerekçelerle davanın kabulü ile dava konusu tescilli olan markanın hükümsüzlüğüne " şeklinde karar verilmiştir. Bu karara karşı davalı vekili tarafından temyiz yoluna başvurulması üzerine ....nin 11/11/2019 tarih ve ... sayı ile ÖZETLE; " 1- Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalılar vekilinin marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, önlenmesi v.s. hususlarına ilişkin asıl davaya yönelik tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan asıl davaya ilişkin kararın onanmasına karar vermek gerekmiştir. 2- Davalı ... adına tescilli “... ...” markasının hükümsüzlüğüne ilişkin birleşen davaya yönelik davalı vekilinin temyiz itirazlarına gelince ; Mahkemece, davacı ... Ltd.Şti.’nin “...” ana unsurlu markalarıyla davalı ... adına tescilli “... ...” markasının 556 sayılı KHK’nın 8/1 kapsamında benzer olduğu, markalar arasında iltibas ihtimali bulunduğu ve davacı şirket ile ortak ticaret yaparken kendi adına “... ...” markası için başvuru yapan davalı ...’nın kötüniyetli olduğu gerekçesiyle markanın hükümsüzlüğüne karar verilmiştir. Hükümsüzlük davasına mesnet davacı şirket markalarının davalı şirket adına tescilli iken 10.10.2013 tarihinde davacı şirkete devredildiği hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Aynı tarihte taraflarca imza altına alınan ve davacılar tarafından da kabul edilen adi yazılı sözleşmenin 1. maddesi ile 30.06.2014 tarihine kadar “... ...” markasının ve buna benzer dava konusu olmayan diğer marka başvurularına davacılar tarafından itiraz edilmeyeceği kararlaştırılmıştır. Sözleşmenin açık düzenlemesinden anlaşıldığı üzere davacılar davalı ...’nın “... ...” markası için başvuru yapmasına ve bu markayı kullanmasına açıkça muvakafat etmişlerdir. Hatta marka başvurusundaki harf karakterlerinin özellikleri dahi sözleşmede açıkça düzenlenmiş olup dava konusu markanın bu özelliklerde tescil edildiği de sabittir. Marka başvurusunun bu protokolden önce yapılmış olması sonuca etkili olmayıp tarafların davalı ...’ın “... ...” markasını tescil ettirip kullanması hususunda anlaştıkları değerlendirildiğinde davalı ...’nın sözleşme öncesinde başvuru yapmış olması nedeniyle kötüniyetli kabul edilebilmesi de mümkün değildir. Aksine sözleşme ile davacılarca tesciline muvafakat edilen markanın davacılarca çeşitli sebepler ileri sürülerek hükümsüzlüğünün talep edilmesi TMK 2. maddede düzenlenen iyiniyet kurallarına uygun değildir. Davalıların fiili kullanımları hükümsüzlüğü gerektirmemekte olup fiili kullanımların marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet oluşturduğu mahkemece kabul edilmiş ve mahkemenin bu husustaki kabulü Dairemizce de uygun bulunmuştur. Bu itibarla taraflar arasında imzalandığı hususunda çekişme bulunmayan 10.10.2013 tarihli adi yazılı sözleşme ile davacıların davalı ...’nın “... ...” markasını tescil ettirip kullanmasına açık muvafakatı dikkate alınarak hükümsüzlük davasının reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçelerle hükümsüzlük davasının kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu yönden davalı ... yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin asıl davaya yönelik temyiz itirazlarının reddiyle asıl davaya ilişkin kararın ONANMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükümsüzlük talebine ilişkin birleşen davaya yönelik verilen kararın bu davalı yararına BOZULMASINA," şeklinde karar verilerek dosya yeniden mahkememize gönderilmiştir. 2.nci KARAR ;(Direnme) Mahkememizce de 20/10/2021 tarih ve ... esas (Birleşen Dava ... Esas sayılı dava yönünden,) ... Karar sayı ile önceki kararda aynen direnilmesine karar verilmiştir. Bu karara karşı davalı vekili tarafından temyizi üzerine bu kez YARGITAY HUKUK GENEL KURULUNUN 04.10.2023 tarih ve ... sayı ile ÖZETLE; " 13. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 19/1 maddesi; “Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır.” hükmünü haizdir. Buna göre bir sözleşmenin gerek şekil gerek içerik yönünden değerlendirilmesinde kullanılan söz ve deyimler değil, tarafların birbirine uygun gerçek iradeleri esas alınmalıdır. Sözleşmede yer alan kayıtların gerçek anlamını tarafların gerçek iradeleri bağlamında belirlemeye ve bu kayıtların hangi hukuki sonuçlara yöneldiğini tayin etmeye sözleşmenin yorumlanması denilmektedir. Dolayısıyla sözleşmenin yorumlanması, geçerli olarak kurulan, fakat uyuşmazlık konusu olan bir sözleşmenin veya bir maddesinin içeriğinin hâkimin tarafların birbirine uygun sözleşme iradelerine göre tespit etmesi ve belirlemesidir. 14. Sözleşmenin yorumlanmasının gündeme gelebilmesi için öncelikle tarafların geçerli olarak kurulmuş bulunan sözleşmenin içeriğini birbirinden farklı anlamaları ve bu konuda aralarında uyuşmazlığın bulunması gerekir. Hâkim yapacağı incelemeler sonunda tarafların sözleşmenin objektif ve sübjektif esaslı noktalarını farklı anladıkları kanısına varırsa irade beyanlarının birbirine uygun olmaması nedeniyle sözleşmenin kurulmadığına karar verebilir. Buna karşılık tarafların irade beyanları birbirine uygunsa (gerçek ve farazi uygunluk) sözleşme kurulmuş olacağından hâkim, sözleşmenin veya bir kaydının içeriğini tarafların gerçek veya farazi sözleşme iradelerine göre belirler. Zira yorumun amacı, tarafların birbirine uygun gerçek veya farazi sözleşme iradelerinin tespiti ve bu tespite göre sözleşmenin içeriğinin belirlenmesidir. 15. Sözleşme bir bütün olduğundan sözleşmenin bireysel maddeleri bütünden ayrı olarak tek başlarına yorumlanamaz. Başka bir deyişle sözleşmenin bireysel kısımları, sözleşmenin bütünü içinde ele alınarak yorumlanmalıdır. Ayrıca hâkim yorum yaparken kullanılan söz ve deyimlerin lafzı anlamları ile bağlı kalmamalı, tarafların gerçek ve farazi iradeleri araştırılmalıdır. Özellikle kullanılan söz ve deyimler sözleşmenin bütününe göre açık ve kesin değilse, muğlak ve birden çok anlama geliyorsa hâkim lafzı arka plana atmalıdır. 16. Sözleşmenin yorumlanmasında özellikle sözleşme metninde yer alan söz ve deyimlerin muğlak ve müphem olması hâlinde, sözleşme metnine yansımamakla birlikte, tarafların iradelerini belirlemeye imkân veren olgulara da başvurulmalıdır. Bu kapsamda sözleşmenin kurulması sırasında, özellikle sözleşmenin müzakeresi esnasında veya sözleşmenin kurulmasından sonra mevcut olan durumlar dikkate alınmalıdır. Dolayısıyla sözleşmenin kurulduğu yer ve zaman, sözleşme görüşmeleri, tarafların bu esnada ya da sözleşme kurulduktan sonra birbirine karşı takındıkları tutum ve davranışlar, ifa hazırlıkları, sözleşmenin kurulduğu andaki menfaat durumları ve özellikle ilgili iş çevresindeki örf, adet ve teamüller sözleşmenin yorumlanmasında göz önünde tutulmalıdır. 17. Sözleşmenin yorumlanması sonrasında hâkim, olumlu ya da olumsuz bir sonuca ulaşarak taraflar arasındaki uyuşmazlık hakkında karar verir. Olumlu sonuçta hâkim, sözleşmenin veya bir maddesinin içeriğiyle ilgili uyuşmazlıkta tarafların birbirine uygun gerçek veya farazi sözleşme iradesine sahip olduklarını tespit eder ve uyuşmazlığı bu doğrultuda çözer. Buna karşılık olumsuz sonuçta, incelemeler sonucunda tarafların birbirine uygun sözleşme iradesi bulunmadığı tespit edilirse bu durumda sözleşmede boşluk olabilir ve bu boşluk şartları varsa sözleşmenin tamamlanması yoluyla doldurulur. 18. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; dava dışı ... ile davalı ... tarafından eşit hisseli olarak ... San. Tic. Ltd. Şti.’nin kurulduğu, dava dışı ... tarafından anılan şirketteki tüm hisselerin 27.11.2012 tarihinde davacı ...’a devredildiği, ... San. Tic. Ltd. Şti. adına tescilli ... sayılı “...” ibareli, ... sayılı “.... SAN. TİC. LTD. ŞTİ.” ibareli, ... SAYILI “... ...” ibareli, ... sayılı “... ...” ibareli markalarının bulunduğu anlaşılmaktadır. 19. Davalı ... San. Tic. Ltd. Şti.’nin davacı ...’a ait olan hisseleri davalı ...’ya devredilmiş; buna karşılık adı geçen şirket tarafından adına tescilli olan dört marka 10.10.2013 tarihli noterde düzenlenen marka devir sözleşmesi ile davacı ... ve Tic. Ltd. Şti.’ne devredilmiştir. Öte yandan taraflar arasında 10.10.2013 tarihli sözleşme ile aralarındaki ticari ilişkinin sona erdirilmesine karar verilmiş ve tasfiyeye ilişkin bazı kararlar alınmıştır. 20. Taraflar arasında imzalanan 10.10.2013 tarihli sözleşmenin 1. maddesinde; ...’nın ya da ... San. Tic. Ltd. Şti.’nin 30.06.2014 tarihine kadar ki “... ...”, “... ...”, “... ...” ibareli marka başvurularına ... ve davacı ... ve Tic. Ltd. Şti.’nin itiraz etmeyeceği, söz konusu marka başvurularında “...”, “ ...” ve “...” ibaresi ile “...” ibaresinin aynı boyutlarda olacağı, “...” ibaresinin ön plana çıkartacak şekilde yazı veya amblem kullanılmayacağı belirtilmiştir. 21. Dosya kapsamından anlaşıldığı üzere davalı ... tarafından 21.03.2013 tarihinde ... sayılı “... ...” ibareli marka başvurusunda bulunulmuş ve bu başvuru 28.05.2014 tarihinde tescil edilmiştir. Davalı ... tarafından yapılan marka başvurusu taraflar arasında imzalanan 10.10.2013 tarihinden öncedir. Anılan marka başvurusunun 10.10.2013 tarihli sözleşmede belirtilen özelliklerde olduğu hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Sözleşmenin açık düzenlemesinden anlaşıldığı üzere davacılar davalı ...’nın “... ...” markası için başvuru yapmasına ve bu markayı kullanmasına açıkça muvafakat etmişlerdir. Ancak bu muvafakatin sözleşmede açıklık bulunmadığından 10.10.2013 tarihinden önceki marka başvurularını da kapsayıp kapsamadığı hususu sözleşmenin yorumuna muhtaç bir durumdur. 22. Bu itibarla yukarıda bahsedildiği üzere sözleşmenin bir maddesinin yorumu yapılırken sözleşme metninde yer alan söz ve deyimlerin muğlak ve müphem olması hâlinde sözleşmenin bütünü göz önünde tutulmalı ve sözleşme metninin lafzından ziyade tarafların gerçek ve farazi iradeleri araştırılarak sonuca gidilmelidir. Taraflar, aralarındaki ticari ilişkiyi sonlandırma kararı almışlar ve bu kapsamda davalı şirketteki davacıya ait hisseler davalıya devrilmiş ve davalı şirket tarafından adına tescilli olan dört marka 10.10.2013 tarihli noterde düzenlenen marka devir sözleşmesi ile davacı şirkete devredilmiştir. Ayrıca 10.10.2013 tarihli sözleşme ile ticari ilişkinin tasfiyesine dair detaylar belirlenmiş; anılan sözleşmenin 1 inci maddesi ile davalıların 30.06.2014 tarihine kadar yapacakları “... ...” ibareli marka başvurularına kendilerine devredilen markalar mesnet gösterilerek itiraz edilmeyeceği belirtilmiştir. Bu maddede muvafakatin 10.10.2013 tarihinden sonra yapılacak olan marka başvuruları için geçerli olduğuna dair bir belirleme yer almamıştır. Tarafların, aralarındaki ticari ilişkiyi sonlandırma istemleri ile gerçek ve farazi iradeleri gözetildiğinde; sözleşmenin 1 inci maddesinde verilen muvafakatin sözleşme tarihinden önce yapılan başvuruları da kapsadığı kabul edilmelidir. Başka bir deyişle davalı ... tarafından sözleşme tarihinden önce yapılan başvurudan davacıların haberi olmasa dahi davacıların bu başvuruya 10.10.2013 tarihli sözleşme ile muvafakat ettikleri sabittir. 23. Öte yandan marka başvurusunun taraflar arasında düzenlenen sözleşmeden önce yapılmış olması sonuca etkili olmadığı ve tarafların davalı ...’nın “... ...” markasını tescil ettirip kullanması hususunda anlaştıkları değerlendirildiğinde davalı ...’nın sözleşme öncesinde başvuru yapmış olması nedeniyle kötüniyetli kabul edilmesi de mümkün değildir. Aksine sözleşme ile tesciline muvafakat edilen markanın davacılar tarafından çeşitli sebepler ileri sürülerek hükümsüzlüğünün talep edilmesi 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 2 nci maddede düzenlenen dürüstlük kuralına da aykırılık teşkil etmektedir. 24. Hemen belirtilmelidir ki davalılar tarafından “... ...” ibareli markanın fiili kullanımı hükümsüzlüğü gerektirmemekte olup fiili kullanımların marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet oluşturduğu mahkemece kabul edilmiş ve mahkemenin bu husustaki kabulü Özel Dairece de uygun bulunmuştur. Bu itibarla taraflar arasında imzalandığı hususunda çekişme bulunmayan 10.10.2013 tarihli sözleşme ile davacıların davalı ...’nın “... ...” ibareli markasını tescil ettirip kullanmasına açık muvafakatlerinin bulunduğu dikkate alınarak hükümsüzlük davasının reddine karar verilmesi gerekmektedir. 25. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uymak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle birleşen davada direnme kararı bozulmalıdır."şeklinde BOZMA kararı ile dosya yeniden mahkememize gönderilmiştir. YENİ GEREKÇE; Mahkememizce yeniden taraf teşkilinden sonra Yargıtay HGK kararları kesin ve mahkemeyi bağlayıcı olduğundan; Her ne kadar birleşen davada "Davalı tarafın ... sayılı markasının davacı tarafa ait ... sayılı tescilli markaları karşısında 556 sayılı KHK'nın 8/1-b (iltibas benzerlik), 8/3 (eskiye dayalı kullanım), 8/4 (tanınmışlık), 8/5 ( hak sahipliği), 35 ve MK 2 (kötü niyet) gerekçelerine dayalı olarak aynı KHK'nın 42/1-b maddesi kapsamında davalı markasının hükümsüzlüğü" talep edilmiş ise de ; Aşağıda belirtilen YARGITAY HGK kararındaki " 20. Taraflar arasında imzalanan 10.10.2013 tarihli sözleşmenin 1. maddesinde; ...’nın ya da .... Tic. Ltd. Şti.’nin 30.06.2014 tarihine kadar ki “... ...”, “... ...”, “... ...” ibareli marka başvurularına ... ve davacı ... ve Tic. Ltd. Şti.’nin itiraz etmeyeceği, söz konusu marka başvurularında “...”, “ ...” ve “...” ibaresi ile “...” ibaresinin aynı boyutlarda olacağı, “...” ibaresinin ön plana çıkartacak şekilde yazı veya amblem kullanılmayacağı belirtilmiştir. 21. Dosya kapsamından anlaşıldığı üzere davalı ... tarafından 21.03.2013 tarihinde ... sayılı “... ...” ibareli marka başvurusunda bulunulmuş ve bu başvuru 28.05.2014 tarihinde tescil edilmiştir. Davalı ... tarafından yapılan marka başvurusu taraflar arasında imzalanan 10.10.2013 tarihinden öncedir. Anılan marka başvurusunun 10.10.2013 tarihli sözleşmede belirtilen özelliklerde olduğu hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Sözleşmenin açık düzenlemesinden anlaşıldığı üzere davacılar davalı ...’nın “... ...” markası için başvuru yapmasına ve bu markayı kullanmasına açıkça muvafakat etmişlerdir. Ancak bu muvafakatin sözleşmede açıklık bulunmadığından 10.10.2013 tarihinden önceki marka başvurularını da kapsayıp kapsamadığı hususu sözleşmenin yorumuna muhtaç bir durumdur. 22. Bu itibarla yukarıda bahsedildiği üzere sözleşmenin bir maddesinin yorumu yapılırken sözleşme metninde yer alan söz ve deyimlerin muğlak ve müphem olması hâlinde sözleşmenin bütünü göz önünde tutulmalı ve sözleşme metninin lafzından ziyade tarafların gerçek ve farazi iradeleri araştırılarak sonuca gidilmelidir. Taraflar, aralarındaki ticari ilişkiyi sonlandırma kararı almışlar ve bu kapsamda davalı şirketteki davacıya ait hisseler davalıya devrilmiş ve davalı şirket tarafından adına tescilli olan dört marka 10.10.2013 tarihli noterde düzenlenen marka devir sözleşmesi ile davacı şirkete devredilmiştir. Ayrıca 10.10.2013 tarihli sözleşme ile ticari ilişkinin tasfiyesine dair detaylar belirlenmiş; anılan sözleşmenin 1 inci maddesi ile davalıların 30.06.2014 tarihine kadar yapacakları “... ...” ibareli marka başvurularına kendilerine devredilen markalar mesnet gösterilerek itiraz edilmeyeceği belirtilmiştir. Bu maddede muvafakatin 10.10.2013 tarihinden sonra yapılacak olan marka başvuruları için geçerli olduğuna dair bir belirleme yer almamıştır. Tarafların, aralarındaki ticari ilişkiyi sonlandırma istemleri ile gerçek ve farazi iradeleri gözetildiğinde; sözleşmenin 1 inci maddesinde verilen muvafakatin sözleşme tarihinden önce yapılan başvuruları da kapsadığı kabul edilmelidir. Başka bir deyişle davalı ... tarafından sözleşme tarihinden önce yapılan başvurudan davacıların haberi olmasa dahi davacıların bu başvuruya 10.10.2013 tarihli sözleşme ile muvafakat ettikleri sabittir. 23. Öte yandan marka başvurusunun taraflar arasında düzenlenen sözleşmeden önce yapılmış olması sonuca etkili olmadığı ve tarafların davalı ...’nın “... ...” markasını tescil ettirip kullanması hususunda anlaştıkları değerlendirildiğinde davalı ...’nın sözleşme öncesinde başvuru yapmış olması nedeniyle kötüniyetli kabul edilmesi de mümkün değildir. Aksine sözleşme ile tesciline muvafakat edilen markanın davacılar tarafından çeşitli sebepler ileri sürülerek hükümsüzlüğünün talep edilmesi 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 2 nci maddede düzenlenen dürüstlük kuralına da aykırılık teşkil etmektedir. 24. Hemen belirtilmelidir ki davalılar tarafından “... ...” ibareli markanın fiili kullanımı hükümsüzlüğü gerektirmemekte olup fiili kullanımların marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet oluşturduğu mahkemece kabul edilmiş ve mahkemenin bu husustaki kabulü Özel Dairece de uygun bulunmuştur. Bu itibarla taraflar arasında imzalandığı hususunda çekişme bulunmayan 10.10.2013 tarihli sözleşme ile davacıların davalı ...’nın “... ...” ibareli markasını tescil ettirip kullanmasına açık muvafakatlerinin bulunduğu dikkate alınarak hükümsüzlük davasının reddine karar verilmesi gerekmektedir. " şeklindeki tespit ve değerlendirmelere aynen iştirak edilerek davalı markasının tescili ve kullanımına 10.10.2013 tarihli sözleşme kapsamında davacı tarafın açık muvafakat ettiği sonucuna varılarak davanın reddine karar verilmesi gerekmiştir.
H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere ; 1-Birleşen ... Esas sayılı dosya yönünden açılan davanın REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40 TL maktu karar harcından peşin alınan 59,30 TL'nin düşümü ile bakiye 556,10 TL'nin davacılardan tahsiliyle Hazine'ye gelir kaydına, 3-AAÜT uyarınca 40.000,00 TL vekalet ücretinin davacılardan tahsiliyle davalı şahısa verilmesine, 4-Davalı şahsın yaptığı; 230,00 TL temyiz masrafının davacılardan tahsiliyle davalıya verilmesine, 5-Karar kesinleştiğinde arta kalan gider avansının yatıran tarafa iadesine, Dair verilen karar taraf vekillerinin yüzüne karşı 6100 Sayılı HMK'nın Geçici 3/2 madde yollaması ile, HUMK 427 vd.m. uyarınca, tebliğden itibaren 15 günlük yasal süre içinde Yargıtay’da (ilgili Hukuk Dairesi) temyiz yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.27/01/2025
Katip ... Hakim ... E-İmzalıdır E-İmzalıdır