İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2020/241 E. 2026/506 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2020/241
- Karar No
- 2026/506
- Karar Tarihi
T.C. ... 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ T.C. ... TÜRK MİLLETİ ADINA 6.ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR ESAS NO : 2020/241 Esas KARAR NO : 2026/506
HAKİM : ... ... KATİP : ... ...
DAVACI : (MÜFLİS) ....... VEKİLLERİ : Av. ..... Av. ... ...
DAVALI : ... - ... VEKİLLERİ : Av. ....... Av. ... ... DAVA : Alacak (Satım Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 16/06/2020 KARAR TARİHİ : 23/06/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 10/07/2026
Mahkememizde görülmekte olan Alacak davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle: Müvekkili şirketin davalı ... Ltd. Şti. ile müvekkilin inşaatını üstlenip tamamladığı ... 21 ve 22 numaralı dükkanların satışını konu edinen satım sözleşmesi imzalandığını, 21 ve 22 numaralı dükkanlar davalı şirkete 5.841.000.000,00 TL karşılığında satıldığını, Davalı şirket müvekkili şirkete 05/05/2017 tarihinde 5.500.767,42 TL ödeme yaptığını, bakiye 340.232,58 TL borcu kaldığını, müvekkil şirketin, üzerine düşen edimleri yerine getirdiğini, dükkanları davalı şirkete teslim ettiğini, davalı şirket müvekkile eksik ödeme yaptığını, Davalı şirketin fatura bedelinden geriye kalan 340.232,58 TL'yi ödememekte ısrar ettiğini, Davanın kabulüne, Fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, taraflar arasında yapılan alım satım nedeniyle düzenlenen faturadan doğan şimdilik 10.000 TL alacağın dava tarihinden itibaren işleyecek reeskont avans faizi ile birlikte tahsiline, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı yan üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle: öncelikle davanın usule aykırı şekilde belirsiz alacak olarak açıldığından reddini, dava konusu gayrimenkulün 04/01/2016 tarihinde alındığını, 21 numaralı dükkan için 2.610.000 TL ve 22 numaralı dükkan için 2.340.000 TL'nin davacıya ödendiğini, satış bedelinin 4.950.000TL iken müvekkilinin 5.500.000 TL tutarında ödeme yaptığını, fazla ödemenin KDV tutarı ve 23 numaralı dükkan için olduğunu, davacı şirketin ön ödeme almasına rağmen dükkanı başkasına sattığını, davacının vergiden kaçmak adına fatura kesmekten imtina ettiğini, davaya konu faturanın sonradan düzenlendiğini ve geçersiz olduğunu, davacının müvekkilinden alacağının olmadığını, fazla ödemeyi iade etmesi gerektiğini, haksız ve yersiz açılan davanın reddini ve yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerine bırakılmasını talep etmiştir. DELİLLER -Satış Protokolü, -Fatura ve ba/bs bildirimleri, -Ticari defter ve kayıtlar, -İhtarname ve tespit tutanağı, -Vergi İnceleme Raporu, -Bilirkişi Raporu, DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE Dava taşınmaz satışından kaynaklı alacak istemine ilişkindir. Dava devam ederken davacı şirket hakkında ... BAM 23. Hukuk Dairesi'nin 2022/332 Esas, 2022/458 Karar sayılı ve16.03.2022 tarihli ilamı ile; davacı şirketin iflasına karar verildiği, ... 21. İcra Dairesi 2022/11 Esas (iflas) sayılı dosyada iflas(tasfiye) sürecinin devam ettiği görülmüş, İİK'nın 194. Maddesi uyarınca ikinci alacaklılar toplantısı yapılması beklenilmiştir. Yine iflas açıldıktan sonra, müflisi iflas idaresi temsil edeceği gözetilerek taraf teşkili sağlanmış, ikinci alacaklılar toplantısı yapıldıktan sonra iflas idaresince davaya devam edildiği de anlaşılmakla yargılamaya devam olunmuştur. Eldeki davada davacı tarafında özetle; inşası davacı tarafından yapılan iki adet dükkan vasıflı taşınmazın(bağımsız bölümün) davacı tarafından davalıya 5.841.000,00 TL karşılığında satıldığı, satışa ilişkin fatura tanzim edildiği, davalı tarafından 5.500.767,42 TL ödeme yapıldığı bakiye 340.232,58 TL borç kaldığı, ileri sürülmüştür. Davalı ise özetle; satışa konu 21 ve 22 nolu iki adet taşınmazın toplam değerinin kdv hariç 4.950.000 TL olduğu, davalı tarafından 5.500.000,00 TL nakit ödeme yapıldığı, fazla ödemenin bir kısmının kesilmemiş faturanın KDV'si ve bir kısmının 23 nolu dükkan satışı bakımından ön ödeme niteliğinde olduğunu, ön ödeme alınmasına rağmen 23 nolu dükkanın başkasına satıldığını ayrıca, davacı şirketin vergi kaçrımak maksadıyla davaya konu satış faturasını yaklaşık 5 buçuk ay sonra düzenlediğini, davalı nezdinde yapılan vergi incelemesinde faturadaki KDV yönünden 891.000 TL'nin davalının beyanından çıkarıldığını beyanla davanın reddini savunmuştur. Tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde, taraflar arasında taşınmaz satışına ilişkin akdi ilişki kurulduğu, taşınmazların tapuda devredildiği ve fiilen teslim edildiği hususlarında ihtilaf bulunmadığı, uyuşmazlığın dava konusu satışa ilişkin tanzim edilen faturada yer alan KDV tutarının talep edilip edilemeyeceği hususunda olduğu görülmüştür. Öyle ki satım ilişkisine konu; ... İli ... İlçesi .... Mahallesi 27352 ada 2 parsel sayılı taşınmaz üzerinde yer alan 21 nolu(asma kat mağaza) bağımsız bölümün, 2.610.000,00 TL satış bedeli karşılığında, yine aynı yer 22 nolu (asma kat mağaza) bağımsız bölümün 2.340.000,00 TL satış bedeli karşılığında, Çankaya Tapu Müdürlüğü 04/01/2016 tarih ve 236 yevmiye numaralı satış işlemi ile davalıya tescil edildiği, tapu kayıtlarından sabit olup yine resmi akitte bildirilen satış bedellerinde de ihtilaf bulunmadığı, davacı tarafından keşide edilen ... tarihli faturada da mal/hizmet bedelinin aynı şekilde 4.950.000,00 TL üzerinden %18 KDV oranı ile 891.000,00 TL kdv dahil toplam 5.841.000,00 TL bedelli olarak tanzim edildiği görülmüştür. Fatura her iki taraf defterlerine kayıtlı olup, itiraz veya iade kaydı bulunmamaktadır. Bununla birlikte davalının dava konusu faturayı, Vergi Müfettişi .. ... tarafından tanzim edilen 15/01/202 tarih 2020-B-1271/3 sayılı raporunu gerekçe göstererek 28/02/2020 tarihinde düzeltme beyanı ile kayıtlardan çıkarmış olduğu görülmüştür. İlgili Vergi Müfettişi raporunda (40. Sayfada) özetle; "...21 ve 22 nolu dükkanların mükellef kurum tarafından 04.01.2016 tarihinde alındığı halde yasal defter kayıtlarına 05.05.2017 tarihinde kaydedildiği... Tapu kayıtlarından 2016 yılında alındığı tespit edilen gayrimenkuller için vergiyi doğuran olay tapuda işlemin gerçekleştiği tarihte vuku bulmuştur. Dolayısıyla yukarıdaki kanun maddeleri gereği faturanın tapudaki satış tarihinden (04.01.2016) itibaren 7 gün içinde düzenlenmesi ve mükellef kurum tarafından da faturada yer alan 891.000,00 TL KDV'yi 2016 yılının sonuna kadar indirim konusu yapması gerekmekteydi. Ancak mükellef kurum geç düzenlenen faturayı 2017 yılının Mayıs vergilendirme döneminde indirim konusu yaparak 3065 Sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 29. Maddesinin 3. Fırkasına aykırı davranmıştır. Ayrıca mükellef kurum temsilcisi beyanında faturanın neden geç düzenlendiği konusunda da haklı bir gerekçe sunmamıştır. Dolayısıyla 2016 yılında alınan gayrimenkulün 2017/Mayıs vergilendirme döneminde indirim konusu yapılan 891.000,00 TL KDV'sinin mükellef kurumun KDV beyanlarından çıkarılması gerekmektedir..." hususlarına yer verildiği görülmüştür. Hal böyle olunca taraflar arasındaki ihtilafın dava konusu satışa ilişkin faturada yer alan KDV tutarının talep edilip edilemeyeceği hususunda toplandığı ve tarafların iddia ve savunmasına göre faturanın Aralık 2016 tarihinde tanzim edilmesi gerekirken 2017 Mayıs ayında tanzim edilmesi nedeniyle, faturadaki KDV tutarının alacak konusu edilip edilemeyeceğinin irdelenmesi amacıyla taşınmaz satışında KDV'nin ne zaman doğduğu hususunun da ele alınması gereklidir. 4721 Sayılı TMK'nın 705. Maddesi uyarınca; Taşınmaz mülkiyetinin kazanılması, tescille olur. Fakat vergi uygulamalarında gerçek ve fiili durumun esas alınması prensibi bulunduğu için konut/ işyeri teslimlerinde KDV'nin ne zaman doğduğu tapunun verilme zamanından bağımsız olarak, fiili teslim (konutun tamamlanmış olması ve alıcının tasarrufuna bırakılması) tarih KDV'nin doğuş tarihi olarak kabul edilmektedir. Hal böyle olmakla beraber tapu verilmesi, duruma göre konut tesliminin yapıldığı konusunda karinelerden biri olarak dikkate alınabilmektedir. Yine fiili teslim prensibi nedeniyle arsa payı tapusu verilmiş olsa bile, konut henüz teslime hazır hale getirilmemişse KDV doğmaz. Fakat kat mülkiyeti tapusu verilmişse, bu tapu ilgili konut veya işyeri tamamlandığına dair resmi kanıt niteliğini taşıdığı için kat mülkiyeti tapusunun verildiği tarih KDV'nin doğduğu tarih olarak dikkate alınabilir. Örnek vermek gerekirse tapusu verilmemiş, yapı kullanma izni bulunmayan (resmi olarak tamamlanmamış görünen) bir konut fiilen alıcısına teslim edilirse (alıcı bizzat kullanmaya başlarsa veya kiraya vererek tasarruf ederse, konutu tamamlanmış olarak teslim aldığına dair ikrarda bulunursa) fiili teslim tarihi itibariyle bu konuta ait KDV doğar. KDV oranı ise, KDV'nin doğduğu tarih (fiilen teslim edildiği veya fatura erken kesilmiş ise fatura tarihi) itibariyle yürürlükte bulunan orandır. Davalı vekili tarafından cevap dilekçesi ekinde sunulan Gelir İdaresi Başkanlığı İzmir Vergi Dairesi Başkanlığı .... sayı ve 28/07/2016 tarihli özelgede de aynı yönde; "Konut tesliminde önemli bir karine oluşturan ve Türk Medeni Kanununda tanımı yapılan kat irtifakı, herhangi bir arsa üzerinde yapılmakta veya ilerde yapılacak olan bir veya birden çok yapının kat, daire, iş bürosu, dükkân, mağaza, salon ve depo gibi ayrı ayrı ve başlı başına kullanmaya elverişli bölümleri üzerinde, yapı tamamlandıktan sonra geçilecek kat mülkiyetine esas olmak üzere, o arsanın maliki veya paydaşları tarafından arsa payına bağlı olarak kurulan kullanma hakkı olup, bu hak resmi senetle ve tapu siciline tescil ile doğmaktadır. Günümüzdeki kimi mevcut uygulamalarda, henüz inşaatı bitmemiş konutlar için fiili teslim tarihinden önce kat irtifakı tesis edildiği görülmektedir. Bu uygulamadan hareketle kat irtifakının düzenlenmesi, tek başına vergiyi doğuran olayın meydana gelmesi için yeterli değildir. Söz konusu hüküm ve açıklamalar çerçevesinde, kat irtifakının tesis edilmesi ve fatura veya benzeri belgenin düzenlenmesi halinde, vergiyi doğuran olay meydana gelecektir. Kat irtifakı tesis edilmiş olmakla birlikte, fatura düzenlenmemiş ise vergiyi doğuran olayın tespiti için gayrimenkulün fiili tesliminin gerçekleşip gerçekleşmediğine bakılacak olup, fiili teslim gerçekleşmiş ise teslim tarihinden itibaren yedi gün içinde fatura düzenleneceği tabiidir. Öte yandan, KDV Kanununun 29/2 nci maddesi uyarınca indirimli orana tabi konut teslimlerinden dolayı yüklenilen ve indirim yoluyla giderilemeyen katma değer vergisinin iadesi ise konutun fiilen teslim edildiği tarihte talep edilebilecektir. Dolayısıyla kat irtifakı veya kat mülkiyeti tesis edilse ve fatura düzenlense dahi, konutun fiili tesliminden önce katma değer vergisinin iade edilmesi mümkün değildir. Konutların fiilen teslim edildiği dönemin tespitinde yapı kullanma izin belgesinin düzenlendiği tarih önemli bir karine olmakla birlikte vergiyi doğuran olayın tespitinde tek başına yeterli bir kriter değildir. Dolayısıyla yapı kullanım izin belgesinden önce konutların fiili teslim edilmesi halinde, fiili teslim tarihi esas alınarak yedi gün içerisinde teslime ilişkin fatura düzenlenmeli ve KDV hesaplanması gerekmektedir. "Hususlarına değinilmiştir. Dosyamız kapsamında mali müşavir bilirkişi tarafından tanzim edilen kök ve ek rapor uyarınca da; aynı yönde açıklamalra yer verilerek taşınmaz konusunda idarenin teslim bakımından görüşünü fiili teslim tarihi olarak belirlediği, dolayısıyla fiili teslimin hangi tarihte yapıldığının önem arzettiği belirtilmiştir. Diğer yandan taraflar tacir olup, uyuşmazlık her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili olduğundan eldeki dava ticari dava niteliğindedir. Bilindiği üzere 6100 sayılı HMK'nın 222. Maddesi ve 6102 Sayılı TTK'nın 83. maddesi gereğince Mahkeme'ce ticari defterlerin resen (kendiliğinden) ibrazına karar verilebileceği açıkça düzenlenmiştir. Yine 6100 sayılı HMK'nın 222. Maddesi 2. ve 3. Fıkraları çerçevesinde; diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi halinde, usulüne uygun tutulmuş defterlerin sahibi lehine delil olarak kabul edileceği düzenlenmiştir. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 27.06.2003 tarih ve 2001/1 E., 2003/1 K. sayılı ilamında da açıklandığı üzere; Bir faturayı alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içerdiği bilgilere itiraz etme hakkına sahiptir. Aksi taktirde faturanın içeriğini kabul etmiş sayılır. (Dava tarihinde yürürlükte olan 6102 sayılı TTK'nın m. 21/2.) Bu hüküm, fatura içeriğinden kabul edilen hususlara ilişkin olarak, faturayı düzenleyenin lehine; adına fatura düzenlenenin aleyhine bir karine getirmektedir. Bu karine, faturanın ispat gücüne yönelik bir düzenlemeyi ortaya koymaktadır. Diğer anlatımla, fatura, düzenleyen aleyhine delil olduğu gibi, kendisi faturayı düzenlemediği halde tebliğinden itibaren sekiz gün içinde itiraz etmeyen aleyhine de delil olabilecektir. Faturanın adına tanzim edilen aleyhine ispat vasıtası olması, yani, faturayı alan kişinin fatura kendinden sadır olmamakla birlikte aleyhine delil teşkil etmesi TTK'nın 21. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen ve yukarıda ayrıntısı açıklanan bu karineden kaynaklanmaktadır. İşin/malın bedeli sözleşme kurulurken kararlaştırılmış olup, fatura ise bu aşama ile ilgili değil, ifa safhası ile ilgili bir belgedir. Fatura öncesinde taraflar arasında borç doğurucu hukuki ilişkinin bulunması, faturanın da bu ilişki nedeniyle düzenlenmiş olması gerekir. Faturayı alan (faturayı defterlerine kaydetmemesi koşulu ile) akdi ilişkiyi inkâr ettiğinde, faturayı gönderenin önce akdi ilişkiyi kanıtlaması gerekir. Taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa, düzenlenen belge fatura değildir. Bu belge belki icap olarak kabul edilebilir ki, buna itiraz edilmemesi, anılan 21/2. madde hükmü anlamında sonuç doğurmaz. Sekiz günlük süre, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi değildir. Sadece ispat yükünün yer değiştirmesi açısından önem taşır. Sekiz günlük süre içinde itiraz edildiği taktirde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunu ispat külfeti faturayı veren tarafa ait iken, sekiz günlük sürenin geçmesinden sonra itiraz edilmesi halinde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığını ispat külfeti faturayı alan tarafa ait olur. Faturayı alan her türlü delille bu külfeti yerine getirebilir. (Geniş bilgi için Bkz: Prof. Dr. Sami Karahan, Ticari İşletme Hukuku, 23. Baskı, Eylül 2012, Konya; Sh 111 vd.) Faturaların tebliğ edildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanamaması ya da kanıtlanıp da süresinde iade edildiğinin borçlu tarafça kanıtlanması halinde, borçlu taraf alacaklının hizmet vermediğini savunmakta ise, faturaya konu hizmetin verildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanması; borçlunun faturaları tebliğ alıp süresinden sonra iade etmesi halinde de faturanın alacaklı tarafça gönderilmesi şeklindeki icabı, borçlunun (faturayı defterine kaydetmemek ve hizmet almadığını savunmak suretiyle), kabul etmemesi ya da borçlunun faturayı kendi defterine kaydetmekle birlikte süresinde itiraz ve iade etmesi halinde hizmetin verildiğini yine alacaklının kanıtlaması gerekeceğinden, bu doğrultuda alacaklının delillerinin toplanıp değerlendirilmesi, şayet borçlunun faturaları kendi defterlerine kaydetmesi (faturaları deftere kayıt öncesinde ya da sonrasında süresi geçtikten sonra itiraz ve iade etmiş olması) halinde alacaklının (hizmet vermiş olsun ya da olmasın) HMK'nın 222. maddesi uyarınca alacağını ispatladığının kabul edilmesi gerektiği gözetilmelidir. (Aynı yönde açıklamalar için bkz. Y. 23 HD. 2015/4576 E., 2016/621 K., 10.02.2016 T.) Diğer yandan davalı dava konusu faturayı benimseyerek ticari defterlerine kaydetmiş olduğundan bu faturanın KDV'sinden de sorumludur.(Y. 11 HD. 2024/604 E., 2025/1361 K., 27.02.2025 T.) Anlatılan ilkeler ışığında somut olay ele alındığında; taraflar arasında akdi ilişkinin varlığı noktasında ihtilaf bulunmadığı, davacı tarafından davalıya satışı yapılan 2 adet bağımsız bölümün tapuda devri safhasında henüz kat mülkiyeti tesis edilmemiş olup kat irtifakı olarak devir ve tescilinin sağlandığı, taşınmazın yapı kullanma izin belgesi 2016 aralık ayında düzenlenmiş ve tapuda satış 04/01/2016 yılında gerçekleştirilmiş ise de, davalı yan defterlerine 05/05/2017 tarihinde kaydedildiği(bkz. Vergi müf. Raporu syf. 40, "4.2" bölüm birinci paragraf) davacı tarafından da faturanın 05/05/2017 tarihinde keşide edildiği, faturanın taraf defterlerinde kayıtlı olup, itiraza uğramadığı, davalı yanın vergi incelemesinde de davalı temsilcisinin “...firmamız dahilinde dört mali müşavir ve birlikte çalıştığımız üç yeminli mali müşavir bulunmakta olup, alınan yada kesilen tüm faturalar mevcut Vergi Kanunları, Yönetmelik, Tebliğ ve özelgelere tamamen uygun olarak düzenlenmektedir. Bahsi geçen faturada doğru dönemde kesilmiş ve vergi mevzuatına uygun olarak doğru dönemde beyan edilmiştir. Yapılan işlemlerde aykırılık tespit edilmemiştir” şeklinde beyanda bulunduğu, buna göre faturanın doğru kabul edildiğinin anlaşıldığı, tüm bu hususlar birlikte ele alındığında, faturanın esasen tarafların kabulünde olduğu, vergi inceleme raporunu tanzim eden müfettiş tarafından yapılan tespit üzerine, kdv hususunda ihtilaf doğduğu, müfettiş raporunda vergiyi doğuran olayın tapuda işlemin gerçekleştiği tarihte vuku bulduğu yönündeki tespitinin yerinde olmadığı, Kat irtifakı tesis edilmiş olmakla birlikte, fatura düzenlenmemiş ise vergiyi doğuran olayın tespiti için gayrimenkulün fiili tesliminin esas alınacağı, bu noktada yapı kullanma izin belgesinin düzenlendiği tarih önemli bir karine olmakla birlikte vergiyi doğuran olayın tespitinde tek başına yeterli bir kriter olmadığı, dosya kapsamında taşınmazın aralık 2016 tarihinde fiilen teslim edildiğine dair somut delil bulunmadığı, aksine davalı yanın vergi inceleme sürecinde bahsi geçen faturanın doğru dönemde kesildiğini beyan ettiği, nazara alınarak dava konusu faturada ticari taşınmaz satışı bakımından %18 kdv oranı üzerinden belirlenen kdv nin isabetli olduğu, davalının KDV'den sorumlu olduğu ve davacının davaya konu bakiye alacağını ispatladığı sonucuna varılmıştır. Yapılan açıklamalar kapsamında, davacı yanın gayrimenkul satımına dair faturadan kaynaklanan 340.232,58 TL bakiye alacağını ispatladığı kanaat edilerek aynı yöndeki ıslah dilekçesi doğrultusunda davanın kabulüne dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. Islaha karşı ileri sürülen zamanaşımı itirazı yönünden, Dava taşınmaz satış sözleşmesinden kaynaklanmakla, TBK'nın 146. Maddesi uyarınca 10 yıllık zamanaşımına tabi olup, tapu devri 2015 yılında ise de davalı tarafından 05/05/2017 tarihinde ödeme yapıldığından, TBK2nın 154/1.1 uyarınca kısmen ifa nedeniyle bu tarihte zamanaşımının kesildiği, diğer yandan İİK'nın 194/2. Maddesi uyarınca iflasın açılmasıyla dava durduğu müddetçe zamanaşımı işlemeyeceğinden, ıslah tarihinde zamanaşımı süresinin dolmadığı anlaşılmıştır. Yine faiz başlangıcı yönünden, bilindiği üzere BK.'nın 117. maddesi uyarınca muaccel bir borcun borçlusu alacaklının ihtarı ile mütemerrit duruma düşer. Bu durumda alacaklı ancak temerrüt tarihinden itibaren faiz isteyebilir. İhtarnamenin bulunmaması halinde ise icra takibi varsa icra takip tarihinden, icra takibinin bulunmaması halinde ise dava/sılah tarihinden itibaren faiz istenebilir. Olayda mal/hizmet tedariki ilişkisi bulunmadığından TTK'nın 1530. Maddesinin uygulanma imkanı bulunmadığı dikkate alınarak TBK'nın 117. ve TTK'nın 18/3. Maddeleri uyarınca yapılan değerlendirmede davalının davadan önce usulüne uygun temerrüde düşürülmediği gözetilerek dava ve ıslah tarihlerinden itibaren ve yine tarafların sıfatına göre işin ticari niteliği nazara alınarak avans faiz oranı üzerinden faize hükmedilmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle 1-Davanın KABULÜ İLE; 340.232,58 TL'nin, 10.000,00 TL'sinin dava tarihi olan 16/06/2020 tarihinden itibaren, geriye kalan 330.232,58 TL'sinin ıslah tarihi olan 16/02/2026 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 2-Alınması gereken 23.241,29 TL karar ve ilam harcından 170,78 TL peşin harç, 5.693,55 TL ıslah harcı toplamı olan 5.864,33 TL harcın mahsubu ile bakiye 17.376,96 TL harcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 3-Davacı tarafından yatırılan 54,40 TL başvuru harcı, 170,78 TL peşin harç, 5.693,55 TL ıslah harcı olmak üzere toplam 5.918,73 TL harcın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 4-Davacının karşıladığı 460,50 TL tebligat gideri, 800,00 TL bilirkişi ücreti olmak üzere toplam 1.260,50 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 5-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden, hüküm tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca hesaplanan 54.437,21 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 6-6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A maddesinin 13. fıkrası uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan 1.320,00 TL arabuluculuk ücretinin davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 7-Gider avansından sarf edilmeyen miktarın 6100 Sayılı HMK'nın 333. Maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde iadesine, Dair, davacı vekilinin ve davalı vekilinin yüzüne karşı gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde ... Bölge Adliye Mahkemeleri nezdinde İstinaf kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 23/06/2026
Katip ...
Hakim ...
BU BELGE GÜVENLİ ELEKTRONİK İMZA İLE İMZALANMIŞTIR