Danıştay · Danıştay

Danıştay 2025/1056 E. 2025/1406 K.

Mahkeme
Danıştay
Daire
Danıştay
Esas No
2025/1056
Karar No
2025/1406
Karar Tarihi

T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2025/1056 Karar No : 2025/1406

TEMYİZ EDEN (DAVALILAR) : 1-... 2-... Başkanlığı VEKİLİ : Av. ...

KARŞI TARAF (DAVACI) : ... Büyükşehir Belediye Başkanlığı VEKİLİ : Av. ...

İSTEMİN KONUSU : Danıştay Altıncı Dairesinin 12/02/2025 tarih ve E:2022/7606, K:2025/579 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: İstanbul ili, Kartal ilçesi, ... Mahallesi, ... ada, ... parsel sayılı taşınmaza ilişkin olarak 03/08/2022 tarih ve 5922 sayılı Cumhurbaşkanı kararıyla onaylanan 1/5000 ölçekli nazım ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planının iptali istenilmiştir. Daire kararının özeti: Danıştay Altıncı Dairesinin 12/02/2025 tarih ve E:2022/7606, K:2025/579 sayılı kararıyla; Davacının dava açma ehliyetine sahip olduğu ve davanın süresinde açıldığı belirtilerek, Dosyanın ve yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi neticesinde düzenlenen bilirkişi raporunun birlikte değerlendirilmesinden, her ne kadar davalı idareler tarafından, 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 9. maddesinin ikinci fıkrasında verilmiş olan yetkiye istinaden Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca, yalnızca dava konusu parsel ile sınırlı bir alana ilişkin imar planı değişikliği yapılabildiği, dolayısıyla başka bir taşınmazda donatı alanı ayrılamayacağı iddia edilmekte ise de, ilgili mevzuat hükümleri uyarınca; özelleştirme programındaki kuruluşlara ait veya özelleştirilmek üzere özelleştirme programına alınan arsa ve arazilerde, ilgili kuruluşlardan gerekli görüş alınmak suretiyle her ölçekteki imar planı değişikliklerini yapmak Özelleştirme İdaresi Başkanlığının yetkisi dahilinde olmakla beraber; bu plan ve plan değişikliklerinin üst ölçekli planlara uygun, çevre ve imar bütünlüğünü bozmayacak şekilde yapılması gerekmekte olup, bu nedenle plan değişikliklerinin sadece, parçacıl olarak, özelleştirme programına alınan taşınmaz dikkate alınarak yapılmaması, üst ölçekli planlar ve bölgenin imar planları kapsamında planlama bütünlüğünü ve sosyal donatı dengesini bozmayacak planlama kararlarının üretilmesi gerektiğinden, davalı idarelerin bu iddiasına itibar edilmediği, Yine davalı idarelerce, sosyal ve teknik altyapı ve etki değerlendirme raporunda, planlama alanının merkeze alındığı 400 metre yarıçaplı bölge çevresinde birer adet ilkokul, lise ve cami alanı bulunmakta olup, planlama alanının hemen batısında bulunan Şehir Hastanesi'nin hem bölgesel hem de kent bütününde gereksinimi karşılayacağı, alanın merkezinden itibaren 800 metrelik yarıçap içinde birer adet ilkokul, lise ve cami daha mevcut olduğu dolayısıyla mevcut donatı alanlarının planlama alanı ve bölge bütününde gereksinimi karşılayacağı belirtilmekte ise de, bilirkişi raporunda, davaya konu imar planı değişiklikleriyle yaklaşık 940 kişilik ilave nüfus öngörüldüğü, bu nüfusun ihtiyacı için toplam 17,75 m2/ki (planlama alanındaki nüfus öngörüsü dikkate alındığında 940 ki * 17,75 m2/ki = 16685 m2) kentsel, sosyal ve teknik altyapı alanı ayrılması gerektiği tespitine yer verilmekle birlikte, bilirkişilerin 14/06/2014 tarih ve 29030 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği'nin eki Asgari Sosyal ve Teknik Altyapı Alanlarına İlişkin Standartlar ve Asgari Alan Büyüklükleri Tablosunun ilk halini esas almak suretiyle rapor tanzim ettikleri, ancak dava konusu imar planı değişikliklerinden önce söz konusu Yönetmeliğin Ek-2 Asgari Sosyal ve Teknik Altyapı Alanlarına İlişkin Standartlar Tablosunda 17/05/2017 tarihinde değişiklik yapıldığı ve asgari standartların yükseltildiği, Buna göre, planlama alanındaki nüfusun ihtiyacı için 20,25 m2/ki (planlama alanındaki nüfus öngörüsü dikkate alındığında 940 ki * 20,25 m2/ki = 19035 m2) kentsel, sosyal ve teknik altyapı alanı ayrılması gerektiği, ancak 1000 kişiye yakın bir nüfusun yaşayacağı dava konusu ticaret-konut alanında açık ve yeşil alan, anaokulu gibi en temel hizmetlere bile yer verilmediği, bunun yanı sıra planlama alanında yaşayacak nüfusun davalı idarece kullanılabileceğini iddia ettiği mevcut donatı alanlarının kapasitesinin ne durumda olduğuna ve yeterli olup olmadığına ilişkin rakamlar verilerek somut verilerle tespit yapıldığına ilişkin dava dosyasında bilgi ve belge bulunmadığı, Ayrıca, davalı idarenin hazırladığı sosyal ve teknik altyapı ve etki değerlendirme raporunda da, planlama alanının çevresinde yüksek katlı rezidans tipi yoğun konut alanlarından oluşan bir yapılaşmanın söz konusu olduğu, mevcut teknik altyapı hat ve tesislerinin kapasitesinin davaya konu imar planı değişiklikleri ile gelen kullanımlar için yeterli olmayacağının değerlendirildiği, Davalı idareler tarafından, davaya konu taşınmazın 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında kentsel ve bölgesel donatı alanında kalmadığı meskun alanda kaldığı, parselin doğusu ve batısında bulunan donatı alanlarının 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında kentsel ve bölgesel donatı alanında kaldığı iddia edilmekte ise de, çevre düzeni planından ölçü alınamayacağından, şema niteliğindeki pafta üzerindeki gösterime dayalı olarak yaklaşık 3 hektar büyüklüğündeki dava konusu parselle ilgili kesin bir işlev tanımı yapılması mümkün olmamakla beraber, çevre düzeni planının onaylandığı tarihte yürürlükte olan imar planlarına göre davaya konu parselin de kısmen çevresindeki parsellerle birlikte yaklaşık 17 hektar büyüklüğündeki şehir parkı içinde kaldığı ve ayrıca parselin şehir parkı haricinde kalan kısmının komşu parsellerle birlikte ve taşınmazın karşı tarafının (D-100 yolunun karşısı) yaklaşık 35 hektar büyüklüğünde ileride sosyal donatı alanına ayrılmak üzere askeri alan olarak planlandığı göz önüne alındığında, söz konusu iddiaya itibar edilmediği, Diğer taraftan; ilgili yasal düzenlemeler karşısında, idarenin maddi ve hukuki koşullara göre uygulanabilir nitelikte olan bir yargı kararını "aynen" ve "gecikmeksizin" uygulamaktan başka bir seçeneği bulunmadığı, bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık incelendiğinde, kararda detaylarına yer verilen gerekçelerle iptaline hükmedilen önceki imar planı değişiklikleri sonrasında, yargı kararlarını işlevsiz hale getirmeye yönelik kullanım kararları getirildiği, buna karşılık yapı ve nüfus yoğunluğunun düşürülmesi, yeni sosyal ve teknik altyapı alanlarının ayrılması noktasında kesinleşen iptal gerekçelerini gidermeye yönelik bir değişiklik yapılmadığı, Nitekim; yargı kararlarına aykırı biçimde plan yapmaya yetkili başka idarelerce onaylanan önceki imar planlarının temel kurgusu ve kararları korunarak, bir kısım değişiklikler yapılmak suretiyle, iptale konu işlevlerin ve yoğunluğun korunmasında ısrar edildiği, bu şekilde yargılama faaliyetinin etkisiz kılınmaya çalışıldığı anlaşıldığından, dava konusu imar planı değişikliklerinin 2577 sayılı Kanun'un 28. maddesine ve hukuk devleti ilkesine aykırı olduğu, Bu durumda, davaya konu taşınmazın öncesinde tüm kente hitap eden şehir parkı kullanım kararı yerine önerilen spor tesis alanı fonksiyonunun donatı türü ve hizmet alanı olarak farklılık gösterdiği, donatı alanlarında azalmaya yol açacağı gerekçesiyle iptaline karar verilmiş ve bu karar kesinleşmiş iken, mezkur taşınmaza dava konusu imar planı değişiklikleri sonucunda sosyal donatı alanı niteliğinde bulunmayan konut+ticaret işlevi getirilmesi suretiyle yapılaşmaya açılmasının donatı alanlarını -özellikle yeşil alanları- azaltıcı bir karar olduğu, ilave nüfus ve yapı yoğunluğu getirildiği, buna karşılık bu nüfusun ihtiyaç duyacağı yeni sosyal donatı, teknik altyapı alanları ayrılmadığı, ulaşım taleplerinin olumsuz yönde etkilendiği, nüfus-donatı dengesinin, çevre-imar bütünlüğünün ve plan ana kararlarının bozulduğu, yüksek emsal oranına sahip resmi kurum alanının da yapı yoğunluğu getirdiği ve planlama alanında fazla olan trafik yoğunluğunu daha fazla arttıracağı, kesinleşen yargı kararlarının gereklerinin yerine getirilmediği, Bunun yanı sıra, mekansal alanlar için öngörülen her kullanım kararının, 1/5000 ölçekli nazım imar planlarında detaylı olarak düzenlenmesi zorunluluğu bulunmadığı, ancak gerek uygulama işlemlerine dayanak teşkil etmesi, gerekse ölçeği itibarı ile elverişliliği nedeni ile, mekansal alan kullanımının somutlaştırılması ve detaylandırılması görevi 1/1000 ölçekli uygulama imar planlarına ait olduğundan, 1/5000 ölçekli nazım imar planlarında, mekansal kullanımın "kamu hizmet alanı" olarak gösterilmesinin yeterli olduğunun kabulü gerekmekle birlikte, ulaşım yükü, nüfus ve yapı yoğunluğu başta olmak üzere planlama alanına birbirinden çok farklı etkileri bulunan ve mevzuatta yer verilen tanımında örnekleme yoluyla sayılan tesisleri, bir bütün olarak kapsayan "resmi kurum alanı" gösteriminin, uygulama imar planı ölçeğinde tek başına yeterli olmadığı, bu gösterim altında hangi resmi kurum faaliyetinin icra edileceğinin belirtilmesi suretiyle kesin kullanım türünün, gerek uygulama işlemlerine dayanak oluşturacak ölçüde, gerekse hukuki ihtilaf halinde yargısal incelemeye elverecek açıklıkta somut olarak gösterilmesi gerekirken, belirtilen hususa uygun olmayan dava konusu uygulama imar planı değişikliğinde, bu yönden de hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle, Dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI: Davalı idareler tarafından, plan yapım yetkisinin özelleştirme kapsam ve programına alınan taşınmazla sınırlı olduğu, bu nedenle alanda eşdeğer yer ayrılmasına imkan olmadığı, dava konusu işleme yönelik gerekli analiz ve sentez çalışmalarının yapıldığı, ilgili kurum görüşlerinin alındığı, alanın özellikleri ve konumu dikkate alınarak planlama yapıldığı, etrafta mevcut donatı alanlarının ihtiyacı karşılayacak nitelikte olduğu, taşınmaza getirilen kullanım kararlarının ve yapılaşma koşullarının çevre-imar bütünlüğü ile uyumlu olduğu belirtilerek, temyize konu kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından, temyiz istemlerinin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'ÜN DÜŞÜNCESİ : İdare Hukukunun bilinen ilkelerinden olan "kanunilik ilkesi", idarelerin yetkilerini kanundan almak zorunda olduğunu ifade etmektedir. İdarenin yasalarla kurulması, yasalardan yetki alması, yasalar çerçevesinde ve yasalara aykırı olmamak koşuluyla işlemlerde bulunabilmesi anlamına gelen yasallık ilkesinin (kanunilik ilkesi) gereği olarak yetkili idarenin yasayla belirlenmesi ve yetki devrine imkan veren hususların da yasayla belirlenmesi gerekir. Bir makam ya da organın idari işlem yapma yetkisini başka bir makam veya organa devretmesi, yetki düzenini değiştireceğinden yetki devri yapılabilmesi için açık yasal dayanak gerekmektedir. 2577 sayılı Kanun'da; idari işlemlerin iptali istemiyle açılan davalarda, dava konusu işlemin yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden hukuka uygun olup olmadıklarının değerlendirileceği hükme bağlanmış olup, iptal davaları, idarenin hukuka uygun davranmasını sağlayan önemli araçlardandır. 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 8., 9. ve Ek 3. maddelerinin birlikte değerlendirilmesinden, imar planlarını onaylama yetkisinin esasen ilgili belediyelere ait olduğu, Özelleştirme İdaresi Başkanlığının plan onaylama yetkisinin, istisnai ve yalnızca özelleştirme kapsam/ programına alınan arsa ve araziler ile sınırlı olduğu, bu kapsamın dışında kalan alanlara ilişkin plan onaylama yetkisinin, ilgili idarelerce, Özelleştirme İdaresi Başkanlığına devrine imkan tanıyan bir kanun hükmünün de bulunmadığı sonucuna varılmaktadır. Dosyanın incelenmesinden, uyuşmazlığa konu taşınmaz daha önce müşterek şekilde Kartal Belediye Başkanlığı ile Maliye Hazinesi'nin mülkiyetinde iken, 21/05/2021 tarih ve 4011 sayılı Cumhurbaşkanı kararı ile, "... ... ada, ... parseldeki 29.625,53 m² yüzölçümlü taşınmazın, mülkiyeti Maliye Hazinesine ait ... hissesinin; özelleştirme kapsam ve programına alınmasına..." karar verildiği, bu nedenle, taşınmaza ilişkin imar planlarının hazırlık sürecine başlanılarak ilgili kurumların görüşlerinin alındığı, taşınmazın hissedarı olan Kartal Belediye Başkanlığının 15/10/2021 ve 14/06/2022 tarihli yazıları ile, imar planı teklifleri açısından herhangi bir itirazlarının olmadığı, yine 14/06/2022 tarihli görüş yazısı ile, onaylı imar planına dayalı olarak Özelleştirme İdaresince yapılması planlanan ifraz-tevhid işlemleri yönünden de sakınca görülmediğinin davalı Özelleştirme İdaresi Başkanlığına bildirildiği, bunun üzerine, taşınmazın ... ada, ... ve ... parsel olarak ifrazen taksim edildiği, ... ve ... parsellerin Maliye Hazinesi, ... ve ... parsellerin ise Kartal Belediye Başkanlığı adına 20/04/2023 tarihinde tapuda tescil edildiği görülmektedir. Olayda, davalı idarelerin dava konusu imar planlarını onaylama yetkisi, taşınmazın, özelleştirme kapsam ve programına alınan kısmı (toplam 20.471,76 m²) ile sınırlı olduğu halde, dosyada yer alan plan araştırma ve açıklama raporları ile plan paftaları incelendiğinde, taşınmazın özelleştirme kapsam ve programı dışında olup, 4046 sayılı Kanun uyarınca özelleştirme kapsam/programına alınmasına da imkan bulunmayan Kartal Belediye Başkanlığına ait 9.153,77 m²'lik kısmının da dahil edilmesi suretiyle, toplam 29.625,53 m² büyüklüğe sahip alanın tamamının planlamaya konu edildiği anlaşıldığından, uyuşmazlığa konu işlemde yetki yönünden hukuka uyarlık bulunmamıştır. Diğer yandan; yargılamada, planlanan alanın, sadece özelleştirme kapsamında olan kısmı ile sınırlı şekilde hukuki değerlendirme yapılmasına da imkan bulunmamaktadır. Bu itibarla, yetki yönünden hukuka uygun bulunmayan dava konusu işlem yönünden, davalı idarelerin temyiz istemlerinin reddi ile, temyize konu kararın, belirtilen gerekçe ile onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 20/A maddesi uyarınca gereği görüşüldü:

HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan; "a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması, b) Hukuka aykırı karar verilmesi, c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1.Davalı idarelerin temyiz istemlerinin reddine, 2.Dava konusu işlemin yukarıda özetlenen gerekçeyle iptaline ilişkin Danıştay Altıncı Dairesinin temyize konu 12/02/2025 tarih ve E:2022/7606, K:2025/579 sayılı kararının ONANMASINA, 3.Kesin olarak, 26/06/2025 tarihinde esasta ve gerekçede oyçokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY X- 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanunu'nun 1. maddesinde: "Bu Kanunun amacı; A) Bu maddede belirtilen ve Kanunun uygulanmasında "kuruluş" adı ile anılacak olan; a) İktisadi devlet teşekküllerinin, bunların müessese, bağlı ortaklık, işletme, işletme birimleri ile varlıklarının ve iştiraklerindeki kamu paylarının, b) Kamu iktisadi teşebbüsleri statüsü dışında kalmakla beraber sermayesinin tamamı veya yarısından fazlası devlete ve/veya diğer kamu tüzelkişilerine ait olan ticari amaçlı kuruluşlardaki kamu payları ile bu kuruluşlara ait müessese, bağlı ortaklık, işletme, işletme birimleri ve varlıklarının, iştiraklerindeki kamu paylarının, c) Devletin diğer iştiraklerindeki kamu payları ile Hazineye ait payların, d) Genel ve katma bütçeli idareler ile bunlara bağlı döner sermayeli kuruluşların ve kamu iktisadi teşebbüslerinden kamu iktisadi kuruluşlarının gördükleri kamu hizmetleri ile doğrudan doğruya ilgili olmayan varlıklarının ve iştiraklerindeki paylarının, e) Belediye ve il özel idarelerine ait ticari amaçlı kuruluşlar ile pay oranlarına bakılmaksızın her türlü iştiraklerindeki paylarının, f) Genel ve katma bütçeli idarelerle bunlara bağlı döner sermayeli kuruluşların, mal ve hizmet üretim birimleri ve varlıkları (baraj, gölet, otoyol, yataklı tedavi kurumları, limanlar ve benzeri diğer mal ve hizmet üretim birimleri) ile bu Kanunun 35 inci maddesinin (B) fıkrasında belirtilen kamu iktisadi kuruluşlarının temel kuruluş amaçlarına uygun mal ve hizmet üretim birimlerinin işletilmesi haklarının, ekonomide verimlilik artışı, kamu giderlerinde azalma sağlamak, Hazineye ait taşınmazları değerlendirmek suretiyle kamuya gelir elde etmek gerekçelerinden birisi ile özelleştirilmelerine ilişkin esasları düzenlemektir." kuralına yer verilmiştir. 3194 sayılı İmar Kanunu'nun "imar planlarında Bakanlığın yetkisi"ni düzenleyen 9. maddesinin ikinci fıkrasında: "Belediye hudutları ve mücavir alanlar içerisinde bulunan ve özelleştirme programına alınmış kuruluşlara ait arsa ve arazilerin, ilgili kuruluşlardan (Belediye) gerekli görüş alınarak çevre imar bütünlüğünü bozmayacak imar tadilatları ve mevzi imar planlarının ve buna uygun imar durumları; Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca hazırlanarak Özelleştirme Yüksek Kurulunca onaylanmak suretiyle yürürlüğe girer ve ilgili Belediyeler bu arsa ve arazilerin imar fonksiyonlarını 5 yıl değiştiremezler. İlgili belediyeler görüşlerini onbeş gün içinde bildirir." hükmüne yer verilmiştir. Anılan Kanun'un ek 3. maddesinde: "Özelleştirme programındaki kuruluşlara ait veya kuruluş lehine irtifak ve/veya kullanım hakkı alınmış arsa ve araziler ile özel kanunları uyarınca özelleştirilmek üzere özelleştirme programına alınan arsa ve arazilerin, 3621 sayılı Kıyı Kanunu veya 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu kapsamında kalan yerler dahil olmak üzere genel ve özel kanun hükümleri kapsamında yer alan tüm alanlarda imar planlarını yapmaya ve onaylamaya yetkili olan kurum veya kuruluşlardan görüş alınarak çevre imar bütünlüğünü bozmayacak her tür ve ölçekte plan, imar planı ile değişiklik ve revizyonları müellifi şehir plancısı olmak üzere Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca yapılarak veya yaptırılarak Özelleştirme Yüksek Kurulunca onaylanmak ve Resmi Gazetede yayımlanmak suretiyle kesinleşir, yürürlüğe girer. İlgili kuruluşlar bu madde kapsamında yapılan planları devir tarihinden itibaren beş yıl süreyle değiştiremezler. Bu süre içerisinde imar planlarına ilişkin olarak, verilecek mahkeme kararlarının gereklerinin yerine getirilmesini teminen yapılacak imar planı değişikliğine ilişkin iş ve işlemler Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca bu maddede belirtilen usul ve esaslara göre gerçekleştirilir. İlgili kuruluşlar görüşlerini onbeş gün içinde bildirirler. Bu madde kapsamında yapılan her ölçekteki plan ve imar planlarında 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 17 nci maddesinin (a) bendinin ikinci ve sekizinci paragrafındaki hükümler uygulanmaz. Özelleştirme sürecinde ihtiyaç duyulması halinde, bu planlara göre yapılacak imar uygulamasına ilişkin parselasyon planları Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından yapılır veya yaptırılır. Bu parselasyon planları Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca onaylanır. Bu planlara göre yapılacak yapılarda her türlü ruhsat ve diğer belgeler ile izinler, ilgili mevzuat çerçevesinde yetkili kurum ve kuruluşlarca verilir." hükmü bulunmaktadır. Kanun'un 5. maddesinde; nazım imar planı, varsa bölge planlarının mekâna ilişkin genel ilkelerine ve varsa çevre düzeni planlarına uygun olarak halihazır haritalar üzerine, yine varsa kadastral durumu işlenmiş olarak çizilen ve arazi parçalarının; genel kullanış biçimlerini, yerleşme alanlarının gelişme yön ve büyüklüklerini, nüfus yoğunlukları ve eşiklerini, ulaşım sistemlerini göstermek ve uygulama imar planlarının hazırlanmasına esas olmak üzere düzenlenen, plan hükümleri ve raporuyla beraber bütün olan plan, uygulama imar planı, tasdikli halihazır haritalar üzerine varsa kadastral durumu işlenmiş olarak nazım imar planı esaslarına göre çizilen ve çeşitli bölgelerin yapı adalarını, bunların yoğunluk ve düzenini, yolları ve uygulama için gerekli imar uygulama programlarına esas olacak uygulama etaplarını ve diğer bilgileri ayrıntıları ile gösteren plan olarak tanımlanmıştır. Kanun'un 6. maddesinde, Mekânsal planlar, kapsadıkları alan ve amaçları açısından Mekânsal Strateji Planlarına uygun olarak, “Çevre Düzeni Planları” ve “İmar Planları” olarak iki ana kategoriye ayrılmış, imar planları da uygulamaya esas olan uygulama imar planları ve bu planın hazırlanmasındaki temel hedefleri, ilkeleri ve arazi kullanım kararlarını belirleyen nazım imar planları olarak sınıflandırılmıştır. Anılan Kanun'un 8. maddesinde ise, alt ölçekli planların üst ölçekli planlarda belirlenen planlama ana ilkelerine, stratejilerine ve kararlarına uyumlu olması zorunluluğu getirilmiştir. Yukarıda yer verilen düzenlemeler uyarınca, özelleştirme programındaki kuruluşlara ait veya özelleştirilmek üzere özelleştirme programına alınan arsa ve arazilerde ilgili kuruluşlardan gerekli görüş alınmak suretiyle her ölçekteki imar planı değişiklikleri yapmak Özelleştirme İdaresi Başkanlığının yetkisi dahilinde olmakla beraber; bu plan ve plan değişikliklerinin çevre ve imar bütünlüğünü bozmayacak şekilde ve mevzuata uygun olarak yapılması gerektiği açıktır. İmar planları, planlanan yörenin bugünkü durumunun, olanaklarının ve ilerideki gelişmesinin gerçeğe en yakın şekilde saptanabilmesi için coğrafi veriler, beldenin kullanılışı, donatımı ve mali bilgiler gibi konularda yapılacak araştırma ve anket çalışmaları sonucu elde edilecek bilgiler ışığında, çeşitli kentsel işlevler arasında var olan ya da sağlanabilecek olanaklar ölçüsünde en iyi çözüm yollarını bulmak belde halkına iyi yaşama düzeni ve koşulları sağlamak amacıyla kentin kendine özgü yaşayış biçimi ve karakteri, nüfus, alan ve yapı ilişkileri, yörenin gerek çevresiyle ve gerekse çeşitli alanları arasında olan bağlantıları, halkın sosyal ve kültürel gereksinimleri, güvenlik ve sağlığı ile ilgili konular gözönüne alınarak hazırlanır ve koşulların zorunlu kıldığı biçim ve zamanda mevzuatta öngörülen yöntemlerle değiştirilebilir. Bu itibarla uyuşmazlık ele alındığında, imar planlarında çok büyük zorunluluk olmadıkça değişiklik yapılmaması, imar planı yapımı aşamasında gözetilecek önemli kriterlerden birisidir. Ancak, kamu yararının gerektirmesi halinde plan değişikliği yapılmasının zorunlu olduğu kuşkusuz olup, imar planlarının yargısal denetimi sırasında, şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarının yanı sıra, "kamu yararı" ilkesinin de gözetilmesi zorunludur. Özelleştirme programına alınan taşınmazların bulunduğu alanda her tür ve ölçekteki imar planını yapma yetkisinin 3194 sayılı Kanun'un 9. maddesinin ikinci fıkrasında verilmiş olan yetkiye istinaden, Özelleştirme İdaresine ait olduğu ve bu yetkinin yalnızca dava konusu parseller ile sınırlı olması nedeniyle, planlamaya ilişkin plan açıklama raporunun ve plan değişikliğinin gerekçelerinin bu kapsamda değerlendirilmesi gerekmektedir. Dosyanın, bilirkişi raporunun ve rapora yapılan itirazların değerlendirilmesinden, taşınmazın bulunduğu alanda Özelleştirme İdaresi Başkanlığının imar planı yapma yetkisinin bulunduğu, davaya konu edilen imar planı yapılırken ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alındığı, 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 9. maddesinin ikinci fıkrasında verilmiş olan yetkiye istinaden özelleştirmenin amacına uygun olarak taşınmazın verimli olarak kullanımının sağlanması için sınırlı olarak parsel bazlı değişiklik yapılan alanda sosyal teknik altyapı alanı ayrılmasının mutlaka gerekli ve zorunlu olmadığı, bilirkişi raporundaki planlama alanının imar planı paftalarından da anlaşıldığı üzere bölgedeki yapılaşma koşulları göz önünde bulundurulduğunda, imar planı ve imar planı değişikliği ile ayrıcalıklı haklar verilerek çevre imar bütünlüğünü bozmadığı, diğer taraftan tek parselle sınırlı yapılan değişikliğin sosyal ve teknik altyapı dengesini etkileyecek oranda olmadığı ve dava konusu 1/1000 ölçekli uygulama imar planının, üst ölçekli plan niteliğindeki dava konusu 1/5000 ölçekli nazım imar planı kararlarıyla örtüştüğü, dolayısıyla üst ölçekli plan ana kararlarına, şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, davalı idarelerin temyiz istemlerinin kabulü ile temyize konu kararın bozulması ve davanın reddine karar verilmesi gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.

GEREKÇEDE KARŞI OY XX- 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun'un "Özelleştirme Yüksek Kurulu"nun yapısını düzenleyen 3. maddesinin 1. fıkrası, 02/07/2018 tarih ve 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 85. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış olmakla birlikte, anılan Kanun'un gerek 2. maddesinde gerekse 3. maddesinin diğer fıkralarında Özelleştirme Yüksek Kurulunun hukuki varlığı korunarak, görev ve yetkileri muhafaza edilmiştir. 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 85. maddesinin (f) bendi ile 4046 sayılı Kanun'a eklenen Geçici 29. maddesinde, bu KHK'nın yürürlüğe girdiği 09/07/2018 tarihi itibarıyla Özelleştirme Yüksek Kurulunca görülmekte olan işlerin Cumhurbaşkanı veya yetkilendireceği makam tarafından sonuçlandırılacağı öngörülmüş olup, bu maddede ifade edilen "görülmekte olan işlerin", 09/07/2018 tarihi itibarıyla devam eden özelleştirmeye ilişkin işlemler olduğu ve bu işlemlere yönelik yetkinin "geçici" nitelikteki yasa hükmü ile eklendiği göz önüne alındığında, 09/07/2018 tarihinden sonra münhasıran Özelleştirme Yüksek Kuruluna ait bulunan "Kanun'un 1. maddesinde sayılan kuruluşların özelleştirme kapsam ve programına alınmasına karar vermek; bu kuruluşların satış, kiralama, işletme hakkı devri, mülkiyetin gayri ayni hak tesisi ve işin gereğine uygun saîr hukuki tasarruflar ile devredilmelerine ilişkin özelleştirme yöntemlerinden hangisi ile özelleştirileceğini belirlemek ve özelleştirme işlemlerinin tamamlanması için süre tespit etmek" hususundaki görevlerin devam eden işler kapsamında olduğundan söz etmek mümkün değildir. Diğer bir deyişle, 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin yürürlüğe girdiği 09/07/2018 tarihinden önce özelleştirme kapsam ve programına alınmış olan kuruluşlara ait devam eden işleri sonuçlandırmak konusunda Cumhurbaşkanlığı Makamına verilen geçici ve sınırlı yetkinin, 09/07/2018 tarihinden sonra Özelleştirme Yüksek Kuruluna ait görev ve yetkileri kapsayacak şekilde genel ve sürekli bir yetkiye dönüştüğünü kabul etmek hukuken mümkün bulunmamaktadır. Zira Anayasa'nın 47. maddesinin 2. fıkrası uyarınca özelleştirmeye ilişkin esas ve usullerin kanun ile düzenlenmesi zorunlu olduğundan ve 4046 sayılı Kanun'da Özelleştirme Yüksek Kuruluna verilen görev ve yetkilerin Kurul'un yapısı yeniden oluşturuluncaya kadar bizzat hangi makam tarafından kullanılacağı konusunda açık bir kurala yer verilmediğinden, 2018/3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi'ne dayanılarak Özelleştirme Yüksek Kuruluna ait görev ve yetkilerin Cumhurbaşkanlığı Makamınca kullanılamayacağı açıktır. Diğer yandan, Özelleştirme Yüksek Kurulu, Anayasa'nın amir hükmü gereği özel bir kanun ile kurulmuş olup, herhangi bir bakanlık ya da kamu kurum ve kuruluşu bünyesinde olan bir kurul niteliğinde olmadığından, bu Kurul'un 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin Geçici 8. maddesinde belirtilen "kurul" olarak değerlendirilmesi mümkün değildir. Bu itibarla, 4046 sayılı Kanun'un 3. maddesine göre, "Kanun'un 1. maddesinde sayılan kuruluşların özelleştirme kapsam ve programına alınmasına karar vermek; bu kuruluşların satış, kiralama, işletme hakkı devri, mülkiyetin gayri ayni hak tesisi ve işin gereğine uygun saîr hukuki tasarruflar ile devredilmelerine ilişkin özelleştirme yöntemlerinden hangisi ile özelleştirileceğini belirlemek ve özelleştirme işlemlerinin tamamlanması için süre tespit etmek" özelleştirme uygulamalarında yetkili tek karar organı olarak öngörülen Özelleştirme Yüksek Kurulunun görevi olarak düzenlendiğinden, uyuşmazlığa konu 03/08/2022 tarihli Cumhurbaşkanı kararında yetki yönünden hukuka uygunluk bulunmadığı bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Bu durumda, dava konusu işlemin iptali yolunda verilen temyize konu Daire kararının, belirtilen gerekçe ile onanması gerektiği oyuyla, karara gerekçe yönünden katılmıyoruz.

EK GEREKÇE XXX- İdare Hukukunun bilinen ilkelerinden olan "kanunilik ilkesi", idarelerin yetkilerini kanundan almak zorunda olduğunu ifade etmektedir. İdarenin yasalarla kurulması, yasalardan yetki alması, yasalar çerçevesinde ve yasalara aykırı olmamak koşuluyla işlemlerde bulunabilmesi anlamına gelen yasallık ilkesinin (kanunilik ilkesi) gereği olarak yetkili idarenin yasayla belirlenmesi ve yetki devrine imkan veren hususların da yasayla belirlenmesi gerekir. Bir makam ya da organın idari işlem yapma yetkisini başka bir makam veya organa devretmesi, yetki düzenini değiştireceğinden yetki devri yapılabilmesi için açık yasal dayanak gerekmektedir. 2577 sayılı Kanun'da; idari işlemlerin iptali istemiyle açılan davalarda, dava konusu işlemin yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden hukuka uygun olup olmadıklarının değerlendirileceği hükme bağlanmış olup, iptal davaları, idarenin hukuka uygun davranmasını sağlayan önemli araçlardandır. 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 8. maddesinde, imar planlarının nazım imar planı ve uygulama imar planından meydana geldiği, mevcut ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak, belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planlarının ilgili belediyelerce yapılacağı veya yaptırılacağı, belediye ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planların valilik veya ilgilisince yapılacağı veya yaptırılacağı, 9. maddesinde, belediye hudutları ve mücavir alanlar içerisinde bulunan ve özelleştirme programına alınmış kuruluşlara ait arsa ve arazilerin, ilgili kuruluşlardan gerekli görüş (Belediye) alınarak çevre imar bütünlüğünü bozmayacak imar tadilatları ve mevzi imar planlarının ve buna uygun imar durumlarının Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca hazırlanarak Özelleştirme Yüksek Kurulunca onaylanmak suretiyle yürürlüğe girereceği ve ilgili belediyelerin bu arsa ve arazilerin imar fonksiyonlarını 5 yıl değiştiremeyecekleri hükme bağlanmıştır. Anılan Kanun'un Ek 3. maddesinde de, özelleştirme programındaki kuruluşlara ait veya kuruluş lehine irtifak ve/veya kullanım hakkı alınmış arsa ve araziler ile özel kanunları uyarınca özelleştirilmek üzere özelleştirme programına alınan arsa ve arazilerin, 3621 sayılı Kıyı Kanunu veya 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu kapsamında kalan yerler dahil olmak üzere genel ve özel kanun hükümleri kapsamında yer alan tüm alanlarda imar planlarını yapmaya ve onaylamaya yetkili olan kurum veya kuruluşlardan görüş alınarak çevre imar bütünlüğünü bozmayacak her tür ve ölçekte plan, imar planı ile değişiklik ve revizyonlarının müellifi şehir plancısı olmak üzere Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca yapılarak veya yaptırılarak Özelleştirme Yüksek Kurulunca onaylanmak ve Resmi Gazetede yayımlanmak suretiyle kesinleşeceği ve yürürlüğe gireceği kuralına yer verilmiştir. Yukarıda yer alan mevzuat hükümlerinin birlikte değerlendirilmesinden, imar planlarını onaylama yetkisinin esasen ilgili belediyelere ait olduğu, Özelleştirme İdaresi Başkanlığının plan onaylama yetkisinin, istisnai ve yalnızca özelleştirme kapsam/ programına alınan arsa ve araziler ile sınırlı olduğu, bu kapsamın dışında kalan alanlara ilişkin plan onaylama yetkisinin, ilgili idarelerce, Özelleştirme İdaresi Başkanlığına devrine imkan tanıyan bir kanun hükmünün de bulunmadığı sonucuna varılmaktadır. Dosyanın incelenmesinden, uyuşmazlığa konu taşınmaz daha önce müşterek şekilde Kartal Belediye Başkanlığı ile Maliye Hazinesi'nin mülkiyetinde iken, 21/05/2021 tarih ve 4011 sayılı Cumhurbaşkanı kararı ile, "... ... ada, ... parseldeki 29.625,53 m² yüzölçümlü taşınmazın, mülkiyeti Maliye Hazinesine ait ... hissesinin; özelleştirme kapsam ve programına alınmasına..." karar verildiği, bu nedenle, taşınmaza ilişkin imar planlarının hazırlık sürecine başlanılarak ilgili kurumların görüşlerinin alındığı, taşınmazın hissedarı olan Kartal Belediye Başkanlığının 15/10/2021 ve 14/06/2022 tarihli yazıları ile, imar planı teklifleri açısından herhangi bir itirazlarının olmadığı, yine 14/06/2022 tarihli görüş yazısı ile, onaylı imar planına dayalı olarak Özelleştirme İdaresince yapılması planlanan ifraz-tevhid işlemleri yönünden de sakınca görülmediğinin davalı Özelleştirme İdaresi Başkanlığına bildirildiği, bunun üzerine, taşınmazın ... ada, ... ve ... parsel olarak ifrazen taksim edildiği, ... ve ... parsellerin Maliye Hazinesi, ... ve ... parsellerin ise Kartal Belediye Başkanlığı adına 20/04/2023 tarihinde tapuda tescil edildiği görülmektedir. Olayda, davalı idarelerin dava konusu imar planlarını onaylama yetkisi, taşınmazın, özelleştirme kapsam ve programına alınan kısmı (toplam 20.471,76 m²) ile sınırlı olduğu halde, dosyada yer alan plan araştırma ve açıklama raporları ile plan paftaları incelendiğinde, taşınmazın özelleştirme kapsam ve programı dışında olup, 4046 sayılı Kanun uyarınca özelleştirme kapsam/programına alınmasına da imkan bulunmayan Kartal Belediye Başkanlığına ait 9.153,77 m²'lik kısmının da dahil edilmesi suretiyle, toplam 29.625,53 m² büyüklüğe sahip alanın tamamının planlamaya konu edildiği anlaşıldığından, uyuşmazlığa konu işlemde yetki yönünden hukuka uyarlık bulunmamıştır. Diğer yandan; yargılamada, planlanan alanın, sadece özelleştirme kapsamında olan kısmı ile sınırlı şekilde hukuki değerlendirme yapılmasına da imkan bulunmamaktadır. Bu itibarla, dava konusu işlemin iptali yolundaki Daire kararının gerekçesine katılmakla birlikte, yukarıda belirtilen gerekçenin de eklenmesi suretiyle davalı idarelerin temyiz istemlerinin reddi gerektiğini düşünmekteyiz.

Atıf: Danıştay Danıştay, E. 2025/1056, K. 2025/1406, T. 20.04.2023, www.arakarar.com/karar/danistay-danistay-2025-1056-e-2025-1406-k-1d67a043eca2