Danıştay · 10. Daire
Danıştay 10. Daire 2023/71 E. 2026/274 K.
- Mahkeme
- Danıştay
- Daire
- 10. Daire
- Esas No
- 2023/71
- Karar No
- 2026/274
- Karar Tarihi
T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2023/71 Karar No : 2026/274
TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : ... ve ... adlarına velayeten kendi adına asaleten ... VEKİLİ : Av. ...
KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı / ANKARA VEKİLİ : Av. ...
MÜDAHİL (DAVALI YANINDA) :... VEKİLİ : Av. ...
İSTEMİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacılar tarafından, yakınları ...'ın yanlış tıbbi tedavi uygulanması sebebiyle 05/01/2018 tarihinde vefat ettiği ileri sürülerek uğradıkları iddia edilen zararlara karşılık eş ... için 300.000,00 TL maddi, 150.000,00 TL manevi, çocuk ... için 75.000,00 TL maddi, 100.000,00 TL manevi, çocuk ... için 50.000,00 TL maddi, 100.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ...İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; olay hakkında başlatılan ceza soruşturması kapsamında alınan Adli Tıp Kurumu raporunda, hastanın dahiliye konsültasyonu yapılmış ise konsülte eden dahiliye uzmanının tıbbi uygulama hatası bulunduğunun, konsülte edilmemiş olması halinde acil serviste hastaya müdahale eden acil hekiminin tıbbi uygulama hatası bulunduğunun belirtildiği, daha sonra davalı yanında müdahil hakkında açılan ceza davasında alınan raporda ise, kişinin tedavisine katılan hekimlerin uygulamalarının tıp kurallarına uygun olduğunun belirtildiği, düzenlenen ilk raporda dahiliye uzmanının yer almadığı, ikinci raporda ise hem acil tıp uzmanının hem de dahiliye uzmanının yer aldığı, öte yandan düzenlenen ikinci raporun daha detaylı bir inceleme sonucunda düzenlendiği hususları göz önüne alındığında, konuya ilişkin olarak düzenlenen ikinci ve son/güncel Adli Tıp Kurumu raporuna itibar edilebileceği kanaatine varıldığı, Kepez Devlet Hastanesinde davacılar murisine tıbbi müdahalede bulunan hekimlerin tıbbi uygulama hatasının bulunmadığı, davacıların maddi tazminat isteminin reddine karar verilmesi gerektiği, olayda, manevi tazminat ödenmesinin şartlarının da oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi... İdari Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu ...İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu gerekçesiyle davacılar tarafından yapılan istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, olay ile ilgili olarak düzenlenen iki raporun birbiriyle çeliştiği, raporlar arasındaki çelişki giderilmeden karar verildiği, idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığı hususu ile hekimin kınama cezasıyla cezalandırılması teklifini içeren disiplin soruşturması sürecinin raporlarda değerlendirilmediği, olay günü yakınlarının hastaneye yaptığı ilk başvuruda gerekli tanı konulup tedavisi yapılmadan evine gönderildiği, devamında rahatsızlığı artarak ambulans ile gittiğinde de yoğun bakım ünitesinde takip edilmesi gerektiği halde bir başka hastaneye sevk edildiği saate kadar bekletildiği, kan testi sonuçlarının iki saat sonra çıktığı, tetkik sonuçlarının takip edilmediği, sevkinin geç yapıldığı, Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. Davalı idare yanında müdahil tarafından savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ... DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : Davacılar yakını ...'a 04/01/2018 tarihinde Antalya Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesinde gömülü diş çekimi işlemi yapıldığı, adı geçenin 05/01/2018 tarihinde saat 01.33'te bulantı ve ishal şikayetleriyle Antalya Kepez Devlet Hastanesi Acil Servisine başvurduğu, yapılan muayenesinin ardından enfektif olmayan diğer gastroenterit ve kolit tanısıyla serum ve medikal tedavisi uygulanarak taburcu edildiği, aynı gün sabah saatlerinde ishal, karın ağrısı ve kusma şikayetleriyle evinde durumunun kötüleşmesi üzerine çağrılan ambulans ile tekrar aynı Hastanenin Acil Servisine saat 09.30'da getirildiği, acil serviste görevli hekim tarafından muayene edildiği, bazı tetkiklerin istendiği, saat 09.33'te istenen kan sonuçlarında glukoz (açlık) değerinin 101 (numune kabul saati 09.39; uzman onay saati 11.21) olduğu, iç hastalıkları, enfeksiyon ve anestezi hekimlerine konsülte edildiği, durumunun septik şok olarak değerlendirildiği, yoğun bakım ünitesinde takip ve tedavi altına alınması gerektiği ancak anılan Hastanenin yoğun bakım ünitesinde yer olmaması sebebiyle bir başka hastaneye sevkine karar verildiği, bu aşamada solunumunun zorlaşması ve bilincinin kapanması sebebiyle yapılacak olan entübasyon işleminden hemen önce saat 11.37'de kardiyak arrest (kalp ve solunum durması) geliştiği, yapılan kardiyopulmoner resüsitasyona (canlandırma) saat 12.05'te cevap alınır alınmaz entübe edildiği, devamında bazı tetkiklerinin yenilendiği, saat 12.12'de istenen kan sonuçlarında glukoz (açlık) değerinin 56 (numune kabul 12.14, uzman onay 12.57) olduğu, devamında da ...Vakfı Yaşam Hastanesine ambulans ile sevk edildiği, bu Hastaneye kabul saati 12.58 olan davacılar yakınının yoğun bakım ünitesinde takip ve tedavi altına alındığı, burada saat 13.37'de kan gazından bakılan şeker değerinin 1 geldiği, tekrar kardiyak arrest gelişmesi sonrasında yapılan kardiyopulmoner resüsitasyona bu kez cevap alınmaması üzerine de saat 14.00'te exitus kabul edildiği görülmektedir. Olay hakkında başlatılan ceza soruşturması kapsamında alınan Adli Tıp Kurumu 8. İhtisas Kurulunun ... tarih ve ... sayılı raporunda özetle, "kişinin ölümünün hipoglisemi (kan şekeri düşüklüğü) ve gelişen komplikasyonları sonucu meydana geldiği, kişinin Kepez Devlet Hastanesine ilk başvurusunda semptomlarına yönelik olarak gerekli medikal tedavilerin yapıldığı, semptomların tedaviyle düzelmesi üzerine eve gönderilmesinin uygun olduğu, tıbbi uygulama hatası bulunmadığı, ikinci kez Kepez Devlet Hastanesine başvurduğunda, hastanın yapılan kan tetkikleri sonucunda kan şekerinin 56 olduğu, taşikardisinin, terlemesinin bulunduğu ve yavaş yavaş şuurunun bozulduğu, arrest olduğu, yapılan müdahale sonrası sevk edildiği hastanede kan gazında kan şekerinin 1 olarak tespit edildiği, dolayısıyla 2. kez başvurmuş olduğu Kepez Devlet Hastanesinde hipoglisemi tanısı konulmadığı ve tedavisinin yapılmadığı anlaşılmış olup; Epikrizde belirtildiği gibi hastanın Dahiliye konsültasyonu yapılmış ise konsülte eden Dahiliye Uzmanının tıbbi uygulama hatası bulunduğu, konsülte edilmemiş olması halinde Acil Serviste hastaya müdahale eden acil hekimi Dr. ...'in tıbbi uygulama hatası bulunduğu, bu hususun adli tahkikat ile belirlenmesinin uygun olduğu" hususlarının belirtildiği, sonrasında davacılar tarafından, yakınları ...'ın Kepez Devlet Hastanesinde yapılan yanlış tıbbi müdahaleler sonucu vefat ettiği ileri sürülerek uğranılan zararın tazmini istemiyle 04/03/2020 tarihli dilekçeyle davalı idareye başvuruda bulunulduğu, bu başvurunun zımnen reddi üzerine de bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Bakılan dava devam etmekte iken, olay ile ilgili olarak müdahil doktor hakkında taksirle ölüme neden olma suçu dolayısıyla açılan ceza davasında da Adli Tıp Kurumu 8. İhtisas Kurulundan rapor alınmış, anılan Kurulun ... tarih ve... sayılı raporunda özetle, "kişinin saat 09.20 112 Acil servis tarafından kan şeker değerinin 111 ölçüldüğü, Kepez Devlet Hastanesinde saat 09.39 istenen şeker değerinin 101 geldiği, kişinin post CPR olarak sevk edildiği hastanede kan gazında şeker değerinin 1 olarak ölçüldüğü dikkate alındığında, bu bulguların hipoglisemi lehine olmadığı cihetle mevcut belgelerle kişinin kesin ölüm sebebinin bilinemediği, kişinin Kepez Devlet Hastanesine ilk başvurusunda semptomlarına yönelik olarak gerekli medikal tedavilerin yapıldığı, semptomların tedaviyle düzelmesi üzerine eve gönderilmesinin uygun olduğu, tıbbi uygulama hatası bulunmadığı, adli dosyaya yeni eklenen belgelerin incelendiği, belgelerde 112 acil servisin hastayı evden aldığı, hastaneye nakli sırasında saat 09.20'de aldığı kan glikoz sonucunun 111 olduğu, Kepez Devlet Hastanesinde saat 09.39'da istenen şeker değerinin 101 geldiği, dahiliye uzmanının bu değerle hastayı değerlendirdiği, kişinin saat 12.14'te tetkiklerinin glukoz 56 düzeyinde geldiği, onayının 12.57'de olduğu, post CPR (yeniden canlandırma işlemi sonrası) olarak sevk edildiği hastaneye kabul saatinin 12.58 olarak kayıtlı olduğu, saat 13.37'de alınan kan gazında şeker değerinin 1 olarak ölçüldüğü cihetle kişinin gerekli tetkiklerinin yapıldığı, konsültasyonlarının istendiği, konsültasyon önerileri ile tedavisinin verilerek sevkinin yapıldığı cihetle Kepez Devlet Hastanesinde kişinin tedavisine katılan hekimlerin uygulamalarının tıp kurallarına uygun olduğu" hususlarına yer verilmiştir. İdare Mahkemesince, "düzenlenen ilk raporda dahiliye uzmanının yer almadığı, ikinci raporda ise hem acil tıp uzmanının hem de dahiliye uzmanının yer aldığı, öte yandan düzenlenen ikinci raporun daha detaylı bir inceleme sonucunda düzenlendiği hususları göz önünde alındığında, konuya ilişkin olarak düzenlenen ikinci ve son/güncel Adli Tıp Kurumu raporuna itibar edilebileceği" gerekçesiyle ikinci rapor esas alınarak davanın reddine karar verilmiş, bu karara karşı davacılar tarafından yapılan istinaf başvurusu temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararıyla reddedilmiştir.
İLGİLİ MEVZUAT: Anayasa'nın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır. Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, başka bir ifadeyle zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir. İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir. İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır. Diğer taraftan, idarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütmek yükümlülüğünün bulunduğu da tartışmasızdır. Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesiyle "bilirkişi" konusunda atıfta bulunulan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 450. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ve aynı Kanun'un 447. maddesinin 2. fıkrası ile mevzuatta 1086 sayılı Kanun'a yapılan atıfların, 6100 sayılı Kanun'un bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılacağı hüküm altına alınmıştır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesinde, hakimin, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği öngörülmüş; "Bilirkişi raporunun verilmesi" başlıklı 280. maddesinde, bilirkişinin, raporunu, varsa kendisine incelenmek üzere teslim edilen şeylerle birlikte bir dizi pusulasına bağlı olarak mahkemeye vereceği, raporun verildiği tarihin rapora yazılacağı ve duruşma gününden önce birer örneğinin taraflara tebliğ edileceği; "Bilirkişi raporuna itiraz" başlıklı 281. maddesinin 1. fıkrasında ise, tarafların, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını, belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri düzenlenmiştir. 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu'nun 1. maddesinde, adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumunun kurulduğu; 2. maddesinde, Adli Tıp Kurumunun, mahkemeler ile hakimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen adli tıp ile ilgili konularda bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmekle yükümlü olduğu; 15. maddesinde, Adli Tıp Üst Kurullarının, adli tıp ihtisas kurulları ve ihtisas daireleri tarafından verilip de mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklarca kapsamı itibarıyla yeterince kanaat verici nitelikte bulunmadığı, sebebi de belirtilmek suretiyle bildirilen işleri, adli tıp ihtisas kurullarınca oybirliğiyle karara bağlanamamış olan işleri, adli tıp ihtisas kurullarının verdiği rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile ihtisas dairelerinin rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile Adli Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının heyet hâlinde verdikleri rapor ve görüşler arasında ortaya çıkan çelişkileri konu ile ilgili uzman üyelerin katılımıyla inceleyeceği ve kesin karara bağlayacağı düzenlenmiştir. 703 sayılı "Anayasada Yapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname" ile anılan hükümler yürürlükten kaldırılmış olmakla birlikte, 15/07/2018 tarih ve 30479 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren, 4 No.lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 2.,3. ve 16. maddelerinde yukarıda yer verilen hükümler aynı şekilde yeniden getirilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Kişilerin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının tıbbi ihmal nedeniyle ihlal edildiği iddiasıyla açılan tam yargı davalarında, hizmet kusurunun tespitine yönelik olarak ilk derece mahkemelerince yaptırılan bilirkişi incelemesinde, bilirkişinin somut tıbbi verileri kullanarak, sahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle her türlü şüpheden uzak, nesnel bir sonuca varması ve buna göre de somut gerekçelerle kanaat bildirmesi gerekmekte olup; bilirkişiye başvurulmasındaki amacın, hukuka uygun karar verebilmek için gerekli verilere ulaşmak olduğu göz önünde tutulduğunda, bilirkişilerin uyuşmazlık konusunda özel ve teknik bilgiye sahip olan kişiler arasından seçilmesi gerektiği kuşkusuzdur. Buna ek olarak, bilirkişi veya bilirkişilerce düzenlenen raporda, sorulara verilen cevapların şüpheye yer vermeyecek şekilde açık, rapor içeriğinin ise hükme esas alınabilecek nitelikte olması gerekmektedir. Doğrudan sağlık hakkını ilgilendiren bu tür davalarda, olayların oluşumuna ilişkin olarak delilleri değerlendirmekle görevli olan mahkemelerce, somut verilere dayanmayan, bilimsel değerlendirme içermeyen, yalnızca varsayıma dayalı olarak görüş bildiren bilirkişi raporlarının hükme esas alınması halinde, kişilerin anayasal haklarını korumaya yönelik yeterli yargısal güvence sağlanmamış olacaktır. Uyuşmazlıkta, İdare Mahkemesince hükme esas alınan raporda, kişinin sadece glukoz düzeyinin 56 olduğu kan tahlilinin onay saati de göz önünde bulundurularak değerlendirme yapıldığı, saat 13.37'de kan gazından şeker düzeyine bakıldığı sırada kişide kardiyak arrest durumunun bulunup bulunmadığı ve bulunduğu durumun şeker düzeyini ne şekilde etkilediği, kişiye kardiyopulmoner resüsitasyon yapılan süre de dikkate alındığında bu aşamada bakılan şeker düzeyinin kişide gelişen rahatsızlığın prognozu (ve Kepez Devlet Hastanesinde konulan septik şok tanısının sebepleri) hakkında nasıl bir öngörü sağlayabileceği hususları yönünden değerlendirme yapılmadığı görülmektedir. Bununla birlikte davacılar yakını ...'ın vefatıyla ilgili olarak başlatılan ceza soruşturması aşamasında ve devamında davalı yanında müdahil hakkında taksirle ölüme neden olma suçu dolayısıyla açılan ceza davası aşamasında alınan Adli Tıp Kurumu 8. İhtisas Kurulunca hazırlanan raporlar arasında, müteveffanın ölüm sebebinin hipoglisemi olup olmadığı, değilse ne olduğu, sevk edildiği hastanede kan gazından bakılan şeker değerinin 1 olmasının neyi ifade ettiği hususlarında çelişki bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda, kişinin olay günü başvurduğu hastanelerdeki kayıtlar ile ambulans kayıtlarının bütün halinde temin edilerek, ölüm sebebinin ne olduğu, kişiye yapılan tetkiklerin ayırıcı tanıya yönelik olup olmadığı, tetkik sonuçlarının görülebildiği saatler de dikkate alınarak hipoglisemi durumuna zamanında müdahale edilip edilmediği, taşikardisi ve terlemesi de bulunan hastada hipoglisemi gelişmesinin beklenen bir durum olup olmadığı, konsültasyon hekimlerinin hangi tetkiklerle birlikte kişiyi değerlendirdiği, septik şok tanısıyla yoğun bakım ihtiyacı olan kişi için yapılan tetkiklerin sonucunun makul bir süre içerisinde çıkıp çıkmadığı, bu süre içinde kişiye mevcut durumunun stabilizasyonunu sağlamak için gerekli olan tedavinin uygulanıp uygulanmadığı, Kepez Devlet Hastanesinde gelişen ilk kardiyak arrest sonrasında saat 12.05'te entübe edildiği ve bazı tetkikleri yenilendiği halde bu tetkiklerin sonucu değerlendirilmeden bir başka hastaneye sevkinin (Bu hastaneye kabul saati rapora 12.58 olarak yansımıştır.) uygun olup olmadığı hususlarının açık ve anlaşılır şekilde cevaplandığı, Adli Tıp Kurumu 8. İhtisas Kurulunun raporları arasındaki çelişkilerin giderildiği ve konuyla ilgili uzman hekimlerin (endokrinoloji uzmanı) katılımının sağlandığı Adli Tıp Üst Kurulundan yeni bir rapor alınarak davalı idarenin olayda hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerekmektedir. Bu itibarla, uyuşmazlığın çözümü için yeterli olmayan bilirkişi raporuna dayalı olarak eksik inceleme sonucu davanın reddi yolunda verilen ... İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak davacılar tarafından yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi... İdari Dava Dairesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davacıların temyiz isteminin KABULÜNE, 2. ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ...tarih ve E:..., K:... sayılı temyize konu kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 15/01/2026 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.