Danıştay · 10. Daire

Danıştay 10. Daire 2022/1068 E. 2025/6230 K.

Mahkeme
Danıştay
Daire
10. Daire
Esas No
2022/1068
Karar No
2025/6230
Karar Tarihi

T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2022/1068 Karar No : 2025/6230

TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- ... 2- ... 3- ... 4- ... 5- ... 6- ... 7- ... 8- ... 9- ... 10- ... 11- ... 12- ... VEKİLİ : Av. ...

KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı / ANKARA VEKİLİ : Av. ...

İSTEMİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacılar tarafından, yakınları ...'un ... Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu olarak bulunmakta iken 20/12/2017 tarihinde kalmış olduğu müşahade odasında kendini iple demir parmaklıklara asmak suretiyle intihar ederek vefat ettiğinden bahisle olayda idarenin ihmalinin bulunduğu ileri sürülerek uğradıkları iddia edilen zararlara karşılık şimdilik her bir davacı için ayrı ayrı 500,00 TL olmak üzere toplam 6.000,00 TL maddi tazminat ile eş ... için 100.000,00 TL, diğer davacılar olan müteveffanın çocukları için ayrı ayrı 25.000,00 TL olmak üzere toplam 375.000,00 TL manevi tazminatın hakkın doğum tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; idarenin gözetim sorumluluğunu yerine getirirken bir anlık ihmalinin zararı doğuran olayın meydana gelmesine yol açtığı, bu nedenle hizmet kusurunun olmadığından söz edilemeyeceği, müteveffanın akıl sağlığının yerinde olmadığı, cezai ehliyetinin bulunması halinde dahi tahliye edileceği tarihe kadar davacılara destek olamayacağı gibi destek alması gerekeceği ve çalışması ve gelir elde etmesinin söz konusu olamayacağı dikkate alındığında idarece tazmini gereken bir maddi zarar bulunmadığı, yakınlarının ölümünün davacıların elem ve üzüntü duymalarına neden olacağı gerekçesiyle maddi tazminat istemlerinin reddine, manevi tazminat istemlerinin kısmen kabulüne, davacılardan müteveffanın eşi ... için 20.000,00 TL, çocukları diğer davacıların her biri için 10.000,00 TL olmak üzere toplam 130.000,00 TL manevi tazminatın davacılara ödenmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat ve faiz istemlerinin reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; davacılar yakınının intihar ederek hayatını kaybetmesi olayında, idarenin kendi üzerine düşen yükümlülük ve denetim görevini yerine getirdiği, bu nedenle meydana gelen olayda idareye atfedilecek bir hizmet kusuru bulunmadığı, istinaf yoluyla incelenen kararın maddi tazminat istemi yönünden davanın reddine, manevi tazminat istemi yönünden ise davanın kısmen reddine ilişkin kısımlarının sonucu itibarıyla hukuka uygun olduğu, olayda herhangi bir hizmet kusuru bulunmadığından davacılara manevi tazminat ödenmesine de hukuken imkan bulunmadığı gerekçesiyle davacıların istinaf başvurusunun reddine, davalı idarenin istinaf başvurusunun kabulüne, manevi tazminat istemi yönünden davanın reddine, bu yönden idare mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.

TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, müteveffa yakınlarının tutukluluk süresi boyunca psikolojik sıkıntılarının olduğunun tüm personel tarafından bilindiği, müteveffanın tek başına müşahade odasında bırakılmasının ve bu konuda kimseye haber verilmemiş olmasının, 45 dakikalık bir süre boyunca müşahade odası kapısı önünde bulunması gereken görevlinin yerinde olmamasının, koridorun boş bırakılmasının, yerine başka bir kimsenin görevlendirilmemesinin Ceza İnfaz Kurumunda çalışanların görevlerini ihmal ettiklerini gösterdiği, Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.

KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davalı idare tarafından temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ... DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : Dosyanın incelenmesinden; davacılar yakını ...'un 09/05/2017 tarihinde belirlenemeyen bir nedenle av tüfeği ile evden çıkıp komşusunun evine yönelerek pencereleri kırıp içerde yatan çocukların üzerine ateş açmak suretiyle iki çocuğun ölümüne, üç kişinin de yaralanmasına neden olduğu, olay akabinde kolluk kuvvetlerince yakalanan ...'un savcılıkça alınan ifadesinin ardından tutuklama istemiyle sevk edildiği ... Sulh Ceza Hakimliğinin ... tarih ve ... Sorgu sayılı kararıyla "tasarlayarak adam öldürme" suçundan tutuklandığı, ... Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu olarak bulunmakta iken 20/12/2017 tarihinde kalmış olduğu müşahade odasında kendini iple demir parmaklıklara asmak suretiyle intihar ederek vefat etmesi üzerine, olayda idarenin ihmalinin bulunduğundan bahisle uğranıldığı ileri sürülen zararlara karşılık olarak 500.000,00 TL maddi, 500.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 1.000.000,00 TL tazminatın ödenmesi istemiyle davalı idareye 29/08/2018 tarihinde yapılan başvurunun ... tarih ve E... sayılı işlemle reddedilmesi üzerine şimdilik her bir davacı için ayrı ayrı 500,00 TL olmak üzere 6.000,00 TL maddi tazminat ile eş ... için 100.000,00 TL, diğer davacılar olan müteveffanın çocukları için ayrı ayrı 25.000,00 TL olmak üzere toplam 375.000,00 TL manevi tazminatın hakkın doğum tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılan davanın açıldığı görülmektedir.

İLGİLİ MEVZUAT: Anayasa'nın 17. maddesinde, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu; 56. maddesinde, Devletin, herkesin hayatını beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamakla yükümlü olduğu; 125. maddesinde de idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra son fıkrasında idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır. İdare, kural olarak yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. hükme bağlanmıştır. İnsan Hakları ve Ana Hürriyetlerin Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesi'nin 2. maddesinde, herkesin yaşam hakkının yasanın koruması altında olduğu belirtilmekle, yaşam hakkının korunması devletlere bir yükümlülük olarak öngörülmüştür. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 3., Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 2., Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesinin 6. ve Anayasamızın 17. maddesinde belirtildiği üzere, “Her insanın doğuştan gelen yaşama hakkına sahip olduğu ve bu hakkın yasalarla korunması gerektiği”, insan hakları içinde değer sırası bakımından ilk sırada yer alan ve en temel insan hakkı olarak kabul edilen yaşama hakkının diğer tüm hakların varlık sebebi olduğu ve bu hakların kullanımının yaşama hakkına bağlı olduğu, bu bakımdan bu hakkın kullanımı için devletin yalnızca insan yaşamına saygı gösterme anlamında negatif bir yükümlülük altında olmadığı, aynı zamanda insan yaşamını etkin olarak korumak için gerekli adımları atmak, bu kapsamda bireyleri diğer kişilerin yaşamsal tehlike yaratan eylemlerinden korumak için uygun önlemleri almak, yaşama kasteden eylemleri caydırıcı ve etkin şekilde cezalandırmak için kanunlarında gerekli yaptırımlara yer vermek, bu hükümlerin ihlal edilmesini önlemeye ve cezalandırmaya yönelik ceza kovuşturmasını etkili şekilde organize etmek ve kişinin bizzat kendi yaşamına son vermesinin önüne geçmek için gerekli tedbirleri almak gibi pozitif yükümlülüklerinin de olduğu kabul edilmektedir. 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un hapis cezalarının infazında gözetilecek ilkelerin belirlendiği 6. maddesinde, "Ceza infaz kurumlarında hükümlülerin yaşam hakları ile beden ve ruh bütünlüklerini korumak üzere her türlü koruyucu tedbirin alınması zorunludur." hükmüne; hapis cezasının infazının hastalık nedeni ile ertelenmesini düzenleyen ve 116. madde uyarınca tutuklular hakkında da uygulanabilen 16. maddesinde, "(1) Akıl hastalığına tutulan hükümlünün cezasının infazı geriye bırakılır ve hükümlü, iyileşinceye kadar Türk Ceza Kanununun 57 nci maddesinde belirtilen sağlık kurumunda koruma ve tedavi altına alınır. Sağlık kurumunda geçen süreler cezaevinde geçmiş sayılır. (2) Diğer hastalıklarda cezanın infazına, resmî sağlık kuruluşlarının mahkûmlara ayrılan bölümlerinde devam olunur. Ancak bu durumda bile hapis cezasının infazı, mahkûmun hayatı için kesin bir tehlike teşkil ediyorsa mahkûmun cezasının infazı iyileşinceye kadar geri bırakılır. (3) Yukarıdaki fıkralarda belirtilen geri bırakma kararı, Adlî Tıp Kurumunca düzenlenen ya da Adalet Bakanlığınca belirlenen tam teşekküllü hastanelerin sağlık kurullarınca düzenlenip Adlî Tıp Kurumunca onaylanan rapor üzerine, infazın yapıldığı yer Cumhuriyet Başsavcılığınca verilir. Geri bırakma kararı, mahkûmun tâbi olacağı yükümlülükler belirtilmek suretiyle kendisine ve yasal temsilcisine tebliğ edilir. Mahkûmun geri bırakma süresi içinde bulunacağı yer, kendisi veya yasal temsilcisi tarafından ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına bildirilir. Mahkûmun sağlık durumu, geri bırakma kararını veren Cumhuriyet Başsavcılığınca veya onun istemi üzerine, bulunduğu veya tedavisinin yapıldığı yer Cumhuriyet Başsavcılığınca, sağlık raporunda belirtilen sürelere, bir süre bulunmadığı takdirde birer yıllık dönemlere göre bu fıkrada yazılı usule uygun olarak incelettirilir. İnceleme sonuçlarına göre geri bırakma kararını veren Cumhuriyet Başsavcılığınca, geri bırakmanın devam edip etmeyeceğine karar verilir. Geri bırakma kararını veren Cumhuriyet Başsavcılığının istemi üzerine, mahkûmun izlenmesine yönelik tedbirler, bildirimin yapıldığı yerde bulunan kolluk makam ve memurlarınca yerine getirilir. Bu fıkrada yazılı yükümlülüklere aykırı hareket edilmesi hâlinde geri bırakma kararı, kararı veren Cumhuriyet Başsavcılığınca kaldırılır. Bu karara karşı infaz hâkimliğine başvurulabilir." hükümlerine yer verilmiştir. 06/04/2006 tarih ve 26131 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan ve olay tarihinde yürürlükte olan Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük'ün “Güvenlik ve gözetim servisi” başlıklı 22/5. maddesinde, "(5) İnfaz ve koruma memuru, kurumun güvenlik, düzen ve disiplininin sağlanması, hükümlülerin kurum içindeki hareketlerinin takip ve kontrolü ile gözetimi ve kurumun temiz tutulması ile hükümlülerin iç yönetmeliklere uygun surette hareket etmelerini sağlamakla görevli olup, müdür ve ikinci müdür veya bunların bulunmadığı yerlerde idare memuru ile infaz ve koruma başmemuru tarafından verilen görevleri yapar.”; “Psiko-sosyal yardım servisi” başlıklı 24. maddesinde, “Psiko sosyal yardım servisi personel ve hükümlülerin ruh ve beden sağlığı ve bütünlüğüne ilişkin koruyucu, geliştirici programları araştıran, uygulayan ve gerektiğinde tedavi sürecine katılarak psikolojik destek ve müdahalede bulunan, ayrıca hükümlülerin bireysel özelliklerini, yaşam koşullarını ve suç işleme nedenlerini belirleyerek bireysel gelişmelerine yardımcı olan, kurum yaşamına uyumlarını ve toplumsal yaşamla uyumlaşmalarını sağlayan ve bireyin yeniden suç işlemesini engelleyecek önlemleri alan ve bu amaçla gerektiğinde kurum en üst amirinin bilgisi dahilinde, aileler ve sosyal çevreyle görüşme yapan servistir. Psiko-sosyal yardım servisinde, psikolog, sosyal çalışmacı, sosyolog ve çocuk gelişimi uzmanı görev yapar.” düzenlemeleri yer almaktadır.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME: A) Temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının manevi tazminat istemleri yönünden incelenmesi: Hükümlü ve tutuklular ile gözaltında bulunan kişiler bakımından yaşama hakkının daha özel bir öneme sahip olduğu, zira bu kişilerin devletin denetimi ve gözetimi altında oldukları ve bu hassas durumları ile yaşama hakkı yönünden daha etkin bir şekilde korunmalarının gerektiği açıktır. Kişinin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığını koruma hakkı, birbirleriyle sıkı bağlantıları olan, devredilmez ve vazgeçilmez haklarındandır. Yaşam ve vücut bütünlüğü üzerindeki temel hak, devletlere pozitif ve negatif yükümlülük yükleyen haklardandır. (AYM, E:2007/78, K:2010/120, K.T. 30/12/2010, Serpil Kerimoğlu ve diğerleri başvurusu § 50, Elif - Ferhat Mutlu başvurusu § 54, A.Z.Ö. başvurusu § 62 ). Devletin, negatif bir yükümlülük olarak, yetki alanında bulunan hiçbir bireyin yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermeme yükümlülüğü bulunmaktadır. Bunun yanı sıra devlet, pozitif bir yükümlülük olarak, yine yetki alanında bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını gerek kamusal makamların, gerek diğer bireylerin, gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğü altındadır (AYM, E:1999/68, K:1999/1, K.T. 6/1/1999). Devlet, bireyin maddi ve manevi varlığını her türlü tehlikeden, tehditten ve şiddetten korumakla yükümlüdür (AYM, E:2005/151 K:2008/37, K.T. 3/1/2008; E:2010/58, K:2011/8, K.T. 6/1/2011, Serpil Kerimoğlu ve diğerleri başvurusu §51, A.Z.Ö. başvurusu § 62 ). Ancak, özellikle insan davranışının öngörülemezliği, öncelikler ve kaynaklar değerlendirilerek yapılacak işlemin veya yürütülecek faaliyetin tercihi göz önüne alınarak; pozitif yükümlülük, yetkililer üzerine aşırı yük oluşturacak şekilde yorumlanmamalıdır. Pozitif yükümlülüğün ortaya çıkması için yetkililerce, belirli bir kişinin hayatına yönelik gerçek ve yakın bir tehlikenin bulunduğunun bilinmesi ya da bilinmesi gerektiği durumların varlığı kabul edildikten sonra, böyle bir durum dahilinde, makul ölçüler çerçevesinde ve sahip oldukları yetkiler kapsamında bu tehlikenin gerçekleşmesini önleyebilecek şekilde kamu makamlarının önlem almakta başarısız olduklarının tespiti gerekmektedir (benzer yöndeki AİHM kararları Keenan/Birleşik Krallık, 27229/95, 3/4/2001, §§ 89-92, ve A. ve Diğerleri/Türkiye, 27/7/2004, 30015/96, § 44-45, İlbeyi Kemaloğlu ve Meriye Kemaloğlu/Türkiye, 19986/06, 10/4/2012, § 28, AYM. Serpil Kerimoğlu ve diğerleri başvurusu § 53, A.Z.Ö. başvurusu § 65 ). İçinde bulundukları ruhsal durum ve depresyon nedeniyle intihar eğilimi taşıyan bireylerin -özellikle devletin hüküm ve gözetimi altında bulundukları koşullarda- yaşam haklarının korunması noktasında gerekli tedbirlerin alınması devletin pozitif yükümlülükleri arasında yer almaktadır. Ayrıca kamu makamları, zihinsel ve ruhsal rahatsızlığı olan kişiler ile engelli bireylerin temel hak ve özgürlüklerden yararlanmalarını sağlamak ve bu bireyleri korumak için gerekli tedbirleri almakla yükümlüdürler. Ancak bu kapsamda beklenen gerekli tedbirleri alma yükümlülüğü bireylere karşı kendilerinden ya da dışarıdan gelebilecek tehlikelerin kamu makamları tarafından bilindiği ya da bilinmesi gerektiği durumlarda söz konusu olmaktadır. (A.Z.Ö. başvurusu § 93, 94, 95). Dosyanın incelenmesinden, davacılar yakını ...'un 09/05/2017 tarihinde av tüfeği ile komşusunun evine yönelerek pencereleri kırıp içerde yatan çocukların üzerine ateş açmak suretiyle iki çocuğun ölümüne, üç kişinin de yaralanmasına neden olduğu olay akabinde ... Sulh Ceza Hakimliğinin ... tarih ve ... Sorgu sayılı kararıyla tasarlayarak adam öldürme suçundan tutuklanarak ... Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna konulduğu, Ceza İnfaz Kurumuna geldikten sonra hazırlanan Psiko- Sosyal Servis Raporunda, kurum psikoloğu tarafından 15/05/2017 tarihinde kontrol amacıyla yapılan görüşme neticesinde, tutuklunun yoğun hezeyanları ve kendine zarar verme eğiliminin gözlemlendiğinin ve 16/05/2017 tarihinde durumunu içeren rapor ile psikiyatri sevkinin gerçekleştirildiğinin belirtildiği, sağlık raporu aldırılması için Mardin Devlet Hastanesine götürüldüğü, burada hazırlanan ön raporda ileri tetkik gerektiği belirtildiğinden ... Sulh Ceza Hakimliğinin ... D.İş numarasıyla gözlem altına alınmasına karar verilerek Elazığ Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesine sevk edildiği, burada gözlem altına alındığı, gözlem ve tedavi sonucunda düzenlenen 12/09/2017 tarihli Sağlık Kurulu Raporuna göre "başka türlü adlandırılamayan psikoz" denilen ruhsal rahatsızlığa duçar olduğunun, işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin önemli derecede azalmış olduğunun bu nedenle 5237 sayılı Yasanın 32/1. maddesinden istifade edeceğinin ve suç tarihinde cezai ehliyetinin bulunmadığının bildirildiği, dosya durumunu değerlendiren savcılıkça şüphelinin atılı suçlardan yargılanarak cezalandırılması istemiyle ... tarih ve ... numaralı iddianamenin hazırlandığı, iddianameyle davacılar murisinin 2 kez çocuğu kasten öldürmek, 3 kez de kasten öldürmeye teşebbüs suçunu işlediğinden bahisle cezalandırılmasına karar verilmesinin istenildiği, davacılar murisi ...'un ... Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesindeki tedavisinin ardından yeniden cezaevine konulduğu, cezaevi infaz koruma memuru olan A.A.'nın yargılamasının yapıldığı ... Asliye Ceza Mahkemesinin E:... sayılı dosyasında yer alan ifadesinde; "...'un olay tarihinde müşahade odasında A.Ç. isimli hükümlü ile birlikte kaldığı, bu odada normalde disiplin cezası alan hükümlülerin kaldığı ancak ...'un diğer mahkumlarla anlaşamadığını beyan ederek talepte bulunması üzerine müşahade odasına alındığı, olay günü saat 12:00-13:00 arasında diğer hükümlü A.Ç.'nin infaz koruma memuru A.A.'ya havalandırma saatinin geldiğini belirterek havalandırmaya çıkmak istediğini söylediği, ...'a havalandırmaya çıkıp çıkmayacağının sorulduğu, yemek yediği ve havalandırmaya sonra çıkmak istediğini söylemesi üzerine infaz koruma memuru A.A.'nın hükümlü A.Ç.'yi havalandırma için spor salonuna götürdükten sonra yemek yemeye gittiği, ...'un müşahade odasında yalnız başına kaldığı, infaz koruma memuru A.A. ile hükümlü A.Ç. müşahade odasına geldiklerinde davacılar murisi ...'u müşahade odasının girişindeki parmaklıklara ince bir iple kendisini asmış vaziyette buldukları, hastaneye kaldırılan ...'un kurtarılamayarak vefat ettiği, infaz koruma baş memuru N.S.'nin ifadesinde özetle; "müteveffanın psikolojik rahatsızlığını kurumdaki tüm koruma memurlarının bildiği, kendisinin de ayrıca müşahade odasında görevli olan personeli uyardığı, olay saatinde koğuşun boş bırakıldığından haberi olmadığı, haberi olsaydı personel yetersizliğinden dolayı gerekirse kendisinin gidip koridorun boş kalmasına müsaade etmeyeceği, normalde koridorun boş kalmaması gerektiği" şeklinde beyanda bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda, davalı idarece gönderildiği hastanede yapılan muayenesinden ve konulan teşhislerden akıl hastalığı bulunduğundan haberdar olunduğu halde müteveffa ...'a akıl sağlığı yerinde olmayanlara özgü güvenlik tedbirlerinin uygulanmaması, cezaevi yetkililerince daha duyarlı ve dikkatli olunmaması, diğer mahkumlara nazaran daha etkili ve sıkı bir gözetim ile doktor kontrolü altında tutulmasının temin edilmemesi nedeniyle davalı Adalet Bakanlığının olayın meydana gelmesinde ihmali ve dolayısıyla hizmet kusuru olduğu sonucuna varılmıştır. Öte yandan; manevi tazminat, kişinin malvarlığında meydana gelen eksilmeyi gidermeye yönelik bir tazmin aracı değil, manevi değerlerinde bir eksilme meydana gelen ve yaşama sevinci ve zevki azalan kişinin manen tatminini sağlamaya yönelik bir tazmin aracıdır. Manevi zararın başka türlü giderim yollarının bulunmayışı veya yetersiz kalışı manevi tazminatın parasal olarak belirlenmesini zorunlu kılmaktadır. Manevi tazminat, olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Belirtilen niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminatın, olayın ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek, bir başka ifade ile benzeri olayların bir daha yaşanmaması için caydırıcı ve aynı zamanda cezalandırıcı bir miktarda belirlenmesi, bununla birlikte olayın meydana geliş şekli ve idari faaliyetin niteliği gözetilerek hakkaniyetli olması ve makul bir tutarı aşmaması gerekmektedir. Buna göre, olayın meydana gelmesinde davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu ve manevi tazminatın ilgililerin duyduğu elem ve üzüntünün kısmen de olsa giderilmesini sağlayan manevi bir tatmin aracı olduğu dikkate alındığında İdare Mahkemesince hükmedilen manevi tazminat tutarlarının yetersiz kaldığı görülmektedir. Bu durumda, davacıların uğradığı manevi zararlara karşılık olarak yukarıda belirtilen açıklamalar doğrultusunda manevi tazminata hükmedilmesi gerekmekte olup, istinafa konu kararın manevi tazminat istemlerinin kısmen kabulüne ilişkin kısmının kaldırılarak, manevi tazminat istemleri yönünden davanın reddi ile istinafa konu kararın manevi tazminat istemlerinin kısmen reddine ilişkin kısmının sonucu itibarıyla hukuka uygun olduğu gerekçesiyle davacıların bu kısma yaptığı istinaf başvurusunun reddi yolunda verilen Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. Diğer taraftan; 2577 sayılı Kanun'un 31. maddesi ile yargılama giderleri konusunda atıfta bulunulan 6100 sayılı Kanun'un 326. maddesinin 2. fıkrası manevi tazminat davaları yönünden Anayasa Mahkemesinin 25/12/2024 tarih ve E:2024/29, K:2024/226 sayılı kararı ile iptal edildiğinden, manevi tazminat ödenmesi istemiyle açılan davalarda, davanın kısmen kabulüne kısmen reddine karar verilmesi halinde anılan iptal kararı uyarınca reddedilen kısım yönünden davacı aleyhine yargılama giderlerine ve vekalet ücretine hükmedilemeyeceği, bu nedenle Bölge İdare Mahkemesince yeniden yapılacak yargılamada söz konusu hususun da dikkate alınması gerektiği açıktır. B) Temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının, İdare Mahkemesi kararının maddi tazminat istemlerinin reddine ilişkin kısmına karşı davacılar tarafından yapılan istinaf başvurusunun reddine dair kısmının incelenmesi: Temyizen incelenen kararda idareye atfedilecek bir hizmet kusuru bulunmadığı gerekçesiyle İdare Mahkemesi kararının maddi tazminat istemlerinin reddine ilişkin kısmının sonucu itibarıyla usul ve hukuka uygun olduğu belirtilerek davacılar tarafından yapılan istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. Ancak yukarıda açıklandığı üzere davacılar yakınının hayatını kaybetmesinde davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu görülmektedir. Bu nedenle temyize konu kararın, olayda idarenin hizmet kusuru bulunmadığı gerekçesiyle davacıların maddi tazminat yönünden yaptığı istinaf başvurusunun reddedilmesine ilişkin kısmında hukuka uyarlık bulunmamaktadır. Bununla birlikte; dosyadaki bilgi ve belgelerin incelenmesinden davacılar yakınının çalışıp bir gelir elde ederek davacılara destek olamayacağı anlaşılmakta olup, davacıların maddi tazminat istemlerinin reddi yönünden yaptığı istinaf başvurusunun reddedilmesinde sonucu itibarıyla hukuki isabetsizlik görülmemiştir.

KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davacıların temyiz isteminin KISMEN KABULÜNE, KISMEN REDDİNE, 2. ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı temyize konu kararının, maddi tazminat istemleri yönünden yukarıda belirtilen gerekçeyle ONANMASINA, manevi tazminat istemleri yönünden BOZULMASINA, 3. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 18/12/2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.

Atıf: Danıştay 10. Daire, E. 2022/1068, K. 2025/6230, T. 18.12.2025, www.arakarar.com/karar/danistay-10-daire-2022-1068-e-2025-6230-k-3b0a35b0e715