Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/967 E. 2026/974 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/967
Karar No
2026/974
Karar Tarihi

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21. HUKUK DAİRESİ 2026/967 Esas 2026/974 Karar T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21.HUKUK DAİRESİ

ESAS NO : 2026/967 KARAR NO : 2026/974

TÜRK MİLLETİ ADINA KARAR

İNCELENEN DOSYANIN MAHKEMESİ : Ankara Batı 2. Asliye Ticaret Mahkemesi TARİHİ : 07/04/2026 NUMARASI : 2025/590 Esas 2026/258 Karar

DAVA : Bankalarca Kullandırılan Ticari Kredilerden Ve Ticari Kredili Mevduatlardan Kaynaklanan Davalar (İtirazın İptali) DAVA TARİHİ : 01/07/2025 KARAR TARİHİ : 14/07/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 22/07/2026

Taraflar arasındaki itirazın iptali istemine ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçelerle davanın reddine yönelik olarak verilen hükme karşı davacı vekilince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı ile dava dışı ... San. Tic. Ltd. Şti. Arasında 14/03/2024 tarihli GKS ve teminat sözleşmeleri, esnek ticari hesap sözleşmesi, ... Kart Sözleşmesi imzalandığını, davalının bu sözleşmelerde müteselsil kefil olarak imzasının bulunduğunu, sözleşmeler kapsamında dava dışı şirkete kredi ve ... kullandırıldığını ve çek karneleri verildiğini ancak bir kısım davalı borçluya çek karneleri verildiğini, bir kısım çeklerin bankaya ibrazı ve karşılıklarının bulunmaması nedeniyle yetkili hamillerine yasal yükümlülük tutarlarının bankaca ödendiğini, 135.770,00-TL gayri nakdi alacaklarının bulunduğunu, Beyoğlu 48. Noterliğinin 26/02/2025 tarihli ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile borçlulara hesap özetinin gönderildiğini, ihtarın sonuçsuz kalması üzerine Ankara Batı İcra Müdürlüğünün 2025/19017 E. Sayılı dosyası ile takip başlatıldığını, davalı tarafından takibe itiraz edildiğini, yapılan itirazın haksız olduğunu, itirazın iptali ile icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.

CEVAP Davalı tarafın usulüne uygun tebliğine rağmen cevap dilekçesi sunmamıştır. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece; somut olayda Beyoğlu 48. Noterliği'nin 26/02/2025 tarihli .... yevmiye numaralı ihtarnamesinin muhatapları dava dışı asıl borçlu şirkete 28/02/2025 tarihinde tebliğ edilemeden iade olduğu, davalı kefile ise 26/02/2026 tarihinde tebliğ edildiği, sözleşmede belirlenen adrese tebliğ edilememesi halinde de temerrüdün oluştuğu yönünde madde bulunduğu, bu nedenle dava dışı şirketin temerrüdünün ihtarda verilen 1 günlük ödeme mehli dikkate alındığında 02/03/2025 tarihi itibariyle davalı borçlunun temerrüdünün ise 28/02/2025 tarihi itibariyle oluştuğu 6098 sayılı Kanun'un 586 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca davacı alacaklının asıl borçluyu takip etmeden müteselsil kefil olan davalı ...'ye takip yapabilmesine ilişkin asıl borçlunun ifada gecikmesi ve ihtarın sonuçsuz kalması yasal koşullarının oluşmadığı kanaatine varılarak davanın reddine karar karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, somut uyuşmazlıkta davalı kefilin temerrüt tarihinin yanlış hesaplandığını, zira kefile yapılan tebligatın asıl borçluya yapılan tebligattan sonraki tarihi olduğundan kefile takip başlatılmasının hukuka uygun olduğunu, bu nedenlerle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesini istemiştir. HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Dava, Genel Kredi Sözleşmesi, Esnek Ticari Hesap Sözleşmesi ve ... Sözleşmesi'nden kaynaklanan alacağın tahsiline yönelik kefil aleyhine Ankara Batı İcra Müdürlüğü'nün 2025/19017 E. sayılı dosyası ile başlatılan takibe davalı tarafından yapılan itirazın iptali ile icra inkar tazminatı talebine ilişkindir. 6100 Sayılı HMK'nın 355.maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede; Dava konusu Ankara Batı İcra Müdürlüğü'nün 2025/19017 sayılı takip dosyası incelendiğinde; davacı tarafından davalı kefil ile dava dışı asıl borçlu şirket aleyhine toplam 532.000,00 TL alacağın tahsili amacıyla icra takibi başlatıldığı, davalının süresi içerisinde ödeme emrine itirazı üzerine takibin durduğu, işbu itirazın iptali davasının İİK'nun 67. maddesi uyarınca, itiraz dilekçesinin alacaklı/vekiline tebliğ tarihinden itibaren başlayacak olan 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açıldığı dosya içeriğiyle sabittir. Davacı banka ile dava dışı ... Ltd. Şti. arasında 14/03/2024 tarihli genel kredi sözleşmesi tanzim edildiği, ilgili genel kredi sözleşmesinin dosyamız davalı ... tarafından 500.000,00 TL limit ile müşterek ve müteselsil kefil sıfatıyla imzalandığı görülmüştür. Davacı banka tarafından kredi borcunun ödenmediğinden bahisle Beyoğlu 48. Noterliği'nin 06/03/2025 tarihli ihtarnamesi ile kredi hesabının kat edilerek asıl borçlu ve kefile 446.186,16 TL nakit alacağın ödenmesinin, 186.370,00 TL gayri nakdi alacağın deposunun talep edildiği, borçlulara (24 ) saat atıfet süresinin verildiği, hesap kat ihtarnamesinin asıl borçlunun iki ayrı adresine çıkartılan tebligatların 28/02/2025 tarihinde iade edildiği, davalı kefile gönderilen normal tebligatın 28/02/2025 tarihinde iade edilmesine rağmen davalı kefil adına çıkartılan UETS tebligatın 26/02/2025 tarihinde davalıya teslim edildiği ve UETS'nin (5) gün sonra tebliğ edilmiş olduğu dikkate alındığında davalıya usulüne uygun olarak tebligatın 04/03/2025 tarihinde yapıldığı dosya içeriğiyle sabittir.

Öncelikle kefile başvuru koşuluna ilişkin kanuni düzenlemenin niteliği üzerinde durmak, alacaklının kefile başvurabilmesi için yapılan düzenlemenin takip ve dava şartı olup olmadığı konusunda inceleme yapılması suretiyle def'i olarak nitelendirilip nitelendirilemeyeceğini irdelemek gerekmektedir. Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar vardır. Kefalet sözleşmesi, 6098 sayılı Kanun'un 581 ilâ 603 üncü maddeleri arasında düzenlenmiştir. Kefalet sözleşmesiyle kefil, asıl borçlunun borcunu ödememesi durumda, söz konusu borçtan şahsen sorumlu olacağını taahhüt etmektedir. Daha yalın bir anlatımla bu sözleşme ile kefil, borçlunun asıl borcu ifa edememesi riskini üzerine alır. Kefalet sözleşmesiyle kefil, borcun ifa edilmemesi hâlinde, alacaklının ifaya menfaatini sağlamayı kişisel olarak üstlendiğine göre, bir kişinin zaten kişisel olarak sorumlu olduğu borç için kefil olması anlamsızdır. Zira bu hâllerde kefalet sözleşmesinin teminat sağlama amacı gerçekleşmez (Serkan Ayan, Kefalet Sözleşmesi, Ankara 2018, s. 17). Kefalet sözleşmesi; 6098 sayılı Kanun'un 581 inci maddesinde; “Kefalet sözleşmesi, kefilin alacaklıya karşı, borçlunun borcunu ifa etmemesinin sonuçlarından kişisel olarak sorumlu olmayı üstlendiği sözleşmedir” şeklinde tanımlanmıştır. Kefaletin türleri ise 6098 sayılı Kanun'un 585 vd. maddelerinde düzenlenmiş ve uyuşmazlık konusu müteselsil kefaletle ilgili olarak da 586 ncı maddesinin birinci fıkrası; “Kefil, müteselsil kefil sıfatıyla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girmeyi kabul etmişse alacaklı, borçluyu takip etmeden veya taşınmaz rehnini paraya çevirmeden kefili takip edebilir. Ancak, bunun için borçlunun, ifada gecikmesi ve ihtarın sonuçsuz kalması veya açıkça ödeme güçsüzlüğü içinde olması gerekir” hükmünü içermektedir. Bu maddenin müteselsil kefaleti ele alış biçiminden çıkarılabilecek ilk sonuç, adi kefalete tanınan bazı savunmaların müteselsil kefile tanınmamış olmasıdır. Müteselsil kefil, adi kefilin tipik savunması olan kefilin önce esas borçlunun takip edilmesi def'înden yoksundur. Bundan başka, müteselsil kefil önce rehnin paraya çevrilmesi def'înden adi kefile oranla daha sınırlı kapsamda yararlanır (Burak Özen, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Çerçevesinde Kefalet Sözleşmesi, İstanbul 2014, s. 302). Önemle vurgulamak gerekir ki; bu maddeye göre krediyi kullandıran tarafından yapılan icra takiplerinde müteselsil kefiller de kredi borcuna ilişkin takibin borçlusu olabilmektedirler. Başka bir ifadeyle alacaklı borçluyu takip etmeden kefili takip edebilir. Ancak bunun için borçlunun ifa da gecikmesi ve ihtarın sonuçsuz kalması veya açıkça ödeme güçsüzlüğü içinde olması gerekir. İlk hâlde bu hükme göre ifada geciken borçluya alacaklı tarafından ihtar gönderilmesi ve ihtarın sonuçsuz kalması durumunda alacaklı müteselsil kefile başvurulabilir. Borçlunun açıkça ödeme güçsüzlüğü içinde olması durumda ise alacaklı asıl borçluya ihtar göndermeden müteselsil kefili takip edebilmektedir. Bu aşamada "kamu düzeni" kavramı hakkında açıklamada bulunmakta yarar vardır. Kamu düzeni niteliği gereği zamana ve yere göre değişen, içeriğinin tesbiti zor ve her somut olaya göre değişiklik gösteren bir kavramdır. İlmî açıklamalara ve yargısal kararlara rağmen gelişen hukuk sistemlerinde bile tanımı olmamasına rağmen “toplumun temel yapısını ve çıkarlarını koruyan kuralların bütünü” olarak tanımlanabilir. Kamu düzeni kavramının müdahale alanı son derece geniş ve yoruma müsaittir. Kamu düzeninin ihlâlini gerektirecek hâller çoğunlukla emredici bir hükmün açıkça ihlâli hâlinde düşünülecektir. Fakat her emredici hükmün ihlâli hâlinde veya her emredici hükmü ihlâl eden bir (yabancı) kararın Türk kamu düzenine aykırı bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Kamu düzeninin çerçevesi, Türk hukukunun temel değerlerine, Türk genel adap ve ahlâk anlayışına, Türk kanunlarının dayandığı temel adalet anlayışına, Türk kanunlarının dayandığı genel siyasete, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nda yer alan temel hak ve özgürlüklere, milletlerarası alanda geçerli ortak prensip ve özel hukuka ait iyiniyet prensibine dayanan kurallara, medeni toplulukların müştereken benimsedikleri ahlâk ilkeleri ve adalet anlayışının ifadesi olan hukuk prensiplerine, toplumun medeniyet seviyesine, siyasi ve ekonomik rejimine, insan hak ve özgürlüklerine aykırılık şeklinde çizilebilir. Kamu düzeninin, tarafların uymak zorunda oldukları, kamu hukukundan ve özel hukuktan doğan ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyecekleri kurallar olarak anlaşılması gerekir. Nitekim aynı ilkeler, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 10.02.2012 tarihli ve 2010/1 Esas, 2012/1 Karar sayılı kararında da vurgulanmıştır. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 24/01/2024 tarih, 2023/11-848 E, 2024/4 K sayılı ilamı) Def'i borçlunun borçlandığı edime özel bir sebebe dayanarak sürekli veya geçici olarak ifa etmekten kaçınma yetkisi olup, def'i hakkı borçlar hukuku içerisinde borçluya tanınmış bir savunma hakkıdır. Def'i borçlar hukuku içerisinde borç ilişkisinden doğan tali (yan) haktır, itiraz ise bir olaydır. İtiraz hakim tarafından resen göz önünde tutulur. Def'i sadece hak sahibi tarafından ileri sürülebilir. İtirazı ise menfaati olan herkes ileri sürebilir. Gerek Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 24/01/2024 tarih, 2023/11-848 E 2024/4 K sayılı ilamı, gerek Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 08/02/2024 tarih, 2023/6410 E 2024/864 K , 30/05/2022 tarih, 2021/382 E 2022/4205 K sayılı ilamında müteselsil kefilin 6098 sayılı Kanun'un 586 ncı maddesinden kaynaklanan savunmaları, def’i niteliğinde olup kefilin ödemede geciken esas borçlu ihtar edilmeden kendisine başvurulamayacağını ileri sürmesi gerektiği, mahkemece resen göz önünde tutulamayacağı savunulmuş ise de, Dairemizce öncelikle TBK'nun 586. maddesindeki müteselsil kefile başvuru şartlarının hakimce resen gözetilmesi gereken bir koşul olup olmadığı , def'i olarak nitelendirilip nitelendirilemeyeceği hususu üzerinde durulacaktır. TBK'nun 586. maddesi uyarınca kefil, müteselsil kefil sıfatıyla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girmeyi kabul etmişse alacaklı, borçluyu takip etmeden veya taşınmaz rehinini paraya çevirmeden kefili takip edebilir. Ancak, bunun için borçlunun, ifada gecikmesi ve ihtarın sonuçsuz kalması veya açıkça ödeme güçsüzlüğü içinde olması gerekir. Buna göre, borçlunun ifada gecikmesi tek başına yeterli olmayıp ifada gecikmiş olan borçluya ihtar gönderilmesi ve bunun da sonuçsuz kalması gerekmektedir. Öncelikle kefile başvuru koşulu TBK'nun 586/1 maddesinde amir hükümde düzenlenmiş olup aynı madde gereğince kefil bu hakkından vazgeçemez. (Özen, Burak, Kefalet sözleşmesi, İstanbul 2012, s. 297;) Yine TBK'nun 586. maddesinin emredici hüküm olup, iş bu emredici hüküm gereği davacı bankanın, asıl borçluya hesap kat ihtarnamesi tebliğ etmeden kefili takip etme hakkının bulunmadığı, kefil yönünden asıl borçluya ihtarname tebliğ edilmemesi ve ihtarnamede belirtilen sürenin dolmaması nedenleriyle 6098 sayılı TBK'nın 586/1. maddesinde belirtilen "ihtarın sonuçsuz kalması" koşulunun gerçekleşmediği gerekçesiyle kefilin takip edilemeyeceğinin Yargıtay 11 Hukuk Dairesi'nin 29/09/2021 tarih, 2020/4459 E 2021/5808 K, 28/09/2021 tarih, 2020/3228 E 2021/5789 K sayılı ilamları ile de sabit olduğu tartışmasızdır. Hal böyle olunca, sözleşmesel başvuru koşullarının takip veya dava şartı olarak kabul edildiği hukuk sistemimizde kanunun emredici olarak müteselsil kefil lehine vazgeçilemeyecek şekilde belirlediği kuralı davalı kefilin iradesine tabi tuttuğu da söylenemez. Müteselsil kefil bu hakkından vazgeçemeyeceğine göre sessiz kalmak sureti ile de kabullenemez. Hal böyle olunca bu hakkın özel hukuktan doğan ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyecekleri kurallar olarak anlaşılması gerektiği tartışmasızdır. Alacaklı takip tarihi itibarı ile muaccel olmayan bir talepte bulunmuş ise takipte ve itirazın iptali davası açmasındaki dava şartlarına bakılır. Usul hukuku açısından takip tarihinde başvuru şartı gerçekleşmemiş ise takip şartı, dava anında dava şartı gerçekleşmemiş ise dava şartı bulunamamaktadır. Dava şartı ise re'sen bakılması gereken hususlardandır. Bu bağlamda somut olay irdelendiğinde; Dairemizce öncelikle asıl borçluya yapılan tebligatın usulüne uygun olup olmadığı irdelendiğinde, dosya kapsamına sunulu genel kredi sözleşmesinin okunaklı olmadığı, Dairemizce yapılan inceleme sırasında mahkememiz kalemi vasıtasıyla davacı vekilinden talep edilen evrakın da okunaklı olmadığı buna göre asıl borçlu şirket adına tebligat çıkartılan adreslerin asıl borçlu şirketin GKS'de beyan ettiği adres olup olmadığının Dairemizce tetkik edilemediği, eğer bahsi geçen adreslerden biri asıl borçlu şirketin sözleşmede belirttiği adres ise, asıl borçlu şirkete tebligatın İİK 68 madde uyarınca 28/02/2025 tarihinde yapıldığının kabul edilebilecek olmasına rağmen eğer adres GKS'de bildirilen adres değil ise asıl borçluya çıkartılan tebligat tebliğ edilmemiş sayılacaktır. Hal böyle olunca, mahkemece öncelikle GKS'nin okunur bir suretinin dosyaya kazandırılması, akabinde İİK'nun 68 madde hükmü ve Tebligat Kanunu'nun 7/a maddesi uyarınca, gerçek kişilerin e-tebligat adresi edindiklerinde bu adrese yapılacak tebligatın zorunlu hale geldiğini, aynı maddenin devamında, elektronik yolla yapılan tebligatın, muhatabın elektronik adresine adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılacağı sayılacağı hükmü dikkate alınarak inceleme yapılması gerekirken yazılı şekilde davalı kefile yapılan tebliğ tarihinde yanılgılı değerlendirme ile hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı bulunmuştur. Tüm bu nedenlerle davacının istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiş ve taktiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/(1)-a.6 maddesi gereğince KABULÜNE, 2-Ankara Batı 2.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 07/04/2026 tarih ve 2025/590 Esas 2026/258 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 3-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın karar veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 4-Davacı tarafından yatırılan 732,00 TL istinaf karar harcının talep halinde davacıya iadesine, 5-Davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına, 6-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından taraflar yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 353/(1)-a.6.maddesi uyarıca kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 14/07/2026

Başkan- Üye - Üye - Zabıt Katibi -

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/967, K. 2026/974, T. 14.07.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-967-e-2026-974-k-80ecc76f7029