Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/965 E. 2026/965 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/965
- Karar No
- 2026/965
- Karar Tarihi
T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2026/965 - 2026/1511 T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2026/965 KARAR NO : 2026/1511
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I
BAŞKAN :... (...) ÜYE :... (...) ÜYE :... (...) KATİP :... (...)
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :KOCAELİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ :27/03/2026 NUMARASI :2025/624 Esas - 2026/201 Karar
DAVACI :... VEKİLİ :Av. ... DAVALI :SOYLULAR İNŞAAT HAFRİYAT NAKLİYAT BETON OTOMOTİV VE AKARYAKIT SANAYİ TİCARET LİMİTED ŞİRKETİ - ... VEKİLİ :Av. ... DAVA :İflas (Doğrudan Alacaklı Tarafından Talep Edilen İflas (İİK 177)) DAVA TARİHİ :31/10/2025
KARAR TARİHİ :10/09/2026 KR. YAZIM TARİHİ :18/09/2026 İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Kocaeli 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2022/316 Esas ve 2024/251 Karar sayılı ilamına dayalı olarak Kocaeli İcra Dairesinin 2022/5280 Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, söz konusu ilamın davalı şirket açısından kesinleşmiş olmasına rağmen icra dosyası borcunun bugüne kadar ödenmediğini, İİK'nın 177/4. maddesi uyarınca ilama müstenit alacağın icra emriyle istenmesine rağmen ödenmemesinin doğrudan doğruya iflas sebebi teşkil ettiğini belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla borçlu şirketin iflasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili ile şirketin diğer iki ortağı olan ... ile ...'in kardeş olduğunu, davacının, müvekkillerinin büyük ağabeyleri olduğunu, bu şirket dışında tarafların Soylular Ltd. Şti'de de ortak olduğunu, Soylular Ltd. Şti'nin kuruluşundan şirketi temsil yetkisi alan davacı ... 'in, diğer ortakları kardeşlerine hiç bir zaman bilgi ve hesap vermemiş, çok uzun zaman genel kurul da yapmadığını, oğlunun adına gözükmekle beraber yetkilisi olduğu Soylular Ltd. Şti. ile aynı amacı bulunan Goguser Ltd. Şti. adlı bir şirket açtığını ve ihaleleri bu şirket üzerinden alarak yetkilisi bulunduğu şirketi zarara uğrattığını, iş bu Soylular Ltd. Şti'nin içini boşaltarak ihalelerini Gogusar Ltd. Şti. sağlayarak temsil görevini kötüye kullandığını, bu durum karşısında Kocaeli 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/236 Esas sayılı dosyası ile açılan dava neticesinde atanan kayyum aracılığı ile genel kurul yapılarak davacının şirketteki yetkisine ancak son verilebildiğini, davacının temsil yetkisinin alınmasından sonra yapılan araştırmalar neticesinde davacının temsil görevini gerçekten kötüye kullandığını, şirkete zararlar verdiğini ortaya çıktığını, bu nedenle davacı hakkında suç duyurusu yapıldığı ve savcılık makamı bunu ciddi kabul ederek Kocaeli 14 Asliye Ceza Mahkemesinin 2024/824 Esas sayılı ceza davası ile davacının cezalandırılmasını istediğini, ayrıca davacı hakkında aynı nedenle Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2025/33535 soruşturma sayılı dosyası ile bir başka suç duyurusu da yapıldığını, davacının delil olarak sunmuş bulunduğu Kocaeli 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/213 Esas sayılı dosyası da davacının temsil görevini kötüye kullanması ve şirketi zarara uğratmış olması nedeniyle hakkında açılan tazminat davası bulunduğunu, dolayısıyla davacının tüm iddiaları yersiz ve dayanaktan yoksun bulunduğunu, davacı yanın kötü niyetli olduğunu, yetkilisi bulunduğu şirketi ekonomik açıdan zaafa uğramasına sebep olduğunu, şirketin içini boşaltmaya çalıştığını, davacının tüm şirketi borca yatırmaya dair çabalarına karşılık müvekkili şirketin bu borcu ödeyecek durumda olduğunu, iflasını gerektirecek bir durumun bulunmadığını, Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığının 2025/33535 Soruşturma sayılı dosyası ile bu soruşturmanın devam ettiğini, davanı bekletici mesele yapılmasını, dolayısıyla iş bu davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI ÖZETİ: İlk derece mahkemesince; "... Konusu kalmayan dava hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA ..." şeklinde hüküm kurulmuştur. İlk derece mahkemesince verilen karara karşı taraf vekillerince istinaf yoluna başvurulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının yapmış bulunduğu takipte iflas değil haciz yolu ile takip tercihinde bulunduğunu, böyle bir tercihten sonra davacının bu şekilde iflas istemli dava açmasının İİK'nın 156. maddesi gereğince usul açısından yerinde olmadığını, öncelikle davanın bu açıdan reddine karar verilmesi gerekirken karar vermeye yer olmadığı ile birlikte tüm masrafların müvekkil şirkete yüklenmesinin hatalı olduğunu, davacının tüm davranışlarının MK'nın 2. maddesi gereğince kötü niyetli olup cevap dilekçesi ile delillerinde bu hususta deliller sunulmuş olup bu açıdan da iş bu davanın reddine karar verilmesi gerekirken karar vermeye yer olmadığına karar verilmesinin hatalı olduğunu, bu durumda İİK'nın 156/son maddesinde belirtilen hak düşürücü sürenin geçirilmesi nedeniyle iş bu davanın reddi gerekirken davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi, bu arada tüm masraf ve vekillik ücretlerinin de müvekkile yükletilmesinin hatalı olduğunu belirterek; istinaf taleplerinin kabulüne, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesi talebiyle istinaf yoluna başvurmuştur. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemelerin her davanın açıldığı tarihteki duruma göre karar vermesi gerektiğini, dava açıldığı tarihte davalı şirket tarafından dosya borcu ödenmediğinden yerel mahkemenin kararının kaldırılarak davalı şirketin iflasına karar verilmesi gerekirken davanın konusuz kalmasına karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek; istinaf taleplerinin kabulüne, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesi talebiyle istinaf yoluna başvurmuştur. DELİLLER:Kocaeli 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 27/03/2026 tarih, 2025/624 Esas - 2026/201 Karar sayılı kararı ve tüm dosya kapsamı. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava; İİK'nun 37. ve 177/4.maddesi uyarınca doğrudan doğruya iflas istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince dava konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş karara karşı taraf vekillerince istinaf yoluna başvurulmuştur. İnceleme; 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Dosyanın incelenmesinde; mahkemece, ilama dayalı icra takibine konu borcun ödenmesi nedeniyle davanın konusuz kaldığı, konusuz kalan davada karar verilmesine yer olmadığına, davalının dava açılmasına neden olduğu gerekçesiyle yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalıdan tahsiline karar verildiği, verilen karara karşı taraflar vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Dava tarihinde yürürlükte bulunan 2004 sayılı İİK'nın 177. maddesinde, "Doğrudan Doğruya İflas Halleri" üst başlığı altında, "Evvelce takibe hacet kalmaksızın İflas, Alacaklının talebi" düzenlenmiştir. 177/1. fıkrada, aşağıdaki hallerde alacaklının evvelce takibe hacet kalmaksızın iflasa tabi borçlunun iflasını isteyebileceği ifade edilmiştir. Yasada belirtilen 4 bent ise sırasıyla; "1-Borçlunun malum yerleşim yeri olmaz, taahhütlerinden kurtulmak maksadıyla kaçar, alacaklıların haklarını ihlal eden hileli muamelelerde bulunur veya bunlara teşebbüs eder yahut haciz yoluyla yapılan takip sırasında mallarını saklarsa; 2-Borçlu ödemelerini tatil eylemiş bulunursa; 3-308 inci maddede ki hal varsa; 4-İlama müstenit alacak icra emriyle istenildiği halde ödenmemişse,..” şeklinde sayılmıştır Alacaklı, doğrudan doğruya iflas davasında alacağının varlığını ispat etmek zorundadır. Bundan başka, alacaklı dayandığı doğrudan doğruya iflas sebebini de ispat etmekle yükümlüdür (Prof. Dr. BAKİ KURU, İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, 2. Baskı, Ankara 2013, s.1153). Somut olayda, davacı vekili, Kocaeli İcra Dairesinin 2022/5280 Esas sayılı icra dosyasına konu ilama müstenit alacağını icra emriyle istenildiği halde ödenmediğini ileri sürerek iflas isteminde bulunmuş olup yargılama sırasında ise, icra dosyasına konu borç ödenmiştir. İİK'nın 177. maddesi "Doğrudan Doğruya İflas Halleri" üst başlığı ve "Evvelce Takibe Hacet Kalmaksızın İflas" alt başlığı altında kaleme alınmış olup maddede belirtilen hallerde evvelce takibe hacet kalmaksızın iflasa tabi borçlunun iflasını isteyebilmek, alacaklıya tanınmış bir hak olarak düzenlenmiştir. Yani bu madde uyarınca doğrudan iflas talebinde bulunabilmek için alacaklı sıfatına sahip olmak gerekir. Yargılama devam ederken icra emrine konu borç ödendiğinden davacının, bu madde kapsamında artık davalının iflasını isteyebilmesi mümkün değildir. (Emsal; Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 2011/621 Esas 2011/922 Karar sayılı ilamı). Bu nedenle davacı vekillinin dava açıldığı tarihteki duruma göre karar verilmesine ilişkin istinaf itirazı yerinde görülmemiştir. Alacaklı, borçlu aleyhine aldığı ilamı, ilamlı takibe koymuş ve usulüne uygun olarak icra emrini borçluya tebliğ etmiş olmasına rağmen; borçlu, borcunu ödememişse alacaklı borçlunun mallarını haczettirebileceği gibi, borçlu iflasa tabi kişilerden ise ticaret mahkemesinden borçlunun iflasını da isteyebilir. Bu durumda, alacaklının ayrıca İİK'nın 43/2 maddesinde belirtildiği gibi, takibin iflas yoluna çevrilmesine gerek olmadan, doğrudan doğruya ticaret mahkemesine başvurarak iflas istemesi mümkündür. (Mahmut Coşkun, Konkordato ve İflas, 2. Baskı, sh 726) İİK'nın 37. maddesinde yer alan "İcra emrinde yazılı müddet geçtiği halde borcunu ödemiyenlerin malları haczolunur yahut borçlu iflasa tabi eşhastan olupta alacaklı isterse salahiyetli ticaret mahkemesince iflasına karar verilir." hükmüdür. Bu hüküm uyarınca icra emrine konu borç ödenmediği takdirde alacaklı ya haciz yoluna gidecek yada isterse mahkemece iflasına karar verilecektir. Anılan hüküm iflas yoluyla takip ile çelişkili değildir. İİK'nın 156/4. maddesi uyarınca iflas yoluyla takip başlatılması halinde de şayet borç ödenmez ise takibe itiraz edilsin yada edilmesin, cebri icraya yönelik herhangi bir işlem yapılmadan/yapılamadan alacaklının ödeme emrinin tebliğ tarihinden itibaren 1 senelik hak düşürücü süre içerisinde iflas davası açması gerekmektedir. Bu nedenlerle davalı vekilinin davacının haciz yolu ile takip tercihinde bulunması nedeniyle iflas isteyemeyeceğine dair istinaf itirazı yerinde görülmemiştir. Davacı yanın talebi İcra ve İflas Kanununun 177. maddesinin dördüncü bendinde ifadesini bulan, ilama bağlı borcun icra emri tebliğine rağmen ödenmemesi hukuki sebebine dayalı olarak davalıların iflasına karar verilmesidir. Bu iflas türünde ödememe vakıası devam ettiği müddetçe iflas davası açılabilir ve iflas yolu ile takibe ilişkin dava süresinin uygulanma kabiliyeti bulunmamaktadır. (Yargıtay 23. HD'nin 26.09.2014 tarih ve 1451/5971 sayılı kararı). Buna göre ilamlı takipte borcun ödenmemesi nedeniyle açılacak iflas davası için bir süre öngörülmediğinden, davalı vekilinin hak düşürücü süre içinde davanın açılmadığına dair istinaf nedeni de yerinde görülmemiştir. Davacı ilamın icrası için davalı aleyhine takip başlatmasına rağmen borç ödenmediğinden, davalının iflasını istemekte haklıdır. Ancak yargılama sırasında davalı icra takibine konu alacağı ödemiştir. Bu durumda mahkemenin ödeme sebebiyle konusuz kalan iflas davasının reddine karar vermesi yerinde olduğu gibi, davalı dava açılmasına neden olduğundan mahkemece davacı lehine yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmesinde de isabetsizlik görülmemiştir. Tüm bu açıklamalara, dosya kapsamına, kararın dayandığı delillerle, yasaya uygun gerektirici nedenlere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında; mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmamasına, HMK'nın 355. maddesi uyarınca; kamu düzenine ilişkin konularda da kararın esasına etkili bir aykırılık bulunmaması nazara alınarak, taraf vekillerinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir. H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Tarafların istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-b.1 maddesi uyarınca; ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, 2-İstinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, 3-Alınması gereken harç peşin alındığından, yeniden harç alınmasına yer olmadığına, 4-İstinaf edenler tarafından istinaf kanun yoluna başvuru için yapılan masrafların kendi üzerinde bırakılmasına, 5-İstinaf edenler tarafından yatırılan istinaf avansından kullanılmayan kısmının HMK'nın 333. maddesi uyarınca; karar kesinleştikten sonra ilk derece mahkemesince yatıran tarafa iadesine, 6-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 7-6100 sayılı HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca; kararın dairemizce taraflara tebliğine, İlişkin; 6100 sayılı HMK'nın 361. maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ilamın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay ilgili hukuk dairesine TEMYİZ yasa yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.10/09/2026
Başkan ... e-imzalıdır
Üye ... e-imzalıdır
Üye ... e-imzalıdır
Katip ... e-imzalıdır
* Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.*