Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/800 E. 2026/1214 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/800
- Karar No
- 2026/1214
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
44. HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I
DOSYA NO: 2026/800 Esas
KARAR NO: 2026/1214
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 1. Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi
TARİHİ: 04/05/2026 (Ara Karar)
NUMARASI: 2026/19 E. - null/null K.
DAVANIN KONUSU: Marka (Maddi Tazminat İstemli)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 02/07/2026
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;
G E R E Ğ İ D Ü Ş Ü N Ü L D Ü :
Tarafların İddia ve Savunmaları:
TALEP: İhtiyati tedbir talep eden vekili talep dilekçesinde özetle; Müvekkili ...A.Ş., Türkiye bankacılık sektöründe faaliyet gösteren, yenilikçi ve müşteri odaklı hizmet anlayışıyla tanınan, ülke genelinde yaklaşık ... şubesi ve yüz binlerce aktif müşterisi bulunan Türkiye'nin önde gelen ve güvenilirliği ile tanınan bankalarından birisi olduğunu, ...A.Ş., Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde “...” ve “...” ibarelerini içeren çok sayıda marka tesciline sahip olup; Türkiye çapında yürüttüğü geniş kapsamlı reklam kampanyaları, sponsorluk çalışmaları, dijital ve fiziki kanallar üzerinden sağladığı erişilebilir bankacılık hizmetleri sayesinde “...” ve “...” markalarını Türkiye’nin de taraf olduğu ... Anlaşması ve .. Sözleşmesi’nde tanımlanan “.....” (tanınmış marka) seviyesine taşıdığını; 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu kapsamında da tanınmış marka statüsüne ulaştığını, buna karşın müvekkiline ait tescilli ve çatı marka olan "..." ibaresi davalı tarafın işletmesindeki ...Mah. .... Cad. N:...../İstanbul adresindeki şirketin, Müvekkil Şirket’in tanınmış markalarından “...” adını taşıdığını, davalının müvekkil Şirket’e ait bir tanınmış marka olan “...” ibaresini, müvekkil Şirketin davalı şirkete verilen herhangi bir izin, lisans olmaksızın haksız ve hukuka aykırı bir biçimde kullandığını belirterek; davalının müvekkilimize ait aynı/benzer ibareleri kullanmayı durdurulması, internet sitesi, sosyal medya hesaplarına değişiklik yapılması, reklam ve tanıtım faaliyetlerinin durdurulması ile uğranacak zararların önlenmesi adına şirket hesaplarındaki para giriş çıkışların tedbiren durdurulmasına yönelik teminatsız olarak İHTİYATİ TEDBİR karar verilmesine ve bu hususta ara karar kurularak ilgili bankalar ile İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü'ne de bilgi verilmesine, Davalı eyleminin müvekkilin marka hakkına tecavüz oluşturduğunun tespitine, müvekkili Şirket’in markalarının haksız olarak kullanıldığı broşür, katalog, afiş gibi tüm tanıtım eşyalarının toplatılması ve imhası ile davalının internet sitesi ve sosyal medya hesapları üzerinden yapılan tecavüzün durdurulması yönünde karar verilmesine, davalı şirketin ticaret unvanından "..." ibaresinin sicilden terkini ile ticaret unvanının markasal kullanımının önlenmesine, müvekkil Şirket'in uğradığı tüm zararların Davalı’dan tazmini, zararın meydana geldiği tarihten itibaren işleyecek avans faizi ile (HMK 107 uyarınca fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalmak kaydıyla ve sonradan artırılmak üzere) şimdilik 10.000-TL maddi tazminat bedeli ile 100.000-TL manevi tazminat bedelinin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin 04/05/2026 tarihli ara kararı ile; "Davacının ihtiyati tedbir talebinin REDDİNE" karar verilmiştir.
İleri Sürülen İstinaf Sebepleri:
Davacı vekili tarafından süresinde istinaf yoluna başvurulmuş olup, istinaf dilekçesinde özetle; İlk derece mahkemesi tarafından 04/05/2026 tarihinde verilen ihtiyati tedbir talebinin reddine ilişkin ara kararın hatalı ve hukuka aykırı olduğunu, bilirkişi heyetinin raporunda taraf markaları arasında benzerlik bulunduğunu ve SMK m. 7/2-b ile m. 7/2-c kapsamında marka hakkına tecavüzün oluşabileceğini açıkça tespit ettiğini, mahkemenin yaklaşık ispat ölçütü yerine kesin ispat ölçütü uygulayarak hatalı bir değerlendirme yaptığını, müvekkil bankanın tanınmış marka statüsünün ve TPMK nezdindeki tescillerinin marka hakkının önceliğini kanıtladığını, davalının '...' ibareli marka başvurusunun TPMK tarafından reddedildiğini, davalının müvekkil markasını izinsiz şekilde tabela, internet Sitesi ve sosyal medya hesaplarında kullanarak marka hakkına tecavüz etmeye devam ettiğini, mahkemenin davalı müşteri kitlesinin dikkat seviyesinin yüksek olduğu yönündeki gerekçesinin iltibas ihtimalini ortadan kaldırmadığını, 'sessiz kalma' olgusunun tedbir aşamasında değerlendirilemeyecek bir esas savunması olduğunu, müvekkilin 2018 yılında ihlalden haberdar olduğuna dair dosyada hiçbir delil bulunmadığını, ihlalin süreklilik arz ettiğini ve her geçen gün müvekkili bankanın ticari itibar kaybına uğradığını, HMK m. 389 ve SMK m. 159 hükümleri uyarınca ihtiyati tedbir şartlarının oluştuğunu belirterek, yerel mahkemenin ret kararının kaldırılmasını, tedbiren durdurulmasına yönelik teminatsız olarak ihtiyati tedbir kararı verilmesine, aksi kanaat halinde belirlenecek teminat karşılığında ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep etmiştir.
Gerekçe ve Sonuç:
Dava, marka hakkına tecavüz, ticaret unvanı terkini ve maddi-manevi tazminat istemleriyle açılmış olup ihtiyati tedbir talep edilmiştir.
Davacı vekili, müvekkili ... ... A.Ş.'nin tanınmış markası "..." ve "..." ibarelerini içeren çok sayıda markanın sahibi olduğunu, davalının herhangi bir izin veya lisans olmaksızın ticaret unvanında, internet sitesinde ve ticari faaliyetlerinde "..." ibaresini kullandığını, bu kullanımın marka hakkına tecavüz oluşturduğunu ileri sürerek davalının aynı veya benzer ibareleri kullanmasının durdurulmasına yönelik ihtiyati tedbir kararı verilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Delil tespiti ile alınan bilirkişi heyet raporunda ; davalının internet sitesinde "... Kimya" ibaresiyle dünya lideri uluslararası kimya firmalarının yetkili distribütörü olarak faaliyet gösterdiğinin belirtildiği, davalı müşteri kitlesinin dikkat seviyesinin ortalama üstü olabileceği ve bu nedenle karıştırılma ihtimalinin daha zor gerçekleşebileceği değerlendirilmekle birlikte, davacı markalarının özgün ve türetilmiş nitelikte olması, TPMK nezdinde "..." ibaresini içeren 150'den fazla marka tescilinin bulunması, markaların ayırt edici asli unsurunun "..." ibaresinden oluşması ve davacının "...", "..." gibi seri marka ailesine sahip bulunması nedeniyle dava konusu kullanımın davacının seri marka ailesine ait bir marka gibi algılanabileceği, ortalama tüketici nezdinde taraflar arasında bağlantı kurulması ihtimalinin bulunduğu, bu nedenle ilişkilendirilme dahil karıştırılma ihtimalinin mevcut olduğu, taraf markalarının benzerlik arz ettiği ve kullanımların kapsadığı mal ve hizmet sınıfları bakımından SMK'nın 7/2-b maddesi kapsamında marka hakkına tecavüz oluşabileceği, ayrıca davacı markalarının 2007 yılına dayanan tescilleri, bankacılık sektöründeki bilinirliği, tanınmış marka başvurularının kabul edilmiş olması, ayırt ediciliğinin yüksekliği ve çok sayıdaki marka tescili dikkate alındığında tanınmış marka olarak kabul edilebileceği, bu durumda davalı kullanımının markanın itibarından haksız yarar sağlayabileceği veya ayırt edici karakterini zedeleyebileceği, dolayısıyla SMK'nın 7/2-c maddesi kapsamında da marka hakkına tecavüzün söz konusu olabileceği yönünde görüş bildirilmiştir.
Mahkemece, bilirkişi raporunda taraf markaları arasında ilişkilendirilme dahil karıştırılma ihtimalinin bulunduğu ve marka hakkına tecavüz oluşabileceğinin değerlendirilmiş olmasına rağmen, davalının faaliyet alanı dikkate alındığında ortalama tüketici seviyesinin üzerinde bir müşteri kitlesine hitap etme ihtimalinin bulunduğu, bu nedenle iltibas ihtimalinin ayrıntılı yargılamayı gerektirdiği, ayrıca davalının "..." ibaresini 03.07.2018 tarihinden itibaren kullandığı, davanın ise 20.01.2026 tarihinde açıldığı gözetildiğinde sessiz kalma olgusunun da tartışılması gerektiği, bu haliyle uyuşmazlığın esaslı yargılamayı gerektirdiği gerekçesiyle davacının ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmiştir.
Somut olayda davacı tarafça marka hakkına tecavüz iddiasının dayanağı olarak sunulan delil tespiti kapsamında alınan bilirkişi raporunda, davacıya ait "..." ibareli markalar ile davalı kullanımları arasında ilişkilendirilme dahil karıştırılma ihtimalinin bulunduğu, davacının TPMK nezdinde çok sayıda "..." ibareli marka tesciline sahip olduğu, davaya konu kullanımın davacının seri marka ailesine ait bir marka gibi algılanabileceği, bu nedenle SMK'nın 7/2-b maddesi kapsamında marka hakkına tecavüz oluşabileceği, ayrıca davacı markalarının tanınmış marka olarak kabulü halinde SMK'nın 7/2-c maddesi kapsamında da marka hakkına tecavüzün söz konusu olabileceği yönünde görüş bildirilmiş olup, davalının ... başvuru numaralı 01, 02 ve 35. sınıfları için "..." ibareli marka başvurusunun itiraz üzerine reddedildiği, davacının davalı şirketin kuruluş tarihi olan 2018 yılından önceki tarihli .. sayılı “...”, ..... sayılı “... ...”, 2012 18627 sayılı “... ...” ibareli marka tescillerinin söz konusu mal ve hizmetlerde de tescilli olduğu, davalının kullandığı tescilsiz ... ...... ibaresi ile davacı markaları arasında benzerlik bulunduğu gibi sınıfsal ayniyet / benzerlik bulunduğu, diğer yandan, davacı markalarının 2007 yılına dayanan marka tescilleri, bankacılık sektöründe faaliyet gösterilmesi nedeniyle toplumun önemli kesimi tarafından bilinirliğinin yüksek olma ihtimali ve tanınmış marka başvurularının tescil edilmiş olduğu görülmektedir.
6769 sayılı SMK'nın 159. maddesi ile HMK'nın 389 ve devamı maddeleri uyarınca ihtiyati tedbir değerlendirmesinde haklılık konusunda kanaat verecek tarzda yaklaşık ispatın yeterli olduğu, dosya kapsamındaki marka tescilleri, bilirkişi raporu ve davalı kullanımına ilişkin mevcut tespitler birlikte değerlendirildiğinde davacının marka hakkına dayalı iddiaları konusunda yaklaşık ispat şartının gerçekleştiği anlaşılmakla ihtiyati tedbir isteminin reddine ilişkin ara kararın yerinde olmadığı değerlendirilmiştir.
Bu nedenle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile, HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesinin 04/05/2026 tarihli ara kararının kaldırılmasına ve ihtiyati tedbir talebi hakkında yeniden değerlendirme yapılmak üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1- Davacı vekilinin istinaf isteminin KABULÜ ile;
2- İstanbul Anadolu .... Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin ../05/2026 tarih, 2026/. E. Sayılı Kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-a-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA,
3- Dosyanın, yukarıda gösterilen biçimde inceleme ve değerlendirme yapılmak üzere mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
4- İstinaf yasa yoluna başvuran davacı tarafından peşin olarak yatırılan istinaf karar ve ilam harcının talebi halinde kendisine iadesine,
5- Dosya üzerinde inceleme yapılması sebebiyle vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,
6- İstinaf yasa yoluna başvuran tarafından istinaf aşamasında yapılan giderlerin ilk derece mahkemesince verilecek nihai kararda dikkate alınmasına,
6100 Sayılı HMK'nın 353/1-a-6. ve 362/1-g. maddeleri gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ve KESİN olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 02/07/2026