Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/772 E. 2026/864 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/772
- Karar No
- 2026/864
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 27. HUKUK DAİRESİ Esas No: 2026/772 - Karar No:2026/864 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 27. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2026/772 KARAR NO : 2026/864
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R
BAŞKAN : ÜYE : ÜYE : KATİP :
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 05/06/2026 NUMARASI : 2025/524 E
İHTİYATİ TEDBİR TALEP EDEN DAVACI : VEKİLLERİ : Av.
DAVALI : VEKİLİ : Av.
DAVANIN KONUSU :Sözleşmenin uyarlanması olmadığı takdirde feshi ve tasfiyesi ile teminat mektuplarının iadesi (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) TALEP : İhtiyati Tedbir KARAR TARİHİ :16/07/2026 KARAR YAZIM TARİHİ :16/07/2026 Eser sözleşmesinden kaynaklanan sözleşmenin uyarlanması olmadığı takdirde feshi ve tasfiyesi ile teminat mektuplarının iadesi istemine ilişkin davada mahkemece ihtiyati tedbir talebinin reddine dair verilen ara karara karşı süresi içinde davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine yapılan incelemede; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili 05/06/2026 tarihli dilekçesi ile; dosyaya kazandırılan 30.05.2026 tarihli bilirkişi raporunda yapılan özellikle, "Sözleşmede öngörülen fiyat farkı mekanizmasının, piyasa gerçeklerini yansıtan birim fiyat gelişimini takip edemediğini ve işin fiili maliyet yapısından önemli ölçüde koptuğunu göstermektedir. Bu itibarla, dava konusu işin davacı tarafından sözleşmedeki mevcut birim fiyatlar ve sözleşme hükümlerine göre hesaplanabilecek fiyat farkları ile aynı ekonomik koşullarda sürdürülebilmesinin teknik ve ekonomik bakımdan son derece güç, hatta fiilen imkansız hale geldiği değerlendirilmiştir. Davacının dava dilekçesinde ileri sürdüğü sözleşme bedellerinin uyarlanması talebinin veya bunun mümkün görülmemesi halinde sözleşmelerin tasfiye/fesih yönündeki terditli isteminin hukuki takdiri Sayın Mahkemeye ait olmak üzere, teknik ve ekonomik verilerin davacı yönünden sözleşme dengesinin ağır şekilde bozulduğunu açıkça ortaya koyduğu kanaatine varılmıştır. Tarafımızca yeniden fiyat uyarlaması yapılmasının, arazi, yöre ve piyasa şartları itibarıyla gerçeği tam anlamıyla yansıtmayacağı değerlendirildiğinden, mevcut sözleşme ilişkisinin tasfiye edilmesinin teknik açıdan daha uygun olacağı sonuç ve kanaatine varılmakla hukuki takdir ve değerlendirme Sayın Mahkemeye aittir." şeklindeki teknik tespit ve değerlendirmeler de göz önünde bulundurularak telafisi imkansız zararların doğmasının önlenmesi amacıyla ihtiyati tedbir talebinin kabulü ile; müvekkili şirketin toplam 40.000.000,00 TL tutarında teminat mektubunun davalının uhdesinde bulunduğu da gözetilerek; öncelikle ek bir teminat yükümlülüğü olmaksızın, mahkeme aksi kanaatte ise uygun görülecek bir teminat karşılığında yargılama sonuçlanıncaya dek taraflar arasında imzalanan dava konusu sözleşmelerin ve sözleşmeler ile müvekkili şirkete yahut taraflara yüklenen yükümlülüklerin, tedbiren ve tüm hüküm ve sonuçları yönünden askıya alınmasına karar verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesince: Dava dilekçesiyle istenilen dava konusu sözleşmelerin ve sözleşme ile davacıya yüklenen yükümlülüklerin tümüyle askıya alınmasına ilişkin ihtiyati tedbirle ilgili olarak mahkemece 17/10/2025 tarihli karar ile tedbir talebine konu davanın uyarlama davası olup, dava dilekçesi ve ekleri, mevcut delil durumu itibarıyla tedbir konulmasını gerektirir nitelikte görülemediği, yargılamayı gerektirdiği, davanın niteliği ve tedbir talebinin içerikleri de nazara alınarak yasal koşulları oluşmadığından tedbir talebinin reddine İstinaf kanun yolu açık olmak üzere karar verildiği, dosya kapsamı, mevcut delil durumu, davanın niteliği ve tedbir talebinin içeriği de gözetilerek yasal koşulları oluşmayan yenilenen tedbir talebinin reddine karar verilmiştir. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle: Taraflar arasında sözleşmelerin 19.10.2021 tarihinde imzalandığını, işin bitim süresinin 360 gün olarak, yer tesliminin 15 gün olarak kararlaştırıldığını, davalı tarafça yer tesliminin ancak sözleşmenin imzalanmasından itibaren 3 yıl sonra yapıldığını, davalı süresinde teslim yapmadığından süre uzatımları vererek sözleşmeyi devam ettirdiğini, bilirkişi heyetince sözleşmenin tasfiyesinin en hakkaniyetli çözüm yöntemi olacağının belirtildiğini, sözleşmedeki fiyat farkı mekanizmasının yetersiz ve piyasa gerçeklerinden uzak olduğunu, ana maliyet kalemlerinde oluşan 7.3 kat artışın müvekkilinden sözleşmenin ifasının dürüstlük kurallarına göre beklenemeyeceğini, sözleşmenin sürdürülmesinin fiilen imkansız hale geldiğini, uyarlama şartlarının oluştuğunu, ihtiyati tedbir talebinin ilk olarak 21.07.2025 tarihli dava dilekçesi ile birlikte talep edilmiş olup anılan talebin mahkemenin 25.07.2025 tarihli ara kararı ile reddedildiğini, gerek dilekçeler teatisinin tamamlanmamış ve delillerin büyük ölçekte toplanmamış olması, gerek davanın açılış tarihinin adli tatile tekabül etmiş olması nedeniyle ihtiyati tedbir talebinin uyuşmazlığa bakmakla nihai olarak görev alacak olan başkan ve üyelerin tamamı tarafından değil nöbetçi hakimler tarafından değerlendirilmiş olması, gerekse de ihtiyati tedbir talebinin hukuken her aşamada yeniden talep edilebilecek hukuki koruma önlemlerinden olması hususları dikkate alınarak karara karşı kanun yoluna başvurulmadığını, ancak, gelinen noktada, ilk tedbir talebi sonrasına, dilekçeler teatisi sona erdiğini, tarafların iddia ve savunmalarının belirlilik kazandığı, taraf delillerinin büyük ölçüde dosyaya kazandırıldığını, uyuşmazlık bakımından önem arz eden, yer tesliminin gecikmesi hususunun müvekkilinden kaynaklanmamış olduğu hususu davalı şirketin beyanları neticesinde de açıklığa kavuştuğunu ve bu aşamada yeniden tedbir talebinde bulunma zorunluluğunun hasıl olduğunu, dava konusu uyuşmazlığın esasının büyük bölümünü, idarenin yer tesliminde gecikmesi ve gecikmeye devam ediyor olması, bu suretle işin müvekkili şirketin kusurundan kaynaklanmayan sebeplerle bitirilememiş olması, ancak arada geçen süre içinde sözleşme maliyetlerinin de öngörülmez ve beklenmedik şekilde artmış olması hususlarını oluşturduğunu, davalı idarenin savunmalarında yer tesliminde gecikildiğini ve yer tesliminin halihazırda bugün dahi tamamlanmadığını, ayrıca sözleşmenin 29/4 maddesi gereğince müvekkil şirkete neredeyse dört yıldır daimi suretle süre uzatımı verdiğini ikrar ettiğini, idarenin sözleşmenin 29/4 maddesi gereğince müvekkili şirkete neredeyse dört yıldır daimi suretle süre uzatımı vermiş olması dahi maddenin içeriği dikkate alındığında işin müvekkili şirketin kusurundan kaynaklanmayan sebeplerle uzadığını doğrular nitelikte olduğunu, esasen bu hususun tarafların dilekçeleri ekinde sunmuş oldukları kurum yazışmaları ile de sabit hale gelmiş olduğunu, dolayısıyla, yerel mahkemenin gerekçesinin somut olaya uygun olmadığını, bir şeyin yapılması veya yapılmaması gibi, sakıncayı ortadan kaldıracak veya zararı engelleyecek her türlü tedbire karar verilmesi bu bağlamda sözleşmeler ile tanımlanan yükümlülüklerin askıya alınması yahut yargılama sırasında sözleşme bedelinin uyarlanması şeklinde bir ihtiyati tedbir kararı verilmesinin hukuken mümkün olduğunu, taraflar arasında imzalanan sözleşmelerin uyarlanması, mümkün olmadığı taktirde feshine karar verilmesi talebi ile dava açılmış olup yargılama sırasında ihtiyati tedbire ilişkin diğer şartların sağlanması koşuluyla taraflar arasındaki sözleşmesel ilişkinin düzenlenmesi için HMK. 391/1 gereği her türlü düzenleyici her türlü tedbire hükmedilebileceğinin açık olduğunu, dava konusu sözleşmeler 4734 Sayılı Kamu İhale Kanunu ve 4735 Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu hükümleri çerçevesinde imzalanmış olduğundan ve 4734 Sayılı Yasanın 34. maddesi gereğince idarece alınan teminat mektupları üzerine doğrudan tedbir konulması mümkün olmadığından müvekkil şirketin ileride telafisi mümkün olmayan zararlara uğramasının önüne geçilebilmesi ancak sözleşmesel yükümlülüklerin askıya alınması yahut yargılama sırasında yapılacak olan hakediş ödemelerinin tedbir amaçlı uyarlanması neticesinde mümkün olabileceğini, işbu davada davanın esası yönünden haklılığın yaklaşık olarak ispat edildiğinin kabulü gerektiğini, ihtiyati tedbir yargılamasında tam bir ispata gerek olmadığını, dava dilekçesi ekinde yer alan belgelerden de anlaşıldığı üzere davalı idarenin yer teslimi yapamaması nedeniyle temerrüde düşmüş olduğunun dosya kapsamı ile sabit olduğunu, kaldı ki davalı idarenin savunmalarında işin süresinin uzamasının asıl sebebinin orman izin sorunları olduğunu kabul ettiğini, davalı her ne kadar bu hususla ilgili olarak müvekkili şirketin bir takım kusurları da olduğunu beyan etmiş ise de dilekçeler teatisinin sona erdiği bu aşamaya değin somut herhangi bir kusur öne sürebilmiş olmadığını, keza davalı idarenin aradan geçen dört yıla yakın süreye rağmen ısrarla sözleşmenin 29/4 maddesi gereğince süre uzatım kararı vermesi ve müvekkili şirkete işin uzamasından kaynaklı olarak sözleşmede öngörülen yaptırımların hiçbirini uygulamamasının da esasen işin bizzat kendi kusurlu eylemleri nedeniyle bitirilemediğinin bir başka kanıtı olduğunu, dava konusu edilen ihale sözleşmeleri içeriğinde her ne kadar fiyat farkı kararlaştırılmış ise de kararlaştırılan fiyat farkının gerçek zararı karşılar nitelikte olmadığını, sözleşme süresi içerisinde projeye başlanarak tamamlanabilse belki tolere edilebilecek olan bu farkın, sözleşme süresinin bugün itibariyle neredeyse 4 katı kadar uzamış olması ve işlerin büyük bir bölümüne henüz başlanamamış olması sebebiyle altından kalkılamaz bir hal almış olduğunu, müvekkil şirketin, ihale sözleşmelerinin imzalanması aşamasında basiretli bir tacirin göstermesi gerekli tüm özen ve dikkatle hareket etmiş ise de kamu idareleri ile imzalanan sözleşmelerin tip sözleşme niteliğinde olduğu ve ihale katılımcılarının bu tip sözleşme hükümlerinin değiştirilmesi yönünde oldukça sınırlı imkanlara sahip olduğunun herkesçe bilindiğini, bu bağlamda, müvekkil şirketin sözleşmede öngörülen fiyat farkı formülasyonuna da herhangi bir müdahalede bulunabilmesinin mümkün olmadığını, kaldı ki, sözleşmenin imzası sırasında sözleşme süresinin neredeyse 4 katına kadar uzayacağını, yahut aradan geçen süre içinde sözleşme maliyetlerinde bu denli yüksek ölçekte bir artış olabileceğinin öngörülemez bir durum olduğunu, davalı tarafından fiili yer teslimi yapılmadığından müvekkilinin hakediş hakkının da muaccel olamadığını, buna bağlı olarak müvekkilinin anılan dönemde yürürlüğe girmiş olan 4735 Sayılı Kanuna eklenen geçici 5,6 ve7.madde hükümlerinden kaynaklı olarak bir menfaat elde edemediğini, dava konusu talebin sözleşmelerde belirtilen fiyat farkı dahil bedellerin günün şartlarına uyarlanmasına ilişkin olduğunu ve uyarlama talebinde hukuki yararın olduğunun kabulü gerektiğini, işbu dava konusu sözleşmelerin ve sözleşmeler ile müvekkili şirkete yüklenen yükümlülüklerin askıya alınmaması yahut en azından yargılama sırasında yapılacak hakediş ödemelerinin dava dilekçesinde talep ettikleri sözleşme bedellerine uyarlanmak suretiyle ödenmemesi halinde müvekkili şirket yönünden ileride telafisi mümkün olmayan zararların doğacağını, müvekkili şirket ile davalı idare arasında imzalanan yapım işi sözleşmelerinde tanımlanan işlerin sözleşmede kararlaştırılan bedeller üzerinden tamamlanması mümkün olmayıp sözleşmede kararlaştırılan bedellerin ya uyarlanması ya da sözleşmelerin feshi ile yapım işlerinin tasfiyesinin gerektiğini, yargılama sırasında sözleşmede tanımlanan tüm hak ve yükümlülüklerin her iki taraf için devam etmesi halinde; ya müvekkili şirket zararına, yani hiçbir kâr elde etmediği gibi kendi mülkiyetinde bulunan malvarlığını da kullanmak suretiyle işi ifa edecek, ya da işi ekonomik gerekçelerle tamamlayamadığı için davalı idarenin haklı nedenle sözleşmeyi feshederek uhdesinde bulunan 40.000.000,00TL tutarındaki teminat mektuplarını irat kaydedecek olduğunu, her iki ihtimal de müvekkili şirketin ekonomik mahvına yol açacağını ve ticari itibarının da telafisi mümkün olmayacak derecede zedelenecek olduğunu, üstelik, yargılama sırasında taraflar arasındaki sözleşmesel ilişkiye yönelik düzenleyici nitelikte bir ihtiyati tedbir kararı verilmemesi halinde esasen yargılama sonucunda verilecek kararın bir işlevinin de kalmayacağını, taraflar arasındaki menfaat dengesi göz önünde bulundurulduğunda ihtiyati tedbir talebinin kabulü gerektiğini, sözleşmeden doğan edimlerin tedbiren askıya alınmasının arz güvenliğini olumsuz etkilemeyeceği gibi kamu menfaatine de aykırı olmayacağını belirterek mahkeme ara kararının kaldırılmasına ve ihtiyati tedbir taleplerinin kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Talep, eser sözleşmesinden kaynaklanan sözleşmenin uyarlanması olmadığı takdirde feshi ve tasfiyesi ile teminat mektuplarının iadesiı istemine ilişkin davada ihtiyati tedbire ilişkin olup, mahkemece talebin reddine dair verilen ara karara karşı süresi içinde davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Mahkemece, dosya kapsamındaki bilgi, belge ve toplanan deliller değerlendirilerek yasal düzenlemelere uygun ve isabetli karar verilmiş olduğu, ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkeme kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK.'nın 353/1.b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK.'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine, 2-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732 TL istinaf karar harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, 3-İstinaf başvurusu nedeniyle davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin ve ödediği başvuru harcının kendisi üzerinde bırakılmasına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince KESİN olarak 16.07.2026 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Başkan Üye Üye Katip e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır