Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/701 E. 2026/788 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/701
Karar No
2026/788
Karar Tarihi

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 27. HUKUK DAİRESİ Esas No: 2026/701 - Karar No:2026/788 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 27. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2026/701 KARAR NO : 2026/788 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R

BAŞKAN : ÜYE : ÜYE : KATİP :

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ARA KARAR TARİHİ : 19.02.2026 NUMARASI : 2026/126 E

İHTİYATİ TEDBİR TALEP EDEN/ DAVACI : VEKİLİ : Av. DAVALI : VEKİLİ : Av DAVANIN KONUSU : Maddi ve Manevi Tazminat (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) TALEP KONUSU : İhtiyati Tedbir KARAR TARİHİ : 30/06/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 01/07/2026 Davacı vekili tarafından davalı aleyhine açılan eser sözleşmesinden kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasında mahkemece ihtiyati tedbir talebinin reddine dair verilen ara karara karşı davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine yapılan incelemed; GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili; müvekkili şirket tarafından 30.11.2024 tarihinde davalı şirkete gönderilen e-posta ile İsviçreli bir iş ortağı ile planlanan proje kapsamında paylaşılması öngörülen aktif bileşen kompozisyonunun 25-30 ml sıvı formda, üretime hazır bir formülasyona dönüştürülmesi ve Avrupa Birliği mevzuatına uygun şekilde takviye edici gıda üretimine ilişkin hususların değerlendirilmesi amacıyla toplantı talebinde bulunulduğunu, 04.12.2024 tarihinde çevrimiçi toplantı yapıldığını ve yanı tarihli e-posta ile müvekkilinin davalıya gönderilen brifing dokümanı ile likit ürün için tercih edilen aktif bileşen (etken madde) dozajları paylaşılmış, kompozisyonunun 25–30 ml sıvı formda üretime hazır bir formülasyona dönüştürülmesi ve üretimin Avrupa Birliği mevzuatına uygun şekilde gerçekleştirilmesi gerektiği, ürünün 30 ml’lik flakonlarda sunulmasının planlandığı, formülasyon aşamasında teknik gereklilikler ve yasal sınırlamalar çerçevesinde taraflar arasında gerekli uyarlamaların yapılabileceği, ayrıca, bazı bileşenlerin İsviçre ve Türkiye’de günlük dozaj bakımından yasal sınırlamalara tabi olabileceği ve bu kapsamda düzenleme gerekebileceği hususuna yer verildiğini, müvekkilinin ekinde brifing dokümanını gönderdiği e-posta ile ayrıca farklı üretim adetleri bakımından davalı şirketten fiyat teklifleri sunulmasını talep ettiğini, davalının 10.12.2024 tarihinde whatsapp üzerinden liket ürün için fiyat bildirdiğnii ve ürünün ARGE çalışmalarına başlanacağı bilgisinin verildiğini, müvekkilinin 11.12.2024 tarihli brifingte, tercih edilen aktif bileşen dozajları paylaşılmış olup, kompozisyonunun sert kapsül formunda üretime hazır bir formülasyona dönüştürülmesi ve üretimin Avrupa Birliği, İsviçre ve Türkiye mevzuatına uygun şekilde gerçekleştirilmesi gerektiği, ürünün 10 kapsüllük blister ambalajlar ile sunulmasının planlandığı, formülasyon aşamasında teknik gereklilikler ve yasal sınırlamalar çerçevesinde taraflar arasında gerekli uyarlamaların yapılabileceği ve farklı üretim adetleri bakımından fiyat teklifi sunulmasının talep edildiğini, devamı süreçte üretim sözleşmesinin 24.07.2025 tarihinde davalı şirkete gönderildiğini, müvekkili şirket tarafından 25.07.2025 tarihinde davalı şirkete ön ödeme yapıldığını, akabinde davalı tarafça müvekkiline ön izin başvurusunun iletilmesi ile davalının bu başvuruyu 24.07.2025 tarihinde yaptığının tespit edildiğini, davalı şirketin sözleşmede bir takım revizyonlar gerçekleştirdikten sonra 08.09.2025 tarihli “Üretim Sözleşmesi”nin imzalandığını ve sözleşme ile davalı şirketin, İsviçre merkezli...adına "..." markalı takviye edici gıdanın üretim ve ambalajlama faaliyetlerini GMP, HACCP, ISO 22000 ve ISO 9001 standartlarına uygun şekilde yürütmeyi, her bir partiyi teknik dosya kriterlerine uygun üretmeyi kabul ve taahhüt ettiğini, müvekkilinin, ürünleri alıcı...firmasına 49.783,50 CHF bedelle fatura ettiğini, davalı şirketin üretmiş olduğu ürünleri 19.09.2025 tarihinde sözleşmede belirtilen şekilde...’nin lojistik ve depolama partneri olan ...’nin Türkiye operasyonlarını yürüten alt firması ...Ltd. Şti. tarafından yönlendirilen araca yükleyerek teslim ettiğini, davalı şirketin taşıyıcıya teslim ettiği ürünlerin 30.09.2025 tarihinde taşıyıcı ve depolama hizmeti veren...’nin İsviçre Möhlin deposuna giriş yaptığını, ürünlerin taşıyıcı şirket deposuna ulaşmasını müteakip, üretici ile şifahi olarak mutabık kalındığı üzere kalite kontrol süreci kapsamında gerekli tüm analizleri yapabilecek nitelikte olan ... ... laboratuvarlarına gönderilmek üzere, taşıyıcı firma ...yetkililerinin gözetiminde alıcı...tarafından ürünlerden numune alındığını ve söz konusu numunelerin test edilmek üzere ilgili laboratuvara sevk edildiğini, ... ... laboratuvarlarına teslim edilen numunelerin 15.10.2025 tarihinde kabulü akabinde içerik ve mikrobiyal analizlere başlandığını ve ön test sonuçları hakkında ...’yi bilgilendiren ... ... verilen likit ürün numunesinde “TotalAerobic Microbial Count (Toplam Aerobik Mikroorganizma Sayısı)” değerinin, referans değer olan 10⁴ KBE/g’in 3,4 katı olarak 34.000 KBE/g olarak tespit edildiğini bildirince, alıcı şirketin bu sonuçları müvekkili şirket ile paylaştığını, bunun üzerine, müvekkili şirketin diğer test sonuçları henüz tamamlanmamış olmakla birlikte sözleşmenin 5.maddesi uyarınca davalı şirkete 28.10.2025 tarihinde ayıp ihbarında bulunduğunu, müvekkili şirketin ayıp ihtarından sonra sorunun çözümü için davalı şirket ile gerçekleştirilen görüşmelerde; davalı şirketin çözüme odaklanmak yerine sorumluluklarının yalnızca T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı mevzuatı yönünden olduğunu, ürünlerin teslimatı ardından depolanması sorumluluğunun sipariş verene ait olduğunu, bozulmanın depolama koşullarından kaynaklanmış olabileceğini belirterek üretim kaynaklı mikrobiyal bulguları lojistik zincirine ve depolama şartlarına yönlendirmek suretiyle sorumluluktan kaçmaya çalışan açıklamalarda bulunduğunu, alıcı ..., ... tarafından yapılan likit ürün mikrobiyal analizlerinde toplam aerobik mikroorganizma sayısı yanında ozmofilik maya sayımının ölçüm üst limiti olan 4.500 KBE/g değerini aşması üzerine, söz konusu uygunsuzluğun yalnızca alınan numunelere özgü mü, yoksa üretimin tamamını etkileyen sistematik bir sorun mu olduğunun tespiti amacıyla, ikinci bir bağımsız test kuruluşu olan İsviçre merkezli ... firmasına 10.11.2025 tarihinde iki ayrı numune teslim ederek toplam aerobik mikroorganizma sayısı ve ozmofilik maya sayımı yönünden yeniden analiz yapılmasını talep ettiğini, davalı şirketin yaklaşımı ve 06.11.2025 tarihli mailindeki beyanları karşısında artık akde vefanın bir yana bırakılarak sözleşme ve mevzuat çerçevesinde üretim ve teslimat yükümlüklerinin netleştirilmesi gerektiğini tespit eden müvekkili şirketin 12.11.2025 tarihinde davalı şirkete sözleşmeden doğan sorumluluklarını hatırlatan bir mail gönderdiğini, bu mailde ürünlerin analiz sonuçlarının insan tüketimi için güvenlilik ve hijyen standartlarını karşılamadığına, ürünlerdeki gizli ayıbın potansiyel sağlık riskine işaret ettiğine, ürünlerin bir kısmının demo/numune olarak üçüncü kişilere (potansiyel müşteriler, influencer’lar vb.) dağıtıldığına, bu durumun yalnızca sözleşmenin üçüncü tarafı olan ...’nin olası itibar kaybı riskini değil, aynı zamanda ürünün mevcut mikrobiyolojik durumu nedeniyle üçüncü kişilerin uğrayabileceği zararlar açısından da sözleşmenin 9.3 maddesi kapsamında doğabilecek sorumluluğu gündeme getirdiğine dikkat çekerek tüm bu risklerin kontrol altına alınması ve çözüm yollarının hızlı biçimde belirlenmesi, sürecin hızlı ve şeffaf bir şekilde çözümlenebilmesi amacıyla 14.11.2025 ve 25.11.2025 tarihleri arasında bir video toplantı yapılması talebinde de bulunulduğunu, müvekkili yetkilisinin 13.11.2025 tarihinde davalı şirket ruhsatlandırma müdürü... ile e-posta ve whatsApp üzerinden yaptığı görüşme ve yazışmalar sonucunda tarafların 14.11.2025 tarihinde google meet toplantısı yapılması konusunda mutabakata varılarak, toplantıda ise davalı şirketin bu kez de test metodunun yanlış olduğunu iddia ederek ayıbı kabul etmediğini, test metodunun yanlış olmasından kaynaklandığı yönündeki iddiasında ısrar ederek “gerekiyorsa analizlerin ISO 21527-1 yöntemi ile yeniden yapılmasını” talep ettiğini, bunun üzerine tarafsız ve uluslararası akredite bir laboratuvar olan ... laboratuvarlarında ISO 21527-1 analiz yöntemi ile normal maya testi yapılması için de başvuruda bulunulduğunu, bu arada ... laboratuvarı tarafından likit form için yapılan içerik analizinin sonucu 17.11.2025 tarihinde, İsviçre merkezli ... firmasına 10.11.2025 tarihinde vermiş olduğu numunelerin test sonuçları 18.11.2025 tarihinde müvekkili şirkete ulaşmış olup, müvekkili ve alıcı...danışmanları ... ve ... test sonuçlarını görüp, davalı şirketin... firmasından almış olduğu 18.11.2025 tarihinde müvekkili şirkete gönderdiği analiz sonuçlarını inceleyince davalı şirketin 14.11.2025 tarihli toplantıda dile getirdiği “küf-maya analizinin 21527-1 yöntemi ile yapılması gerektiğine” ilişkin iddialarının ürünlerin ayıplı ve hatta insan sağlığına zararlı olduğu gerçeğini değiştirmeyeceğini, ürünlerin yüksek su aktivitesine sahip olduğu varsayımı ile gidildiğinde dahi bu oranda ozmofilik maya yükünün bulunmasının tıpkı tatlı suda tuzlu su balığının bulunması gibi hayatın doğal akışına aykırı bir durum olduğunu ve güçlü bir mikrobiyal bozulmaya işaret ettiğini, kaldı ki 21527-1 yöntemi ile yapılacak normal maya testinde de daha yüksek düzeyde maya gözlenmesinin kuvvetle muhtemel olduğunu değerlendirdiğini, ... ve ... firmalarınca düzenlenen içerik analizde ise, davalı şirketin 14.11.2025 tarihli toplantıda dile getirdiği sorulara cevap verilerek, davalı şirketin ürettiği ürünlerin test sonuçlarının ürünlerin gizli ayıplı ve kullanılamaz durumda olduğunu açıkça ortaya koyduğunu, bu durumun üreticinin kalite güvencesine ilişkin mesleki özen yükümlülüğünü tam olarak yerine getirilmediğine işaret ettiğini, yönlendirmelerle (metodoloji, lojistik/depo koşulları gibi hususlara yapılan vurgu) esas sorunun gözden uzaklaştırılmaya çalışıldığını, metodolojiye ilişkin teknik tartışmalar veya iki yıl raf ömrüne sahip olduğu beyan edilen bir ürün için lojistik/ depolama stresinin bu derece belirleyici bir gerekçe olarak ileri sürülmesinin mevcut durumu açıklamak için yeterli olmadığını, esas sorunu perdelemeye yönelik olduğunu, mevcut süreçte çözüm odaklı ilerlemenin büyük önem taşıdığını, yaşanan sürecin ilave toplantılar yapmanın yalnızca müvekkili şirketin uğrayacağı zararın artmasına yol açacağını gösterdiğini, bu nedenle müvekkili şirketin TBK hükümleri kapsamında sahip olduğu seçimlik haklar yanında ayıplı mal nedeniyle uğradığı mevcut maddi zararlar ile ürünün imhası ve/veya iadesi nedeniyle oluşacak doğrudan zararları, piyasaya arz edilemeyen ürünler nedeniyle yoksun kalınan kâr, yeniden üretim, yeniden test, lojistik, danışmanlık ve laboratuvar giderleri ile geri çağırma maliyetleri gibi zararlarının tazminini talep hakkı da bulunduğunun bildirildiğini, bu e-postada müvekkili şirketin söz konusu seçimlik hakkını kullanmadan önce, davalı şirketten tarafların ortak çıkarı ve zararın daha fazla artmaması için sözleşmeye uygun, sorunun giderilmesine yönelik somut ve uygulanabilir çözüm önerilerini 10 (on) gün içinde bildirmesinin talep edilerek, 10 gün içinde çözüm önerisi sunulmaması hâlinde, sözleşmeden ve yasadan doğan hakları kullanmak üzere gerekli tüm hukuki yollara başvurulacağının bildirildiğini ancak davalı tarafından cevap verilmediğini ileri sürerek, davalı şirket tarafından geliştirilen ve üretilen ürünlerin gizli ayıplı olması nedeniyle; ayıplı ifanın ve ağır kusurun tespiti, 6100 sayılı Yasa’nın 109.maddesine göre müvekkili şirketin alıcıya satış bedelini iade etmesi nedeniyle uğradığı ticari satış geliri kaybı, ihracat bedelinin yurda getirilmesi ve ihracat bedeli kabul belgesi (İBKB) düzenlenmesi yükümlülüğü kapsamında zorunlu döviz satışı ve iade sırasında alınan döviz nedeniyle oluşan kur farkları, banka masrafları ve vergi kesintilerinden doğan maddi zararlar karşılığı kısmi dava olarak şimdilik 100-CHF ve 100-TL maddi tazminatın, bu asli taleplerinin kabul edilmemesi halinde ise terditli talep olarak ayıplı ifa sebebiyle müvekkili malvarlığında tedarik giderleri, gümrükleme, belgelendirme ödemeleri ve zorunlu döviz alım/satımı kur farkları, banka masrafları ve vergi ödemelerinden kaynaklı iade nedeni ile meydana gelen doğrudan maddi zararlara karşılık şimdilik 100-CHF; 100-Euro; 100-Dolar ve 100-TL maddi tazminatın, ayrıca asli ve terditli taleplerden bağımsız olarak müvekkili şirketin alıcı şirket ile imzalamış olduğu “...” başlıklı sözleşme kapsamında ayıplı ifa nedeniyle oluşan bilirkişi tarafından hesaplanacak zararları karşılığının 6100 sayılı Yasa’nın 107. maddesine göre şimdilik 10-CHF maddi tazminatın her bir zararın oluştuğu tarihten itibaren yabancı para alacakları için 3095 sayılı Kanun'un m.4/a hükmü uyarınca Devlet Bankalarının ilgili yabancı para ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faizi ile fiili ödeme tarihindeki kur üzerinden tahsiline, TL alacağının avans faizi ile tahsiline, ticari itibar, güven ve saygınlığının zedelenmesi nedeniyle müvekkili şirketin uğradığı manevi zararlar karşılığı 500.000,00 TL’nin ise dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak müvekkili şirkete ödenmesine, İsviçre’de depoda bekleyen ayıplı ürünler bakımından yeni masraflar doğmasının önlenmesi amacıyla, ürünlerin dava sonuna kadar muhafazası yerine imhasına veya davalıya iadesine yönelik ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep ve dava etmiştir. Mahkemece 19.02.2026 tarihli ara karar ile; dosya kapsamına, sunulan delillere göre; tedbir talep edenin tedbir talebinde haklı olduğunu yaklaşık olarak ispat edemediği, tedbir talebinin uyuşmazlık konusu hakkında olmadığı, yargılamayı gerektirdiği ihtiyati tedbir için yasal koşulların oluşmadığı gerekçesiyle, ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmiştir. İhtiyati tedbir talep eden/ davacı vekili istinaf başvurusunda; ret kararının dosya kapsamına ve hukuka aykırı olduğunu, itiraza konu 19.02.2026 tarihli ara kararda; ihtiyati tedbir talebinin haklılığının yaklaşık olarak ispat edilemediği, talep edilen tedbirin uyuşmazlık konusu hakkında olmadığı ve talebin yargılamayı gerektirdiği gerekçeleriyle ihtiyati tedbir talebimizin reddine karar verildiğini ancak anılan değerlendirmenin dosya kapsamındaki deliller, ihtiyati tedbir kurumunun amacı ve uygulanma koşulları ile bağdaşmadığını, HMK'nın 389.maddesinde, mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişiklik sebebiyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağı yahut tamamen imkânsız hâle geleceği veya gecikme nedeniyle bir sakınca ya da ciddi bir zararın doğacağı yönünde kuvvetli bir ihtimal bulunması hâlinde ihtiyati tedbir kararı verilebileceğinin düzenlendiğini, bu düzenlemenin, ihtiyati tedbir kurumunun temel amacının henüz esasa ilişkin hüküm kurulmadan önce hakkın korunmasını ve telafisi güç zararların doğmasının önlenmesini sağlamak olduğunu ortaya koyduğunu, nitekim aynı Kanun’un 390/3.maddesinde, ihtiyati tedbir talep eden tarafın dilekçesinde dayandığı tedbir sebebini ve talep ettiği tedbirin türünü açıkça belirtmesi ve davanın esası yönünden haklılığını yaklaşık olarak ispat etmesi gerektiğinin hüküm altına alındığını, kanun koyucunun aradığı bu ölçütün, tam ispat düzeyi olmayıp, iddianın yüksek bir olasılıkla doğru olduğu yönünde mahkemede kanaat oluşturabilecek nitelikte delillerin sunulmasından ibaret olduğunu, somut olayda müvekkili şirket tarafından dosyaya sunulan delillerin, ihtiyati tedbir taleplerinin haklılığını yalnızca yaklaşık ispat düzeyinde değil, bu ölçünün de ötesinde, fiilen tam ispat seviyesinde ortaya koyduğunu, bu nedenle mahkemece yaklaşık ispat şartının gerçekleşmediği yönündeki değerlendirmenin, dosya kapsamı ile açıkça çelişmekte olup hukuken isabetli olmadığını, ayıbın varlığı ve risk yaklaşık düzeyinde ortaya konulmuş olup, yaklaşık ispat bulunmadığı yönündeki değerlendirmenin dosya kapsamıyla bağdaşmadığını, müvekkili tarafından davalıya ürettirilen gıda takviyesi ürünlerinin içerik ve kalite bakımından ciddi sorunlar taşıdığını, gizli ayıplı olduğunu ve insan sağlığı açısından risk oluşturduğunu, dosyaya sunulan uluslararası akredite laboratuvar raporları ile İsviçre’nin yetkili idari makamı olan Kanton Zug Sağlık Müdürlüğü Gıda Denetimi Ofisi’nin resmi yazısı ile bunun açık olduğunu, laboratuvar analizlerinde, davalı tarafından üretilen ürünlerin içerik ve güvenlik bakımından mevzuata aykırı olduğunun bilimsel olarak tespit edildiğini, bunun yanında, Kanton Zug Sağlık Müdürlüğü Gıda Denetimi Ofisi tarafından düzenlenen resmi yazıda söz konusu ürünlerin insan sağlığı açısından risk teşkil ettiğinin ve bu nedenle İsviçre piyasasında yer alamayacağının belirtildiğini, bu tespitler üzerine alıcı konumundaki...tarafından iade faturası düzenlediğini, satış bedelinin müvekkili şirketten geri alınarak ürünlerin mülkiyetinin yeniden müvekkiline geçtiğini, halihazırda ekonomik değeri bulunmayan ve ayıplı olduğu teknik raporlar ile resmi makam tespitleriyle sabit bulunan ürünlerin, İsviçre’de...’nin Möhlin deposunda muhafaza edilmekte olup, depoda bekletilmeye devam edilmesinin müvekkili bakımından her geçen gün yeni depo, lojistik ve sigorta giderleri doğurduğunu, bu durumun zararın sürekli artmasına yol açan fiili bir durum yaratmakta olup, ihtiyati tedbir kurumunun önlemeyi amaçladığı "gecikme nedeniyle ciddi zarar doğması" tehlikesini açıkça ortaya koyduğunu, İsviçre'nin yetkili makamı olan Kanton Zug Sağlık Müdürlüğü Gıda Denetimi Ofisi'nin düzenlediği belge, yalnızca teknik bir değerlendirme niteliğinde olmayıp, yabancı bir devletin yetkili makamı tarafından düzenlenmiş resmi bir idari tespit mahiyetinde olmakla, bu yazıda ürünlerin mikrobiyolojik açıdan bozuk olduğunun, "aldatıcı/ yanıltıcı" olarak kabul edildiğini ve İsviçre mevzuatı kapsamında piyasaya arzının kesin olarak yasaklandığının açıkça bildirildiğini, bu tespitlerin, ürünlerin ekonomik değerinin bulunmadığını ve ticari dolaşıma konu edilemeyeceğini, gizli ayıbın varlığı ve riskin yaklaşık ispat seviyesinde bir iddia değil, yetkili makam tespitine dayalı maddi gerçek olduğunu ortaya koyduğunu, tüm bu deliller birlikte değerlendirildiğinde, dava konusu ürünlerin gizli ayıplı olduğunu ve insan sağlığı açısından risk oluşturduğunu güçlü ve objektif delillerle ortaya konulmuş olup, ihtiyati tedbir taleplerinin haklılığının yaklaşık ispatın çok ötesinde, fazlasıyla ve adeta kesine yakın bir şekilde ispat edildiğinin ortada olduğunu, mahkemenin yaklaşık ispat şartının gerçekleşmediği yönündeki dosya kapsamına uygun olmayan red gerekçesine de itiraz ettiklerini, tedbir talebinin uyuşmazlık konusunun doğrudan bir parçası olup, "uyuşmazlık konusu değil" gerekçesinin hukuken hatalı olduğunu, mahkemenin 19.02.2026 tarihli ara kararda ihtiyati tedbir taleplerini reddederken, talebin "uyuşmazlık konusu hakkında olmadığı" ve "yargılamayı gerektirdiği" gerekçelerine dayandığını, oysa somut olayda talep edilen tedbirin, davalı tarafından üretilen gizli ayıplı ürünlerin depoda bekletilmesini engelleyerek müvekkilinin zararının artmasını önlemeye yönelik ve uyuşmazlığın merkezinde yer aldığını, HMK'nın 389.maddesinde, ihtiyati tedbirin esas hakkın korunması veya zararın önlenmesi amacıyla verilebileceğini açıkça düzenlendiğini, somut olayda, dosyaya sunulan uluslararası akredite laboratuvar raporları ve İsviçre Kanton Zug Sağlık Müdürlüğü Gıda Denetimi Ofisi yazısı, ürünlerin gizli ayıplı ve insan sağlığı açısından risk taşıdığını ortaya koyduğunu, ürünlerin depoda bekletilmeye devam etmesi halinde müvekkilinin malvarlığına her geçen gün yeni depo, lojistik ve sigorta giderleri doğmakta, zararın sürekli artmasına yol açtığını, bu zararın, esas dava konusu "ayıplı ifa ve ayıptan doğan maddi zararlar" ile doğrudan bağlantılı olduğunu, talep edilen iade veya imha tedbirinin, esas davadaki talebin gerçekleşmesini mümkün kılacak ve müvekkilinin zararlarının artmasını önleyecek nitelikte olduğunu, dolayısıyla mahkemenin "tedbir uyuşmazlık konusu değil" değerlendirmesinin HMK'nın 389.maddesinin amacına ve ihtiyati tedbirin işlevine tamamen aykırı olduğunu (Yargıtay 11. HD'nin 02.07.2024 tarih ve 2023/3212 E- 2024/5447 K), davalının, müvekkilinin uzlaşma çabalarına rağmen sorumluluğu üzerinden atmaya çalıştığını ve bilimsel gerçeklerle bağdaşmayan itirazlarla süreci uzattığını, ilk analizlerde davalı test metodunu eleştirmiş olsa da, ... ve diğer akredite laboratuvarların sonuçları, ürünlerin gizli ayıplı ve insan sağlığı açısından riskli olduğunu teyit ettiğini, bu durumun, davalının iyi niyetten uzak tutumunu ve sorumluluğunu örtbas etme çabasını açıkça gösterdiğini, dolayısıyla, ürünlerin depoda bekletilmeye devam etmesi halinde doğacak zararların önlenmesi amacıyla ihtiyati tedbir kararı verilmesinin elzem olduğunu, mahkemenin "yargılamayı gerektiriyor" gerekçesinin, ihtiyati tedbirin amacını yanlış yorumlamakta olduğunu, tedbir talebinin "yargılamayı gerektiriyor" gerekçesiyle reddedilmesinin, müessesenin ruhuna aykırı olduğunu, tedbirin, uyuşmazlıkla doğrudan bağlantılı olduğunu, zararın artmasını önleyici ve hukuken açıkça haklı olduğunu, mahkemenin "tedbir uyuşmazlık konusu değil" değerlendirmesinin dosya kapsamı ve hukuki düzenlemelerle bağdaşmadığını, yine, talep edilen tedbirin, davanın sonucunu öngören bir karar niteliğinde olmadığını, müvekkili tarafından talep edilen iade veya imha tedbirin, davanın esasını çözecek nihai bir hüküm olmayıp, bu tedbirin amacının, biyolojik açıdan bozulmuş ve hukuken piyasaya sürülmesi yasaklanmış ürünlerin yargılama süresince yaratacağı mali ve hukuki riskleri önlemek olduğunu, ürünlerin İsviçre mevzuatı uyarınca "aldatıcı ve sağlığa zararlı" bulunarak piyasadan men edilmiş olmasının, bu önlemi zorunlu kıldığını, imha veya iade işleminin, TBK'nın 52.maddesi kapsamında zararı hafifletme yükümlülüğünün bir gereği ve telafisi imkânsız zararların önlenmesi için uygulanması gereken tek rasyonel hukuki yol olduğunu, mahkemenin delillerin korunması yönündeki olası çekincelerini gidermek için ürünlerden yeterli numune alınması ve mahkemece tayin edilecek bilirkişi marifetiyle delil tespiti yapılmasının önerildiğini, böylece hem yargılamanın sıhhati korunacak hem de müvekkilinin, her geçen gün artan mali yükten kurtulacağını, mahkemenin reddinin bu nedenle de dosya kapsamı ile çelişmekte olup, hukuken de dayanaktan yoksun olduğunu, ihtiyati tedbirin reddedilmesinin, zararın her gün artarak büyümesine neden olduğunu, ayrıca, ürünlerin depoda bekletilmesinin, ciddi bir kamu sağlığı riski yarattığını ve müvekkili açısından cezai sorumluluk ihtimalini gündeme getirdiğini, dolayısıyla ihtiyati tedbirin reddi, müvekkili şirketi zararın artması riskine karşı korumasız bıraktığını ve TBK'nın 52.maddesi kapsamında üstlendiği zararı önleme yükümlüğünü yerine getirmesini engellediğini (Yargıtay 11.HD'nin 19.01.2023 tarih ve 2021/5290 E- 2023/381 K), ihtiyati tedbir talebinin doğrudan reddi, mahkemenin alternatif yetkilerini göz ardı etmesi nedeniyle de hukuka aykırı olduğunu, mahkemenin alternatif yetkilerini kullanmak yerine doğrudan tedbir talebini reddetmesinin hukuka uygun ve makul bir çözüm olmadığını belirterek, mahkeme ara kararının kaldırılarak, ihtiyati tedbir taleplerinin kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Talep, eser sözleşmesinden kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasında ihtiyati tedbir istemine ilişkin olup, mahkemece ihtiyati tedbir talebinin reddine dair verilen karara karşı davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İnceleme, Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Mahkemece, dosya kapsamındaki bilgi, belge ve toplanan deliller değerlendirilerek yasal düzenlemelere uygun ve isabetli karar verilmiş olduğu, ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığının anlaşılmasına göre, ihtiyati tedbir talep eden/ davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-İhtiyati tedbir talep eden/ davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine, 2-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcı peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına, 3-İstinaf talep eden davacı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 362/1-f maddesi gereğince KESİN olmak üzere 30/06/2026 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Başkan e-imzalıdır

Üye e-imzalıdır

Üye e-imzalıdır

Katip e-imzalıdır

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/701, K. 2026/788, T. 19.02.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-701-e-2026-788-k-f86ca2ae4b0a