Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1884 E. 2026/87 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/1884
- Karar No
- 2026/87
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 41. HUKUK DAİRESİ T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 41. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2026/1884 KARAR NO : 2026/87 (İSTİNAF BAŞVURUSUNUN ESASTAN REDDİ)
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R
BAŞKAN : ... ... ÜYE : ... ... ÜYE : ... ... KATİP : ... ...
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 3. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 24/07/2026 NUMARASI : 2026/290 E. İHTİYATİ TEDBİR İSTEYEN DAVACI : ... - ... VEKİLLERİ : Av. ... - Av. ... - KARŞI TARAF : VEKİLİ : Av. ... TALEP KONUSU : İhtiyati Tedbir
Taraflar arasında görülen davada Ankara 3. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen tarih ve 2026/290 E. K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi ihtiyati tedbir isteyen davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: İhtiyati tedbir isteyen davacı vekili, davalı şirketin, müvekkiline ait 2023/165104 sayılı "..." ibareli bu marka ile karıştırılmaya neden olacak derecede benzer "..." ibareli markanın tescili başvurusunda bulunmuş olup müvekkilinin itirazı sonrasında başvurunun ... tarafından reddedildiğini, ancak davalının marka başvurusu reddedilmiş olmasına "..." alan adlı web sitesinde, sosyal medya hesaplarında, tabela, katalog ve broşürlerinde markayı kullanmak suretiyle haksız kazanç sağlamaya devam ettiğini, Ankara 25. Noterliği kanalıyla markasal kullanıma son vermesi yönünde ihtarda bulunulmuş ise de tecavüz teşkil eden eylemlerine son vermediğini ileri sürerek markaya yönelik tecavüz ve haksız rekabetin tespitine, tecavüzün menine, define, tabela, ürün, ürün etiketi, ambalaj, internet sitesi ve sosyal medya hesaplarındaki "..." ibaresinin kullanımının kaldırılmasına ve durdurulmasına karar verilmesini talep ve dava etmiş, ayrıca tedbiren davalının "..." ibaresini her türlü ticari faaliyetinde, tabelalarında, web sitesinde, sosyal medya mecralarında, tanıtım materyallerinde ve resmi evraklarında kullanmasının durdurulmasına ve bu ibareyi taşıyan materyallere el konulmasına ve internet içeriklerine erişimin engellenmesine karar verilmesini istemiştir. Karşı taraf davalı vekili, müvekkilinin marka başvurusu YİDK kararı ile reddedilmiş ise de, anılan kararın iptali talebiyle açılan davanın halen derdest olduğunu, bu davanın sonucunun beklenmesi gerektiğini, müvekkilinin markasındaki "..." ibaresinin ayırt edici olduğunu, ortalama tüketicilerin müvekkilin kullandığı işareti kelimelerin oluşturduğu tamlama üzerinden algılayacağını, dolayısı ile markalar arasında işitsel, görsel ve kavramsal yönden bir benzerlikten söz edilemeyeceğini, kullanımın hangi tarihte, hangi ürün veya hizmet için, hangi görsel düzen içinde ve ... markasıyla ne şekilde karıştırılma ihtimali yarattığı açıklanmadan tecavüz iddiasında bulunulamayacağını, davacının soyut kullanım iddialarının tecavüzün tüm unsurlarının kendiliğinden ispatladığı anlamına gelmediğini ve YİDK tarafından başvurunun reddine karar verilmiş olmasının marka tecavüzü için delil niteliğinde olmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiş, ayrıca ihtiyati tedbir için yaklaşık ispat koşullarının gerçekleşmediğini ileri sürmüştür.
İLK DERECE MAHKEMESİ ARA KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, 6769 sayılı Kanunun 159. maddesi ve 6100 sayılı HMK'nin 390. maddesinin 3. nolu fıkrasının ihtiyati tedbir talep edene yaklaşık ispat külfeti yüklediği, yaklaşık ispatta, ileri sürülen vakıanın doğru olma ihtimalinin, doğru olmama ihtimaline göre ağır basması gerektiği, bu kapsamda tam bir ispat gerekmiyorsa da, talepte bulunanın salt tedbir sebeplerini belirtmesinin yeterli olmadığı, ileri sürülen iddiaların doğruluğunun inandırıcı delillerle ortaya konulması ve bu delillerin hakim nezdinde iddianın doğruluğu hususunda bir kanaat uyandırması zorunluluğunun bulunduğu, somut olayda davacının ihtiyati tedbir işlemi tesis edecek yoğunlukta delil ibraz etmediği ve kaldı ki, şartları oluştuğunda her zaman ihtiyati tedbir isteminde bulunulabileceği gerekçesi ile ihtiyati tebdir isteğinin reddine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; müvekkilinin 09, 14 ve 35. sınıflarda tescilli bulunan markası için ciddi yatırımlar yaptığını, davalının marka başvurusunun YİDK tarafından kesin olarak reddedildiğini, başvurunun reddine karar verilmesinin müvekkilinin markası ile davalının markasal kullanımının benzerliği ve tüketici nezdinde iltibas tehlikesi oluşturduğu hususunda resmi ve bağlayıcı bir tespit olduğunu, markaya yönelik tecavüzün devam ettiğini, bu kapsamda davalı gerçek kişinin "..." alan adlı resmi web sitesinde ve kurumsal sosyal medya hesaplarında (Instagram, Facebook vb.) müvekkilin tescilli "..." markasını birebir taklit eden "..." ibaresini ürün tanıtımlarında, dijital kataloglarında ve reklam kampanyalarında aktif olarak kullanmakta olduğunu, aynı sektördeki ortak hedef kitlesine hitap eden faaliyetleri nedeniyle davalının, müvekkilinin markasından haksız menfaat elde ettiğini, dosyada yer alan web sitesi görüntüleri, ihtarname tebliğ şerhi ve sosyal medya tespitleri ile YİDK ret kararı bir arada değerlendirildiğinde, davalının tescilsiz ve haksız kullanımının halen devam ettiğinin tartışmasız olduğunu, yaklaşık ispat koşullarının gerçekleştiğini, mahkemenin yaklaşımının, davanın esası hakkında nihai hüküm kurulacak derecede tam bir tahkikat ve kesin ispat niteliğinde olup geçici hukuki koruma müessesesiyle bağdaşmadığı gibi tescilli marka hakkının sağladığı mutlak inhisari korumayı işlevsiz kıldığını, gecikmesinde sakınca bulunan ve telafisi mümkün olmayan bir durum bulunduğunu ve ayrıca tedbirin kapsamının ölçülü olduğunu ileri sürerek ilk derece mahkemesi ara kararının kaldırılmasını ve tedbire karar verilmesini istemiştir
GEREKÇE:Talep ihtiyati tedbir istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, ihtiyati tedbir kararı verilebilmesi için HMK'nın 390/3. maddesi uyarınca ihtiyati tedbir talep eden tarafın, davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmesinin gerektiği, somut olayda, ilk derece mahkemesince de kabul edildiği gibi dosya kapsamındaki delillerle yaklaşık ispat koşulunun sağlandığının söylenemeyeceği, delil durumunun değişmesi ve koşullarının oluşması halinde her zaman ihtiyati tedbir istenebileceği anlaşılmakla ihtiyati tedbir isteyen vekilinin istinaf başvurusunun esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-İhtiyati tedbir isteyen davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-İhtiyati tedbir isteyen davacıdan alınması gereken harç, istinaf başvurusunda peşin olarak yatırılan harçtan mahsubu ile başkaca harç alınmasına yer olmadığına, 3-İstinaf aşamasında ihtiyati tedbir isteyen davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin uhdesinde bırakılmasına, 4-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 5-Kararın tebliğ ve harç işlemlerinin yerel mahkeme tarafından yaptırılmasına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliği ile 15/10/2026 tarihinde HMK 362/1-f maddesi uyarınca KESİN olmak üzere karar verildi.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 16/10/2026
Başkan ...
Üye ...
Üye ...
Katip ...