Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1866 E. 2026/1509 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/1866
- Karar No
- 2026/1509
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2026/1866 - 2026/1509 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2026/1866 KARAR NO : 2026/1509 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 3. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 24/03/2026 NUMARASI : 2026/106 E. - 2026/124 K.
DAVANIN KONUSU : Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan)
Taraflar arasında görülen davada Ankara 3. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 24/03/2026 Tarih ve 2026/106 Esas - 2026/124 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ : Davacı vekili, müvekkilinin "..." ibareli markasını kullanmakta olduğu gibi, bu markanın 2014/79396 numarası ile müvekkili adına tescilli bulunduğunu, davalının müvekkilinin markasından haberdar olduğu halde bu marka ile iltibas oluşturur şekilde kullanımlarda bulunduğunu ve anılan ibareyi marka olarak adına tescil ettirdiğini ileri sürerek, davalının müvekkilinin markasına tecavüz teşkil eden her türlü kullanımlarının tespitine ve önlenmesine, şimdilik 1.000,00 TL maddi ve 400.000,00 TL manevi tazminatın, dava tarihinden itibaren ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, davalının 2019/131842, 2019/93298, 2020/96130, 2023/068405 sayılı ve "... + şekil" ibareli markalarının hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar vekili, 6769 sayılı SMK'nın 156/3.maddesi uyarınca müvekkillerinin yerleşim yerleri olan İstanbul Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemeleri olduğunu, zamanaşımı ve hak düşürücü süre itirazlarının bulunduğunu, tazminat talepleri yönünden arabuluculuk başvurusunun yapılmadığını, talebin esas yönünden de yasaya aykırı olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, davacının hükümsüzlük talepleri bakımından davanın tefrik edildiği ve mahkemenin 2026/106 esasına kaydedildiği, zira davacının müvekkili adına tescilli markaya dayanarak tecavüzün tespiti vs. talepleri ile ve tazminat taleplerinin bulunduğu, bu talepler ile davalı adına tescilli markaların hükümsüzlüğü taleplerine dayalı davaların bir arada görülmesinde, 6769 sayılı SMK'nın 155. maddesi de göz önüne alındığında, hukuki yararın bulunmadığı gibi davaların biri hakkında verilecek kararın, diğerini de etkilemeyeceği, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2016/8249 Esas, 2016/7499 Karar sayılı kararında; davacı ve davalı tarafın markalarının tescilli olması halinde, markanın hükümsüzlüğü davasının davalının yerleşim yerinde görülmesi gerektiği, davalı şahsın adresinin ve davalı şirketin merkezinin İstanbul ili olduğu gerekçesiyle mahkemenin SMK 156/5. maddesi uyarınca yetkisizliğine, kararın kesinleşmesini müteakip yasal süre içerisinde (HMK m.20) talep edilmesi hâlinde, dosyanın yetkili Küçükçekmece 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'ne gönderilmesine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, anılan tefrik kararının usul ve dosya kapsamı itibarıyla isabetli olmadığını, zira eldeki uyuşmazlıkta davalar arasında açık, yoğun ve ayrılmaz nitelikte hukuki ve fiilî bağlantının bulunduğunu, HMK m.167 uyarınca tefrik kararının ancak, gerçekten yargılamayı kolaylaştırdığı, talepler arasında bağlantısızlık bulunduğu yahut ayrı inceleme yapılmasını zorunlu kılan istisnai bir durumun mevcut olduğu hâllerde hukuken meşru ve isabetli kabul edilebilir olacağını, oysa somut olayda, marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet iddiaları ile hükümsüzlük talebinin; aynı marka işaretine, aynı taraflara, aynı piyasa koşullarına, aynı kullanım olgularına, iltibas değerlendirmesine ve kötüniyet/öncelik iddialarına dayandığını, başka bir ifadeyle her iki talebin dayandığı maddi vakıaların ve hukuki inceleme zemininin, büyük ölçüde ortak olduğunu, nitekim kullanım örneklerinin, sosyal medya ve internet çıktılarının, ticari evrak, tanıtım ve pazarlama materyallerinin, tarafların piyasadaki faaliyet alanlarının, bilirkişi incelemeleri ile marka benzerliğine ve karıştırılma ihtimaline ilişkin yapılacak değerlendirmelerin, her iki dava bakımından da ortak nitelik arz ettiğini, söz konusu taleplerin farklı dosyalarda ve farklı mahkemelerde görülmesinin; aynı maddi vakıalara ilişkin farklı değerlendirmeler yapılması, çelişkili tespit ve gerekçeler oluşturulması riskini doğuracağı gibi, yargılamanın gereksiz şekilde uzamasına, yargılama giderlerinin artmasına ve usul ekonomisi ilkesinin ihlaline sebebiyet vereceğini, kaldı ki tefrik kararına gerekçe olarak ileri sürülen SMK m.155 hükmü kapsamında, hükümsüzlük talebinin tecavüz davasını etkilemeyeceği yönündeki yaklaşımın da somut olay bakımından yerinde olmadığını, zira hükümsüzlük talebinin aynı dava içerisinde ileri sürülmesinin amacının, yalnızca bir talebin diğerinin sonucunu doğrudan etkilemesi olmadığını, esasen bu tercihin; aynı marka işareti ve aynı vakıa örgüsü etrafında şekillenen uyuşmazlığın, çelişkisiz, bütüncül ve usul ekonomisine uygun biçimde çözümlenmesini sağlama amacına dayandığını, dolayısıyla hükümsüzlük talebinin aynı dava içerisinde ileri sürülmüş olmasının, maddi ve hukuki bağlantının bir sonucu olup, yargılamanın tek elden ve sağlıklı şekilde yürütülmesini temin etmeye yönelik bulunduğunu, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesinin 16.04.2021 T. 2021/644 E. 2021/529 K. sayılı kararında, YİDK iptali ile hükümsüzlüğün birlikte talep edilebilmesinin usul ekonomisi yönünden mümkün olduğu yönünde bir karar tesis ettiğini, eldeki dava konusu dosyalar arasında açık bir hukuki ve fiilî bağlantının bulunmakta olup, ayrı ayrı görülmelerinin, usul ekonomisi ilkesine aykırılık teşkil ettiğini, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesinin 2019/2530 E., 2019/2439 K. sayılı kararının da aynı yönde olduğunu ileri sürerek, yerel mahkemenin kararının istinaf incelemesi yapılarak talepleri doğrultusunda kaldırılmasını istemiştir.
GEREKÇE : Dava, marka hükümsüzlüğü ile birlikte açılan marka hakkına tecavüzün tespiti ve önlenmesi ile maddi ve manevi zararın tazmini istemlerine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda, 6769 sayılı SMK'nın 155. maddesi de göz önüne alındığında, davaların bir arada görülmesinde hukuki yararın bulunmadığı gibi davaların biri hakkında verilecek kararın, diğerini de etkilemeyeceği gerekçesiyle hükümsüzlük davasının asıl davadan ayrılmasına ve hükümsüzlük davası yönünden mahkemenin yetkisizliğine karar verilmiştir. Oysa marka hakkına tecavüz iddiası ile hükümsüzlük talebi aynı marka işaretine, aynı kullanım olgularına, aynı iltibas, öncelik hakkı, kötü niyet vb. iddialara dayanmaktadır. Diğer bir deyişle her iki talebin dayandığı maddi vakıalar ve incelenecek deliller büyük ölçüde ortaktır. Aynı taraflar arasındaki bu türden davalarda, marka benzerliğine ve karıştırılma ihtimaline ilişkin yapılacak değerlendirmelerin, her iki dava bakımından da ortak nitelik arz ettiğinden, bu türden istemlerin aynı davada birlikte ileri sürülebileceği tabiidir. Yine söz konusu taleplerin farklı dosyalarda ve farklı mahkemelerde görülmesi, aynı maddi vakıalara ilişkin farklı değerlendirmeler yapılmasına, çelişkili tespit ve gerekçeler oluşturulmasına, yargılama giderlerinin artmasına ve usul ekonomisi ilkesinin ihlaline sebebiyet verebileceği de açıktır. Ayrıca ilk derece mahkemesince tefrik kararına gerekçe olarak ileri sürülen SMK'nın 155. maddesi hükmü kapsamında, hükümsüzlük talebinin tecavüz davasını etkilemeyeceği yönündeki gerekçesi de yukarıdaki açıklamaları bertaraf edecek nitelikte değildir. Dolayısıyla somut uyuşmazlıkta HMK.'nın 167. maddesinde davaların ayrılması için aranan koşullar gerçekleşmemiştir. İlk derece mahkemesi ise anılan talepleri iki ayrı istem olarak değerlendirmiş ve hükümsüzlük istemi açısından davayı tefrik ederek yazılı gerekçelerle yetkisizlik kararı vermiştir. Oysa dava konusu olaya uygulanması gereken Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 156/3. maddesi "Sınai mülkiyet hakkı sahibi tarafından, üçüncü kişiler aleyhine açılacak hukuk davalarında yetkili mahkeme, davacının yerleşim yeri veya hukuka aykırı fiilin gerçekleştiği yahut bu fiilin etkilerinin görüldüğü yer mahkemesidir." hükmünü ve 4. maddesi de "Davacının Türkiye’de yerleşim yeri bulunmaması hâlinde yetkili mahkeme, davanın açıldığı tarihte sicilde kayıtlı vekilin işyerinin bulunduğu yerdeki ve eğer vekillik kaydı silinmişse Kurum merkezinin bulunduğu yerdeki mahkemedir." hükmünü haizdir. Bu durumda davacı vekili tarafından, hükümsüzlük talebi yanında, markaya tecavüzün giderilmesi de talep edildiğine göre, 6769 sayılı SMK.nun 156/3 ve 4. maddesi uyarınca iş bu dava, davacının ikametgâhı mahkemesinde veya suçun işlendiği veyahut tecavüz fiillerinin etkilerinin görüldüğü yerde açılabilir. (Y.11.HD. 03.10.2013 tarih ve 2012/18391 E.-2013/17416 K. bu doğrultudadır.) Bu itibarla mahkemece, davacı tarafından işbu davadaki istemlerin aynı davada birlikte incelenmesini talep etme hakkının bulunduğu, bu durumda dava konusu taleplerin birlikte ele alınıp incelenmesi gerektiği, davacının ikametgahının Ankara'da olduğu ve uyuşmazlığa bakmakla işbu davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan yasal durum itibariyle Ankara mahkemelerinin yetkili bulunduğu nazara alınarak, davalı tarafın yetki itirazının reddi ile işin esasına girilmesi gerekirken, davaların tefriki ile yazılı gerekçeyle hükümsüzlük davası yönünden, davanın yetki nedeniyle reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, HMK.’nın 353/1-a-3. maddesi gereğince, işin esası incelenmeden yerel mahkeme kararının kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi gerekmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-a-3. maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 3. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi 24/03/2026 gün ve 2026/106 Esas - 2026/124 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 2-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye GÖNDERİLMESİNE, 3-İstinaf kararının neden ve şekline göre, davacı vekilinin diğer istinaf itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, 4-Davacıdan peşin olarak alınan 732,00-TL maktu istinaf karar ve ilam harcının talep halinde davacıya iadesine, 5-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yapılacak yargılamada değerlendirilmesine, 6-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 7-İstinaf kararının tebliği ve harç işlemlerinin yerel mahkemesince yapılmasına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliği ile 11/09/2026 tarihinde HMK'nın 353/1-a-3 maddesi uyarınca KESİN olmak üzere karar verildi.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 11/09/2026
Başkan
Üye
Üye
Katip
Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.