Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1814 E. 2026/1508 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/1814
- Karar No
- 2026/1508
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2026/1814 - 2026/1508 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2026/1814 KARAR NO : 2026/1508 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 4. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 03/06/2026 NUMARASI : 2026/228 E. - 2026/250 K.
DAVANIN KONUSU : Marka Hükümsüzlüğü
Taraflar arasında görülen davada Ankara 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 03/06/2026 Tarih ve 2026/228 Esas - 2026/250 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ : Davacı vekili, müvekkilinin 2020/43855 numaralı ''...'' ibareli tescilli markasıyla özel öğrenme güçlüğü, disleksi eğitimi ve danışmanlık hizmetleri alanında uzun süredir faaliyet göstermekte olup, müvekkilinin ticaret unvanının da “...'' olduğunu, müvekkilinin markasını fiilen disleksi eğitimi, öğrenci danışmanlığı, bireysel gelişim ve rehberlik hizmetleri kapsamında kullandığını, her ne kadar müvekkilinin markasının 41. sınıfta tescilli olsa da, sunulan hizmetlerin mahiyeti gereği faaliyet alanının eğitimle bağlantılı 35 ve 42. sınıf hizmetlerini de kapsar nitelikte bulunduğunu, davalıya ait 2022/190850 tescil numaralı “...” ibareli markanın, müvekkiline ait marka ile 35, 41 ve 42. sınıf hizmetler bakımından, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 25. vd. maddeleri uyarınca iltibas yaratacak derecede benzer olması nedeni ile karıştırılma ihtimalinin bulunduğunu, davalının müvekkilinin markasıyla aynı/benzer ibareleri ticari tanıtımlarında kullanmak suretiyle marka hakkına tecavüz ettiğini ileri sürerek, davalının markasının hükümsüzlüğüne, davalının fiillerinin marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet oluşturduğunun tespiti ile önlenmesine, durdurulmasına ve giderilmesine; hüküm özetinin ilanına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, haksız rekabet hükümleri uyarınca yapılan tazminat talepleri yönünden TTK 4/d maddesi hükümleri uyarınca işbu davanın ticari dava niteliğinde olup, görevli mahkemenin Asliye Ticaret Mahkemeleri olduğunu, ayrıca dava konusunun tazminat talebini içerdiğinden ve ticari işletmeleri ilgilendirdiğinden, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/a maddesi hükümleri uyarınca arabuluculuk dava şartının yerine getirilmemiş olması sebebiyle davanın usulden reddine karar verilmesinin gerektiğini, HMK 6. maddesine göre yetkili mahkemenin “davalı gerçek ya da tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesi" anlamında, müvekkilinin "..." adresi yönünden, İstanbul Anadolu Mahkemeleri olduğunu, davanın esas yönünden de hukuka aykırı bulunduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, hükümsüzlük talebine yönelik açılan davanın, yetki itirazının değerlendirilmesi için 2025/524 Esas sayılı asıl dosyadan tefrik kararı verilerek 2026/228 Esasına kaydının yapıldığı, davaya konu 2022/190850 sayılı markanın sahibi olan davalı firmanın adresinin "..." olduğu, davalı tarafın da cevap dilekçesi ile yetki itirazında bulunduğu gerekçesiyle SMK 156/5 maddesi ile HMK 6/1 maddesine göre yetki itirazının kabulü ile mahkemenin yetkisizliğine, dosyanın İstanbul Anadolu Nöbetçi Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, davacının da tescilli marka sahibi olup, uyuşmazlıkta SMK m.156/3 hükmünün değerlendirilmesinin gerektiğini, somut olayda davacının kendi marka hakkını korumak amacıyla dava açmış olup, müvekkilinin yerleşim yerinin Ankara olduğunu, uyuşmazlığın yalnızca marka hükümsüzlüğü talebinden ibaret olmayıp, asıl davada; marka hakkına tecavüz, haksız rekabet, marka hakkının korunması iddialarının ileri sürüldüğünü, hükümsüzlük talebinin bu uyuşmazlığın ayrılmaz bir unsuru bulunduğunu, yerel mahkemenin uyuşmazlığın bütününü değerlendirmeksizin, yalnızca hükümsüzlük talebini esas aldığını ve bu talebi diğer taleplerden ayırarak yetki incelemesi yaptığını, hükümsüzlük talebinin tefrik edilmesinin usul ekonomisine aykırı olduğunu, aynı markalar hakkında farklı mahkemelerde ayrı yargılamalar yürütülmesinin; çelişkili kararlar verilmesi riskini doğurduğunu, gereksiz yargılama giderlerine neden olduğunu, yargılamanın uzamasına yol açtığını, usul ekonomisi ilkesine aykırı sonuçlar doğuraması bakımından hatalı bir karar olacağını, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2012/18391 E. 2013/17416 K., 2015/26 E. 2015/1140 K. sayılı kararlarının da bu yönde olduğunu ileri sürerek, yerel mahkemenin kararının istinaf incelemesi yapılarak talepleri doğrultusunda kaldırılmasını istemiştir.
GEREKÇE : Dava, marka hükümsüzlüğü ile birlikte açılan marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti ve önlenmesi istemlerine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda, davalının yerleşim yeri adresinin İstanbul'da olduğu ve 6769 sayılı SMK'nın SMK 156/5 maddesi uyarınca İstanbul Mahkemelerinin yetkili bulunduğu gerekçesiyle hükümsüzlük davasının asıl davadan ayrılmasına ve hükümsüzlük davası yönünden mahkemenin yetkisizliğine karar verilmiştir. Oysa marka hakkına tecavüz iddiası ile hükümsüzlük talebi aynı marka işaretine, aynı kullanım olgularına, aynı iltibas, öncelik hakkı, kötü niyet vb. iddialara dayanmaktadır. Diğer bir deyişle her iki talebin dayandığı maddi vakıalar ve incelenecek deliller büyük ölçüde ortaktır. Aynı taraflar arasındaki bu türden davalarda, marka benzerliğine ve karıştırılma ihtimaline ilişkin yapılacak değerlendirmelerin, her iki dava bakımından da ortak nitelik arz ettiğinden, bu türden istemlerin aynı davada birlikte ileri sürülebileceği tabiidir. Yine söz konusu taleplerin farklı dosyalarda ve farklı mahkemelerde görülmesi, aynı maddi vakıalara ilişkin farklı değerlendirmeler yapılmasına, çelişkili tespit ve gerekçeler oluşturulmasına, yargılama giderlerinin artmasına ve usul ekonomisi ilkesinin ihlaline sebebiyet verebileceği de açıktır. Dolayısıyla somut uyuşmazlıkta HMK.'nın 167. maddesinde davaların ayrılması için aranan koşullar gerçekleşmemiştir. İlk derece mahkemesi ise anılan talepleri iki ayrı istem olarak değerlendirmiş ve hükümsüzlük istemi açısından davayı tefrik ederek yazılı gerekçelerle yetkisizlik kararı vermiştir. Oysa dava konusu olaya uygulanması gereken Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 156/3. maddesi "Sınai mülkiyet hakkı sahibi tarafından, üçüncü kişiler aleyhine açılacak hukuk davalarında yetkili mahkeme, davacının yerleşim yeri veya hukuka aykırı fiilin gerçekleştiği yahut bu fiilin etkilerinin görüldüğü yer mahkemesidir." hükmünü ve 4. maddesi de "Davacının Türkiye’de yerleşim yeri bulunmaması hâlinde yetkili mahkeme, davanın açıldığı tarihte sicilde kayıtlı vekilin işyerinin bulunduğu yerdeki ve eğer vekillik kaydı silinmişse Kurum merkezinin bulunduğu yerdeki mahkemedir." hükmünü haizdir. Bu durumda davacı vekili tarafından, hükümsüzlük talebi yanında, markaya tecavüzün giderilmesi de talep edildiğine göre, 6769 sayılı SMK.nun 156/3 ve 4. maddesi uyarınca iş bu dava, davacının ikametgâhı mahkemesinde veya suçun işlendiği veyahut tecavüz fiillerinin etkilerinin görüldüğü yerde açılabilir. (Y.11.HD. 03.10.2013 tarih ve 2012/18391 E.-2013/17416 K. bu doğrultudadır.) Bu itibarla mahkemece, davacı tarafından işbu davadaki istemlerin aynı davada birlikte incelenmesini talep etme hakkının bulunduğu, bu durumda dava konusu taleplerin birlikte ele alınıp incelenmesi gerektiği, davacının ikametgahının Ankara'da olduğu ve uyuşmazlığa bakmakla işbu davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan yasal durum itibariyle Ankara mahkemelerinin yetkili bulunduğu nazara alınarak, davalı tarafın yetki itirazının reddi ile işin esasına girilmesi gerekirken, davaların tefriki ile yazılı gerekçeyle hükümsüzlük davası yönünden, davanın yetki nedeniyle reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, HMK.’nın 353/1-a-3. maddesi gereğince, işin esası incelenmeden yerel mahkeme kararının kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi gerekmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-a-3. maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi 03/06/2026 gün ve 2026/228 Esas - 2026/250 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 2-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye GÖNDERİLMESİNE, 3-İstinaf kararının neden ve şekline göre, davacı vekilinin diğer istinaf itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, 4-Davacıdan peşin olarak alınan 732,00-TL maktu istinaf karar ve ilam harcının talep halinde davacıya iadesine, 5-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yapılacak yargılamada değerlendirilmesine, 6-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 7-İstinaf kararının tebliği ve harç işlemlerinin yerel mahkemesince yapılmasına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliği ile 11/09/2026 tarihinde HMK'nın 353/1-a-3 maddesi uyarınca KESİN olmak üzere karar verildi.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 11/09/2026
Başkan
Üye
Üye
Katip
Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.