İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2026/998 E. 2026/742 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2026/998
Karar No
2026/742
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2026/998 Esas KARAR NO : 2026/742

DAVA : İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 07/03/2026 KARAR TARİHİ : 15/09/2026

Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili tarafından sunulan dava dilekçesinde özetle; müvekkili ... ile borçlu şirket arasında ticari ilişki bulunduğunu, müvekkilinin toplam 709 bin adet maskeyi karşı tarafa teslim ettiğini, ... numaralı 14.06.2025 tarihli 178.200,00 TL tutarlı faturanın, ... numaralı 19.06.2025 tarihli 62.040,00 TL tutarlı faturanın, ... numaralı 30.06.2025 tarihli 99.000,00 TL tutarlı faturanın, ... numaralı 08.07.2025 tarihli 95.700,00 TL tutarlı faturanın ve ... numaralı 17.07.2025 tarihli 33.000,00 TL tutarlı faturanın mevcut olduğunu, tüm fatura ve irsaliyeler sonrası 05/08/2025 tarihinde caride mutabık kalındığını, bu alacaklar nedeniyle ... 8. İcra Dairesi'nin ... E. sayılı dosyası üzerinden ilamsız icra takibi başlatıldığını, toplam alacak tutarının 467.940,00 TL olduğunu, takipte kesinleşen alacak miktarının 519.825,92 TL olarak belirlendiğini, ... 8. İcra Dairesi tarafından tebliğ edilen ödeme emrine borçlu şirketin haksız ve kötü niyetli itirazda bulunduğunu, taraflar arasındaki ticari ilişkinin ve mail mutabakatının inkar edilmesinin kötü niyetli olduğunu, ... Arabuluculuk Bürosu'nun ...sayılı dosyasında 14.10.2025 tarihinde başlayan sürecin 21.11.2025 tarihinde anlaşamama ile sonuçlandığını, borçlu şirketin ödeme iradesi göstermediğini, İcra ve İflas Kanunu'nun 67. maddesi uyarınca itirazın iptalinin gerektiğini, borçlunun haksız itirazı nedeniyle alacağın yüzde 20'sinden az olmamak üzere 103.965,18 TL tutarında icra inkar tazminatına hükmedilmesinin zorunlu olduğunu, icra takibinin devamına karar verilmesi gerektiğini, davalı yanın taşınır ve taşınmaz varlıkları üzerine teminatsız olarak satılamaz şerhi konulmasını, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı tarafından sunulan cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafın ... 8. İcra Dairesi nezdindeki ...Esas sayılı takip dosyasına yapılan itirazın iptali istemiyle dava açıldığını, ancak davacının ileri sürdüğü alacak miktarının gerçek durumu yansıtmadığını ve hatalı hesaplamalara dayandığını, taraflar arasında ticari ilişki bulunmasına rağmen talep edilen tutarda bir borcun mevcut olmadığını, davacının dayandığı cari hesap ekstresi ve faturalarda yanlışlıklar ile mükerrer kayıtlar bulunduğunu, mahsuplaşmaların dikkate alınmadığını, ibraz edilen faturaların bir kısmının daha önce kısmen veya tamamen ödendiğini, cari hesapta bu ödemelerin hesaba katılmadığını, taraflar arasında gerçekleşen mal iadelerinin göz ardı edildiğini, sunulan hesap ekstresinin tek taraflı düzenlendiğini, gerçek borç miktarının belirlenmesi için şirket defterleri, kayıtları ve banka hesap hareketleri üzerinde bilirkişi incelemesi yapılması gerektiğini, inceleme neticesinde iddia edilen meblağdan daha düşük bir bakiye bulunduğunun veya bazı kalemler yönünden borç doğmadığının ortaya çıkacağını, alacağın likit olmadığını ve tartışmalı olduğunu, bu nedenle icra inkar tazminatı talebinin yersiz olduğunu, davacı tarafın iddialarının mesnetsiz bulunduğunu, davanın usul ve esastan reddine karar verilmesi gerektiğini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesini ve delillerin toplanarak bilirkişi incelemesi yapılmasını talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE YARGILAMANIN ÖZETİ: Taraflar arasındaki uyuşmazlığın; Taraflar arasındaki ticari ilişkiye dayalı olarak başlatılan icra takibine davalı borçlu tarafından yapılan itirazın iptali mahiyetinde olduğu görüldü. Mahkememizce Yapılan İşlemler ve Toplanan Deliller: 1-Mahkememizce tensip zaptı hazırlanmış ve taraflara duruşma gününü bildirir meşruhatlı davetiye usulüne uygun olarak tebliğ edilmiştir. 2-Mahkememizce: a-Tarafların Ba-Bs formları için ilgili vergi dairelerine müzekkereler yazılmıştır. 3- Bilirkişi tarafından mahkememize 22/06/2026 tarihinde sunulan raporda özetle; "Dosya kapsamına sunulan Davacı ve Davalı tarafa Ait Satış Karşılaştırılmalı bildirimi ve davacı ticari defter kayıtları birlikte incelendiğinde; davacı tarafından 2025 yıllarında davalıya düzenlenen faturalara ilişkin olarak Form BS bildirimlerinin verildiği anlaşılmaktadır. Taraflar Arasında 2025 yıllarında 467.940,00TL Tutarında Hizmet faturası kestiği, davalı tarafın bu faturalara istinaden davacı yana Ödeme Yapılmadığı bu Hususta Davacının yanın davalıdan kaydı olarak 31.12.2025 Tarihi İtibariyle 467.940,00TL tutarında alacaklı olduğu" şeklinde tespit yapılmıştır. 4-Bilirkişi raporu taraflara tebliğ edilmiştir. Delillerin Değerlendirilmesi ve Kararın Hukuki Gerekçeleri: Davacı Mahkememiz nezdinde açmış olduğu dava ile taraflar arasındaki ticari ilişki bulunduğunu, cari hesap nedeniyle davalıdan alacaklı bulunduğunu, davalının alacağı ödemediği gibi başlatılan icra takibine de itiraz ettiğini davalının itirazının iptaline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ise sunduğu cevap dilekçesinde; taraflar arasında ticari ilişki olsa da takibe konu miktar kadar borçlu olmadığını, davacının hatalı hesaplama yaptığını iddia ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkememizce tarafların ticari defter ve kayıtlarının incelenmesi için bilirkişi görevlendirilmiş olup, davacının ticari defterlerinin usul ve yasaya uygun olarak tutulduğu, yasal süresi içerisinde açılış ve kapanış tasdiklerinin yaptırıldığı, sahibi lehine delil vasfına haiz olduğu tespit edilmiştir. Davalı tarafından Mahkememizce belirlenen ve davalıya tebliğ edilen kesin süreli inceleme gününde ticari defter ve kayıtların incelemeye sunulmadığı anlaşılmıştır. Davacının ticari defter ve kayıtları incelendiğinde; taraflar arasında 2025 yılı içerisinde ticari ilişkinin bulunduğu, davacı tarafından kesilen takibe konu faturalardan kaynaklı olarak davacının davalıdan 467.940,00-TL alacaklı olduğu tespit edilmiştir. Davacı tarafından davalıya düzenlenen faturaların e-fatura niteliğinde olduğu, sistem üzerinden kendiliğinden davalıya tebliğ edildiği, davalı tarafından 6102 sayılı Kanun'un 21/2. Maddesine göre faturalara yasal süresi içerisinde itiraz ve iade edildiğine dair herhangi bir delil sunulmadığı anlaşılmıştır. 6102 sayılı Kanun'un 21. Maddesinin 2. Fıkrası şu şekildedir: "Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır." Bu kapsamda davacı tarafından davalıya kesilen faturalara davalı tarafından 6102 sayılı Kanun'un 21. Maddesinin 2. Fıkrası gereğince yasal süresi içerisinde itiraz edilmediği gibi faturaların tamamının davalı tarafından BA formu ile vergi dairesine bildirildiği bu suretle faturaların içeriğinin davacı lehine kesinleştiği sabittir. . Bilindiği üzere fatura kesilmiş olması tek başına alacağı ispat etmemekte olup, alacaklının faturaya konu satış sözleşmesindeki malı teslim ettiğini de ispat etmesi gerekmektedir. Buna karşılık alacaklı satıcı tarafından kesilen faturaların davalı borçlu tarafından vergi dairesine BA formu ile bildirilmesi halinde faturaya konu malın teslim edildiği dolayısıyla faturanın içeriğinin kesinleştiği bu suretle alacaklı lehine karine teşkil etmekte olup, bu durumda aksini ispat yükü davalı - borçluya geçmektedir. Nitekim İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 53. Hukuk Dairesi ...E., ...K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "Dosya kapsamına göre davacı tarafça takip dayanağı yapılan faturanın davalı iş sahibi tarafından muhasebesel işlem olarak BA/BS formu ile kullandığı anlaşılmakla , Yargıtay'ca taraflarca düzenlenen BA/BS formları ve Vergi Dairesine yapılan bildirimlerin fatura konu malın teslim edildiğine, işin yapıldığına ilişkin karine oluşturduğu ,bu durumda bunun aksinin ispat edilmesi gerektiği kabul edildiğinden, davalının da bu yönde ispatı bulunmadığından mahkemece davacı tarafından işin yapılıp teslim edildiği kabul edilerek ödendiği usulen kanıtlanamayan bakiye iş bedeline hükmedilmesinde usul yasa ve dosya kapsamına aykırı bir durum olmadığı anlaşılmakla, davalı vekilinin istinaf talebinin reddine karar vermek gerekmiştir." Yargıtay 11. Hukuk Dairesi ise ... E.,... K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "İstinaf Mahkemesince iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, takip dayanağının, toplamı KDV hariç 270.002,16 TL, KDV dahil 318.602,55 TL olan iki faturanın olduğu, davacının usulüne uygun tutulan ticari defterlerine kayıtlı oldukları, davalının ticari defterlerinde ise yer almadıkları, ancak davalıların oluşturduğu iş ortaklığı Vergi Dairesine verdiği 2018/4 dönemine ait BA formu ile davacı ...'dan iki belgeye dayalı olarak KDV hariç 270.002,00 TL'lik mal ve hizmet aldığı, faturaların adedi ve tutarlarının toplamının beyan edilen miktarla örtüştüğü, davalı tarafın resmi bir kuruma dava konusu malları teslim aldığına yönelik beyanı kendisini bağladığı, dava tarihinden sonra 2018/4 dönemi BA formuna yönelik düzeltme beyanı verilmesinin de sonuca etkisinin olmadığı, bu durumda faturaya konu malların teslim edilmiş olduğu ve davalı tarafından ödeme belgesininde sunulmadığı, ayrıca faturadan kaynaklanan alacağın likit ve bilinebilir mahiyette olması nedeniyle mahkemece icra inkar tazminatına hükmedilmesinde yasaya aykırı herhangi bir yön bulunmadığı gerekçesiyle davalılar vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. Karar, davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir." Bu bağlamda davaya konu somut olay değerlendirildiğinde; davacı tarafından davalıya kesilen takibe konu faturaların tamamının davalı tarafından BA formu ile vergi dairesine bildirildiği, davalı tarafından faturalara yönelik olarak 6102 sayılı Kanun'un 21/2. Maddesine göre yasal süresi içerisinde itiraz ve iade edilmediği, bu suretle fatura içeriklerinin ve alacağın davacı lehine kesinleştiği, yine davalı tarafından BA formu ile faturaların vergi dairesine bildirilmiş olması gözetildiğinde malların teslim edildiğinin ve alacağın miktarının davacı lehine kesinleştiğinin karine kabul edilmesi gerektiği ve davacının alacağını ispatladığı değerlendirilmiştir. Mahkememizce alınan bilirkişi raporu incelendiğinde; takip tarihi itibariyle davacının ticari defter ve kayıtlarına göre davalının davacıya 467.940,00-TL borçlu olduğu anlaşılmaktadır. Davacının alacağını ispatladığı gözetildiğinde, aksini ispat yükünün davalı üzerine geçtiği, davacının malları teslim ettiğini ve alacağını ispatladığı gözetildiğinde borcun ödendiğini ispat yükünün davalı üzerinde olduğu, davalı tarafından ticari defter ve kayıtların kesin süre içerisinde tebligata rağmen inceleme gününde hazır edilmediği, 6100 sayılı Kanun'un 220. Maddesinin 3. Fıkrası ve 222. Maddesinin 3. Fıkrası gereğince davacının ticari defter ve kayıtlarının delil olarak kabul edilmesi gerektiği, davalının aksini ispatlayamadığı anlaşılmıştır. Davalı vekili tarafından sunulan bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde; davalının defterlerinin incelenmediği ve süre verilmediği iddia edilmiş ise de; Mahkememizce 12.05.2026 tarihli celsede 3 hafta sonrası tarihe isabet eden 01.06.2026 tarihine defter inceleme günü verildiği, defterlerin Mahkememiz duruşma salonunda hazır edilmesi için taraflara kesin süre verildiği, ayrıca aynı duruşma zaptında taraflarca defterlerin yerinde incelenmesi için talepte bulunabilecekleri ve talep usulünün ve adresin bildirilmesi halinde yerinde inceleme yapılabileceğinin ihtar edildiği, söz konusu duruşma zaptının davalı vekiline e-tebliğ ile tebliğ edildiği, 17.05.2026 tarihinde söz konusu duruşma zaptının tebliğine rağmen davalı tarafından inceleme gününde defterler Mahkememiz nezdinde hazır edilmediği gibi yerinde incelemenin gereğinin de yerine getirilmediği anlaşılmakla davalının bilirkişi raporuna itirazına itibar edilmemiştir. Nitekim Yargıtay 15. Hukuk Dairesi ... Esas, ...Karar sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "..ticari davalarda yani iki tarafın tacir olduğu ve dava konusunun ticari işletmeleri ile ilgili olduğu davalarda ticari defterler ile sözleşme ilişkisinin veya alacak miktarının ispatı mümkündür. Ticari defterler kesin delillerdendir. Yasada delil vasfı taşıdığı takdirde aksinin yazılı veya kesin delillerle ispatı gerektiği düzenlenmiş olduğundan, yasanın ticari defterleri kesin delil olarak düzenlediği açıkça anlaşılmaktadır. Ticari defterler kesin delillerden ise de ancak HMK 222. maddedeki koşullar çerçevesinde ispat aracı olabilir. Ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması gerekir. Bir taraf kendi defterlerine delil olarak dayanmış ise karşı tarafın ticari defterlerine dayanılmamış olsa da karşı taraf defterlerinin incelenmesi zorunludur. Çünkü tarafın ticari defterleri yasada belirtildiği üzere karşı tarafın ticari defterleri ile uyumlu olduğu takdirde lehine delil olabilecektir. Karşı taraf defterleri incelenmediği takdirde dayanan tarafın kendi defterindeki kayıtların lehe delil olması mümkün değildir. Davacının da bu durumu bilerek ticari defterlere delil olarak dayandığı ve karşı tarafın ticari defterlerinin de incelenmesini istediği kabul edilmelidir. Aksinin kabulü halinde davacının ticari defterleri tek başına delil niteliği taşımadığından dayanılan böyle bir delilin incelenmesine gerek de olmayacaktır. Karşı taraf ticari defterlerini sunar ise birlikte incelenip değerlendirildiğinden delil olup olmadığı sonucuna göre değerlendirilebilecektir. Karşı taraf ticari defterlerini sunmadığı takdirde ise bu davranışı ile kendi ticari defterlerinin davacı defterleri ile uyumlu olup olmadığının incelenmesine engel olduğundan, engel olduğu sonucun varlığını kabul etmiş sayılmalıdır. Tacir olup ticari defter tutmak zorunda olan taraf, ticari defterleri bulunmadığını ileri süremeyeceğinden verilen kesin süreye rağmen ibraz etmediği takdirde, belgenin elinde olmadığına dair yemin etmesine gerek olmaksızın HMK 220/3. madde gereğince sunmaktan kaçındığı belgelerdeki (ticari defterlerindeki) kayıtların, karşı taraf defterindeki kayıtlara uygunluğunu mahkeme kabul edebilir. Aksinin kabulü durumunda; karşı tarafın ticari defterlerini sunmaması halinde sunan tarafın muntazam tutulmuş ticari defterlerinin lehe delil olarak kabul edilemeyeceği şeklinde bir sonuç ortaya çıkar ki bu ticari defterleri ve karşı taraf elinde olduğu ileri sürülen belgeleri delil olarak kabul edip sunulmaması halinde sonuçlarını belirleyen HMK'ndaki açık düzenlemelere aykırı bir yorum olacaktır." İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi ise ... Esas ve ... Karar sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "Somut olayda, davalı müflis şirket kesin süreye rağmen, 2014 ve 2015 yılı ticari defter ve kayıtlarını sunmamıştır. Yukarıdaki Yargıtay kararında belirtildiği üzere mahkemece, HMK 220/3. madde gereğince, davalının sunmaktan kaçındığı belgelerdeki (ticari defterlerindeki) kayıtların, karşı taraf defterindeki kayıtlara uygunluğunun kabul edebilmesi mümkündür. Bu durumda davacının sunduğu defter ve kayıtlara göre davacının cari hesap alacağı ve karşılıksız çıkan çeklerden dolayı 192.019,70 TL alacağı bulunduğunun kabul edilmesi gerekir." İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi de ... E., ... K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "Öte yandan taraflardan birinin diğer deliller yanında karşı tarafın ticarî defterlerine dayanmasıyla karşı taraftan ticarî defterlerin ibrazının istenilmesi, ancak ticarî defterlerin ibrazından kaçınılması durumunda, HMK’nın belgelerin ibraz mecburiyetini içeren 219 ve devamındaki hükümler uygulama alanı bulacaktır. Bu çerçevede HMK’nın 220/3. maddesinde düzenlenen belgenin ibraz yükümlülüğüne aykırı davranışın sonucunda, HMK’nın 222/5. maddesindeki düzenlemeden farklı olarak hâkime takdir hakkı tanınmış olup hâkim, ibraz edilmeyen belgenin/ticarî defterin içeriği hakkında, somut durumun niteliğine uygun düştüğü ölçüde yapacağı değerlendirme sonrasında ibrazı isteyen diğer tarafın beyanının kabul edilip edilemeyeceğine karar verecektir (Pekcanıtez, Özekes, Akkan, Korkmaz, s. 1834).(Yargıtay HGK'nın 27.01.2022 tarihi ve ...E. -...K. sayılı kararı ) Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı tarafça bedeli ödenmediği iddia olunan dava konusu cari-açık hesaba ilişkin faturalar ile satılan emtianın davalı tarafa teslim edildiği ileri sürülerek anılan hususların ispatı için diğer deliller yanında her iki tarafın ticarî defterlerine dayanıldığı, yargılama sırasında ticarî defterlerin ibrazı için mahkemece verilen süreler sonrasında ise davalı tarafça, herhangi bir mazeret ileri sürülmeksizin ticarî defterlerin dosyaya ibraz edilmediği anlaşılmaktadır. Davacı tarafça ileri sürülen iddiaların ispatı için davalının ticarî defterleri yanında diğer delillere de dayanılmış olup davalının ticarî defterlerinin ibrazı ve bundan kaçınmanın sonuçlarına ilişkin olarak uygulama alanı bulacak olan düzenlemeler HMK’nın 219 ve 220. maddeleridir. Her ne kadar mahkemece, davacıya yemin delili hatırlatılarak, davalının şirket yetkilisi ise yemin ettiği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmişse de, belgelerin/ticarî defterlerin mazeretsiz olarak ibraz edilememelerinin sonuçlarını düzenleyen HMK’nın 220. maddesinin uygulanmasına engel teşkil etmez. Zira ileri sürülen hususların ispatında münhasıran davalı defterlerine dayanılmamış olması durumunda uygulanmayacak hüküm TTK’nın 83/2. maddesi olup somut olay bakımından HMK’nın 220. maddesi geçerliliğini korur(Yargıtay HGK'nın 17.02.2022 tarihi ve ... E. -...K. sayılı kararı). Yargılama sırasında davacının ticarî defterleri üzerinde gerçekleştirilen bilirkişi incelemesi sonucu dosya arasına alınan bilirkişi kök ve ek raporunda; davacının ticarî defterlerine göre 10,998,66 TL alacaklı olduğu belirlenmiştir. Öte yandan dava konusu satışa ilişkin faturaların ve malların davalı tarafa teslim edilip edilmediği hususlarındaki belirsizliği gidermek amacıyla davalının ticarî defterlerinin ibrazı istenmiş olmakla birlikte davalı tarafından ticarî defterler ibraz edilmediği gibi buna ilişkin herhangi bir mazeret de ileri sürülmemiştir. Mevcut durum itibariyle satılan mallara ilişkin faturaların davalının ticarî defterlerinde kayıtlı olup olmadığı hususunun, taraflar arasında çekişme konusu vakıalar ve davanın aydınlatılması kapsamında belirlenmesi zorunludur. Dolayısıyla HMK’nın 220/1. maddesi çerçevesinde davalının ticarî defterlerinin, davacı tarafça ileri sürülen hususların ispatına elverişli olduğu ve ibrazına ilişkin talebin kanuna uygun olduğu açıktır. Davalı tarafa ticarî defterlerin ibraz edilmemesi hâlinde HMK’nın 220/3. maddesi gereğince ortaya çıkacak sonuçların ihtar edilmiş olması ve davalı tarafça ibraz etmeme nedenine ilişkin herhangi bir mazeretin sunulmamış olması karşısında mahkemece, HMK’nın 220/3. maddesi ve ticarî defterlerin ibrazına ilişkin hükümler çerçevesinde yapılacak değerlendirme sonrasında hâsıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekir. Davalı taraf ticari defterlerini sunmadığı takdirde bu davranışı ile kendi ticari defterlerinin davacı defterleri ile uyumlu olup olmadığının incelenmesine engel olduğundan, engel olduğu sonucun varlığını kabul etmiş sayılması gerekir. Tacir olup ticari defter tutmak zorunda olan taraf, ticari defterleri bulunmadığını ileri süremeyeceğinden verilen kesin süreye rağmen ibraz etmediği takdirde, belgenin elinde olmadığına dair yemin etmesine gerek olmaksızın HMK 220/3. madde gereğince sunmaktan kaçındığı belgelerdeki (ticari defterlerindeki) kayıtların, karşı taraf defterindeki kayıtlara uygunluğunu mahkeme kabul edebilir(Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 12/09/2017 tarih, ... Esas ve ...Karar sayılı İlamı - Yargıtay 11. HD'nin 07/02/2017 tarih ve ... Esas -... karar sayılı ilamı - Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 28/01/2016 Tarih, ...Esas ve ... Karar sayılı ilamı). Davacının ticari defterlerinin, Türk Ticaret Kanunu'na ve Türkiye Muhasebe Standartları Kurulunun düzenlemelerine göre usulüne uygun tutulmuş olması ayrıca alacağın konusunu oluşturan faturaların mevcut olması karşısında belgeleme ve kaydın belgeye(evrak-ı müsbiteye) dayanması ilkesine uygun olması nedeni ile davacı lehine delil teşkil edeceğinin kabulü gerekir. Hal böyleyken mahkemece, davanın ispatlanamadığından bahisle reddine karar verilmesi isabetli olmamıştır." Bu bağlamda tüm dosya kapsamı değerlendirildiğinde; takip tarihinde davacının davalıdan 467.940,00-TL alacaklı olduğunu ispatladığı, davalının ise borcun tamamının ödendiğine dair aksini ispatlayan herhangi bir delil veya belge sunmadığı gibi ayıp, eksik teslim vs. gibi bir iddia veya savunmasının da olmadığı gibi herhangi bir delil de sunmadığı anlaşılmakla 467.940,00-TL asıl alacak üzerinden davalının itirazının iptali ile takibin devamına karar vermek gerekmiştir. Davacı tarafından takibe kadar işlemiş faiz de talep edilmiş ise de takip tarihinden önce davalının temerrüde düşürüldüğüne dair herhangi bir ihtar veya delil sunulmadığı anlaşılmakla işlemiş faiz yönünden davalının itirazın iptali talebinin reddine karar vermek gerekmiştir. Davalı tarafından faiz oranına da itiraz edilmiş olup, davacı tarafından avans faiz talep edildiği, davalı tarafından daha düşük oranda bir akdi faizin kararlaştırıldığının ispat edilememesine göre davacının işleyecek faiz oranı talebinin usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmakla davalının 3095 sayılı Kanun'un 2/2. Maddesine göre işleyecek faiz oranı yönünden işleyecek faize itirazının da iptaline karar vermek gerekmiştir. Takibe konu alacağın faturaya dayalı likit olduğu bu suretle tazminat koşullarının oluştuğu anlaşılmakla itirazın iptaline karar verilen asıl alacağın %20'si oranında hesaplanan 93.588,00-TL tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine de karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. Hüküm; Ayrıntısı ve yasal gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davanın KISMEN KABUL, KISMEN REDDİNE, Buna göre; davaya konu ... 8. İcra Dairesi'nin ... E. Sayılı takip dosyasında 467.940,00-TL asıl alacak ve 3095 sayılı Kanun'un 2/2. Maddesine göre işleyecek faiz oranı yönünden davalının itirazının İPTALİNE, takibin DEVAMINA, fazlaya ilişkin talebin REDDİNE, 2-İtirazın iptaline karar verilen asıl alacağın %20'si oranında hesaplanan 93.588,00-TL tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 3-Harçlar yasası uyarınca davanın kabul edilen kısım yönünden alınması gereken 31.964,98 TL harçtan peşin alınan 8.877,33 TL harcın mahsubu ile bakiye 23.087,65 TL karar harcının davalıdan tahsiliyle hazineye İRAD KAYDINA, 4- Harçlar yasası uyarınca davacı tarafından yatırılan 8.877,33 TL peşin harç ve 732,00 TL başvurma harcı davalıdan tahsili ile davacıya VERİLMESİNE, 5-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden kabul edilen miktar üzerinden hesaplanan A.A.Ü.T.'ye göre alınması gereken 74.870,40 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, 6- Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden reddedilen miktar üzerinden hesaplanan A.A.Ü.T.'ye göre alınması gereken 45.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE, 7-Davacı tarafından yapılan 10.000,00 TL bilirkişi ücreti ve 197,90 TL posta gideri olmak üzere toplam 10.197,90 TL yargılama giderinden kabul-red oranına göre belirlenen 9.180,00 TL yargılama giderinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine, geri kalan bakiyenin davacı üzerinde bırakılmasına, kalan gider avansının karar kesinleştiğinde davacı tarafa iadesine, davalı tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 8- Kabul red oranına göre belirlenen 4.140,46 TL Arabulucu ücretinin davalıdan tahsiliyle hazineye irad kaydına, Yine Kabul red oranına göre belirlenen 459,54 TL Arabulucu ücretinin davacıdan tahsiliyle hazineye irad kaydına, Dair; Gerekçeli mahkeme kararının taraflara tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde istinaf yolu açık olduğuna dair davacı ve davalı vekilinin yüzüne karşı verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.15/09/2026

Katip ¸e-İmzalıdır.

Hakim ¸e-İmzalıdır.

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2026/998, K. 2026/742, T. 15.09.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2026-998-e-2026-742-k-dfbde8f68e6e