Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1726 E. 2026/86 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/1726
Karar No
2026/86
Karar Tarihi

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 41. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2026/1726 - 2026/86 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 41. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO : 2026/1726 KARAR NO : 2026/86 (KARARI KALDIRARAK YENİDEN ESAS HAKKINDA KARAR)

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R

BAŞKAN : ÜYE : ÜYE : KATİP :

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 1. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 11/07/2024 NUMARASI : 2020/14 E. - 2024/348 K. DAVACI : VEKİLİ : Av. DAVALI : 1- VEKİLİ : Av. DAVALI : 2- DAVANIN KONUSU : Marka ile İlgili Kurum Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü

Taraflar arasında görülen davada Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 11/07/2024 tarih ve 2020/14 E. - 2024/348 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ : Davacı vekili, davalı şirketin 2019/06627 sayılı "..." ibareli markanın 09. sınıfta adına tescili başvurusuna yönelik müvekkilinin itirazlarının, davalı Kurum tarafından reddedildiğini, oysa davalının başvurusu ile müvekkiline ait 2009/64364 ve 2016/65956 sayılı ve "..." ibareli markalar arasında karıştırılma ihtimalinin bulunduğunu, müvekkilinin tescilsiz kullanıma dayalı hak sahipliğinin olduğunu, müvekkilinin markasının tanınmış olduğunu ve davalı başvurusunun kötü niyetli bulunduğunu ileri sürerek, YİDK'nın 2019-M-10097 sayılı kararının iptalini ve tescil edilmiş olması halinde diğer davalı markasının hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... vekili, müvekkili Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Diğer davalı Şirket savunmada bulunmamıştır. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, "..." harf diziliminden oluşan davaya konu markanın ilk beş harfinin "..." ibareli davacı markası ile birebir aynı dizilime sahip olduğu, bununla birlikte dava konusu markanın son kısmında üç farklı harfin daha yer aldığı, markalar arasında harf diziliminden kaynaklı kısmi benzerlik mevcut ise de dava konusu markanın son sesini oluşturan "..." harflerinin yarattığı görsel algının işaretlerin nihai görünümlerini farklılaştırarak birbirinden bağımsız iki sözcük algısı oluşumunu sağladığı, aynı farklılığın işitsel açıdan işaretlerin telaffuzunun yeterli düzeyde uzaklaştırdığı, kavramsal yönden iki markanın da herhangi bir anlamının da bulunmadığı, tüketiciler nezdinde işaretlerin iki farklı marka algısı yarattığı, iltibas tehlikesinin bulunmadığından 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanununun 6. maddesinin (5) numaralı fıkrasının uygulama alanının bulunmadığı, "..." markasını taşıyan yazılım ürünlerini kullanan sektör firmalarının internet sitelerinde yapılan tanıtımlara ilişkin ekran görüntü örnekleri, çeşitli sitelerdeki tanıtım görselleri, "..." sosyal medya platformunda yer alan kullanıcı yorumları, davacının distribütörlük ilişkisi içerisinde olduğu firmalar ile ilgili haber içerikleri vs. delillerden davacının "..." markasının bilişim – bilgisayar hizmetleri – yazılım ürünleri sektörüne yönelik kullanımların mevcut olduğu bu kullanımların davacının hali hazırda tescilli markaları kapsamında kaldığı, ancak SMK m. 6/3 kapsamında sahip olunan hak sahipliğinin davacı lehine ayrıca bir hak sağlamayacağı, davacının doğrudan dava konusu ibareye yönelik bir kullanımının ise mevcut olmadığı ve kötü niyet koşullarının gerçekleşmediği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, 1985 yılında İngiltere'de "bilgisayar güvenliği için program yazılımı" üzerine kurulmuş bir şirket olan müvekkilinin ana iştigal alanının, bilgisayar yazılımları, anti-spam ve antivirus program yazılımları, güvenlik çözümleri, sunucu, şifreleme, wifi, e-mail yazılımları ve bilgisayara dair her türlü donanımdan oluştuğunu, aynı zamanda müvekkilinin ticaret unvanının kılavuz unsuru olan "..." ibaresinin 1985 yılından bu yana distribütörler aracılığıyla Türkiye dahil dünya çapında yoğun olarak kullanılan tanınmış marka vasfına sahip ve İngiltere dahil bir çok ülkede tescilli olduğunu, davalı şirket tarafından tescil başvurusu yapılan "..." markasının müvekkilinin markasının kapsamındaki mallar ile birbir aynı olan mallarda tescil edilmek istendiğini, müvekkilinin markasına "..." ekinin eklenmesi suretiyle oluşturulan davaya konu markanın aynı sektörde faaliyet gösteren davalının müvekkilinin markası ile nerede ise birebir aynı olduğunu, bu düzeyde benzer bir marka tercihinde bulunmasının kötü niyeti ortaya koyduğunu ve son ek bilirkişi raporunda müvekkilinin markasının tanınmışlığı tespitinde bulunulmasına rağmen sektörel tanınmışlık iddiasının mahkemece değerlendirilmediğini ileri sürerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. GEREKÇE: Dava, Marka ile İlgili Kurum Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. İşlem dosyasının incelenmesinden, davalı şirketin, "..." ibaresinin 09. sınıf mallarda tescili için diğer davalı Kuruma başvurduğu, davacının "..." ibareli markalarına dayalı olarak, iltibas, eskiye dayalı kullanım, tanınmışlık ve kötü niyet iddiasıyla başvuruya itiraz ettiği, davacının itirazının Markalar Dairesi Başkanlığı tarafından reddine karar verildiği, davacı şirketin bu karara yaptığı itirazın da Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulunun 2019-M-10097 sayılı kararıyla reddedildiği, anılan kararın davacıya 29/11/2019 tarihinde tebliğ edildiği ve işbu davanın iki aylık hak düşürücü süre içerisinde 14/01/2020 tarihinde açıldığı anlaşılmıştır. İlk derece mahkemesinin kabulü ve istinaf itirazları gözetildiğinde, taraflar arasındaki uyuşmazlık dava konusu "..." ibareli başvuru ile davacının itirazına mesnet "..." ibareli markaları arasında 6769 sayılı SMK'nın 6/1 maddesi anlamında iltibas bulunup bulunmadığı ve aynı Kanun'nun 6/5 maddesi anlamında tanınmışlık koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği ve başvurunun kötü niyetli yapılıp yapılmadığı noktasındadır. 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 6/1 maddesi uyarınca, tescil için başvurusu yapılan marka, tescil edilmiş veya tescil için daha önce başvurusu yapılmış bir marka ile aynı veya benzer ise ve tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir markanın kapsadığı mal veya hizmetlerle aynı veya benzer ise, tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış markanın halk tarafından karıştırılma ihtimali varsa ve bu karıştırılma ihtimali tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir marka ile ilişkili olduğu ihtimalini de kapsıyorsa tescil edilemez. Açıklanan hüküm çerçevesinde markalar arasında iltibasa yol açacak derecede bir benzerlik olup olmadığının tespitinde her iki markaya konu işaretin, ayırt edici ve baskın unsurları dikkate alınarak bütünü itibariyle görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları izlenimin esas alınması gerekmektedir. Burada öncelikle iltibas (karıştırılma) kavramının da açıklanması gerekmektedir. İltibas, iki ayrı marka karşısında bulunan kişilerin, bu markaların benzerliği sebebiyle sunulan mal veya hizmetlerin aynı işletmeye veya ekonomik olarak bağlantı içerisinde bulunan işletmelere ait olduğunu düşünmeleri veya düşünme ihtimalleridir (Savaş Bozbel, Fikri Mülkiyet Hukuku, İstanbul 2015, s. 408- 409). İltibas ihtimalinin değerlendirilmesinde ölçü, bu işin ilgilisi veya uzmanı değil, ortalama tüketicilerdir. Bu açıklamalardan sonra somut olaya bakıldığında, davacının davasına/itirazlarına mesnet aldığı "..." ibareli markaların davalının dava konusu edilen markanın kapsamına giren 09. sınıftaki emtianın tamamı yönünden tescilli olduğu dolayısı ile markalar arasında emtia benzerliğinin gerçekleştiği anlaşılmıştır. Marka işaretleri arasındaki benzerliğe gelince, dava konusu başvuru "..." ibaresinden oluşmaktadır. Davacının mesnet markaları da "..." esas unsurludur. Bu durumda 6 harfli davaya dayanak markanın ilk beş harfinin oluşturan "..." harfleri davaya konu markanın başında aynı dizilimle yer almaktadır. Taraf markalarının uzun kelime markaları olduğu nazara alındığında bu harflerin ortaklığının markaları görsel ve işitsel olarak yakınlaştırdığını söylemek mümkündür. 4/7/2024 tarihli ek bilirkişi raporunda, dava dosyasına sunulan Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi’nin 2019/971E – 2021/238K sayılı ilamında davacının dayanak markasının "bilgisayar güvenliği, siber güvenlik yazılım hizmetleri” sektörlerinde, 2016/26384 sayılı markanın başvuru tarihi itibariyle tanınır marka konumunda olduğu tespitin yapıldığı ve buna göre "indirilebilir mobil uygulamalar; yazar kasa sistemleri için bilgisayar programları; bankalar için bilgisayar terminalleri; kaydedilmiş bilgisayar programları; bilgisayar programları [indirilebilir yazılımlar]; indirilebilir bilgisayar yazılım uygulamalar;" emtiaları yönünden davacının SMK m. 6/5 koşullarının ortaya çıkabileceği tespitinde bulunulmuştur. Her ne kadar 6/5 maddesi anlamında tanınmışlığın diğer koşullarının, başka bir anlatımla davacının haksız menfaat temini, markanın ayırt ediciliği ve itibarının zedelenip zedelenmediğine ilişkin bir değerlendirme yapılmamış ise de, davacının dayanak markasının tüketiciler nezdinde "bilgisayar güvenliği, siber güvenlik yazılım hizmetleri” alanında tanınmışlığının bulunduğu açıktır. Bu durumda SMK 6/5 anlamında tanınmışlığa bağlı tescil engellerinin gerçekleştiğinden söz edilemeyecek ise de, "..." markasının ilgili tüketiciler nezdindeki bilinirliğinin de etkisi ile markalar arasında, 6769 sayılı SMK'nın 6/1. maddesi anlamında ortalama alıcılar nezdinde görsel, işitsel ve genel izlenim nedeniyle ilişkilendirilme ihtimalini de içerecek şekilde benzerlik ve iltibas tehlikesinin bulunduğu, başvuru markasında fazladan bulunan "..." ibaresinin ise yeterli bir ayırt edicilik kazandırmadığı kanaatine varılmıştır. Yukarıda açıklanan hususlara aykırı değerlendirmeler içeren bilirkişi raporundaki görüşe Dairemizce itibar edilmemiş, SMK'nın 5. maddesi kapsamında yapılacak değerlendirmenin hakimin hukuki bilgisi ile çözümlenebilecek nitelikte olması nedeniyle, ayrıca bir bilirkişi incelemesine de gerek görülmemiştir. Kabule göre de, ilk derece mahkemesince, "Dava açılırken alınan peşin maktu karar ilam harcı yeterli olduğundan ve yeniden değerleme oranı nedeniyle ortaya çıkan güncel peşin harca denk olduğundan, denk olan harcın güncel olan harca tamamlanması mülkiyet hakkı ihlali olacağından yeniden harç alınmasına yer olmadığına" karar verilmesi de de doğru olmamıştır. Zira "harçlar, özel ve tüzel kişilerin, özel çıkarlarına ilişkin olarak kamu kuruluşlarının hizmetlerinden yararlanmaları karşılığında yaptıkları ödemelerdir" (07.12.1964 gün ve 3/5 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, RG.12.12.1964, sayı:11880, Kuru, Baki, s:5305). Bir davada alınacak harçlar ve oranları (yargı harçları), 492 sayılı Harçlar Kanununda ve bu Kanuna bağlı 1 sayılı Tarifede gösterilmiştir. Her davanın başlangıcında taraflardan, başvurma harcı ve karar ve ilam harcı olmak üzere iki tür harç alınır. 492 sayılı Harçlar Kanununun "Maktu harçlarda ödeme zamanı" başlıklı 27. maddesi uyarınca "(1) sayılı tarifede yazılı maktu harçlar ilgili bulunduğu işlemin yapılmasından önce peşin olarak ödenir. Mahiyetleri icabı işin sonunda hesap edilip alınması gerekenler, harç alacağının doğması tarihinden itibaren 15 gün içinde ödenir. Harç peşin veya süresinde ödenmemiş ise, mütaakıp muamelelere ancak harç ödendikten sonra devam olunur". 492 sayılı Harçlar Kanununun Mükerrer Madde 138/2 hükmü uyarınca "Her takvim yılı başından geçerli olmak üzere önceki yılda uygulanan maktu harçlar (Maktu ve nispi harçların asgari ve azami miktarlarını belirleyen hadler dahil), o yıl için tespit ve ilan olunan yeniden değerleme oranında artırılır". Başvurma harcı, dava açılırken peşin olarak ödenmesi gereken maktu bir harçtır. Dava açarken başlangıçta ödenen bu harcın, 492 sayılı Harçlar Kanununun 27/1. maddesi uyarınca, başvuru işleminin yapılmasına ilişkin bulunması, diğer bir deyişle ilgili bulunduğu işlemin, dava açarken başvuru işleminin yapılması ile tamamlanmış olması nedeniyle sonradan yeniden değerleme oranına göre arttırılamayacağı tabiidir. Karar ve ilam harcı ise nispi ve maktu karar ve ilam harcı olmak üzere iki çeşittir. Konusu belli bir değerle ilgili bulunan davalarda esas hakkında karar verilmesi halinde, hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden nispi olarak karar ve ilam harcı alınır. Nispi harçlarda ödeme zamanını düzenleyen Harçlar Kanununun 28/a maddesi uyarınca, karar ve ilam harçlarının dörtte biri peşin, geri kalanı kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde ödenir. Peşin olarak ödenecek bu dörtte bir karar ve ilam harcı, dava dilekçesinde gösterilen değer üzerinden hesaplanır. Yargılama sırasında dava değerinin daha fazla olduğu tespit edilirse eksik karar ve ilam harcı tamamlattırılır (Harçlar Kanunu m.16/4, 30). İlk derece mahkemesince mülkiyet hakkının ihlali görülen harç ise davanın başlangıcında davacıdan alınan maktu karar ve ilam harcıdır. Nispi karar ve ilam harcına tabi davalar dışındaki hallerde veya davanın reddine karar verilmesi halinde, alınması gereken karar ve ilam harcı, maktudur. Maktu harca tabi davalarda karar ve ilam harcının tamamı, dava açarken peşin olarak ödenir. Ancak başvuru harcından farklı olarak maktu karar ve ilam harcında, 492 sayılı Harçlar Kanununun 27/1. maddesi uyarınca, "ilgili bulunduğu işlem", diğer bir deyişle dış dünyada değişiklik yaratan, taraflarca infaza konulabilecek şey, mahkemece verilen "karardır". Dolayısıyla maktu karar ve ilam harcının alınma zamanı da esasen mahkemece verilen karar tarihidir. Zira maktu harcın hangi taraftan alınacağı ya da başlangıçta nispi harca tabi bir davada, sonradan davanın reddine karar verilip verilmeyeceği de ancak karar tarihi itibariyle belli olmaktadır. O halde maktu karar ve ilam harcı, 492 sayılı Harçlar Kanununun 27/1. maddesinde belirtilen "mahiyetleri icabı işin sonunda hesap edilip alınması gerekenler" türünden bir harçtır. Nitekim 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı 1 sayılı Tarifenin, maktu karar ve ilam harcını düzenleyen A/III-2. maddesinde, her bir karar türüne göre alınması gereken harç miktarı ayrı ayrı belirtilirken, her bir karar türü için maddede yer alan "kararlar" ibarelerinden, yukarıda açıklandığı üzere, bir davada verilecek kararın ne olacağının, ancak karar tarihi itibariyle ortaya çıkabileceği, yine tarafların ellerinde ancak mahkemece bir karar verilmesi halinde yararlanabilecekleri, infazı mümkün bir belge bulunabileceği maddi gerçeğinden hareketle, maktu karar ve ilam harçlarının da karar tarihi itibariyle hesap edilip alınması gerektiği anlaşılmaktadır. O halde mahkemece, dava açarken başlangıçta ödenen maktu karar ve ilam harcının, sonradan yürürlüğe giren tarife ile artırılması halinde, 492 sayılı Harçlar Kanununun 27/1. maddesi ve Mükerrer Madde 138/2 hükümleri uyarınca, eksik tutarın ilgilisine tamamlattırılması gerekirken, yazılı gerekçeyle hüküm kurulması doğru değildir. Kaldı ki kamu düzenine ilişkin olan karar ve ilam harcının, karar tarihine göre belirlenmesi gerektiği, aynı mahkeme tarafından aynı yönde verilen bir kararın, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 21/11/2024 tarih ve 2024/3186 Esas, 2024/8189 Karar sayılı kararı ile "yargılama harçlarının kamu alacağı niteliğinde ve re'sen dikkate alınacak hususlardan olduğu" gerekçesiyle doğru görülmeyip, düzeltilerek onanması suretiyle de tespit edilmiştir. Her ne kadar ilk derece mahkemesi kararı, sadece davacı tarafından istinaf edilmiş ise de yargılama harçları kamu düzenine ilişkin bulunduğundan, harçlar konusunda kazanılmış haktan söz edilemeyeceği ise tabiidir (Yargıtay 5. HD.'nin 22/01/1982 tarih ve 12534/240). Bu itibarla mahkemece, davaya konu başvuru markası ile davacının davaya dayanak markaları arasında SMK'nın 6/1 maddesi anlamında iltibas ihtimalinin bulunduğundan davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın reddine yerinde görülmemiş, HMK'nın 353/1-b-2. maddesinde, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, Dairemizce davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK.'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince kabulü ile Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 11/07/2024 tarih ve 2020/14 E. - 2024/348 K. Sayılı kararın KALDIRILMASINA, 2- Davanın KABULÜ ile 2019-M-10097 sayılı YİDK kararının İPTALİNE, davaya konu 2019/06627 sayılı markanın HÜKÜMSÜZLÜĞÜ ile sicilden TERKİNİNE, 3-Harçlar Kanunu'na göre alınması gereken 732,00-TL maktu karar ve ilam harcından, peşin olarak alınan 80,70-TL harcın mahsubu ile bakiye 651,30-TL'nin davalılardan tahsili ile Hazineye irat kaydına, 4-Davacı kendisini vekille temsil ettirmiş olduğundan karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. hükümlerine göre belirlenen 55.000,00-TL maktu vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, 5-Davacı tarafından ilk derece yargılaması sırasında yapılan 27.450,00-TL tercüme ücreti, 10.500,00-TL bilirkişi ücreti, 339,00-TL tebligat ve posta masrafı ile istinaf aşamasında yapılan 435,00-TL tebligat giderinden oluşan toplam 38.724,00-TL yargılama giderine, 80,70-TL peşin harç, 80,70-TL başvurma harcı tutarı eklenerek oluşan toplam 5.637,40-TL'nin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, 6-Davalılar tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin uhdelerinde bırakılmasına, 7-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen taraflara iadesine (HMK m.333), 8-Davacıdan peşin olarak alınan 427,60-TL maktu istinaf karar ve ilam harcının, karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 9-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 15/10/2026 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi.

GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 16/10/2026

Başkan

Üye

Üye

Katip

Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/1726, K. 2026/86, T. 16.10.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-1726-e-2026-86-k-e241ca9312e4