Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1504 E. 2026/2130 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/1504
Karar No
2026/2130
Karar Tarihi

T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2026/1504 KARAR NO : 2026/2130

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 17/06/2026 NUMARASI : 2026/331 Esas 2026/673 Karar DAVANIN KONUSU : İtirazın İptali BAM KARAR TARİHİ : 01/10/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 01/10/2026

Taraf vekilleri tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla; inceleme aşamasına geçildi. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; arabuluculuya başvrulmuş olmasını dava şartı olarak getiren 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu 5/A maddesi gereğince itirazın iptali davasına konu alacağına ilişkin arabuluculuya başvuruda bulunduklarını, anlaşma sağlanamadığından davayı açma zorunluluğunun hasıl olduğunu, davacı şirket ile davalı şirket icra dosyasında mübrez 25.12.2016 tarih D16/128 numaralı sözleşmeyi akdettiğini, ilgili sözleşme gereğince davacı şirketin öncelikli yükümlülüğü davalı şirket için KKYDP 2016/37 sayılı tebliği (11. etap) kapsamında hibe çıkartabilmek amacıyla proje hazırlamak olduğunu, davacı şirket, davalı şirketle defalarca (çoğunlukla davalı şirket adresine giderek) görüşmeler yaptığını, gerek e-mail yoluyla gerekse telefon yoluyla sürekli iletişimde kalmış ve proje hazırlama döneminde üzerine düşen edimleri yerine getirdiğini, davacı şirket tarafından hazırlanan "Yüksek Teknolojiye Sahip Yeni Bir Deri İşleme Tesisinin Kurulması" adlı proje başarılı kabul edilerek desteklenmesine karar verildiğini, hibe verilmesi için projenin başarılı bulunması sonrasında ilgili Bakanlık ile davalının ayrıca sözleşmesi imzalaması gerekmektedir, davalı şirketin, Bakanlık ile sözleşme imzalayıp davacı şirketin iş takibini yaptığı projeyi uygulamış, tamamlamış ve hibeyi aldığını, bu süreçte davacı şirket projenin yerine getirilmesi için sözleşmede yazılı olduğu gibi iş takibini eksiksiz yerine getirdiğini, buna rağmen iş takip bedeli davacı şirkete ödenmediğini, davacı şirket tarafından iş takibi yapılıp projenin tamamlanmasına rağmen davalı şirket takip talebinde talep edilen KDV dahil bakiye iş takip bedelini ve işlemiş faizini davacı ödememesi, davalı şirketin, yoruma dahi mahal bırakmayan sözleşme hükümlerine riayet etmeyerek icra takibi başlatılmasına sebebiyet verdiğini, alacağın likit olduğunu, itirazın davacı şirketin haklı alacağını tahsil etmesini geciktirmeye yönelik olup, davalı şirket aleyhine %20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ettiklerini, takip sonrası dava öncesi icra dosyasına ödeme yapıldığını, bu ödemenin TBK. madde 100 gereği fer'i ve faizlere mahsup edildikten sonra kalacak olan üzerinde dava ikame edildiğini, bu nedenle dilekçenin başında dava değeri olarak bakiye bedel olan 27.992,87 TL gösterilmiş ve dava harçları da bu miktara göre ödendiğini, açıklanan tüm bu nedenlerden dolayı davanın kabulü ile davalı şirketin İzmir 6. İcra Dairesi'nin 2019/15903 sayılı dosyasındaki bakiye bedel yönünden itirazının iptalini, takibin kaldığı yerden devamını, %20'den az olmamak üzere davalı şirket aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı şirkete yükletilmesine karar verilmesini dava ve talep etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; itirazın iptali davasının açılabilmesi için geçerli bir icra takibinin varlığına bağlı olduğunu, davacı şirketin icra takibini İzmir İcra Dairesi'nde başlatılmış, taraflarca İcra Dairesi'nin yetkisine itiraz edildiğini, yetkili İcra Dairesi'nin Kocaeli İcra Dairesi'nin olduğunun belirtildiğini ve takibin durduğunu, gelinen aşamada davacı şirketin, açtığı davada yetki itirazının kaldırılmasını talep etmediğini, icra takibinin yetkili İcra Dairesi'nde başlatılmadığını, yetki itirazının davacı şirketçe kabul edildiğini, İzmir İcra Daireleri'nin yetkili olmadığı için de geçerli bir icra takibi bulunmadığının açık olduğunu, geçerli bir icra takibinin bulunması dava şartı olmakla, açılan davanın evvela dava şartı yokluğundan reddinin gerektiğini, Mahkemenin de yetkisine itirazlarının olup, Kocaeli Asliye Ticaret Mahkemesi'nin yetkili olduğunu, davacı şirketin, taraflar arasındaki sözleşmedeki edimlerini ifa etmediğinden ücrete hak kazanamadığını, somut olayda davacı şirketin, davalı şirkete danışmanlık hizmeti vererek davalı şirketin bir takım hibe ve kredilerden yararlanmasını taahhüt etmiş ise de taahhüdünü yerine getiremediğini, davalı şirketin sözleşmeden kaynaklı tüm edimlerini yerine getirmesine karşılık, davacı şirketin edimlerini ve taahhütlerini gereği gibi yerine getirmediğini, danışman davacı şirketin, TBK. 506. maddesinde basiretli bir vekilin davranışı çerçevesinde vekilin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı hareket edip etmediğinin belirlenebileceğinin belirtildiğini, somut olayda davacı şirketin edimlerini gereği gibi yerine getirmediği gibi, gerekli dikkat ve özeni göstererek vekillik görevini yerine getirmemiş, davalı şirkete ati yerin hibeye uygun olup olmadığı konusunda danışman firma olarak davalı şirketi aydınlatması gerekirken bu hususu yerine getirmemiş olduğunu, hibe başvurusu yapılan iş yerine, Tekirdağ Tarım İl Müdürlüğü'nden geldiğinden, söz konusu iş yerinin hibeye uygun olmadığı ifade edildiğini, davalı şirkete hibe çıkmamış olduğunu, davacı şirket tarafından izin çıktığına dair sunulan 12.04.2017 tarihli Bakanlık yazısıyla Mahkemenin yanıltıldığını, 12.04.2017 tarihli yazısının sonucunda da İl Müdürlüğü'ne başvurarak sözleşme imzalanması gerektiği ifade edilmiş olmakla, sözleşme imzalamak istendiğinde hibe başvurusuna uygun olunmadığı ifade edilerek başvurunun reddedildiğini, davalı şirketi hem maddi olarak kayba uğradığı gibi ticari anlamda da vakit kaybettirerek davacı zarara uğratıldığını, davacı şirketin edimlerine yerine getirmemesine rağmen, davalı şirketin süreç içinde iyi niyetli olarak ödeme yaptığını, bilirkişi incelemesinde de bu hususun hali hazırda tespit edilebileceğini, davacı şirketin edimlerini gereği gibi erine getirmemiş olduğundan cezai şartı talep edemeyeceği, aksi düşünülse dahi belirlenen cezai şartlar geçerli olmadığını, cezai şartın geçerlilik koşullarında kanuna ve ahlaka aykırılık taşımaması gerektiğini, davacı şirketin cezai şarta hak kazandığı kabul edilmemekle beraber bir an için aksi düşünülse bile cezai şart taraflar arasında akdedilen vekalet sözleşmesine ve bu sözleşme kapsamında taraflara yüklenen hak ve sorumluluklara aykırı olduğunu, cezai şartta hukuka aykırı olarak belirlendiğini, davacı şirketçe yerine getirmemiş olduğundan cezai şart talep edemeyecek olmakla, aksi halde açıklanan nedenlerden dolayı cezai şartların geçersiz olduğunun aşikâr olduğunu, davalı şirketin KDV bedelinden sorumlu olmadığını, sözleşmede açıkça KDV bedelinden kimin sorumlu olacağının belirlenmemesi halinde bu bedelden, bedeli tahsil edecek kişi yani davacı şirketin sorumlu olduğunu, borcu kabul etmemekle davacı şirket tarafından faiz talep edilmesinin mümkün olmadığını, davalı şirket, davacı şirketi temerrüde düşürmediğini, ayrıca talep edilen faiz de fahiş olduğunu, davanın reddine karar verilerek, alacak iddiasının likit olmayıp yargılamayı gerektirdiğinden tazminat talebinin reddini, davacı şirketin ortaya konulan kötü niyeti sebebiyle davacı şirket hakkında %20'den az olmayacak şekilde tazminata hükmedilmesine karar verilmesini talep ettiklerini, açıklanan tüm bu nedenlerden dolayı davanın usuli itirazlar sebebi ile reddini, davanın reddini, kötü niyetli davacı şirket hakkında %20'den az olmayacak şekilde tazminata hükmedilmesini, fazlaya ilişkin haklarının saklı tutulmasını, dava masrafları ve yargılama giderinin davacı şirkete yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Dairemizin 12.03.2026 tarih, 2022/1962 Esas ve 2026/651 Karar sayılı kararı ile 6100 sayılı HMK’nın 353/(1)-a-6. maddesi gereğince kaldırılmasına karar verilmiştir. Dairemiz kararından sonra; MAHKEMECE: "...,Dava, hizmet sözleşmesine dayalı bakiye bedel yönünden icra takibine yapılan itirazın iptali davasıdır. Mahkememizce verilen 17.05.2022 tarih ve 2020/183 Esas ve 2022/473 Karar sayılı davanın kabulüne ilişkin kararı, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi'nin 17. Hukuk Dairesi'nin 12.03.2026 tarih, 2022/1962 Esas ve 2026/651 Karar sayılı ilamı ile ".....davalı vekilince cevap dilekçesinde açıkça yemin deliline dayanıldığı, sözleşme kapsamında davacı tarafın edimlerini gereği gibi yerine getirmemiş olduğundan ücret talep edemeyeceği savunmasında bulunması nedeniyle ispat yükü kendisinde olan davalının karşı tarafa yemin teklif etme hakkı hatırlatılıp sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken..." gerekçesi ile bozulduğu, bozma ilamı doğrultusuna davalıya yemin delilinin hatırlatıldığı, davalının yemin delilini kullanacak olduğunu beyan etmesi nedeniyle yemin metnini dosyaya sunduğu, Mahkememizin 28.04.2026 tarihli ara kararı ile yemin metninin davacıya tebliğ edildiği, davacı vekilinin 21.05.2026 tarihli beyan dilekçesi ile duruşma gününün davacı şirket yetkilisinin yurt dışında olacağı tarihe denk gelmesi nedeniyle duruşma gününün değiştirilmesine ilişkin talepte bulunduğu, talebin Mahkememizin 22.05.2026 tarihli ara kararı ile kabulüne karar verilerek duruşmanın 17.06.2026 tarihine bırakıldığı anlaşılmıştır. Yemin delili, HMK.'nın 225. ve devamındaki maddelerde düzenlenmiş olup yemin kesin delil niteliğindedir. Bir vakıayı ispat yükü kendisine düşen taraf, o vakıayı başka delillerle ispat edemezse, diğer tarafa yemin teklifinde bulunabilir. Yemin, iddianın ispatı yönünden başvurulacak son bir ispat vasıtasıdır. Yemin deliline dayanan taraf, iddia veya savunmasının diğer delillerle ispatlanmamış olması nedeniyle bu delile sıra gelmiş olduğunu başka türlü bilemeyeceğinden; Hakim, ispat yükü üzerine düşen tarafın, iddiasını yazılı delillerle ispat edemediği kanaatine vardığı takdirde, ispat yükü üzerine düşen tarafa, davaya da cevap dilekçesinde dayandığı yemin delilini de resen hatırlatmalıdır. Aksi halde, ispat yükü üzerine düşen tarafın tüm delilleri toplanıp, değerlendirilmemiş olacağından, yemin teklifi hakkı kullandırılmadan karar verilemez. Bununla birlikte iddia veya savunmasını ispat edemeyen tarafa yemin teklif etme hakkının hatırlatılabilmesi için yemin deliline açıkça dayanılmış olması zorunludur. Davacı şirket yetkilisine yemini yaptırılmak üzere ihtaratlı davetiye çıkarıldığı, Davacı şirket yetkilisinin 17.06.2026 tarihli duruşmadaki yeminli beyanında; "Davalı şirketle, danışmanlık hizmeti konusunda akdi ilişki içerisine girdiğime, iş bu danışmanlık hizmetimi sözüme ve sözleşmeme uygun şekilde ifa ettiğime, sözleşmenin gereğini aynen yerine getirdiğime, davalıyı gereği gibi aydınlattığıma, üzerine düşen tümü yükümlülükleri yerine getirdiğime, davalıyı yanlış yönlendirmediğime, “namusum, şerefim ve kutsal saydığım bütün inanç ve değerlerim üzerine yemin ediyorum." şeklinde beyanda bulunduğu görülmüştür. Sonuç olarak; Davalı tarafın taraflar arasında imzalanan hizmet sözleşmesinin gereğinin yerine getirilmediğine ilişkin iddiasının davacı tarafa önerilen yemin önerisinin ifa edilmesi nedeniyle ispat olunamadığı, davacı tarafın hizmet sözleşmesinin gereğini yerine getirdiğine ilişkin iddiasını ispat ettiği anlaşılmakla davanın kabulüne karar vermek gerekmiştir," gerekçesi ile; "1-Davanın KABULÜNE; Davalının İzmir 6. İcra Müdürlüğü'nün 2019/15903 sayılı takip dosyasındaki 27.992,87 TL'lik asıl alacak yönünden İTİRAZIN İPTALİ ile; takibin 27.992,87 TL'ye yasal faiz uygulanmak suretiyle devamına. Alacak likit ve hesaplanabilir olmadığından, yargılamayı gerektirdiğinden davacının icra inkar tazminatına yönelik talebinin REDDİNE;"şeklinde karar verilmiştir. Mahkeme kararına karşı taraf vekilleri tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF BAŞVURU SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesi gerekçeli kararında her ne kadar davanın alacağa ilişkin kısmını kabul etmişse de icra inkar tazminatı taleplerini asıl alacağın yargılamayı gerektirdiği gerekçesiyle reddine karar verdiğini, ancak doktrin ve Yargıtay kararları çerçevesince belirlenen esaslar üzerinden alacak belirlenebilir ve likit olduğundan takibin devamına karar verilen miktar üzerinden icra inkar tazminatına hükmedilmesi ve kabul edilen tüm alacaklar yönünden reeskont avans faizinin işletilmesi gerektiğini, söz konusu alacağın icra takibi esnasında, sabit ve belirlenebilir olduğundan likit olup davacı müvekkilinin icra inkar tazminatına hak kazanması gerektiğini, her bir alacak kalemi yönünden reeskont avans faizi işletilmesi gerekmekte iken takip tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesinin doğru olmadığını, iş takip bedelinin ödenmemesi sebebiyle değişen oranlarda olacak şekilde reeskont avans faizi işletilmesi gerektiğinden ilk derece mahkemesinin bu kararının hukuka uygun olmadığını beyanla yerel mahkeme kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesini, istinaf başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacı tarafın, sözleşmedeki edimlerini ifa etmediğinden, ücrete hak kazanamadığını, iki taraflı akidlerde, taraflardan birinin diğerinden edim ifası talebinde bulunabilmesi için, evvela kendi edimini ifa etmesinin gerektiğini, somut olayda davacı tarafın, müvekkiline danışmanlık hizmeti vererek müvekkilinin bir takım hibe ve kredilerden yararlanmasını taahhüt etmiş ise de, maalesef bu taahhüdünü yerine getirmediğini, müvekkilinin sözleşmeden kaynaklı tüm edimlerini yerine getirmesine karşılık, davacı taraf edimlerini ve taahhütlerini gereği gibi yerine getirmediğini, müvekkilinin şirket işyerinde yapılan incelemede işyerinin hibeye uygun olmadığının belirtildiğini, bu sebeple müvekkili şirketin sözleşmeden beklediği yararı elde edemediğini, herhangi bir ihtarnameye gerek olmaksızın borcun imza tarihinde doğmuş sayılacağının belirtildiği kaldırma ilamı öncesi dosyaya sunulan bilirkişi raporunun hukuki mesnetten yoksun olduğunu, dava konusu sözleşmenin geçersiz olduğunu, sözleşmenin geçersiz olduğu dikkate alınmaksızın takip öncesi işlemiş faizin alacak borç hesaplamasında hesaplamaya dahil edilebileceğinin belirtildiği bilirkişi ek raporunun hukuki mesnetten yoksun olduğunu, kaldırma ilamı öncesi dosyaya sunulan bilirkişi ek raporunda davacı lehine faiz hesaplaması yapılmış olmasına itirazlarının dikkate alınmamasının hukuka aykırı olduğunu, ayrıca faizin türü ve değişen oranların belirtilmediği, her bir dönem yönünden ne kadarlık bir faiz hesaplaması yapıldığının ayrıntılı olarak gösterilmediği bilirkişi ek raporunun eksik incelemeye dayalı olmakla nihai karar oluşturmaya müsait olmadığını, beyanla yerel mahkeme kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesini istinaf başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava, hizmet sözleşmesine dayalı bakiye bedel yönünden icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir. İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır. TMK'nın 6. maddesinde ''Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.'' denmektedir. İspat yükü başlıklı HMK'nın 190. maddesi " (1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. İspat yükü üzerine düşen taraf ancak ispata “elverişli” deliller ile iddiasının haklılığını kanıtlayabilir. Kanun koyucu HMK’nın 200. maddesinde belli miktarın üzerindeki uyuşmazlıklar yönünden bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukukî işlemlerin senetle ispatını zorunlu kılmış ve bu miktar dâhilinde kalan bir alacağın takdiri delillerle ispatına imkân vermemiştir. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.09.2021 tarihli ve 2017/(19)11-936 E., 2021/1090 K. sayılı kararında da değinilmiştir. Davacı tarafça, davalı ile imzalanan hizmet sözleşmesinde belirtilen yükümlülüklerini yerine getirmiş olduğu, İzmir 6.İcra Müdürlüğününü 2019/15903 esas dosyası icra takibi yapıldığı, davalının takip sonrası fakat dava öncesi icra dosyasına kısmi ödeme yaptığı, bu ödemenin TBK.m.100 gereği feri ve faizlere mahsup edildikten sonra kalan alacak üzerinden iş bu davanın ikame edildiğini beyanla itirazın iptali talebiyle dava açılmış olup, davalı taraf cevap dilekçesinde davacı tarafın müvekkilini yanlış yönlendirdiğini, müvekkilinin süreç içinde iyi niyetli olarak ödeme yaptığını, davacı tarafın edimlerini gereği gibi yerine getirmemiş olduğundan ücret talep edemeyeceğini savunmuştur. Mahkemece, Dairemiz kaldırma kararı sonrasında yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiştir. Dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, ilk derece mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına; incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına, ispat yükü üzerinde olan davalının savunmasını diğer deliller ve yemin ile de kanıtlayamamış olduğunun, alacağın likit olmadığının, davacının ilk hükümden sonra faiz yönünden istinafının bulunmadığının anlaşılmasına göre davacı vekilinin ve davalı vekilinin tüm istinaf itirazları yerinde görülmediğinden 6100 sayılı HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca istinaf başvurularının esastan reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 17/06/2026 tarih, 2026/331 Esas ve 2026/673 Karar sayılı kararına karşı taraf vekillerinin istinaf başvuru sebeplerinin HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-İstinaf kanun yoluna başvuran davacı taraftan alınması harç peşin alındığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına, 3-İstinaf kanun yoluna başvuran davalı taraftan alınması gereken 1.912,19 TL istinaf nispi karar harcından başlangıçta alınan 732,00 TL'nin mahsubu ile eksik yatırılan 1.180,19 TL'nin davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 4-Taraf vekilleri tarafından yapılan istinaf masrafının üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansının karar kesinleştiğinde yatırana iadesine, 6-İstinaf yargılamasında duruşma açılmadığından karşı taraf yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 7-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ikmali ve gider avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine, Dair, dosya üzerinde HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca yapılan inceleme sonucunda; HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince oy birliği ile kesin olmak üzere karar verildi.01/10/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/1504, K. 2026/2130, T. 01.10.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-1504-e-2026-2130-k-787f784c757c