Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1435 E. 2026/1472 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/1435
Karar No
2026/1472
Karar Tarihi

T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2026/1435 - 2026/1472 T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2026/1435 KARAR NO : 2026/1472

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I

BAŞKAN :... (...) ÜYE :... (...) ÜYE :... (...) KATİP :... (...)

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : KOCAELİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 02/06/2026 tarihli ara karar NUMARASI : 2026/351 Esas

DAVACI : ... VEKİLİ : Av. ... DAVALI : ... VEKİLİ : Av. ...

DAVA : İtirazın İptali TALEP : İhtiyati Haciz TALEP TARİHİ : 05/05/2026

KARAR TARİHİ : 19/08/2026 KR. YAZIM TARİHİ : 19/08/2026

İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili mahkememize vermiş olduğu dava dilekçesinde; davacının alacağının temini bakımından haricen edilen bilgilere göre borçlunun bir çok borcunun olması, yargılama sürecinde mal kaçırma ihtimali ve böyle bir durumda ilerde verilecek olan kararın infazının mümkün olmayacağı ihtimali göz önüne alınarak, davalının adına kayıtlı menkul ve gayrimenkul mallar ile 3. kişilerdeki hak ve alacaklarının ihtiyati haczine karar verilmesini, öncelikli olarak teminatsız şekilde mahkemenizin aksi kanaatte olması halinde ise mahkemenizce takdir edilecek teminatın mahkemeniz veznesine depo edilmesi veya kesin teminat mektubunun ibraz edilmesi halinde ihtiyati haciz kararı verilmesini talep ve dava etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI ÖZETİ: İlk derece mahkemesince; "...İhtiyati Haciz talep eden alacaklının ibraz ettiği belge ile deliller karşısında Haciz İsteği İ.İ.K.nun 257 nci maddesine uygun olmadığından, ihtiyati haciz talebinin REDDİNE,..." şeklinde hüküm kurulmuştur. İlk derece mahkemesince verilen karara karşı ihtiyati haciz talep eden vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: İhtiyati haciz talep eden vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemenin somut olayda yaklaşık ispat eşiğini, ihtiyati haciz kurumunun doğasına uygun biçimde değerlendirmediğini; sanki esasa ilişkin nihai ispat aranıyormuş gibi bir yaklaşım sergilediğini, banka dekontundaki “borç gönderiyorum” açıklamasının, alacağın varlığı yönünden güçlü yazılı delil olduğunu, TBK'nın m. 392 gerekçesinin, ihtiyati haciz talebinin reddi için tek başına yeterli olmadığını, dosyada menfaat dengesinin alacaklı lehine olduğunu; ihtiyati haciz verilmemesinin telafisi güç zarar doğuracağını, ilgili içtihatların da ihtiyati hacizde yaklaşık ispat ve yazılı delil esasını desteklediğini belirterek; istinaf taleplerinin kabulüne, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesi talebiyle istinaf yoluna başvurmuştur. Karşı taraf vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafın alacağının muaccel olmadığını ve ihtiyati haciz şartlarının oluşmadığını, yaklaşık ispat şartının sağlanmadığını ve uyuşmazlığın yargılamayı gerektirdiğinin beyanı ile davacının istinaf taleplerinin reddine yerel mahkeme kararının onanmasına karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER: Kocaeli 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 02/06/2026 tarihli ara karar, 2026/351 Esas sayılı kararı ve tüm dosya kapsamı. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava; itirazın iptali istemine ilişkindir. Talep; ihtiyati haciz istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince 02.06.2026 tarihli ara karar ile davacının ihtiyati haciz talebinin reddine karar verilmiş karara karşı davacı tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İstinaf incelemesi 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzeni yönünden yapılmıştır. Dosyanın incelemesinde; davacının, davalıya borç para gönderdiğini, davalıya başvurulmasına rağmen borçların ödenmediğini belirterek eldeki ihtiyati haciz talepli itirazın iptali davasını açtığı, ilk derece mahkemesince 02.06.2026 tarihli ara karar ile davacının ihtiyati haciz talebinin reddine karar verildiği, karara karşı davacı vekilinin istinaf kanun yoluna başvurduğu anlaşılmıştır. Dosyanın incelenmesinde; davacının davalıya "borç gönderiyorum" açıklamalı olarak 16.07.2025 tarihinde 500.000,00 TL'yi ödünç olarak gönderdiğini ileri sürdüğü, alacağının tahsili için ilamsız icra takibi başlattığı, davacı vekili tarafından dava dilekçesi ile ihtiyati haciz talebinde bulunulduğu, mahkemece 02.06.2026 tarihli ara karar ile davacının ihtiyati haciz talebinin reddine karar verildiği, kararın davacı vekili tarafından istinaf edildiği anlaşılmıştır.

Bilindiği üzere; ihtiyati haciz, 6100 sayılı HMK'nın 406-(2) maddesinde geçici hukuki koruma olarak kabul edilmiş, ihtiyati haczin şartları ve etkileri ise 2004 sayılı İİK'nın 257. maddesinde: “Rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısı, borçlunun yedinde veya üçüncü şahısta olan taşınır ve taşınmaz mallarını ve alacakları ile diğer haklarını ihtiyaten haczettirebilir. Vadesi gelmemiş borçtan dolayı yalnız aşağıdaki hallerde ihtiyati haciz istenebilir: 1-Borçlunun muayyen yerleşim yeri yoksa; 2-Borçlu taahhütlerinden kurtulmak maksadı ile mallarını gizlemeye, kaçırmaya veya kendisi kaçmaya hazırlanır yahut kaçar ya da bu maksatla alacaklının haklarını ihlal eden hileli işlemlerde bulunursa; Bu suretle ihtiyati haciz konulursa borç yalnız borçlu hakkında muacceliyet kesbeder” şeklinde düzenlenmiştir. Maddenin birinci fıkrasında vadesi gelmiş borçlar için ihtiyati haciz talep etme koşulları; ikinci fıkrada ise vadesi gelmemiş borçlar için ihtiyati haciz istenebilecek haller düzenlenmiştir. Gerek birinci, gerekse ikinci fıkra hükümleri dikkate alındığında, ihtiyati haciz talep edebilmek için, öncelikle ortada bir para borcunun bulunması, bir diğer deyişle ihtiyati haciz talep eden kişinin talep konusu borcun alacaklısı sıfatına sahip olması gerekir. Maddenin birinci fıkrasına göre ihtiyati haciz isteyebilmek için, alacağın kural olarak vadesinin gelmiş olması gerekir. Vadesi gelmiş borçlar için ihtiyati haciz istenebilmesinin diğer bir şartı ise alacak rehin ile temin edilmemiş olmalıdır. Rehin ile temin edilmiş olan bir alacak teminata haiz olduğu için ihtiyati hacze gerek yoktur. Yukarıda belirtilen şartların bulunması halinde, vadesi gelmiş bir borcun alacaklısı başka bir şart aranmaksızın ihtiyati haciz isteme hakkına sahiptir. Vadesi gelmemiş bir borçtan dolayı ihtiyati haciz talep edilebilmesi ise; 2004 sayılı İİK’nın 257. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenmiştir. Söz konusu fıkraya göre, borçlunun muayyen yerleşim yeri yoksa, borçlu taahhütlerinden kurtulmak maksadıyla mallarını gizlemeye, kaçırmaya veya kendisi kaçmaya hazırlanır yahut kaçar ya da bu maksatla alacaklının haklarını ihlal eden hileli işlemlerde bulunursa, bu hallerde ihtiyati haciz talep edilebilecektir. 2004 sayılı İİK'nın 258-(1) maddesi hükmüne göre ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için mahkemenin ''alacağın varlığı hakkında kanaat edinmiş olması'' yeterlidir. Mahkemenin ''alacağın varlığına kanaat edinmiş olmasından'' anlaşılması gereken alacağın usul hukuku kurallarına göre kesin veya tam olarak ispat edilmesi değildir. Diğer hukuki himaye tedbirlerinde olduğu gibi ihtiyati hacizde de amaç davaya ilişkin yargılamadan farklı olarak, maddi hukuka dayanan hak bakımından nihai bir karar verip, uyuşmazlığı esastan sona erdirmek değildir. Yani ihtiyati haciz kararı verilebilmesi yaklaşık ispat yeterli olup, alacaklının ilişkisinin varlığını tam ve kesin olarak ispat etmesi aranmaz, alacağın varlığı hakkında yeterli kanaate sahip olunması için mahkemeye bu konuda delillerin sunulması yeterli kabul edilmelidir. Öte yandan davacı, davalıya borç verdiğini ileri sürmektedir. Dolayısıyla davaya konu icra takipleri 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 386 ve devamı maddelerinde düzenlenen tüketim ödüncü sözleşmesine dayalı alacağa ilişkindir. Tüketim ödüncü 6098 sayılı TBK'nın 386. maddesinde; "Tüketim ödüncü sözleşmesi, ödünç verenin, bir miktar parayı ya da tüketilebilen bir şeyi ödünç alana devretmeyi, ödünç alanın da aynı nitelik ve miktarda şeyi geri vermeyi üstlendiği sözleşmedir" şeklinde tanımlanmıştır. 6098 sayılı TBK'nın 392. maddesinde;" Ödüncün geri verilmesi konusunda belirli bir gün ya da bildirim süresi veya borcun geri istendiği anda muaccel olacağı kararlaştırılmamışsa ödünç alan, ilk istemden başlayarak altı hafta geçmedikçe ödüncü geri vermekle yükümlü değildir. " 6098 sayılı TBK'nın 555. vd. maddelerinde havale düzenlenmiş olup, yerleşik Yargıtay içtihatlarında da belirtildiği üzere, havale kural olarak bir borcun ödenmesi için yapılır. Bu karinenin aksini yani havalenin borç ödemek dışında yapıldığı havale yapanın kanıtlaması gerekir. 6098 sayılı TBK'nın 392. maddesinde ödüncün geri verilme zamanı; "Ödüncün geri verilmesi konusunda belirli bir gün ya da bildirim süresi veya borcun geri istendiği anda muaccel olacağı kararlaştırılmamışsa ödünç alan, ilk istemden başlayarak altı hafta geçmedikçe ödüncü geri vermekle yükümlü değildir" şeklinde belirlenmiştir. Taraflar arasında, paranın geri ödenmesi gereken tarihinin belirlendiğine dair bir sözleşme olmadığı gibi tarafların bu yönde bir açıklamaları da yoktur. Bu durumda; davacının, bu paranın tahsili için takip başlatmadan ve eldeki davayı açmadan önce, paranın ödenmesi için de davalıya bildirimde bulunması (ihtarname göndermek vs.), bu ilk bildirimin üzerinden de altı haftanın geçmesini beklemesi gerekirdi. (Benzer yönde Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 16/06/2005 tarih, 2005/4078 E. 2005/6725 K. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2016/14533 esas 2018/7099 karar sayılı ilamı, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2016/12992 esas 2018/6485 karar sayılı ilamı, Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 2015/13496 esas 2016/18868 karar sayılı ilamı, Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 2014/22220 esas 2016/12603 karar sayılı ilamı, Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi'nin 2022/1213 E, 2023/1143 K sayılı ilamı,). Somut olayda; davacı, davalıya "borç gönderiyorum" açıklamalı olarak 16.07.2025 tarihinde 500.000,00 TL'yi ödünç olarak gönderdiğini ileri sürmektedir. Dolayısıyla 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 386 ve devamı maddelerinde düzenlenen tüketim ödüncü sözleşmesinin değerlendirilmesi gerekmektedir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 392. maddesi gereğince ödüncün geri verilmesi konusunda belirli bir ödeme günü, ihbar süresi belirlenmemiş veya istenildiği zaman muaccel olacağı kararlaştırılmamış ise, ödünç alan ilk istemden başlayarak 6 hafta geçmedikçe ödüncü geri vermekle yükümlü değildir. Davacının dava dilekçesinde ödüncün icra takibinden en az altı hafta önce davalı borçludan istendiğine dair bir delili bu aşamada sunup sunmadığı, 2004 sayılı İİK'nın 257. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen muacceliyet koşulunun gerçekleşmediğinin belirlenmesi bakımından önem arz etmektedir. Nitekim muacceliyet koşulu sağlanmazsa 2004 sayılı İİK 257-(1) maddesi uyarınca ihtiyati haciz kararı verilemeyecektir. Dosyada 2004 sayılı İİK’nın 257. maddesinin ikinci fıkrasındaki vadesi gelmemiş alacaklar için ihtiyat haczin şartlarının gerçekleştiğine dair de somut bir delil bulunmamaktadır. Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; davacı tarafından davalıya yapılan havale tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 392. maddesi gereğince ödüncün geri verilmesi konusunda belirli bir ödeme günü, ihbar süresi belirlenmemiş veya istenildiği zaman muaccel olacağı kararlaştırılmamış ise, ödünç alan ilk istemden başlayarak 6 hafta geçmedikçe ödüncü geri vermekle yükümlü değildir. Dolayısıyla dosyanın mevcut halinde ihtiyati hacze konu vadesi gelmiş bir alacak da mevcut değildir. Bu sebeple Mahkemece ihtiyati haciz talebinin reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle; dosya kapsamına, kararın dayandığı delillerle, yasaya uygun gerektirici nedenlere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmamasına, HMK'nın 355. maddesi uyarınca; kamu düzenine ilişkin konularda da kararın esasına etkili bir aykırılık bulunmaması nazara alınarak davacı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir. H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-6100 sayılı HMK'nın 353-(1)-b)-1) maddesi uyarınca; Davacının İSTİNAF BAŞVURUSUNUN ESASTAN REDDİNE, 2-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi uyarınca alınması gereken harç peşin alındığından, yeniden alınmasına yer olmadığına, 3-İstinaf Kanun Yoluna Başvurma Harcının hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yolu için yapılan giderlerin ilk derece mahkemesince esas hükümle birlikte yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 5-İstinaf eden davacı tarafından yatırılan, istinaf avansından kullanılmayan kısmın HMK'nın 333. maddesi uyarınca; ilk derece mahkemesince istinaf eden davacıya iadesine, 6-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 7-Gerekçeli kararın tebliği işlemlerinin ilk derece mahkemesi tarafından yerine getirilmesine, 8-Dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine, İlişkin; Dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın 362. maddesi uyarınca KESİN olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 19/08/2026

Başkan ... e-imzalıdır

Üye ... e-imzalıdır

Üye ... e-imzalıdır

Katip ... e-imzalıdır

* Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.*

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/1435, K. 2026/1472, T. 19.08.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-1435-e-2026-1472-k-13afb3d2d9b9