Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1369 E. 2026/1721 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/1369
- Karar No
- 2026/1721
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2026/1369
KARAR NO : 2026/1721
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: (KAPATILAN)BAKIRKÖY 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 24/09/2021
NUMARASI : 2020/129 Esas - 2021/811 Karar
DAVA: Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 23/09/2026
Dairemizden verilen 26/06/2026 Tarih 2022/22 E. , 2025/900 K. sayılı kararı Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 28.04.2026 tarih ve 2025/5541 E. , 2026/2392 K. sayılı ilamı ile bozulmakla, dosyanın Dairemizin yukarıdaki esasına kaydı yapılıp duruşmalı olarak yapılan incelemesi sonucunda dosya ele alındı.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili ile davalı arasında nominal değeri 630.000 TL olan İstanbul, Silivri, ... Mah. .... No:..de kurulu bulunan ... Sicil nolu ... Ltd. Şti. ne ait 150.000 TL nominal bedelli hissesini satın aldığını bedelini ise gerçek miktar üzerinden ödediğini, davalı ...'nun, ... Ltd. Şti'ye ait 150.000.-TL nominal bedelli hisseyi devrine rağmen, şirket hissesi nisabına düşen kısmı teslim etmediği gibi, bunu sürekli olarak ertelediğini, hisse devrinin ortaklar defterine kaydedeceklerini beyana rağmen, bu güne değin bu taahhüdü yerine getirmediği gibi aldığı bedelin karşılığını da ödemediğini, ... Ltd. Şti.'nin değerinin, halihazırdaki şirketin yapısı, müşteri portföyü, pazar payı, potansiyeli, organizasyonu ve yönetim kadrosu ile gelecekte şirketin ortaya çıkarması beklenen nakit akışlarının analizi sonucu elde edilecek miktarın değerli olması karşısında kasten davalıca devir işlemi yapılmayıp, şirketin tüm aktiflerinin eksiltilerek tasfiye haline sokulduğunun öğrenildiğini, davalıdan şirket hissesinin müvekkili adına tescili ve/veya hissesinin güncel değerinin ödenmesi taleplerine sürekli zaman isteyerek ötelenmesi sağlanırken, arka planda şirket içindeki ve tamamı ithal çok değerli makine ekipmanı ve parkurları ile diğer mal varlıklarının muvazaalı olarak başka şirkete aktarıldığının haber alındığını, yapılan araştırmada bu devirlerin büyük bir ekseriyeti ise ... Ltd. Şti'ye yapıldığının öğrenildiğini, ürünlerin muvazaalı devri ve fiili ortaklık yapılan İpkon şirketine temliklerde gerçek fiyatların aksine düşük miktarlar gösterilerek işlem tesisi edilmiş görünürse satış yaptıklarını, halen iki tarafın birlikte hareket ettiklerini, müvekkiline satılıp hominal bedel gösterilmesine rağmen gerçek değeri ödenen hissenin değerinin tespiti kaydı ve resmi belgeler ve tanık anlatımları ile sübuta erecek olup, o taktirde tam alacağın tespiti mümkün olacağından, davamızın belirsiz alacak davası olarak ikame edilmesi gerektiğini, şirket güncel değerinin tespiti ile şimdilik 150.000 TL'nin sözleşme tarihi itibarı ile reeskont faizi ile birlikte belirsiz alacak davası olarak tespiti ve ticari reeskont faizi ile tahsili ve müvekkiline ödenmesine avukatlık ücreti ve yargılama giderlerinin davalı tarafa tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP :
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Dava şartı yokluğundan, davanın usulden reddinin gerektiğini zira davacının, davacının dava açmakta hukuki yararının olmadığını, davacının noter sözleşmesi ile üstlendiği hisse devrini şirkete bizzat kendisinin bildirmesi şeklindeki şahsi sorumluluğunu yerine getirmediğini, davacı ... ile akdedilen, Bakırköy 25.Noterliğinin, 06.03.2017 tarihli ve ... yevmiye nolu Limited Şirket Pay Devri Sözleşmesinde, davacı ...'ın “devir aldığım şirket paylarını devraldığımı devir sözleşmesini şirkete ibraz ederek ticaret sicil müdürlüğünde ve ilgili diğer kurumlarda kayıt ve tescil ettirmeyi sağlayacağımı kabul ve setan ederim.” şeklinde beyanda bulunduğunu ancak davacı ...'ın 06.03.2017 tarihinden dava açtığı 12.02.2020 tarihine kadar bu sorumluluklarından hiçbirini yerine getirmediğini, davacı ...'ın, limited şirket nezdinde, şirket hisse devrinin bildirilmesi için hiçbir resmi başvurusu olmadığını, davacı ...'ın, noter hisse devir sözleşmesi ile üstlendiği gibi limited şirket müdürlerine başvurması gerektiğini ve bu yönde ortaklar genel kurulunun hisse devri hususunda olumlu olumsuz bir karar alınmasını sağlaması gerektiğini, davada zamanaşımı olduğunu, davacıdan hisse devir bedeli olarak herhangi bir bedeli de fiilen almadığını, Noter sözleşmesinde her ne kadar devralandan 150 bin TL.'yi elden ve nakden aldığı beyan edilmişse de; devralanın bu bedeli ödeyeceğine olan inancı ile ve iyiniyetle bu beyanda bulunduğunu, ancak, davacının bu sözleşme akdedildikten önce bu bedeli vereceğini şahsen beyan etmesine rağmen akdin yapılmasından sonra bu beyanını asla yerine getirmediğini, ayrıca, 2003 senesinde getirilen yasal düzenleme ile belirli bir meblağın üstü ticari alım satımlarda yapılacak ödemelerin, bankalar ve finans kurumları aracılığıyla yapılması hükmünün getirildiğini, dava şartı olmadan açılan davanın usulden reddini, kanuna ve sözleşmeye aykırı açılan davanın esastan da reddini, zamanaşımına uğrayan davanın reddini, davacının hukuka aykırı olarak elde ettiği ve ibraz ettiği 2 adet faturanın ve 10 adet fotoğrafın hukuka aykırı deliller olduklarının tespiti ve yargılamada dikkate alınmadıklarının karar altına alınmasını, vekalet ücretinin ve bütün mahkeme masraflarının davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini belirterek davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:
İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, " ...Tüm dosya kapsamı ve deliller birlikte değerlendirildiğinde; her ne kadar, davacı ile davalı arasında, Bakırköy 25.Noterliğinin, 06.03.2017 tarihli ve ... yevmiye nolu Limited Şirket Pay Devri Sözleşmesi akdedilmiş ve bu devir sözleşmesi sonucunda payını devreden davalı tarafından dava konusu edilen payın davacıya devrini gerçekleştirmediğinden bahisle iş bu dava açılmış ise de, limited şirketlerde pay devri usulü mülga 6762 sayılı TTK’nın 520 nci maddesinde emredici mahiyette düzenlenmiş olup, anılan hükümde “Bir payın devri, şirket hakkında ancak şirkete bildirilmek ve pay defterine kaydedilmek şartıyla hüküm ifade eder. Devir hususunun pay defterine kaydedilebilmesi için, ortaklardan en az dörtte üçünün devre muvafakat etmesi ve bunların esas sermayenin en az dörtte üçüne sahip olması şarttır” denilmektedir. Madde metninden de anlaşılacağı üzere, pay devrinin hüküm ifade edebilmesi için sözleşmenin noterde tasdiki, ortaklar kurulunun devre muvafakat etmesi ve bu devrin şirketin pay defterine işlenmiş olması gerekir. Bu şartlardan birinin bulunmaması halinde, limited şirket pay devirlerinde bölünme kuralı geçerli olmadığından pay devri, şirkete karşı hüküm ifade etmeyeceği gibi ilgililer arasında da hüküm ifade etmez. Buradan hareketle tarafların noterde gerçekleştirdiği pay devri sözleşmesi ile davalının, sözleşme hükümleri çerçevesinde söz konusu pay devrini ortaklığa bildirme yükümlülüğünü üstlendiği ancak dosya kapsamına bu yükümlülüğünü yerine getirdiğine dair delil sunmadığı ve yukarıdaki açıklamalar da göz önüne alındığında taraflar arasında geçerli bir pay devrinin gerçekleşmediği, yine davanın sebepsiz zenginleşmeye dayalı olarak açılmadığı, pay devrinden kaynaklı alacak davası olarak açıldığı bu haliyle ise iş bu davanın mesnetsiz kaldığı anlaşılmış olup davanın reddine," karar verilmiştir.
Bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalının, ... Ltd. Şti. ne ait 150.000.-TL nominal bedelli hisse devrini yaptığını, davalının şirket hissesi nisabına düşen kısmı teslim etmediğinin sabit olduğunu ve davalının bunu tevilen ikrar ettiğini, davalının bedelinin ödenmediği iddiasını usulünce ispatlayamadığını, "pay devrini ortaklığa bildirme yükümlülüğünün .." sıhhat şartına tabi bir husus olmadığını, tanıklar dinlenmeden ve belgelerin celbi sağlanmadan, ispatın yapılmadığını kabul etmenin açıkça yasaya ve somut olaya aykırı olduğunu, davalı ve akrabası olan diğer ortakların dayanışmalı olarak şirketin içini boşalttığını, kurulan yeni bir şirkete transfer ettikten sonra şirketi tasfiye etmeye çalıştıklarını, şirketin kapasitesi, evsafı, demirbaşında kayıtlı Makine Teçhizat, Stok Kağıt ve Tütün dahil olmak üzere Tablolar Halinde ve stok bilgileri ile resmi olarak kayıt altında olduğunu, kayıt altındaki bu makine ve diğer ham yada mamül stokların devri halinde izin ile ve kaydi olarak devredileceğinden Tütün ve Alkol Daire Başkanlığından tüm kayıtların istenilebileceğini, üzerinde bilirkişi incelemesi yapıldığından, davacının talep edilen hisse değerinin tespiti yapılıp tahsili mümkün olduğu halde davalının suniyeti korunarak talebin reddinin haksız olduğunu, hisselerin değeri, gösterilen nominal değerinin çok üzerinde olduğunu, işlemlerde sadece nominal değerin gösterildiğini, yüksek kapasiteli son model makine parkuru ve stoku bulunan ve sürümü yüksek tütün mamülü (sigara v.s.) üreten bir şirketin hissesi olduğunu, davacıya bu hakkının teslim edilmemesi nedeniyle talep edeceği zararın edim ifa edilse idi elde edeceği maddi gelir ve Hisseye isabet edeceği Şirket Hissesinin %10 nun gerçek değer üzerinden hesaplanarak ortaya çıkacak bedelin ticari faizi ile birlikte ödenmesi olacağının açık olduğunu beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını, davanın kabulüne karar verilmesi ile limited Şİrket Pay Devri Sözleşmesinin ifa edilmemesi nedeniyle ... Ltd. Şti. nin %10 hisseye isabet eden şirket güncel değerinin tespiti ile şimdilik 150.000.-TL'nin sözleşme tarihi itibarı ile reeskont faizi ile birlikte belirsiz alacak davası olarak tespiti ve ticari reeskont faizi ile tahsilini ve davacıya ödenmesini talep ve istinaf etmiştir.
Bu karara karşı davacı vekili tarafından temyiz yasa yoluna başvurulması üzerine, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 28.04.2026 tarih ve 2025/5541 E. , 2026/2392 K. Sayılı bozma ilamı ile; "1.İlk Derece Mahkemesince işin esasına girilmek suretiyle taraflar arasında geçerli bir pay devrinin gerçekleşmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, davacı vekilinin istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince duruşma açılmaksızın, davacının davalı şirkete pay devrinin onayı için başvurması, şirketçe bu konuda ortaklar kurulu kararı alması ve sonrasında hasıl olacak duruma göre dava açması gerektiğini, ancak davacı tarafça bu şartları sağlamadan bu aşamada eldeki davayı açtığı, bu nedenle davacının hukuki yararı bulunmadığından İlk Derece Mahkemesince davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken hatalı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesinin doğru olmadığı şeklinde yeni bir gerekçe oluşturularak davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin birinci alt bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. 2.HMK'nın 353. maddesinin ikinci fıkrası; "Yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında, ... duruşma yapılmadan karar verilir." düzenlemesini içermektedir. Anılan bu düzenleme uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince yeniden esas hakkında bir karar tesis edilmesi gerekirken aynı Kanun’un 353. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin birinci alt bendi kapsamında istinaf başvurusunun reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle ve yine aynı Kanun'un 369. maddesinin birinci fıkrası ve 371. maddesi uyarınca bozulması gerekmiştir."şeklindeki gerekçesi ile dairemiz kararı bozulmuştur.
Bozma sonrası Yargıtay 11 Hukuk Dairesi'nin usul ve yasaya uygun görülen kararına uyularak yargılamaya devam edilmiştir.
GEREKÇE :Dava, limited şirketin %10 luk pay devrine ilişkin sözleşmesinin ifa edilmemesi nedeniyle şirketin güncel değerinin belirlenerek %10'luk bedelinin tahsili istemine ilişkindir.
Dairemizin 26/06/2026 Tarih ve E: 2022/22-K:2025/900 K sayılı kararı ile; Davacının davalı şirkete pay devrinin onayı için başvurması, şirketçe bu konuda verilecek karar ve bundan sonra hasıl olacak duruma göre dava açması gerektiğinden bu aşamada eldeki davayı açmakta hukuki yararı bulunmamaktadır.Bu durumda ilk derece mahkemesince davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken hatalı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi sonucu itibarıyla doğrudur." gerekçesi ile davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bu karara karşı davacı vekili tarafından temyiz yasa yoluna başvurulması üzerine, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 28.04.2026 tarih ve 2025/5541 E. , 2026/2392 K. Sayılı bozma ilamı ile; "1.İlk Derece Mahkemesince işin esasına girilmek suretiyle taraflar arasında geçerli bir pay devrinin gerçekleşmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, davacı vekilinin istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince duruşma açılmaksızın, davacının davalı şirkete pay devrinin onayı için başvurması, şirketçe bu konuda ortaklar kurulu kararı alması ve sonrasında hasıl olacak duruma göre dava açması gerektiğini, ancak davacı tarafça bu şartları sağlamadan bu aşamada eldeki davayı açtığı, bu nedenle davacının hukuki yararı bulunmadığından İlk Derece Mahkemesince davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken hatalı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesinin doğru olmadığı şeklinde yeni bir gerekçe oluşturularak davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin birinci alt bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. 2.HMK'nın 353. maddesinin ikinci fıkrası; "Yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında, ... duruşma yapılmadan karar verilir." düzenlemesini içermektedir. Anılan bu düzenleme uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince yeniden esas hakkında bir karar tesis edilmesi gerekirken aynı Kanun’un 353. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin birinci alt bendi kapsamında istinaf başvurusunun reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle ve yine aynı Kanun'un 369. maddesinin birinci fıkrası ve 371. maddesi uyarınca bozulması gerekmiştir."şeklindeki gerekçesi ile dairemiz kararı bozulmuştur.
Yargıtay bozma ilamı izerine Mahkememizce HMK'nın 373/3. maddesi uyarınca duruşma açılarak taraf beyanları alınmış, usul ve yasaya uygun bulunan Yargıtay bozma ilamına uyulmasına karar verilmiştir.
Limited Şirketlerde pay devri TTK 595 – 598 maddeleri arasında düzenlenmiştir. Buna göre; pay devri dört aşamada gerçekleşmektedir. Öncelikle pay devir alan ile devreden arasında yazılı şekilde bir sözleşme yapılmalı ve sözleşmedeki imzaların noterde onanmalıdır. İkinci aşamada ana sözleşmede aksi kararlaştırılmadığı müddetçe TTK 595/2 maddesi gereği genel kurulun hisse devrine onayı vermesi gerekir. Devir bu onay ile geçerlilik kazanmaktadır. Genel kurulun onamasına kadar devir sözleşmesi askıdadır. (TTK 595 gerekçesi) TTK 595/3 maddesi gereği başvurudan itibaren 3 ay içinde genel kurul reddetmediği takdirde onay verilmiş sayılır. Miras, mal rejimi ve icra yoluyla hisselerin geçmesi halinde tüm haklar ve borçlar genel kurulun onayına gerek olmaksızın esas sermaye payını iktisap edene geçer. Buna rağmen şirket onayı reddedebilir (TTK 596/2 vd.) Üçüncü aşamada genel kurulca devre onay verilmesi halinde devralanın pay defterine ortak olarak kaydı yapılır. Pay defterine kayıt kurucu olmayıp açıklayıcı nitelikte bir işlemdir. Pay devri ortaklar genel kurulunun onay kararıyla gerçekleşmekte olup pay defterine kayıt pay sahipliğinin şirkete karşı ileri sürülmesi bakımından durumun tespitini sağlayan işlemdir. Dördüncü aşama ticaret siciline tescil işlemidir. (TTK 598) Tescil için şirket müdürü tarafından ticaret sicile başvurulması gerekmektedir. Başvurunun 30 gün içinde yapılmaması halinde ayrılan ortak adının bu paylarla ilgili olarak silinmesi için ticaret siciline başvurabilir. Bunun üzerine ticaret sicili müdürü şirkete iktisap edenin adının bildirilmesi için süre verir. Sicil kaydına güvenen iyiniyetli kişinin güveni korunur. Ticaret siciline tescil işlemi pay devri yönünden kurucu bir etkiye sahip olmayıp açıklayıcı bir etkiye sahiptir.
Yukarıdaki açıklamalar ve yasal düzenlemeler kapsamında somut olaya bakıldığında davacı ile davalı arasında yapılan 06/03/2017 tarihli pay devir sözleşmesinin TTK 595/1 maddesinde ifadesini bulan yazılı olma ve noterde imzaların tasdik edilmesi şekil şartlarını sağladığından geçerli sözleşme olduğu anlaşılmaktadır. Davacı taraf sözleşmenin herhangi bir irade fesadı sebebiyle geçersiz olduğunu ileri sürmemektedir.
Davacının, pay devir sözleşmesinde "devir sözleşmesini şirkete ibraz ederek ticaret sicil müdürlüğünde ve ilgili diğer kurumlarda kayıt ve tescil ettirmeyi sağlayacağımı kabul ve beyan ederim.” şeklinde beyanda bulunduğu anlaşılmakla birlikte şirketten pay devrinin kabulüne ilişkin talebin, sözleşmede hüküm bulunmasa dahi pay devreden ve devralan tarafça talep edilebileceği de ortadadır. Pay devir sözleşmesinin şirkete sunulup onay istendiği ve şirketçe talebin reddedildiğine dair dosyaya bir belge sunulmadığı görülmektedir. Davacı tarafça bu yönde tanık dinletilmek istenilmiş ise de bu hususun yazılı belge ile ispatı gerekir. Bu haliyle taraflar arasında düzenlenen pay devir sözleşmesi şirket ortaklar kurulunca reddedilinceye kadar askıdadır. (TTK 595 gerekçesi) ortaklar kurulunun reddetmesi halinde ise pay devir sözleşmesi geçersiz olur. ( Prf.Dr. Hasan Pulaşlı şirketler hukuku şerhi 3. Cilt sayfa 2756 vd.)
Medeni usul hukukunda hukuki yarar, mahkemede bir davanın açılabilmesi için, davacının bu davayı açmakta ve mahkemeden hukuksal korunma istemekte bir çıkarının bulunması gerektiğine ilişkin ilke anlamına gelir. Davacının davayı açtığı tarih itibariyle dava açmakta hukuk kuralları tarafından haklı bulunan (korunan) bir yararı olmalı, hakkını elde edebilmesi için mahkeme kararına ihtiyacı bulunmalıdır. 6100 sayılı Kanun'un sözü edilen maddesinin gerekçesinde de "...Maddenin birinci fıkrasının (h) bendinde ise davacının dava açmakta hukukî yararının bulunmasının bir dava şartı olduğu hususu açıkça vurgulanmıştır. Burada sözü edilen hukukî yarardan maksat, davacının sübjektif hakkına hukukî korunma sağlanması hususunda mahkemeye başvurmasında hâli hazırda hukuken korunmaya değer bir yararının bulunmasıdır. Bir başka ifadeyle, davacı hakkına kavuşmak için, hâli hazırda mahkeme kararına muhtaç bir konumda değilse onun hukukî yararının bulunduğundan söz etmek mümkün değildir..." yönünde açıklamalar yer verilmiştir.Öte yandan bu yararın "hukuki ve meşru", "doğrudan ve kişisel", "doğmuş ve güncel" olması da gerekir (Hanağası, E.: Davada Menfaat, Ankara 2009, s.135).
Hukuki yarar dava şartlarından olup 6100 sayılı HMK'nın 114. maddesine göre, davacının dava açmakta hukuken korunmaya değer bir yararının bulunması gerekir. Bu şart, dava konusuna ilişkin genel dava şartlarından biri olup, davanın esası hakkında inceleme yapılabilmesi ve esas hakkında hüküm verilebilmesi için varlığı gerekli olduğundan, olumlu dava şartları arasında sayılmaktadır. Bu nedenle menfaate, davanın dinlenebilmesi (mesmu olması, kabule şayan olması) şartı da denilmektedir (Hanağası, s. 19-21).
Bir davada, menfaat (hukuki yarar) ilkesinin dava şartı olarak gözetilmesinin, yargılamanın amacına ve usul ekonomisi ilkesine uygun olacağı her türlü duraksamadan uzaktır. Bu ilkeden hareketle bir davada hukuki menfaatin bulunup bulunmadığı mahkemece, tarafların dava dosyasına sunduğu deliller, olay veya olgular çerçevesinde yargılamanın her aşamasında ve kendiliğinden gözetilmelidir. Böylelikle kişilerin haksız davalar açmak suretiyle dava hakkını kötüye kullanmasına karşı bir güvence de sağlanmış olmaktadır (Pekcanıtez, s.946-949). Nitekim aynı görüş Hukuk Genel Kurulunun 24.11.1982 tarihli ve 1982/7-1874 E.-1982/914 K.; 05.06.1996 tarihli ve 1996/18-337 E.-1996/542 K.; 10.11.1999 tarihli ve 1999/1-937 E.-1999/946 K.; 25.05.2011 tarihli ve 2011/11-186 E. 2011/352 K. ve 01.02.2012 tarihli 2011/10-642 E.-38 K. sayılı kararları ve yukarıda emsal olarak gösterilen diğer kararlarda da benimsenmiştir. (emsal Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2019/853 E. 2020/907 K. )
Davacının davalı şirkete pay devrinin onayı için başvurması, şirketçe bu konuda verilecek karar ve bundan sonra hasıl olacak duruma göre dava açması gerektiğinden bu aşamada eldeki davayı açmakta hukuki yararı bulunmamaktadır.
Bu durumda ilk derece mahkemesince davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken hatalı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi isabetli olmamıştır.
HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; Mahkemece eldeki davanın dava şartın yokluğundan reddi gerekirken esas yönünden inceleme yapılarak hüküm kurulması isabetli görülmemiş ve bu nedenle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılmasına gerek bulunmadığından Dairemizce esas hakkında yeniden karar verilmek suretiyle davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle:
Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE; istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)b-2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, 1-Davanın 6100 sayılı HMK 114/1 - h maddesi gereğince dava açmakta hukuki yarar bulunmadığından REDDİNE,
2-Alınması gereken 732,00 TL karar ve ilam harcından, peşin alınan 2.561,63 TL peşin harcın mahsubu ile fazla yatırılan 1.829,63 TL karar ve ilam harcının davacıya iadesine,
3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına
4-Davalı kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. Hükümleri uyarınca 45.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
5-Arabuluculuk Kanununun 18/A-(13).maddesi ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Yönetmeliği’nin 26/2. Maddeleri ile AÜT uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 1.320,00 TL arabuluculuk ücretinin davacıdan alınarak Hazineye irad kaydına,
6-Karar kesinleştiğinde HMK Gider Avansı Tarifesi'nin 5. maddesi uyarınca artan gider avansının davacıya iadesine,
7-İstinaf yargılamasına ilişkin olarak;
a-Davacı vekilince yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine,
b-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına
8-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,
Davalı vekilinin yüzüne karşı, davacı vekilinin yokluğunda yasal iki haftalık süre içerisinde Yargıtay 11. Hukuk Dairesine temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliği ile verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 23/09/2026