Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1292 E. 2026/1011 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/1292
- Karar No
- 2026/1011
- Karar Tarihi
T.C. SAMSUN BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 2. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2026/1292 KARAR NO : 2026/1011
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I
BAŞKAN : ... (...) ÜYE : ... (...) ÜYE : ... (...) KATİP : ... (...)
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : SAMSUN ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 18/05/2026 NUMARASI : 2026/1093 ESAS 2026/1012 KARAR DAVACI : ... - ... VEKİLİ : ... DAVALILAR : ... - ... DAVA : İtirazın İptali (Kefalet Sözleşmesinden Kaynaklı) DAVA TARİHİ : 17/12/2024 KARAR TARİHİ : 10/07/2026 KARARIN YAZILMA TARİHİ : 13/07/2026 Mahkemelerce ayrı ayrı görevsizlik kararı verilmesi nedeni ile yargı yerinin belirlenmesi için gönderilen dosya içindeki tüm belgeler incelendi,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Çarşamba İcra Müdürlüğünün .... Esas sayılı dosya ile davalılar aleyhlerine başlatılan kefilin rücu hakkına dayalı icra takibinde davalıların borca ve tüm ferilerine itiraz etmeleri nedeniyle takibin durdurulmasına karar verildiğini, müvekkili ile davalıların, dava dışı .... isimli kişinin .... çekmiş olduğu kredilere kefil olduklarını, dava dışı ....'ın çekmiş olduğu kredileri ödemeyince Samsun İcra Müdürlüğünün .... Esas, .... Esas, .... Esas, .... Esas,.... Esas sayılı dosyaları ile aleyhelerine (boçlu ve kefiller) icra takibi başlatıldığını ve tüm dosya borcu davalılar gibi kefil olan müvekkili ....tarafından ödendiğini, davacı ve davalıların dava dışı ....lehine müteselsil kefil olarak bulunduklarını ve dava dışı Borçlu ....'nın ilgili kuruma kredi borçlarını ödemeyince dava dışı kurum tarafından kefilin sorumluluğuna gidildiğini ve kefil olan müvekkilinin dosya borçlarını ödediğini, dolayısıyla kefil olan müvekkilinin, diğer kefil olan davalılardan rücu hakkına sahip olduğunu, kefil olan müvekkilinin tüm iyiniyetli uyarılara rağmen diğer kefil davalılardan payları oranında ödemiş olduğu borç miktarını talep ettiğini ancak davalıların müvekkilinin bu haklı talebine yanaşmadıklarını, kaldı ki iş bu davayı açmadan önce arabuluculuğa da başvurulduğunu ancak müvekkili lehine bir gelişme yaşanmadığını ve anlaşmama şeklinde karar alındığını, arabuluculuk görüşmesine davalı ...'in hiçbir şekilde katılmadığını, davalıların yapmış olduğu itirazın iptali, takibin devamı ve lehlerine inkar tazminatına hükmedilmesi amacıyla işbu davanın açılması mecburiyeti hasıl olduğunu, bu nedenle Çarşamba İcra Müdürlüğünün ....Esas sayılı dosyasına vaki itirazların iptaline, icra takibinin devamına, davalıların işbu itirazda haksız ve kötü niyetli olması nedeniyle %20 oranından az olmamak kaydı ile icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve ücreti vekaletin davalılardan tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... cevap dilekçesinde özetle; davacıların dava açmakta hukuki muhtariyeti bulunmadığını, sebepsiz zenginleşmek amacı açılmış bir dava olduğunu, Çarşamba İcra Dairesinin .... Esas dosyasına borcu bulunmadığını, herhangi bir somut delil bulunmadığını, bu nedenle davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Çarşamba 3.Asliye Hukuk Mahkemesince; "Somut olayda davacı ile davalıların dava dışı .... arasında akdedilen genel kredi sözleşmesinde müteselsil kefil olarak imzalarının bulunduğu, davacının söz konusu kefalet nedeniyle yaptığı ödemelerden davalıların kefaleti nedeniyle ödediği miktarın tahsili amacıyla icra takibi başlattığı, takibin davalıların itirazı üzerine durması nedeniyle itirazın iptali davası açtığı, davacının kefil olarak imzaladığı kredi sözleşmesinin genel kredi sözleşmesi olduğu, 6102 sayılı TTK'nın 4(1).f madde ve bendince tarafların tacir olup olmadığına bakılmaksızın bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara ve ödünç para vermeye ilişkin düzenlemelerde öngörülen hususlardan doğan hukuk davalarının mutlak ticari dava niteliğinde olduğu, sözleşmelere dayalı olarak açılan rücu davalarının da anılan yasa hükmü kapsamında ticari dava olduğunun kabulünün gerektiği, uyuşmazlığın 6102 sayılı TTK'nın 5. maddesi uyarınca asliye ticaret mahkemesinin görevine girdiği, Hakimler ve Savcılar Kurulunun 07/07/2021 tarih ve 608 sayılı kararı ile Samsun Asliye Ticaret Mahkemelerinin yargı çevresinin Samsun ilinin mülki sınırları olarak belirlendiği, ticari dava niteliğindeki eldeki davanın ilgili HSK kararından sonra açıldığı, buna göre görevli mahkemenin Samsun Asliye Ticaret Mahkemeleri olduğu, davada Mahkemelerinin görevli olmadığı " gerekçesiyle Samsun Asliye Ticaret Mahkemesine görevsizlik kararı verilmiştir. Samsun Asliye Ticaret Mahkemesi; " eldeki davanın ödeyen kefilin diğer kefillere karşı açtığı rücuya dayalı itirazın iptali davası niteliğinde olduğu ve bu uyuşmazlığın asliye hukuk mahkemesinin görev alanında kaldığı, mahkemelerinin görevli olmadığı, " gerekçesiyle karşı yönde görevsizlik kararı verilmiştir. 6102 sayılı TTK'nın 5/1. maddesine göre, aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesi tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir. Bu hükme göre ticaret mahkemelerinin görev alanı ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işleridir. Ticari faaliyetleri ilgilendiren bütün davalar ticari dava değildir. Bu nedenle ticari işlerle ilgili bütün davalar ticaret mahkemelerinin görev alanına sokulmamış, yalnızca uzmanlık gerektiren hususların ticaret mahkemelerince karara bağlanması esası getirilmiştir. Ticari davaları, mutlak ticari davalar, nisbi ticari davalar, yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç grubta toplamak mümkündür. Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar, 6102 sayılı TTK'nın 4/1. maddesinde bentler halinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır. Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalardır. 6102 sayılı TTK'nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi, hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Zira; Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez. Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması TTK'da yeterli görülmüştür. Türk Ticaret Kanununun 4. maddesinde, bu kanundan doğan hukuk davalarının ticari dava sayıldığı, aynı Kanunun 5. maddesinin ikinci fıkrasında, bir yerde Ticaret Mahkemesi varsa Asliye Hukuk Mahkemesi'nin vazifesi içinde bulunan ve bu Kanunun 4. maddesi hükmünce ticari sayılan davalara ticaret mahkemesinde bakılacağı hususları düzenlenmiştir. Türk Ticaret Kanununun 3. maddesinde, "Bu Kanunda düzenlenen hususlarla bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiiller ticari işlerdendir." düzenlemesi getirilmiştir. TTK'nın 14. maddesine göre “Bir ticari işletmeyi kısmen dahi olsa kendi adına işleten kimseye tacir denir.” Aynı Kanunun 17. maddesi hükmünce de; “iktisadi faaliyeti nakdi sermayesinden ziyade bedeni çalışmasına dayanan ve kazancı ancak geçimini sağlamaya yetecek derecede az olan sanat ve ticaret sahipleri tacir değildir.” düzenlemesi yer almaktadır. 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanununun 3’üncü maddesinde, Esnaf ve sanatkâr, ister gezici ister sabit bir mekânda bulunsun, Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulunca belirlenen esnaf ve sanatkâr meslek kollarına dahil olup, ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedenî çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usûlde vergilendirilenler ve işletme hesabı esasına göre deftere tâbi olanlar ile vergiden muaf bulunan meslek ve sanat sahibi kimseler olarak ifade edilmiştir. Ayrıca TTK’nın 1463. maddesinde de, önce 17. maddeye gönderme yapılarak, Bakanlar Kurulunun bu konuda kararname çıkarması halinde onlarda gösterilen miktardan aşağı gayrisafi geliri bulunan sanat ve ticaret erbabından başka hiç kimse kanunun 17. maddesinde tarif edilen esnaftan sayılamaz denmek suretiyle tacir veya esnafın hangi kriterlere göre saptanacağı açık bir biçimde gösterilmiştir. 19.02.1986 tarih ve 19024 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan 25.01.1986 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile TTK'nın 1463. maddesine göre esnaf ve küçük sanatkar ile tacir ve sanayicinin ayrımına dair esaslar tespit edilmiştir. Buna göre; 1-Koordinasyon kurulunca tespit ve yayınlanacak esnaf ve küçük sanatkar kollarına dahil olup da gelir vergisinden muaf olanlar ile kazançları götürü usûlde vergilendirilenler ve işletme hesabına göre, defter tutanlardan iktisadi faaliyetleri nakdi sermayesinden ziyade, bedeni çalışmalarına dayanan ve kazançları ancak geçimlerini sağlamaya yetecek derecede az olan ve Vergi Usûl Kanununun 177. maddesinin birinci fıkrasının 1 ve 3 nolu bentlerinde yer alan limitlerin yarısını, iki numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların esnaf ve küçük sanatkar, 2- Vergi Usûl Kanununa istinaden birinci sınıf tacir sayılan ve bilanço esasına göre defter tutanlar ile işletme hesabına göre defter tutan ve birinci madde de belirtilenlerin dışında kalanların tacir ve sanayici sayılmaları kararlaştırılmıştır. Vergi Usûl Kanununun 177. maddesinde “Birinci Sınıf Tüccarlar” sayılmış olup bu maddedeki birinci sınıf tacirlerle ilgili şartları taşımayanlar ise ikinci sınıf tacir sayılırlar. İkinci sınıf tacirler ise ticari işletme hesabına göre defter tutarlar. Bir hukukî işlemin veya fiilin TTK'nın kapsamında kaldığının kabul edilmesi için kanunun amacı içerisinde yukarıda tanımları verilen bu kanunda düzenlenen hususlar ile bir ticari işletmeyi ilgilendiren bir hukukî işlemin veya fiilin olması gerekir. Somut olayda; davacı vekili, müvekkil ve davalıların müştereken ve müteselsilen kefilli olduğu .... çekilen kredi dosyasından dolayı fazla yatırdığı rücu alacağının tahsili istemiyle açtığı icra takibine vaki itirazın iptali istemiyle eldeki davayı açmıştır. Taraflar arasındaki ilişkinin kefalet sözleşmesinden kaynaklandığı, davanın taraflarının kefil olan ile diğer kefiller olduğu anlaşılmaktadır. Taraflar tacir olmadığından, asıl borçlunun borcunu ödeyen kefilin, diğer kefillere payları oranında rücûundan kaynaklanan dava, asliye hukuk mahkemesinde görülmelidir. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 6100 sayılı HMK'nın 21 ve 22. maddeleri gereğince Çarşamba 3.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE, HMK'nın 23/1 ve 362/1-c maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.10/07/2026
... Başkan ... e-imza ... Üye ... e-imza ... Üye ... e-imza ... Katip ... e-imza