Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1051 E. 2026/1204 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/1051
- Karar No
- 2026/1204
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 35. HUKUK DAİRESİ T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 35. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2026/1051 KARAR NO : 2026/1204
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R
BAŞKAN : ... (...) ÜYE : ... (...) ÜYE : ... (...) KATİP : ... (...)
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 17/09/2025 NUMARASI : 2024/506 Esas 2025/585 Karar
DAVACI : ... - ... VEKİLİ : Av. ... (e-tebligat)
DAVALI : ... VEKİLİ : Av. ... (e-tebligat)
DAVANIN KONUSU : Tazminat KARAR TARİHİ : 15/09/2026 GEREKÇELİ KARAR YAZILMA TARİHİ : 21/09/2026
Mahalli mahkemesince verilen karara karşı davacı vekili tarafından süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup, başvuru şartlarının yerine getirildiği dosya üzerinde yapılan ön inceleme ile anlaşılmakla yapılan istinaf incelemesi sonunda; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARI Davacı vekili dava dilekçesinde; 21.10.2022 tarihinde sürücü ... sevk ve idaresindeki ... plakalı ... marka motosiklet ile... sokaktan çıkış yaparak Bağdat caddesinde en sağ şeride girdiği esnada, sağ tarafında Bağdat caddesi üzerinde seyir halinde olan sürücü ... sevk ve idaresindeki ...plakalı motosikletin ön kısımlarıyla, ... plakalı motosikletin sağ ön ve yan kısımlarının çarpışması sonucu maddi ve yaralanmalı kaza meydana geldiğini, kazada müvekkili ...’ın yaralandığını ve hayatının olumsuz yönde etkilendiğini, Kırklareli Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı Adli Kurul Maluliyet Raporunda Yetişkinler İçin Özel Gereksinim Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik’e göre kişinin sürekli maluliyet oranının %6 (yüzde altı) olduğu, kişinin iyileşme süresinin 3 (üç) aya kadar uzayabileceği, kişinin tedavi süresince ortaya bakıcı ihtiyaç süresinin 1 (bir) ay olduğunun belirtildiğini, karşı taraf sigorta şirketi tarafından taraflarına ödeme yapıldığını, müvekkilinin kusurlu olduğu nazara alınarak ödeme yapıldığını, ancak alınan adli tıp raporlarında müvekkilinin kusursuz olduğunun tespit edildiğini, bu nedenle eksik ödeme oluştuğunu, bunun üzerine davalı sigorta şirketine başvuru yapıldığını ancak bir netice alamadıklarını, arabuluculuk başvurusu yaptıklarını, ancak anlaşma sağlanamadığını belirterek, fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik kalıcı iş göremezlik tazminatı olarak 500,00-TL, geçici iş göremezlik tazminatı olarak şimdilik 500,00 TL, geçici bakıcı gideri olarak 500,00 TL olmak üzere toplam 1.500,00TL'nin kaza tarihinden işleyecek temerrüt faizi ile müvekkiline ödenmesini talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde; usule ilişkin olarak zamanaşımı, derdestlik, husumet, hukuki yarar, kesin hüküm itirazında bulunduklarını, kazaya karıştığı iddia edilen ... plakalı aracın müvekkili şirket nezdinde 1205417922 numaralı zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesi ile 29/04/2022-29/04/2023 tarihleri arasında sigortalı olduğunu, poliçe teminat limiti kişi başına 500.000-TL olup müvekkili şirketin sorumluluğunun sigortalı araç sürücüsünün kusuru oranında ve zararı nispetinde olduğunu, davacı tarafın huzurdaki davayı kısmi dava şeklinde ikame ettiğini, dava türünün değiştirilmesi mümkün olmayıp bu husus gözetilerek yargılama yapılması gerektiğini, müvekkili şirkete usulüne uygun şekilde başvuru yapılmadan dava açıldığını, dava şartı yokluğundan davanın reddini talep ettiklerini, sebepsiz zenginleşme teşkil eden ödemelere ilişkin her türlü talep ve dava hakları saklı kalmakla ve kusur ile maluliyet oranını kabulü anlamına gelmemekle birlikte, davacının aynı kaza ve aynı taleplerine ilişkin sigorta tahkim komisyonu'na başvuruda bulunulduğunu, yapılan başvuru sonunda müvekkili şirket ile sulh olunduğunu, Sigorta Tahkim Komisyonunun 2023/254332 sayılı dosyası ile müvekkil şirketin dava öncesi sorumlu olduğu tutarı fazlasıyla ödediğini, müvekkilinin başkaca bir sorumluluğunun kalmadığını, kaza tarihindeki yönetmeliğe göre sağlık kurulu raporu alınması gerektiğini, kusur oranının tespiti amacıyla bilirkişi raporu alınması gerektiğini, TRH 2010 yaşam tablosu ve %1,65 teknik faiz ile hesaplama yapılması gerektiğini, aktüerya hesaplaması yapılırken davacı lehine sebepsiz zenginleşmeye neden olunmaması gerektiğini, kabul anlamına gelmemek üzere zarar hesabı yapılması halinde asgari ücretin esas alınması gerektiğini, davacının geçici iş görmezlik zararı bulunmadığını davacın devlet memuru olduğunu geçici iş görmezlik için maaşından kesinti yapıldığını, geçici iş görmezlik ile geçici bakıcı giderinin ve tedavi giderlerinin teminat dışı olduğunu. SGK tarafından karşılanması gerektiğini, davacıya SGK tarafından yapılan rücuya tabi ödeme var ise hesaplanacak tazminattan düşülmesi gerektiğini, davacının kaza esnasında emniyet kemeri takmadığı sabit olup müterafik kusur indirimi yapılmasını talep ettiklerini, davacının avans faiz talebinin reddine karar verilmesini, faiz başlangıç tarihine itiraz ettiklerini bildirerek, müvekkili şirket hakkında açılan davanın dava şartı yokluğundan reddine, esasa girilmesi halinde davanın esastan reddine, aksinin kabulü halinde ise, sorumluluğun azami poliçe teminatı ile sorumlu tutulmasına ve faize karar verilmesini; kabul anlamına gelmemek üzere karar verilmesini, aleyhe hüküm kurulması halinde ise poliçe limiti ve sigortalının kusur oranı dikkate alınarak hüküm kurulmasını talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece yapılan yargılama sonunda; eldeki dava ile Tahkim Uyuşmazlık Hakem Heyetinin kesinleşmiş 20/06/2023- 2023.E.254332 karar tarihi ve sayısı 10/01/2024-K-2024/14918 olan heyet kararındaki, her iki davanın taraflarının, konusunun ve dava sebeplerinin aynı olduğu ve kesin hüküm teşkil ettiği gerekçesi ile HMK'nın 114/1-i, 115/1-2 maddeleri uyarınca; davacı daha önceden Sigorta Hakem Komisyonuna başvurmuş olduğundan kesin hükmün varlığı nedeniyle davanın "usulden reddine" karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvuru yapılmıştır.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili istinaf dilekçesinde; yerel mahkemece gelişen durum olgusu göz ardı edilerek karar verildiğini, sigorta tahkim komisyonunda müvekkiline yapılan ödemenin kaza tespit tutanağındaki kusur durumuna göre gerçekleştiğini, ancak kazaya ilişkin olarak yürütülen ceza soruşturmasında İstanbul Anadolu 5. Çocuk Mahkemesi’nin 2023/291 esas sayılı dosyasında müvekkilinin kusursuz olduğunun tespit edildiğini, bu nedenle yapılan ödemenin belirlenen kusur oranına göre eksik olduğunu, müvekkilinin kaza neticesinde uğradığı bedensel zararların da zaman içinde artış göstermiş olabileceği gibi, kusur oranında değişmelerin de yaşanmış olma ihtimalinin bulunduğunu, tazminat hukukunda gelişen durum olgusunun kesin hüküm itirazını bertaraf eden temel hukuki kurumlardan birisi olduğunu, somut olayda kesin hüküm şartlarının oluşmadığını ve mahkemenin ret gerekçesinin hatalı olduğunu, HMK’nın 303. maddesinde düzenlenen maddi anlamda kesin hüküm kurumunun şartlarının somut olayda hatalı değerlendirildiğini, sigorta tahkim komisyonu sürecinde verilen kararın eldeki davadaki tüm talepleri, yani hem sürekli, hem de geçici iş göremezlik zararını kapsayıp kapsamadığı, talep sonuçlarının birebir aynı olup olmadığı hususunun yerel mahkemece incelenmeden karar verildiğini ileri sürerek istinaf isteminin kabulü ile yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE Dava trafik kazasından kaynaklanan cismani zarar nedeni ile maddi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece kesin hükme ilişkin dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine dair verilen karar davacı vekili tarafından yukarıda yazılı sebeplerle istinaf edilmiştir. Dairemizce, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi gereğince istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzenine ilişkin hususlar resen gözetilerek inceleme yapılmıştır. Tüm dosya kapsamından; olay tarihi olan 21/10/2022 günü saat 19:18 sıralarında davacı sürücü ... idaresindeki ... plaka sayılı motosiklet ile Bağdat Caddesine solunda kalan ... Sokaktan bağlandığı ve en sağ şeride doğru geçtiği esnada, aracının arka kısmına Bağdat Caddesi üzerinde düz seyretmekte olan dava dışı sürücü ... sevk ve idaresindeki davalı şirkete ZMMS poliçesi ile sigortalı ...plaka sayılı motosikletin ön kısımlarıyla çarpması neticesinde yaralanmalı trafik kazasının meydana geldiği, kazada yaralanan davacı/sürücü ... vekili tarafından müvekkilinin dava konusu kazada %6 oranında maluliyeti oluşacak, iyileşme süresinin 3 aya kadar uzayacak ve 1 ay süre ile başkasının bakımına ihtiyaç duyacak şekilde yaralandığı, davalı sigorta şirketi tarafından kaza tespit tutanağına göre davacının da kusuru bulunduğu nazara alınarak ödeme yapıldığı, ne var ki, ceza yargılaması sırasında kazanın gerçekleşmesinde müvekkilinin kusursuz olduğunun tespit edildiği ve bu nedenle ödemenin yetersiz olduğu iddiası ile bakiye geçici ve sürekli iş göremezlik tazminatı ile bakıcı giderinin tahsili için eldeki davanın açıldığı anlaşılmıştır. Dava konusu kaza nedeniyle davacı vekili tarafından davalı sigorta şirketine karşı 20/06/2023 tarihli dilekçe ile sürekli iş göremezlikten kaynaklanan zararların ödetilmesi istemi ile Uyuşmazlık Hakem Heyetine başvuru yapıldığı, bu başvurunun yapılmasından sonra davacı ile sigorta şirketi tarafından düzenlenen 14/11/2023 tarihli “İBRANAME, FERAGAT BEYANI VE SULH ANLAŞMASI“ başlıklı belge ile 145.000,00 TL sürekli ve geçici maluliyet bedeli ile bakıcı ve tedavi gideri bedeli ve ferileri dahil toplam 170.100,00 TL mukabilinde sulh olunması üzerine, başvurucu vekili tarafından verilen 17/11/2023 tarihli dilekçe ile başvurudan feragat edilmesi üzerine Uyuşmazlık Hakem Heyetinin 10/01/2024 tarihli kararı ile başvuru sahibinin talebinin feragat nedeniyle reddine karar verildiği ve bu kararın da itiraz edilmeksizin, başvuru yolları tüketilmek suretiyle kesinleştiği dosya kapsamı ile sabittir. Yerel mahkemece davacının dava dilekçesinde yer alan bakiye geçici ve sürekli iş göremezlik tazminatı ile bakıcı giderinin tahsiline ilişkin taleplerinin kesin hükmün varlığından bahisle dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiş ise de yapılan inceleme hüküm kurmaya elverişli değildir. Şöyle ki; 1-Dava konusu uyuşmazlık hakkında kesin hüküm bulunuyorsa, aynı konuda, aynı taraflar arasında ve aynı dava sebebine dayanılarak yeni bir dava açılamaz. Kesin hüküm itirazı, davanın her aşamasında ileri sürülebilir ve mahkemenin de (Bölge Adliye Mahkemesinin ve Yargıtay’ın da) davanın her aşamasında kesin hükmün varlığını kendiliğinden gözetip, davayı kesin hükümden (dava şartı yokluğundan) reddetmesi gerekir. Yine kesin hüküm itirazı mahkemede ileri sürülmemiş olsa dahi, ilk defa Yargıtay'da (temyiz veya karar düzeltme aşamasında) ve dahası bozmadan sonra da ileri sürülebilir. Bu bakımdan usulü kazanılmış hakkın istisnasıdır ve tarafların iradesine de bağlı olmayan mutlak bir etkiye sahiptir. O nedenle kesin hükmün varlığının, yargılamanın bir kesiminde nazara alınmamış olması diğer bir kesiminde ele alınmasını engellemez. Maddi anlamda kesin hükmün koşulları 6100 sayılı HMK’nın 303/1. maddesinde; “Bir davaya ait şeklî anlamda kesinleşmiş olan hükmün, diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesi için, her iki davanın taraflarının, dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir.” şeklinde düzenlenmiştir. Kesin hükümden söz edebilmek için ilk kararın mahkemece hükme bağlanması şart olmayıp, uyuşmazlık konusunda tarafların tahkim yoluna gitmeleri halinde, Hakem/Hakem Heyetlerince verilen esasa ilişkin kararların da usulünce kesinleşmesinden sonra, kesin hüküm oluşturacağından aynı uyuşmazlık konusunda yeniden dava açılmaz. Kesin hükmün ilk koşulu, her iki davanın taraflarının aynı kişiler olması, ikinci koşulu, müddeabihin aynılığı, üçüncü koşulu ise, dava sebebinin aynı olmasıdır. Kesin hükmün ikinci koşulu olan müddeabih, dava konusu yapılmış olan hak, yani dava ile elde edilmek istenilen sonuçtur. Önceki dava ile yeni davanın müddeabihlerinin (konularının) aynı olup olmadığını anlamak için hâkimin, eski davada verilen kararın hüküm fıkrası ile yeni davada ileri sürülen talep sonucunu karşılaştırması gerekir. Eski ve yeni davanın konusu olan maddi şeyler fiziki bakımdan aynı olsa bile, bu şeyler üzerinde talep olunan haklar değişikse, müddeabihler aynı değil demektir. Kesin hükmün üçüncü koşulu ise dava sebebinin aynı olmasıdır. Dava sebebi, hukuki sebep olmayıp, davacının davasını dayandırdığı vakıalardır. Öyle ise; her iki davanın da dayandığı maddi vakıalar (olaylar) aynı ise, diğer iki koşulun da bulunması halinde kesin hükmün bulunduğundan söz edilebilir. Yukarıdaki bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı tarafından davalı sigorta şirketi aleyhine, aynı kazadan kaynaklı olarak sürekli iş göremezlik tazminatı ödetilmesi istemiyle Sigorta Tahkim Komisyonuna başvuruda bulunulduğu, Uyuşmazlık Hakem Heyeti tarafından yapılan yargılama sırasında başvurucunun talebinden feragat etmesi nedeniyle talebin reddine karar verildiği ve söz konusu kararın itiraz yoluna başvurulmaksızın kesinleştiği anlaşılmıştır. Bu durumda yerel mahkemenin de kabulünde olduğu üzere, davacının sürekli iş göremezlikten kaynaklanan talepleri bakımından kesin hükmün varlığı nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesi doğru ise de, iş bu davada talep edilen geçici iş göremezlik ve bakıcı giderine ilişkin talepler yönünden Sigorta Tahkim Komisyonu’na yapılmış bir başvuru bulunmadığı ve bu talepler yönünden kesin hükmün varlığından söz edilemeyeceği gözetilmeden davacının geçici iş göremezlik ve bakıcı giderine ilişkin taleplerinin de kesin hükmün varlığına ilişkin dava şartı noksanlığı nedeniyle usulden reddine karar verilmesi doğru değildir. Yukarıda açıklandığı üzere, yerel mahkemece davacının geçici iş göremezlikten kaynaklanan zararları ve bakıcı gideri tazminatına ilişkin talepleri ile ilgili olarak 14/11/2023 tarihli ibraname ile davalı sigorta şirketini ibra ettiği sabit olmakla beraber 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun “Sorumluluğa ilişkin anlaşmalar” kenar başlığını taşıyan 111. maddesinde yer alan “ Bu Kanunla öngörülen hukuki sorumluluğu kaldıran veya daraltan anlaşmalar geçersizdir.Tazminat miktarlarına ilişkin olup da, yetersiz veya fahiş olduğu açıkça belli olan anlaşmalar veya uzlaşmalar yapıldıkları tarihten başlayarak iki yıl içinde iptal edilebilir.” şeklinde düzenleme dikkate alınmak ve davacının ibra tarihinden itibaren iki yıllık hak düşürücü süre dolmadan eldeki davayı açtığı dikkate alınmak suretiyle, dava konusu kazaya ilişkin hasar dosyası ve yapılan ödemenin dayanağı olan tüm belgeler getirtilmek ve yapılan ödemenin ne kadarlık kısmının geçici iş göremezlik ve bakıcı giderine ilişkin olduğu da tespit edilmek suretiyle, gerçek zarar ilkesi çerçevesinde ödeme tarihi itibariyle bakıcı gideri ve geçici iş göremezlik zararına ilişkin olarak davalı sigorta şirketi tarafından yapılan ödemenin yetersiz olup olmadığı, fahiş bir oransızlık bulunup bulunmadığı yapılacak inceleme ve alınacak bilirkişi raporu ile tespit edilerek hasıl olacak sonuca göre davacının dava yığılması şeklinde açtığı davadaki tüm talepleri yönünden olumlu ya da olumsuz bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile tüm talepler yönünden davanın reddine karar verilmesi isabetli değildir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-a-6 maddesinde; mahkemece, uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması ya da talebin önemli bir kısmı hakkında karar verilmemiş olması halinde, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından esası incelemeden kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine duruşma yapılmadan kesin olarak karar verileceği hususu düzenlenmiştir. Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a.6. maddeleri uyarınca kabulü ile yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde değerlendirme yapılması için dosyanın mahkemesine gönderilmesine, kaldırma sebebine göre davacı vekilinin sair istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerektiği vicdani kanaati ile aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile; Ankara 14. Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından verilen, 17/09/2026 tarih, 2024/506 Esas - 2025/585 Karar sayılı kararın, HMK’nın 353/1-a-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, Kararın kaldırılma sebebine göre istinaf eden davacı vekilinin sair istinaf taleplerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına 2-Dosyanın, davanın yeniden görülmesi için mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 3-İstinaf eden tarafça yatırılan "istinaf karar harcının" istek halinde yatırana iadesine, 4-İstinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesinde değerlendirilmesine, 5-Karar tebliği, kesinleştirme, harç ve gider avansı iadesi işlemlerinin ilk derece mahkemesince yapılmasına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 353/1-a maddesi uyarınca KESİN olmak üzere 15/09/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
... ... Başkan ...
Üye ...
Üye ...
Katip ...
* Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümleri gereğince elektronik imza ile imzalanmıştır.