Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2025/511 E. 2026/844 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2025/511
Karar No
2026/844
Karar Tarihi

T. C.

KAYSERİ

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

3. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2025/511

KARAR NO: 2026/844

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: KAYSERİ 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 23/12/2024

NUMARASI: 2022/900 Esas, 2024/1202 Karar

Asıl Davada;

DAVA: Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)

DAVA TARİHİ: 19/09/2018

Birleşen Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2024/667 E. - 2024/786 K. Sayılı

Dosyasında;

DAVANIN KONUSU:Ölüm ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat

DAVA TARİHİ: 23/08/2024

İSTİNAF KARARININ

VERİLDİĞİ TARİH: 03/06/2026

YAZILDIĞI TARİH: 03/06/2026

Taraflar arasında görülen davada Mahkemece verilen kararın istinaf incelemesi davacı ve davalı ... A.Ş. vekilleri tarafından istenmiş, 6100 sayılı HMK’nın 353. maddesi gereğince tetkikatın evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları, tüm belgeler okunup incelendikten sonra, gereği görüşülüp düşünüldü:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:

Aslı dava dosyasında davacı vekili; ... tarihinde davacı ...'ün ... plaka sayılı motosikletiyle ... Bulvarı istikametinden ... caddesi istikametinde seyir halinde davalı sigorta şirketi tarafından sigortalı ...'ın sevk ve idaresindeki ... plaka sayılı araç ile seyir halinde iken dur levhasına uymadığını, davacın ... Plaka sayılı aracın kendisine çarpmaması için manevra yaptığını, motosikletinden düşerek maddi hasarlı yaralanmalı trafik kazası meydana geldiğini, kaza tespit tutanağında da ...'ın tam kusurlu olduğunun ve ...'ün kusurunun bulunmadığının tespit edildiğini, davalı ... A.Ş'ye dava konusu kaza nedeniyle başvuru yapıldığını, 31/08/2018 tarihinde tebliğ edildiğini, yasal süresi içerisinde sigorta şirketi tarafından cevap verilmediğini ve herhangi bir ödeme yapılmadığını belirterek, ...'ün kalıcı maluliyet zararının tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda artırılmak üzere şimdilik asgari 1.000,00-TL'nin temerrüt tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava ederek kısmi dava açmıştır.

Davacı vekili, 04/06/2021 tarihli ıslah dilekçesiyle talebini 111.584,27 TL’ye çıkarmıştır.

Birleşen dava dosyasında davacı vekili; davacının kaza sonrası uzunca bir süre yatak tedavisi gördüğünü, yaklaşık 6-7 ay önce ayağa kalkıp kendi işlerini yapacak hale gelmiş ise de dizindeki kırıktan dolayı tedavisinin halen devam ettiğini, davacının dizinde gerektiği gibi bir düzelme olmadığını, yapılan tedavilerde pek ilerleme kaydedilmediğini, kaza nedeniyle beslenme düzeninin bozulduğunu ve aşırı kilo aldığını, bu kaza nedeniyle askerlik hizmetini yerine getiremediğini, aşırı kiloları nedeniyle mide ameliyatı olmak zorunda kaldığını, midesi alınan müvekkilinin bazı komplikasyonlar meydana gelmesi nedeniyle ağır ve acılı günler yaşadığını, davacının bu kaza sonrası diz kapağında meydana gelen hasar nedeniyle kaybettiği iş gücü kaybı nedeniyle davalı sigorta şirketi aleyhine 19/09/2018 tarihinde Kayseri 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2022/900 Esas sayılı dosyasıyla maddi tazminat talepli dava açtığını, kaza nedeniyle davacıda oluşan maluliyetin davacının askerliğine de engel olduğunu, davacının yaşadığı bu manevi üzüntü ve elemin telafisinin olmayacağını belirterek, 525.636,13 TL maddi tazminatın (davalı sigorta şirketince poliçe limitlerinde olduğu miktar tutarıyla) davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, 250.000,00 TL manevi tazminatın ise kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı ...'dan tahsili ile müvekkiline verilmesini talep ve dava etmiştir.

Asıl davada davalı vekili; dava konusu kazaya karışan ... plaka sayılı aracın ... numaralı ZMMS poliçesi ile sigortalı olduğunu, dava konusu zararlara ilişkin ZMMS gereğince dava konusu zararlara ilişkin olarak sorumluluğu poliçe limiti ile sınırlı olduğunu ve sigortalı araç sürücünün kusuru oranında ve zarar nispetinde olduğunu, davacı tarafın avans faiz talep etmesinin hukuka aykırı olduğunu belirterek açılan işbu davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesini istemiştir.

Birleşen davada davalı ... vekili; açılan davanın hukuki dayanaktan yoksun olup kabulünün mümkün olmadığını, müvekkilinin söz konusu kazada kusuru bulunmadığını, davacının kaza öncesinde sağ dizinden cerrahi işlem geçirdiğini, maluliyet oranının tespitinde bu hususun göz ardı edildiğini, bu nedenle Adli Tıp Kurumu Üst Kurulundan yeni bir rapor alınması taleplerinin bulunduğunu, iş göremezlik tazminatı hesabında yeni tarihli asgari ücretin esas alınmasının mülkiyet hakkına ve hakkaniyete aykırı olduğunu, 18/03/2024 tarihli bilirkişi raporunun hükme elverişli olmayıp maluliyet oranının tekrar hesaplanması sonrasında bu hususlar nazara alınarak aktüerya hesabı yapılması gerektiğini, bunun yanı sıra davacının manevi tazminat talebinin fahiş olup kabulünün mümkün olmadığını bildirerek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:

Mahkemece yapılan yargılama neticesinde; dizlik takılıp takılmadığının dosyadan anlaşılamadığı, ancak dizlik takmak gibi bir zorunluluk olmadığı için müterafik kusur uygulanmadığı, verilen karara karşı yalnız davalı sigorta şirketi vekilince istinaf yoluna başvurulmuş olunduğundan davalı sigorta şirketi yönünden usuli kazanılmış hak doğduğu, müşterek ve müteselsil sorumlu olan sigorta şirketi yönünden kesinleşen miktarın, müteselsil sorumlu davalı ... yönünden de artık güçlü bir delile dayandığı, ancak birleşen davada asıl dava ile hüküm altına alınan kısım talep edilmemekte bakiye alacak için dava açıldığından davalı ... yönünden de maddi tazminat davasının reddine karar verilerek; asıl davada 111.584,27-TL sürekli iş göremezlik tazminatının davalı sigorta şirketinden temerrüt tarihi olan 13/09/2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte alınarak davacıya verilmesine, birleşen davada maddi tazminat talebinin reddi ile, birleşen davada manevi tazminat davasının kısmen kabulü ile; 40.000,00-TL manevi tazminatının kaza tarihi olan ... tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ...'dan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya yönelik talebin reddine, karar verilmiştir.

Karara karşı, davacı ve davalı ... A.Ş. vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:

İstinaf kanun yoluna başvuran davacı vekili; Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nde açılan ve birleştirilmesine karar verilen dosyası süresinde açılmış haklı bir dava iken; işbu dosyanın asıl dava dosyasının fer'i veya cüz'i kabul edilerek usuli kazanılmış haktan bahsedilip reddine karar verilmesinin doğru olmadığını, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen bozma kararına uymak gerekirken, önceki kararda direnilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek kararın kaldırılması talebiyle istinaf isteminde bulunmuştur.

İstinaf kanun yoluna başvuran davalı ... A.Ş.; hükme esas alınan kusur raporuna yaptıkları itirazlarının ilk derece mahkemesince göz önünde bulundurulmadığını, maluliyet raporları arasındaki çelişkilerin giderilmediğini, hükme esas alınan aktüer bilirkişisi raporunda kullanılan hesaplama yöntemi ve hesaplamanın hukuka aykırı olduğunu, hesaplanan tazminat tutarından müterafik kusur indirimi yapılmamasının da haksız ve hukuka aykırı olduğunu, davacı tarafın 23/02/2021 tarihli bilirkişi raporundaki hesaplamaya itiraz etmediğini, müvekkili şirket yönünden usuli kazanılmış hak doğmasına rağmen bu durumun ilk derece mahkemesince göz önünde bulundurulmadığını, davacıya, ödeme yapan kimselerin ve ödeme tutarlarının araştırılmadığını belirterek kararın kaldırılması talebiyle istinaf isteminde bulunmuştur.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER VE GEREKÇE:

6100 sayılı HMK'nın 355. maddesi uyarınca, istinaf sebepleri ve kamu düzeni ile sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda;

Dava (asıl), trafik kazasından kaynaklanan sürekli iş göremezlik tazminatı talebine ilişkindir. (Birleşen) dava ise, trafik kazasından kaynaklan maddi (ek) ve manevi tazminat talebine ilişkindir.

Somut olaydaki uyuşmazlık; yerel mahkemece ilk karar ile belirlenen tazminat miktarına davacının istinaf aşamasında itiraz etmemesi nedeniyle, ilk karar ile belirlenen tazminat tutarı yönünden davalılar yararına usuli kazanılmış hak teşkil edip etmeyeceği noktasında toplanmaktadır.

Usule ait kazanılmış hak müessesi, Usul Hukukunun dayandığı ana esaslardandır ve kamu düzeni ile de ilgilidir. Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK)’nda “usuli kazanılmış hak” kavramına ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktaydı.

Usulî kazanılmış hak kurumu, davaların uzamasını ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak amacıyla Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir. Anlam itibariyle usuli kazanılmış hak kavramı, bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.

Türk Hukuk Lûgatında da “kazanılmış hak” daha önce yürürlükte olan hükümlere göre bir kişi yararına kazanılmış olan hak şeklinde ifade edilmiştir (Türk Hukuk Lûgatı, Cilt I, Ankara 2021, s. 676).

Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlükte olduğu dönemde çıkarılan 09.05.1960 tarihli ve 1960/21 Esas, 1960/9 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında; Yargıtay bozma kararına uyulmakla orada belirtilen biçimde işlem yapılması yolunda lehine bozma yapılan taraf yararına usulî kazanılmış hak, aynı doğrultuda işlem yapılması yolunda yerel mahkeme için de zorunluluk doğacağı, usulî kazanılmış hakka ilişkin açık kanun hükmü olmasa da temyiz sonucu verilecek bozma kararının hakka ve usule uygun karar verilmesini sağlamaktan ibaret olan amacı ve muhakeme usulünün hakka varma ve hakkı bulma maksadıyla kabul edilmiş olması yanında hukuki alanda istikrar amacıyla kabul edilmiş bulunması bakımından usulî kazanılmış hak müessesesi usul hukukunun dayandığı ana esaslardan olup kamu düzeniyle de ilgili olduğu belirtilmiştir.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda da usulî kazanılmış hakka ilişkin açık bir düzenleme bulunmamakta ise de, bu ilkenin uygulanma gerekliliği HMK hükümleri karşısında da varlığını sürdürmektedir.

Yargısal ve bilimsel içtihatlarda “usulî kazanılmış hak” ya da “usulî müktesep hak” olarak adlandırılan bu ilke Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.02.1988 tarihli ve 1987/2-520 Esas, 1988/89 Karar sayılı kararında “Mahkemenin bozma kararına uymasıyla meydana gelen bozma gereğince işlem yapma ve hüküm verme durumu, taraflardan birisinin lehine ve diğeri aleyhine hüküm verme neticesini doğuracak bir durumdur ve buna usulî kazanılmış hak denilmektedir...” şeklinde tanımlanmakta ve ayrıca Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır.

Bu aşamada usulî kazanılmış hak kurumunun istisnalarından da bahsetmek gerekir. Şöyle ki; mahkemenin görevi, karar henüz kesinleşmeden çıkartılan geçmişe etkili bir kanun hükmü, bozma ya da kaldırma kararından sonra çıkartılan yeni bir içtihadı birleştirme kararı, uygulanması gereken bir kanun hükmünün, karar kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesi, kamu düzenine aykırı hususlar, Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemelerinin maddi hataya dayalı bozma ya da kaldırma kararları usuli kazanılmış hak kavramının istisnalarını oluşturmaktadır.

Usulî kazanılmış hakkın hukukî sonuç doğurabilmesi için, bir davada ya taraflar ya mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir. Şu hâlde usulî kazanılmış hakkın istisnası sayılan hâller bulunmadığı ve kamu düzenine aykırı bir yön de olmadığı takdirde, bir hükmün kararı temyiz eden aleyhine ve fakat hükmü temyiz eden lehine bozulması mümkün olmayacaktır (Hukuk Genel Kurulunun 02/05/2019 tarihli, 2015/22-3344 Esas, 2019/517 Karar sayılı kararı).

Usulî kazanılmış hakka ilişkin yapılan açıklamalardan sonra usulî kazanılmış hakkın istisnalarından olan kamu düzeni kavramı hakkında da açıklamada bulunmakta yarar vardır.

Kamu düzeni, bilimsel görüşlerde genel olarak "Bir toplumun, belirli bir zaman dilimi içerisinde, siyasi, sosyal, ekonomik, ahlaki ve hukuki açılardan temel yapısını belirleyen ve temel çıkarlarını koruyan kurum ve kurallar bütünüdür." şeklinde tanımlanmaktadır. (...: Yabancı Hakem Kararlarının Türkiye'de Tenfizinde Kamu Düzeninin Rolü, Ankara 1998, s. 565-578)

Kamu düzeninden; korunma ve uygulamasında toplumun büyük yararı bulunduğu kabul edilen özel hukuk kuralları anlaşılmak gerekir (..., Borçlar Hukukunun Umumi Kısmı, ..., Ankara, 1983, Yargıtay Yayını No: 15, sh. 258).

Kamu düzeni, kamu menfaati düşüncesi ile konulmuş özel hukuk düzenidir. Aynı zamanda sözleşme serbestisinin sınırını tayin ederken, bu kavrama başvurulabilir (..., Borçlar Kanunu, ..., Ankara, 1967, sh. 97).

Kamu düzeninin yazılı metinler ve mahkeme içtihatları gibi başlıca iki kaynağı olmakla beraber, ...`in da belirttiği üzere "Kamu düzeni, takdiri bir kavramdır. Bunu kesin olarak sınırlamaya olanak yoktur" (..., ...: Borçlar Hukuku Dersleri; ..., İstanbul 1948, s. 343 ).

Kamu düzeni, öğretide kamu yararı düşüncesi ile konulmuş özel hukuk düzeni olarak kabul edilmektedir. Kamu düzeni, toplum içinde yaşayan fertlerin kamu yararına olarak uymak zorunda oldukları kuralların bütün olup, bu kuralların borç ilişkisi bakımından özelliği, kişisel iradeleri sınırlandırmış bulunmasında gözükmektedir (..., Borçlar Hukuku, 1, Ankara 1969, s. 203).

İsviçre Federal Mahkemesi kamu düzeni kavramını; “Bir kuralın kamu düzenine ilişkin sayılması için bu kurala aykırılığın, ülkenin hukuk düzeninin temel ilkelerinden birisiyle çatışması, ya da ülkenin genel hukuk duygusunu ağır şekilde zedelemesi zorunludur” şeklinde ifade etmiştir (..., İsviçre Federal Mahkemesinin Borçlar Hukuku Kararları, Ankara 1968, s. 22).

Anayasa Mahkemesi 28/01/1964 tarihli ve 1963/128 Esas, 1964/8 Karar sayılı kararında kamu düzeni deyiminin; toplumun huzur ve sükûnunun sağlanmasını, Devletin ve Devlet teşkilatının muhafazasını hedef tutan her şeyi ifade ettiği, bir başka deyişle toplumun her sahadaki düzeninin temelini teşkil eden bütün kuralları kapsadığı sonucuna varmıştır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 12/12/1990 tarihli ve 1990/3-527 Esas, 1990/627 Karar sayılı kararında bir kuralın kamu düzeni ile ilgisinin ülkenin sosyal, ekonomik, ekinsel (kültürel) ve tarihsel gerçeklerine göre belirlenmesi gerektiği; sözü edilen gerçeklerin, kuralın vazgeçilmezliğini, toplumsal yararını ortaya koyması durumunda kuralın kamu düzeni ile ilgisinin mevcut olduğu ifade edilmiştir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28/11/1973 tarihli ve 1973/609 Esas, 1973/959 Karar sayılı kararında ise, “kamu düzeni kavramı, benzer yönler olmakla beraber her ülkenin, o ülkenin kendisine özgü tarihsel, sosyal, ekonomik ve diğer koşulların oluşturduğu özel bir anlam taşır” hükmüne yer verilmiştir.

Kamu düzeni kavramının müdahale alanı son derece geniş ve yoruma müsaittir. Kamu düzeninin ihlâlini gerektirecek hâller çoğunlukla emredici bir hükmün açıkça ihlâli hâlinde düşünülecektir. Fakat her emredici hükmün ihlâli hâlinde veya her emredici hükmü ihlâl eden bir (yabancı) kararın Türk kamu düzenine aykırı bulunduğunu söylemek olanaklı değildir.

O hâlde, iç hukuktaki kamu düzeninin çerçevesi, Türk hukukunun temel değerlerine, Türk genel adap ve ahlâk anlayışına, Türk kanunlarının dayandığı temel adalet anlayışına, Türk kanunlarının dayandığı genel siyasete, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nda yer alan temel hak ve özgürlüklere, milletlerarası alanda geçerli ortak prensip ve özel hukuka ait iyiniyet prensibine dayanan kurallara, medeni toplulukların müştereken benimsedikleri ahlâk ilkeleri ve adalet anlayışının ifadesi olan hukuk prensiplerine, toplumun medeniyet seviyesine, siyasi ve ekonomik rejimine, insan hak ve özgürlüklerine aykırılık şeklinde çizilebilir.

İç hukukta kamu düzeninin, tarafların uymak zorunda oldukları, kamu hukukundan ve özel hukuktan doğan ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyecekleri kurallar olarak anlaşılması gerekir. Nitekim aynı ilkeler, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 10/02/2012 tarihli ve 2010/1 Esas, 2012/1 Karar sayılı kararında da vurgulanmıştır.

Bu noktada aleyhe bozma yasağına (aleyhe hüküm verme yasağı) değinmek gerekirse; taraflardan yalnız birinin temyiz etmiş olduğu hükmün temyiz eden tarafın aleyhine bozulamayacağını ifade eden aleyhe bozma yasağı, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 307/4. maddesinde açıkça hükme bağlanmış ise de hukuk yargılaması yönünden bu hususa ilişkin açık bir mevzuat hükmü bulunmamaktadır.

Bununla birlikte, Yargıtay’ın yerleşik uygulamasında hükmün temyiz edenin aleyhine bozulması hâlinde, hükmü temyiz etmemiş olan diğer taraf lehine karar verilmiş olacağı, bu durumun hâkimin tarafların iddia ve savunmaları ile bağlı olduğu, talepten fazlasına veya talepten başka bir şeye karar veremeyeceği ilkesine aykırı düşeceği (HMK md. 25 ve 26) ve usulî kazanılmış hakların zedeleneceği yaklaşımı ile aleyhe bozma yasağının hukuk usulünde de geçerli olacağı, kamu düzenine ilişkin hususlar hakkında aleyhe bozma yasağından, hüküm bakımından ise aleyhe hüküm verme yasağından bahsedilemeyeceği kabul edilmektedir. Nitekim aynı hususlar Hukuk Genel Kurulunun 03/05/2023 tarihli ve 2022/11-277 Esas, 2023/408 Karar ve 29/11/2022 tarihli ve 2021/13-431 Esas, 2022/1614 Karar sayılı kararlarında da vurgulanmıştır.

İstinaf incelemesinin kapsamı ise HMK’nın 355. maddesi ile düzenlenmiş olup anılan maddede "İnceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Ancak, bölge adliye mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bunu resen gözetir.'' şeklinde hüküm yer almaktadır. Buna göre; bölge adliye mahkemesi, incelemesini istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplere bağlı olarak yapmak zorundadır. Temyiz incelemesinden farklı olarak, bölge adliye mahkemesinde yapılacak incelemede tarafların ileri sürdüğü sebeplerle bağlı kalınmasının nedeni, bölge adliye mahkemesinin ilk derece mahkemesinin kararının kanuna aykırılığını tespit etmesi hâlinde, çoğu zaman yeniden yargılama yaparak yeni bir karar verebilmesidir. Tercih edilen istinaf sisteminde, ilk derecedeki yargılama tümüyle tekrarlanmamaktadır. Bu sebeple, istinaf sebepleri ile sınırlı tutulmuştur. Zira istinaf incelemesi ilk derece mahkemesi kararını denetleyerek ondan sonra yapılan yargılama özelliği taşımaktadır. Bununla beraber, kamu düzenini ilgilendiren hususlarda bölge adliye mahkemesi istemle bağlı olmaksızın resen inceleme yapar.

Bu anlamda HMK ile düzenlenen istinaf sebeplerinin "kamu düzenine aykırılık ve taraflarca ileri sürülen nedenler" olmak üzere iki ayrımda incelenmesi gerekmektedir. Kamu düzenine aykırılık mutlak istinaf sebebidir ve bölge adliye mahkemesince kendiliğinden gözetilir. Bu nedenle kamu düzenine aykırı bir sebebin istinaf dilekçesinde ileri sürülüp sürülmemesinin de bir önemi bulunmamaktadır. Ne var ki kamu düzenine aykırı olmayan istinaf sebeplerinin istinaf dilekçesinde mutlaka gösterilmesi gerekmektedir. Kamu düzenine aykırı olmayan bir istinaf sebebi istinaf dilekçesinde gösterilmemiş ise bölge adliye mahkemesince kendiliğinden dikkate alınamaz. Çünkü istinaf incelemesi, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır.

6100 sayılı HMK’nın 355. maddesi ile getirilen bu düzenlemenin amacı, kamu düzenine aykırı olan ve istinaf sebebi olarak ileri sürülmese bile resen gözetilecek olan (hak düşürücü süre, dava şartlarında eksiklik, yeni bir kanuni düzenlemenin yürürlüğe girmesi v.b.) durumlar dışında hukuk yargılamasına hakim olan tasarruf, taraflarca getirilme ve taleple bağlılık ilkelerinin istinaf yargılamasında da işlerlik kazanmasını sağlayarak, aslında bu ilkelerden kaynağını alan usuli kazanılmış hak müesesesinin istinaf yargılamasında da gözetilmesini amaçlamaktadır. Bir başka deyişle Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda istinaf yargılamasına ilişkin hükümler çerçevesinde “başvurunun esastan reddine” “ilk derece mahkemesi tarafından verilen kararın kaldırılarak yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine” ya da “yeniden esas hakkında karar verilmesine” şeklinde karar verme imkanı bulunan istinaf mahkemesinin; bu kararlarında kamu düzenine aykırı olan hususlar dışında istinaf sebebi yapılmayan hususlar hakkında inceleme yapmaması usule ilişkin kazanılmış hakkın ve hukuki güvenlik ilkesinin gereğidir.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 357. maddesinde, "Yapılamayacak işlemler" başlığı altında "...bölge adliye mahkemesince re'sen göz önünde tutulacaklar dışında, ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunmalar dinlenemez, yeni delillere dayanılamaz..." düzenlemesi ile bölge adliye mahkemesince resen dikkate alınması gereken durumlar dışında ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunmaların dinlenmeyeceği ve yeni delillere dayanılmayacağı açıkça hükme bağlanmıştır. Dolayısıyla istinaf kanun yolunda tamamen yeni bir yargılama yapıldığını söylemek mümkün değildir. Asıl amaçlanan ilk derece mahkemesi kararını hukuki ve maddi yönden denetleyerek eksiklikleri gidermek ve hataları düzeltmektir. İlk derece yargılamasının usulüne uygunluğu, vakıa tespitlerinin doğru olup olmadığı, hukukun doğru uygulanıp uygulanmadığı denetlenmektedir.

Somut olayda; ilk derece mahkemesince 02/07/2021 gün ve 2018/630 Esas, 2021/529 Karar sayılı karar ile dava konusu edilen olaya ilişkin yapılan yargılama sonunda; 111.584,27-TL sürekli iş göremezlik tazminatının davalı sigorta şirketinden temerrüt tarihi olan 13/09/2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte alınarak davacıya verilmesine karar verildiği, bu karara karşı asıl dava davalısı ... A.Ş. vekilince istinaf kanun yoluna başvurulduğu, davalı sigorta vekilinin istinaf dilekçesinde, maluliyet oranına, kusura ve hükmedilen tazminat tutarına itiraz ettiği, Dairemizce yapılan inceleme sonunda; yukarıda da ayrıntılı olarak açıklandığı üzere HMK’nın 355. maddesi uyarınca istinaf edenin sıfatına göre ve istinaf sebepleri ile sınırlı olarak yapılan inceleme neticesinde yerel mahkemece verilen ilk kararın “ …. dosya kapsamındaki iki maluliyet raporu arasındaki çelişkinin giderilmesi amacıyla Adli Tıp Kurumu Başkanlığı ilgili Üst Kurulundan yeni rapor alınıp sonucuna göre bir değerlendirme yapılarak karar verilmesi gerektiği halde çelişki giderilmeksizin ve gerekçesi yeterince açıklanmaksızın Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 2. İhtisas Kurulu tarafından hazırlanan ... tarihli maluliyet raporu esas alınarak karar verilmesi doğru bulunmamış, davalının bu kapsamdaki istinaf itirazı yerinde görülmüştür. Dava konusu aracın özelliğine göre takılması gereken koruyucu dizliğin takılıp takılmadığının araştırılması; kaza nedeniyle oluşan maluliyetin koruyucu dizlik takılması halinde de oluşup oluşmayacağı ve dizlik takılmayışı ile oluşan maluliyet arasında illiyet bağı bulunup bulunmadığı konusunda uzman doktor bilirkişi heyetinden (somut olayımızda bir numaralı kaldırma gerekçesi de dikkate alınıp Adli Tıp Kurumu Başkanlığı ilgili Üst Kurulundan) rapor alınması; Trafik kazası neticesinde maluliyete uğrayan kişinin, maluliyet oranının derecesi ve niteliğine göre, askerliğe engel teşkil edip etmeyeceğinin (maluliyet raporu eklenerek yazılacak yazı ile) ilgili askerlik şubesinden sorulması, alınacak cevaba göre askerlikte geçireceği sürede de efor tazminatı verilip verilmeyeceği tartışılarak davacının talep edebileceği tazminat miktarının bilirkişiden alınacak rapora göre belirlenmesi, İlk derece mahkemesinin hüküm sonucunun 2 numaralı bendinde ıslah harcının alınması gereken harçtan mahsubuna karar verilmemesi de karardaki bir uygulama hatası olarak tespit edilmiştir. Bu sebeple kararın kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir.” gerekçesi ile kaldırıldığı anlaşılmıştır.

Dairemizin kaldırma kararından sonra yerel mahkemece meydana gelen kazadaki kusur durumunun tespiti için yeniden alınan Adli Tıp Kurumu Başkanlığı İhtisas Üst Kurulu tarafından düzenlenen ... tarihli maluliyet raporu ile kazada davacının sürekli maluliyetinin %13 oranında olduğunun tespit edilmesi üzerine bu oran doğrultusunda ödenecek maddi tazminat tutarının belirlenmesi için aktüer bilirkişiden ek rapor alındığı ve davacı tarafından da kaldırma kararı sonrası alınan aktüer bilirkişi ek raporu ile belirlenen tutarların poliçe limitleri dahilinde davalı sigorta şirketinden ve işletenden tahsili için 23/08/2024 tarihli dilekçe ile birleşen ek davanın açıldığı sabittir.

Yukarıdaki ilkeler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; yerel mahkemece Dairemizin kaldırma kararından önce verilen ilk karar ile benimsenen (111.584,27-TL sürekli iş göremezlik tazminatının) maddi tazminat miktarına yönelik, davacı tarafın bir istinaf itirazının olmadığı, davalının istinaf itirazı nedeniyle Dairemizce ilk kararın kaldırılmasına karar verildiği, dolayısı ile mahkemece kaldırma kararı öncesi benimsenen tazminat miktarı yönünden davalı taraf yararına usuli kazanılmış hak oluştuğu, somut olayda, yerleşik Yargıtay uygulaması ile benimsenen usuli kazanılmış hakkın istisnasını teşkil eden herhangi bir durumun varlığının da söz konusu olmadığı sabittir. Aynı şekilde, müşterek ve müteselsil sorumlu olan sigorta şirketi yönünden kesinleşen miktar, müteselsil sorumlu davalı ... yönünden de artık güçlü bir delile dayanmaktadır. Ancak birleşen davada asıl dava ile hüküm altına alınan kısım talep edilmemekte bakiye alacak için dava açıldığından davalı ... yönünden de maddi tazminat davasının reddine karar verilmesi isabetli olmuştur (Ankara BAM 35. H.D. E:2025/815,K:2025/1133 sayılı kararı aynı doğrultudadır).

Hal böyle olunca; ilk derece mahkemesi tarafından Dairemizin kaldırma kararından sonra alınan bilirkişi raporu ile davacının daha lehine bir kusur belirlenmiş olsa bile, Dairemizin kaldırma kararı ile belirlenen kusur oranına yönelik olarak davacının herhangi bir istinaf itirazının olmadığı ve istinaf başvurusunda kusura itiraz eden davalı yararına ilk karar ile benimsenen kusurun ve tutarın usuli kazanılmış hak teşkil edeceği gözetilmek suretiyle mahkemece ilk karar ile hüküm altına alınan tutar ile sınırlı olmak suretiyle asıl davanın kabulüne, birleşen davanın ise reddine karar verilmesi isabetli olmuştur. Bu sebeple birleşen davanın reddine karar verilmesi doğru görülmüştür (Dairemizin E:2025/598, K:2025/783 sayılı kararı da aynı doğrultudadır).

Yargılama esnasında alınan ... tarihli KGM Fen heyeti raporu ve ...tarihli ATK Trafik İhtisas kusur raporu ile "Sürücü ... %50 oranında kusurlu, Sürücü ... %50 oranında kusurlu" oldukları tespit edilerek kusur konusundaki ihtilaf çözülmüştür. Öte yandan kaldırma kararımızdan sonra alınan ... tarihli ATK üst kurul maluliyet raporu ile davacının sürekli maluliyet durumu %13 oranında belirlenerek bilirkişi raporları arasındaki çelişki kaldırılmıştır. İlk derece mahkemesince davacının müterafik kusur durumu da değerlendirilmiştir. Raporların hükme esas alınması isabetli olduğundan davalı vekilinin de istinaf taleplerinin reddine karar vermek gerekmiştir.

Yukarıda izah edilen sebeplerle, ilk derece mahkemesi kararında davanın esasıyla ilgili hükme etki edecek tüm delillerin toplandığı, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, kanunun olaya uygulanmasında hata edilmediği anlaşılmakla, asıl ve birleşen dosya davacı vekilinin ve davalı ... A.Ş. vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b/1. maddesi uyarınca esastan ayrı ayrı reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

H Ü K Ü M : (Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere)

1-) Davacı ve davalı ... A.Ş. tarafından istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,

2-) a-) Davacıdan alınması gereken 732,00-TL istinaf karar harcının davacıdan peşin alınan toplam 1.043,00-TL harçtan mahsubu ile fazla alınan 311,00 TL harcın talebi halinde ilk derece mahkemesince DAVACIYA İADESİNE,

b-) Davalı ... A.Ş.'den alınması gereken 7.622,32 TL nispi istinaf karar harcından davalıdan peşin alınan 1.907,00 TL harcın mahsubu ile eksik kalan 5.715,32 TL daha harcın davalıdan alınarak Hazineye İRAT KAYDINA,

3-) İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından AAÜT md. 2/2 uyarınca karşılıklı vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,

4-) Taraflarca yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerlerinde BIRAKILMASINA,

5-) Taraflarca istinaf yargılaması bakımından yatırılan gider avansının kullanılmayan kısmının, HMK'nun 333. maddesi, Yönetmeliğin 207/1. maddesi ve HMK Gider Avansı Tarifesi'nin 5. maddesi hükümlerine göre yatıranlara İADESİNE,

6-) Kararın kesin olmaması nedeniyle taraflara tebliği işlemlerinin Dairemizce YAPILMASINA,

Dair; tarafların yokluğunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu md. 353/1-b-1 uyarınca dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın 361/1 maddesi uyarınca Yargıtay'da temyiz yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi.

03/06/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2025/511, K. 2026/844, T. 03.06.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2025-511-e-2026-844-k-a5ed90978be4