Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2025/368 E. 2026/1085 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2025/368
Karar No
2026/1085
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

16. HUKUK DAİRESİ

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

DOSYA NO:2025/368 Esas

KARAR NO:2026/1085

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ:İSTANBUL ANADOLU 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ

TARİHİ:05/12/2024

NUMARASI:2023/75 Esas, 2024/198 Karar

DAVANIN KONUSU:Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan

KARAR TARİHİ:02/07/2026

İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla, HMK 353. Maddesi gereğince dosya içeriğine göre duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu;

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİDAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde; Davacının, Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde ... tescil numaralı "... ŞEKİL" ve ... sayılı "..." markasının sahibi olduğu, davalının ... sayılı ... markasının SMK madde 5 ve 6 gereği mutlak ve nisbi red sebeplerinin varlığına rağmen tescil edildiği ve davacı markaları ile iktibas ve/veya iltibasa sebep olduğu, markaların ve tescil edildiği sınıfların benzer olduğu, davalının "..." markasında yer alan kelimelerden "..." kelimesinin markaya hiçbir ayırt edicilik sağlamadığı, ... kelimesinin İngilizce bir kelime olup şehir, kent anlamına geldiği, SMK 5/1 -b'e göre hiçbir ayırt ediciliği olmadığından marka olarak tescil edilemeyeceği, ayrıca ... (şehir) kelimesi bu alanda faaliyet gösteren herkesin kullanabileceği ifadelerden olduğu, ticaret alanında herkes tarafından kullanılabilen "..." kelimesi SMK md.5/-d'e göre münhasıran veya esas unsur olarak marka olarak tescil edilemeyeceği gibi markaya herhangi bir ayırt edicilik de katmadığı, ... markasının yeni ve orijinal bir marka olmadığı, davalının markasını tescil ettirdiği şekilde kullanmadığı, iki ayrı kelime olarak kullandığı, davalı "... ..." markasıyla geçici konaklama alanında hizmet verdiği, davalının kullandığı "..." ibaresinin davacının tecilli markasının aynısı olduğu ve aynı hizmetlerde markasal olarak kullanıldığı, bu durumun davalıya ait "http://.../" internet sitesinde de defalarca tekrar edildiği, site ana sayfasının ortasına "..." kelimesi 12 punto ile yazılmış ise, "..." kelimesi en az 50 punto ile yazılarak, davacı adına tescilli "..." markası açık ve net bir şekilde vurgulanmaya çalışıldığı, markaların karıştırılma ihtimalinin çok yüksek olduğu, halk nezdinde iki marka arasındaki farkın anlaşılamayacağı ve birbirinin şubesi, serisi olarak algılanmasının kuvvetle muhtemel olduğu, davacının “...” markasını tanınır hale getirdiği, internette yapılan aramada markanın ilk sırada yer aldığı ve belli bir tıklanma sayısına ulaştığı, buna göre internet aramasında alt sırada davalıya ait marka ile karşılaşan tüketicilerin davalı adına tescilli markanın davacıya ait olduğunu, aynı markanın farklı şubesi (örneğin Ankara Şubesi gibi) veya uzantısı olduğunu veya davacının davalıya lisans verdiğini veya davalıyla iş yaptığını vs. düşünme ve karıştırma ihtimallerinin bulunduğunu, davacının adına tescilli "..." markası, başvuru tarihinden itibaren ve davalının kullanımından çok önce Türkiye'de ticari etki oluşturacak şekilde ciddi olarak kullandığı, davacı tarafından İstanbul gibi Türkiye'nin en kalabalık ve turistlere en çok ev sahipliği yapan bir şehirde kendi adına tescil ettirdiği markasının tanınır hale getirildiği, sonuç olarak Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde davalı adına tescilli ... tescil numaralı ve 21.06.2018 tescil tarihli "...” markasının 43.sınıftaki tüm hizmetler yönünden hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep etmiştir.

CEVAP:Davalı vekili dilekçesinde; Davalıya ait ... markasının 43. Sınıf yönünden tescilli olduğu ve bu hizmetler yönünden kullanıldığı, 43. Sınıftaki hizmetlerin karşılığı olan ücretlerin düşük olmaması ve aynı zamanda konaklama hizmeti alınırken temizlik, güvenlik, konum ve benzeri hususların önemi nedeniyle tüketicilerin uzun bir düsürecinden geçtiği, bu nedenle hizmetleri sunan markalar arasındaki farkı ayırt edebildikleri, eldeki davada potansiyel tüketici sınıfi olarak belirlenecek grubun “özenli ve dikkatli halk” olarak değerlendirilmesi gerektiği, davalıya ait markanın esaslı unsurunun markanın tamamı olan "..." ibaresi olduğu, davacıya ait markaların esaslı unsurunun sadece "..." ibaresi olduğu, "..." ibaresinin davacı markalarında mevcut olmadığı, davalının markasında "..." ibaresinin yanına "..." kelimesini ekleyerek tüketici nezdinde farklılık yarattığı, bununla birlikte dikkatli ve özenli tüketici nezdinde görsel benzerliği ortadan kaldırdığı, bu farklılıkların taraf markaları görsel olarak farklı kıldığı, potansiyel tüketicinin her iki işareti gördüğünde iki işletmeyi birbiri ile ilişkilendirmeyeceği ve karıştırmayacağı, sözel olarak davalıya ait markanın "..." veya İngilizce olarak "..." şeklinde telaffuz edilir iken, davacı ...'a ait markaların "..." olarak okunduğu, Şu halde, davalıya ait markaya eklenen “...” veya İngilizce telaffuzu olarak “...” ibaresi markaları işitsel açıdan farklı kıldığı, kavramsal olarak markalar incelendiğinde, davalı markasının iki kelimenin birleşiminden oluştuğu, markadaki ... kelimesinin sözlük anlamı “masallarda adı geçen, çok uzun kanatlı ve iri olarak nitelenen düşsel bir kuş” olup aynı zamanda Ankara” kelimesinin kısaltması şeklinde de kullanılabildiği, davalının ... markası ile Ankara ilinde faaliyet gösterdiği, bu nedenle potansiyel tüketicinin "..." ibaresini gördüğünde davalıya ait işletmenin yerinin Ankara olduğunu düşünmesi kuvvetle muhtemel olduğu, İngilizce şehir anlamına gelen ... ibaresinin davalının ... ibareli markasının ikinci kelimesini oluşturduğu ve Markaya ayırt edicilik sağladığı, taraf markaları arasında her ne kadar tescil sınıfları aynı/benzer olsa da herhangi bir şekilde görsel, işitsel ve kavramsal benzerlik bulunmadığı, davalı ve davacının tescilli markaları ile aynı hizmet sektöründe hizmet verdiği, davacının basietli bir tacir olarak 8 yıldır ... markasının kullanımından haberdar olmamasının olağan hayatın akışına uygun düşmediği, aynı sektörde faaliyette bulunmaları nedeniyle davalının marka kullanımının davacı tarafından kolayca tespit edilebileceği, marka hükümsüzlüğü açma hakkını kaybetmesi bakımından gerekli iki temel unsurundan ilki meydana geldiği, davalıya ait ... markasını bir fiil kullanan davalı ...'a ait ... .... Şirketinin 12.06.2015 tarihinde kurulduğu ve bu tarihinden itibaren 8 yıldır eylemli olarak kullanıldığı, bu hususun İstanbul Anadolu 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi 2022/85 esas numaralı dosyadan alınan 11.06.2023 tarihli bilirkişi raporu ile de tespit edildiği, anılan raporda “...” ibaresinin kullanıma başlangıç tarihlerinin sırasıyla 18.01.2016, 30.01.2016 ve 20.06.2016 tarihleri olduğunu, ... alan adının tescil tarihinin 19.08.2015 olduğunu ancak kullanımların 20.06.2016 tarihinde başladığını haber verdiğini, bu halde davacının davalının kullanımından haberdar haberdar olmasına karşın yaklaşık 8 yıl boyunca herhangi bir şekilde bahsi geçen kullanıma itiraz etmediği, karşı koymadığı aksine davalının bu markaya yatırım yapmasına sessiz kalarak onun nezdinde güven yarattığı, davacı ...'ın aradan geçen yaklaşık 8 yılın sonunda ... markasının hükümsüzlüğünü talep etmesinin hem hakkın kötüye kullanımı teşkil ettiği, hem de SMK m.25/6'da düzenlenen sessiz kalma yoluyla hak kaybına sebebiyet verdiğini, davacının 16.10.2020 tarihinde İstanbul Anadolu Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'ne başvurarak delil tespiti talep etmiş, delil tespiti esnasında müvekkil şirketten ve markasından haberdar olduğu, ancak yaklaşık 2.5 yıl geçtikten sonra eldeki davayı açtığı, bunun da davacının kötü niyetli olduğunu gösterdiği, sonuç olarak davanın reddini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARI:".... davacı şirketin ... numaralı ... + şekil ibareli markanın 43. Sınıfta, ... numaralı ... ibareli markanın 28,32 ve 43. Sınıfta tescilli sahibi olduğu, davalının ise davaya konu ... numaralı ... ibareli markanın 43. Sınıfta tescilli sahibi olduğu, taraf markaları karşılaştırıldığında, markalarda yer alan ... ibaresinin birebir aynı olduğu, her ne kadar davalı markasında ... ibaresi yer almakta ise de ... ibaresinin şehir anlamına gelip zayıf bir ibare olması da dikkate alındığında, davalı markasının esas unsurunun davacı markalarında olduğu gibi ... ibaresi olduğu yine markaların tescil sınıflarının da 43. Sınıfta tescilli olması sebebiyle hem kelime yapısı itibariyle hem de sınıfsal olarak markaların benzediği, bu durumun ortalama tüketici nezdinde davalı markasının davacı markasının devamı veya seri markası gibi algılanabileceği ve karışıklığa sebebiyet verebileceği, davacı markasının tescil tarihleri de dikkate alındığında, ... ibaresi yönünden davacının davalıya nazaran gerçek ve üstün hak sahibi olduğu bu nedenle hükümsüzlük talebinde haklı olduğu, davalı markasının 31/07/2018 tarihinde resmi marka gazetesinde yayınlandığı, 5 yıllık hak düşürücü sürenin bu tarihten itibaren hesaplanması gerektiği, bu nedenle dava tarihi itibariyle 5 yıllık hak düşürücü sürenin de dolmadığı anlaşıldığından; Davanın KABULÜ ile, davalı adına tescilli ... numaralı markanın HÜKÜMSÜZLÜĞÜNE," şeklinde karar vermiştir.

İSTİNAF İSTEMİ:Davalı vekili istinaf isteminde özetle;Markaların benzer olmadığını, Müvekkiline ait ...'nin, Ankara şehrinde faaliyetlerini yürütmekte olan Ankara merkezli bir şirkett olduğunu, potansiyel tüketicinin "..." gördüğünde müvekkiline ait işletmenin yerinin Ankara olduğunu düşünmesi kuvvetle muhtemel olduğunu, İngilizce kökenli bir sözcük olan "..." kelimesinin anlamı ise şehir olduğunu, ... ibaresi müvekkili markasının esaslı unsuru olan ... ibaresinin ikinci kelimesini oluşturmakta olup markaya ayırt edicilik sağlamakta olduğunu, markanın otelcilik hizmetinde kullanılması söz konusu olduğundan ... ibaresinin ayırt edici olduğunu, Davacıya ait ... sayılı "..." ve ... sayılı "..." markaları ve müvekkiline ait ... nolu ... markası 43. sınıf "Yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri. Geçici konaklama hizmetleri, Gündüz bakımı (kreş) hizmetleri. Hayvanlar için geçici barınma sağlanması hizmetleri” bakımından ortak tescilli olup gerek müvekkiline ait ... markası gerekse davacı ...'a ait markalar aynı hizmet sektöründe faaliyet gösterdiğini, yıllardır ticaret ile uğraşan, basiretli bir tacir olan davacı ...'ın kendisi ile aynı sektörde faaliyet gösteren ...'nin eylemlerinden 8 yıl boyunca haberdar olmaması hayatın olağan akışına uygun düşmediğini, Müvekkiline ait ... markasını bir fiil kullanan müvekkil ...'a ait ... .... Şirketi 12.06.2015 tarihinde kurulmuş olup bu tarihinden itibaren 8 yıldır eylemli olarak kullanmakta olduğunu, İstanbul Anadolu 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi 2022/85 esas numaralı dosyadan alınan 11.06.2023 tarihli bilirkişi raporu ile de tespit edildiğini, “...” ibaresinin kullanıma başlangıç tarihlerinin sırasıyla 18.01.2016, 30.01.2016 ve 20.06.2016 tarihleri olduğunu, ... alan adının tescil tarihinin 19.08.2015 olduğunu ancak kullanımların 20.06.2016 tarihinde başladığını haber verdiğini, somut davada hükme esas alınan bilirkişi raporunda kullanıma başlama tarihleri aynı şekilde belirtildiğini, davacı tarafından müvekkili aleyhine açmış olduğu marka ihlali ve tazminat davasında İstanbul Anadolu 1. FSHHM'nin 2022/85 E. 2024/173 K. sayılı ilamı ile müvekkili tarafından gerçekleştirilen kullanımlarının başlangıç tarihi olarak 20.06.2016 tarihini esas alındığı, sessiz kalma yolu ile hak kaybı oluştuğunu, hakkın kötüye kullanılması söz konusu olduğunu, 5 yıldan uzun süre geçtiğini,Davacının 16.10.2020 tarihinde İstanbul Anadolu Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'ne başvurarak delil tespiti talep etmiş, delil tespiti esnasında müvekkil şirketten ve markasından haberdar olmuşken yaklaşık 2.5 yıl geçtikten sonra eldeki davayı açmasının da kötüniyet göstergesi olduğunu belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.

GEREKÇE

Dava, markanın hükümsüzlüğü istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Bu karara karşı davalı vekili, yasal süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi gereğince, ileri sürülen istinaf başvuru nedenleri ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Somut uyuşmazlıkta; davacının ... numaralı "... şekil " ibareli markasının 43.sınıfta 28.08.2008 'ten itibaren tescilli olduğu, ...numaralı "..." ibareli markasının 28, 32, 43. sınıflarda 21.05.2013 tarihinden itibaren tescilli olduğu, davalının hükümsüzlüğe konu ... numaralı ... markasının ise 43.sınıfta 21.06.2018 tarihinde tescil edildiği, dava tarihi olan 29/03/2023 itibarı ile 5 yıllık hak düşürücü sürenin dolmadığı, bilirkişi raporunda her iki markanın esas unsur olan ... ibaresinin aynı olduğu, davalı markasında yer alan ... ibaresinin konaklama ve otelcilik hizmetleri yönünden ayırt ediciliği zayıf ibare olduğu, markalar arasındaki benzerliği ortadan kaldırmayacağı tespit edildiği, markanın tescilinde teklik ve öncelik ilkesi gereğince hükümsüzlük davasında davalının önceye dayalı kullanım iddiasının dinlenemeyeceği (Aynı yönde, Y.11HD, 2022/4406E, 2022/6212 K, 22.09.2022 Tarihli ilamı; Y.11HD, 2015/6134 Esas, 2015/13829 Karar sayılı ilamı) dikkate alındığında mahkemece markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesi yerinde görülmüş, davalının istinaf isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.Açıklana nedenlerle ilk derece mahkemesinin kararında usul ve esas yönünden hukuka aykırılık bulunmadığından davalı vekilinin istinaf isteminin HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.

HÜKÜM:Gerekçesi ayrıntılı kararda açıklandığı üzere;

1-6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince, davalı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf isteminin ESASTAN REDDİNE,

2-Alınması gereken 732,00TL harçtan, peşin alınan 615,40TL harcın mahsubu ile bakiye 116,60TL harcın davalıdan alınarak hazineye irat kaydına,

3-Davalı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,

-Davacının gider avansından kullanıldığı anlaşılan 280TL istinaf masrafının davalıdan alınarak davacıya verilmesine,

4-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,

5-Artan gider avanslarının, karar kesinleştiğinde ve talep halinde ilk derece mahkemesince taraflara iadesine,Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, HMK'nun 361.maddesi uyarınca tebliğden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay ilgili hukuk dairesinde temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.02/07/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2025/368, K. 2026/1085, T. 02.07.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2025-368-e-2026-1085-k-8e72181010a1