Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2025/2212 E. 2026/1410 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2025/2212
- Karar No
- 2026/1410
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2025/2212 Esas
KARAR NO : 2026/1410 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI : 2023/494 Esas - 2025/233 Karar
TARİH: 11/03/2025
DAVA: Tazminat (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ: 09/07/2026
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının davalı şirketen ... şasi nolu ve ...motor nolu ... plakalı aracı satın aldığını, davacının güvenilir bir marka olduğunu varsaydığı için aracı ... markasından aldığını, aracı aldıktan sonra bütün bakımlarını yaptırdığını, aracına gerekli dikkat ve özeni gösterdiğini, ancak davacının 25/03/2018 tarihinde ailesi ile İstanbul'dan Çorum'a seyahat ederken Kırıkkale il sınırları içerisinde aracın sağ rot kısmının kırıldığını ve aracın kontrolden çıktığını, aracın Çorum il sınırları içerisinde bulunan .... A.Ş. ye götürülüp tamir edildiğin, 6502 sayılı kanunun 8.maddesine göre, davacının aracının ayıplı olduğunu, 6502 sayılı kanunun 9. maddesine göre satıcı, malı satış sözleşmesine uygun olarak tüketiciye teslim etmekle yükümlü olup, davacıya satılan aracın satış sözleşmesine uygun olmadığını, aracın servis bakımları tam tam olduğu ve uzun süredir kullanıldığı halde olayda gizli ayıp olduğunu, davacının yaşanan olaydan sonra aracı satın aldığı davalı şirkete başvurup aracın ayıplı olduğunu belirttiğini, ancak davalının talebini kabul etmediğini, oluşan hasarın çarpma veya fiziksel dış etki ile oluşan bir hasar olduğunun söylendiğini, kabul anlamına gelmemek üzere, aracın bir çarpma veya dış etki sonucu hasar gördüğünü düşünülürse, aracın ön kısmında ciddi hasarlar oluşması gerektiğini, ancak aracın kaza sonrası çekilen fotoğraflarından da görüleceği üzere, sadece sağ ön rot kısmının zarar gördüğünü ve bu zararın etkisi ile aracın sürüklenmeye başladığını, bu sürüklenmenin etkisi ile tamponun sağ kısmında bulunan çamurluk, çamurluk davlumbazının zarar gördüğünü, ön kaporta boyasında tahrifat oluştuğunu, davalı şirketin teknik raporundaki dayanakların haksız olduğunu, kaza tarihinde Kırıkkale Valiliği Emniyet Müdürlüğü Bölge Trafık Şube Müdürlüğünce düzenlenen kaza özetinde araçta meydana gelen arızadan dolayı aracın düz zemin üzerinde savrularak durması neticesinde sürücünün kusurunun bulunmadığının ve davacının alkollü olmadığının tespit edildiğini, daha sonra aracın ... rapor no'lu 28/03/2018 tarihli kasko ekspertiz raporunun düzenlendiğini ve ilgili raporda araçta meydana gelen hasarın "mekanik aksamlı arızadan" kaynaklandığı sonucuna varıldığını,davacının güvendiği markadan aldığı aracın ayıplı çıkması sonucunda yaşanılan kazadan dolayı ...'e 20.411,12 TL ödemek zorunda kaldığını, ayrıca davacının, tamir süresince aracını kullanmadığını ve araç yerine başka türlü ulaşım gideri ikame ettiğini, bu yönde de maddi zararı oluştuğunu, davacının ailesi ile seyahat ederken yaşanan olaydan dolayı uzun süre panik ve korku içerisinde kaldığını ileri sürerek; ayıplı çıkan malın ayıpsız sıfır kilometre (misli) ile değiştirilmesine, bunun mümkün olmaması halinde aynı nevide sıfır kilometre aracın karar tarihindeki satış bedelinin işlemiş ve işleyecek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, davacının ayıp nedeniyle yaptığı 20.411,12-TL onarım masrafının ve 10.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davalıya yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu araçta, Tüketici Yasası ve ilgili mevzuatta tanımlandığı şekilde herhangi bir ayıp bulunmadığını, davacının aracı halihazırda sorunsuz bir şekilde kullandığını, dava konusu araçta tekrarlayan / giderilemeyen ve araçtan faydalanmayı ortadan kaldıran bir kusur / ayıp / gizli ayıp veya üretim hatası bulunmadığını, itirazlarının ayrı ayrı incelenmesi ve irdelenmesi için, Üniversitelerin Motorlu Taşıtlar Bölümünde görevli 3 bilirkişi tarafından, üniversite olanakları ve laboratuarları kullanılmak ve teknik ekipman kullanılarak inceleme yapılmak suretiyle ile rapor alınması amacı ile bir bilirkişi heyeti oluşturulması ve dosyanın iş bu heyete tevdii ile şüpheye yer vermeyecek şekilde açık, gerekçeli ve denetime elverişli bir rapor hazırlanmasını talep ettiklerini, kabul anlamına gelmemek kaydıyla, aracın davalıya teslimi ile araç değişiminin davalı şirket aleyhine doğuracağı sakınca ile davacı lehine doğuracağı faydanın kıyaslanamayacak derecede büyük ve taraf hak ve menfaatler dengesini davacı yararına bozacak mahiyette olduğunu, bu halde “çokun içinde az da vardır” kuralı gereği, ancak ve ancak değer kaybına hükmedilebilecek iken, ayıpsız misli ile değişim veya bedel iadesi talebi hakkaniyete aykırı olduğunu, davacı yanın taleplerinin kabulü anlamına gelmemek üzere, mahkemece davanın kabulü cihetine gidilmesi halinde Borçlar Kanunu’nun 227. maddesinin de değerlendirilmesi gerektiğini, kabul anlamına gelmemek kaydıyla, davacının ‘aracın ayıpsız misliyle değiştirilmesi, mümkün olmaması halinde bedel iadesi; yine mümkün olmaması halinde ayıp oranında bedel indirimi‘ taleplerini terditli olarak ileri sürmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacı tarafın ayıpsız misli ile değişim, bedel iadesi veya bedel indirimi haklarından sadece birini seçerek, kullanabileceğini, kabulü anlamına gelmemek üzere; davacının karar tarihinden itibaren faiz işletilmesi gerektiğine dair beyanı yersiz olup, faiz talebinin reddi gerektiğini, nitekim faizin ancak dava konusu aracın müvekkile iadesinden itibaren işletilebilmesinin hukuken mümkün olduğunu, kabul anlamına gelmemek kaydıyla, aracın teknik durumu, kullanıma engel hali bulunmadığı ve kullanım süresi itibariyle araç değişimi veya bedel iadesini gerektirir bir husus mevcut olmadığından, huzurdaki taleplerin Medeni Kanun md. 2’ye aykırılık teşkil ettiğini, davacı aracı uzun süre kullanmış ve halen kullanmakta olduğundan TBK'nun 192. maddesi gereğince, kullanım bedelinin hakkaniyet gereği araç bedelinden mahsubu gerektiğini, bu maddeye göre, satış sözleşmesinden dönen alıcının satılanı ondan elde ettiği yararları ile birlikte satıcıya geri vermekle yükümlü olduğunu, araçta (kayıtlı veya kayıt dışı) varsa gerçek değer kaybı miktarının tespit edilmesi gerektiğini, davacıdan kaynaklanan hasarların aracın değerin düşmesine yol açtığı tartışmasız olup, sigorta - hasar kaytlarının ve aracın fiilen incelenmesi suretiyle, Yargıtay kararları gereği mahsubu gerektiğini dava konusu araç üzerinde bulunan/sonradan ortaya çıkabilecek ve yükümlüsünün davacı olduğu; rehin, haciz, vergi borcu ve sair tahditlerin davacı tarafça kaldırılması ve takyidatlardan ari olarak iade edilmesi hususuna hükümde yer verilmesi gerektiğini, dayanaksız maddi-manevi tazminat talebinin reddi gerektiğini, gerek Tüketici Yasası ve gerekse Garanti Yönetmeliği esasları uyarınca araç değişimi veya bedel iadesi için aranan şartların gerçekleşmediğini, servis kayıtlarının incelenmesinde, bedel iadesini gerektirir mahiyette bir arıza tekrarı veya araçtan faydalanamama durumunun söz konusu olmadığını, araçta tekrarlayan / giderilemeyen ve araçtan faydalanmayı ortadan kaldıran bir kusur / ayıp / gizli ayıp veya üretim hatası bulunmamaktadır.araçta tekrarlayan / giderilemeyen ve araçtan faydalanmayı ortadan kaldıran bir kusur / ayıp / gizli ayıp veya üretim hatası bulunmadığını, bu andan itibaren tüketicinin seçimlik haklarını kullanması ve huzurdaki davanın talep koşullarının oluşmadığını, ileri sürerek davanın reddine yargılama gidri ve vekalet ücretinin karşı yana tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:
İlk Derece Mahkemesi 11/03/2025 tarih ve 2023/494 Esas - 2025/233 Karar sayılı kararında; " Yargılama ile dava konusu ... plakalı aracın davalı ... şirketi tarafından ilk olarak dava dışı ... .... A.Ş. Unvanlı ticari şirkete satışının yapıldığı, davacı tarafından 08/05/2017 tarihinde 2. el olarak 107.131,45-TL bedel ile satın alındığı, 23/03/2018 tarihinde seyir halindeyken aracın sağ rot kısmının kırıldığı, devamında .... A.Ş' de tamirinin gerçekleştirildiği, iddianın ileri sürülüş şekline göre tacir sıfatına haiz olan ilk alıcıdan sonra davaya konu aracı satın alan davacının hak ve alacaklarının halefiyet esasına göre çözümlenmesi gerektiği, araç üzerinde bilirkişi marifetiyle yapılan teknik inceleme ile araçtaki ayıbın kullanımla ortaya çıkan ve basit bir gözden geçirmeyle tespit edilemeyecek nitelikte "gizli ayıp" olduğu tespit edildiği, bu kapsamda ayıp ihbar süreleri bakımından TBK’nın 223. madde hükmü uygulanması gerektiği, ayıbın neden olduğu arızanın ilk olarak 23/03/2018 tarihinde meydana geldiği, davacının 23/03/2018 tarihinde yetkili servis olan dava dışı ... başvuru yaptığının 12/04/2018 tarihli teknik rapordan anlaşıldığı, arızaya ilişkin ilk tespitin olaydan 5 gün sonra yapıldığı, davacının yetkili servise yaptığı başvuru karşısında ayıp ihbarının süresinde yapıldığının kabul edilmesi gerektiği ve davacının TBK'nın 227. maddesinde düzenlenen seçimlik haklarını ilk alıcıya halef olarak kullanabileceği, davacı tarafından terditli olarak her ne kadar ayıpsız misli ile değişim yönünde seçimlik hak kullandığı anlaşılmakta ise de tespit edilen zarar miktarına göre sözleşmeden dönme ve ayıpsız misli ile değişim taleplerinin hakkaniyete uygun olmadığı sonuç ve kanaatine varılmakla takdiren satış bedelinin indirilmesine karar verilmesi gerektiği, yüksek mahkeme içtihatlarına uygun şekilde "nisbi hesaplama" metodu ile davacının 3.084,12-TL bedelden indirim talep edebileceğinin bilirkişi marifetiyle tespit edildiği, tespit edilen alacak yönünden temerrüdün satış tarihi itibariyle gerçekleştiği, davacının TBK 227/2 kapsamında ayıptan doğan maddi zarara yönelik ayrıca genel hükümlere göre tazminat isteme hakkı bulunduğu dikkate alındığında ayıp nedeniyle yapılan ve sigorta şirketi tarafından karşılanmadığı tespit edilen 13.917,31-TL hasar onarıma ilişkin fatura bedellerini davalıdan talep yasal koşulları bulunduğu, bu kapsamdaki alacak yönünden davalının dava tarihinden önce temerrüde düşürüldüğüne ilişkin dosya kapsamında delil bulunmadığından temerrüdün dava tarihi ile meydana geldiği, davacı tarafından her ne kadar manevi tazminat talebinde bulunulmuş ise de davaya konu olayda davacının yaralandığına ya da hayat ve vücut bütünlüğü ile şeref ve haysiyet gibi değerlerinde bir ihlalin gerçekleştiğine dair dosya kapsamında delil bulunmadığı anlaşılmakla manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varılmakla aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur."gerekçesi ile,
''1-)Davanın Kısmen Kabulüne- Kısmen Reddine;
1.a) Aracın ayıpsız misli ile değişim talebinin ve terditli olarak talep edilen 0 km araç bedelinin tahsili talebinin reddine,
1.b)Gizli ayıp nedeni ile satış bedelinden indirim yapılması talebinin kabulü ile; ... plaka, ... şasi numaralı, DCX346826 motor numaralı aracın satış bedelinin 3.084,12-TL indirilmesine, bu nedenle 3.084,12-TL bedelin 08/05/2017 tarihinden itibaren işleyecek ticari temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
1.c)Gizli ayıp nedeni ile davacı tarafından yapılan 13.917,31-TL alacağın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
-Fazlaya ilişkin talebin reddine,
1.d) Manevi tazminat talebinin koşulları bulunmadığından reddine, '' karar verilmiş ve karara karşı davacı ve davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yargılama sırasında ... Fakültesi ve Taşıtlar Laboratuvarında Öğretim Üyeleri tarafından bizzat araç üzerinde parçalar görülerek tespitte bulunulduğunu ve kaza sonrasında alınan raporlarda, meydana gelen kazanın aracın kullanıcı kaynaklı olmayan, üretim hatalı ve gizli ayıplı olması neticesinde gerçekleştiğinin tespit edildiğini, 23.03.2018 tarihli ... Heyet Raporunda, araçta gizli ayıp bulunduğunun tespit edildiğini, ancak sonuç kısmında hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunularak, davacının değiştirme veya bedel iadesi talebinin uygun olmayacağı kanaatine varıldığının belirtildiğini, bilirkişi raporunun bu yönden kabul edilemeyeceğini, aynı raporda bilirkişilerce, oluşan hasar bedelinin 13.917,31-TL olduğu tespiti yapıldığını, bilirkişilerin değer kaybı hesabının tespitinde ise yine hataya düşerek aracın ayıpsız 2. el piyasa rayiç değerinin 107.000,00 TL , ayıplı değerinin ise 105.000,00 TL civarında olduğunu bu kapsamda yapılan hesaplama ile aracın değerinin 105.000,00 TL / 107.000,00 TL = 0.981 olduğunu, olay tarihindeki 2.el rayiç değeri 165.000,00 TL x 0.981 = 161.915,88 TL olduğunu, bu kapsamda dava konusu aracın km bilgisi, marka, modeli, hasar durumu, geçmiş hasar kaydı vb. etkenler dikkate alındığında olay tarihi itibariyle 165.000,00 TL – 161.915,88 TL = 3.084,12 TL bedel indirimi yapılması gerektiğini beyan ettiklerini, aracın satın alındığındaki fatura bedelinin 106.927,83 TL olduğunu; fatura bedelinin yaklaşık %13 tutarında hasarı oluşan bir aracın değer kaybının yalnızca 3.084,12-TL gibi oldukça düşük bir bedel olmasının hayatın olağan akışın aykırı olduğunu,
Misli ile değişim taleplerinin haklılığına ilişkin Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2020/6798 Esas - 2021/9040 Karar sayılı emsal Yargıtay kararının bulunduğunu, emsal kararda henüz gerçekleşmiş bir kaza olmamasına rağmen ayıbın yaşamsal tehlikeye sebep olacak nitelikte olduğunun belirtildiği nazara alındığında alıcının misli ile değişim kararının reddedilmesinin bozma sebebi olduğunun açıklandığını, dava konusu olay incelendiğinde gizli ayıp neticesinde kazanın gerçekleşmiş olduğu ve davacının maddi ve manevi zarara uğramış olduğunun şüphesiz ortada olduğunu; henüz gerçekleşmemiş bir kaza ihtimalinde dahi tüketicinin misli ile değişim hakkı korunurken kazaya uğramış can ve mal tehlikesi geçirmiş davacı müvekkilinin misli ile değişim talebinin reddedilmesinin emsal Yargıtay kararları, Tüketici Kanunu ve ilgili yasal tüm mevzuatlara aykırı olduğunu, bilirkişilerin hukuka aykırı yorumuna göre uğranılan zararın düşük olması sebebiyle misli ile değişim ve sözleşmeden dönme seçimlik haklarının kullanılması talebinin uygun olmayacağından bahsedildiğini, ancak bu tespitin TBK 227 maddesine aykırı olduğunu, bir an için hükme esas alınan bilirkişi raporundaki değer kaybı hesaplaması göz önüne alındığında; 106.927,83 TL fatura bedeli bulunan araçta 13.917,41 TL hasar bedeli ve hukuka aykırı bir biçimde eksik hesaplanmasına rağmen 3.084,12 TL değer kaybı bedeli bulunduğunun tespitinde, fatura bedelinin yaklaşık %20'sine denk gelen bu kaybın '' satış bedeline çok yakın '' olduğundan söz edilmesinin mümkün olmadığını, aracın kaza sonrası yürüyen aksamını önemli bir ölçüde etkileyecek parçalarının değiştirilmiş olması ve kaporta aksamında bazı onarımların yapılmış olmasının aracın kullanımına etki ettiğini, bu sebepten araçtan beklenen yararın sağlanamadığını,
Ayrıca manevi tazminat taleplerinin koşulları gerçekleşmediğinden dolayı reddedilmesinin hukuka aykırı olduğunu; çünkü müvekkilin dava konusu aracın gizli ayıplı olmasından dolayı kaza geçirmesi ve ailesi ile birlikte ciddi bir yaşam tehlikesi atlatmasının, hem davacı müvekkilin hem de ailesinin kaza sonrası her araçla yolculuk ettiklerinde korku ve endişe duymasına sebep olduğunu; bu sebepten ötürü manevi tazminatın oluşmadığından bahsetmenin hayatın olağan akışın aykırı olduğunu,
İleri sürerek, izah edilen nedenlerle; tehir-i icra taleplerinin kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurularak davanın kabulü ile aracın gizli ayıplı olması sebebiyle ayıpsız misliyle değiştirilmesine, aksi halde dosyanın mahkemesine iadesine yargılama harç ve giderleri ile ücret-i vekaletin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; araçta ayıp/gizli ayıp veya üretim hatası bulunmadığını, hükme esas alınan bilirkişi raporunun eksik olduğunu, araç üzerinde inceleme yapılmadığını; aracın onarılmasından 9 ay geçtikten ve konu araç ile 26.000 km yol yapıldıktan sonra ve sadece çıkan parçaların üzerinde inceleme yapıldığını, bahse konu davacı adına kayıtlı ... aracın 23.03.2018 tarihinde “Hasar onarımı” konulu servis girişi yaptığını; aracın hasar onarımı tamamlandıktan sonra davacının, aracı ile 23.03.2018 tarihinde geçirdiği kazanın mekanik arıza nedeniyle meydana geldiğini iddia ederek 10.04.2018 tarihli bir e-posta yolu ile “Teknik inceleme” başvurusunda bulunduğunu; konunun araç hasar onarımının gerçekleştirildiği ...’de elde edilen bulgular, ölçümler ve yapılan tespitler ile servisine iletilen belgeler, fotoğraflar, tutanaklar, raporlar eşliğinde yeniden değerlendirildiğini, araçta uygulanan hasarın onarım süreci içerisinde kaza/olay öncesi ortaya çıktığının ve kazaya/olaya sebep olabilecek herhangi bir Ürün hatasının tespit edilmediğini, sağ ön yürüyen aksamda görülen hasarın tamamen darbe, çarpma vb. gibi fiziksel dış etki ile oluştuğu; bahsedilen kazanın/olayın oluşumunda ürün kaynaklı bir etkenin söz konusu olmadığı sonucuna ulaşıldığını ve bu sonucun 12.04.2018 tarihli bir “Teknik Rapor” şeklinde talep sahibine sunulduğunu, aracın 23.03.2018 tarihinde ve 41.198 km’de yaptığı “Hasar onarımı” konulu servis girişi sonrasında hasar tespiti yapıldığını, hasar onarım içeriğinin belirlendiğini ve bir tahmini onarım raporu oluşturulduğunu; onarım onayının alınmasını takiben hasar onarımı uygulandığını, diagnoz, kalite kontrol ve test sürüşü sonrasında aracın kullanıma sunulduğunu; bu hasarın onarım süreci kapsamında ağırlıklı olarak yürüyen aksam hasarı oluştuğunun görülmesi üzerine hasar tespiti ve onarım içeriği belirleme çalışmalarının ağırlıklı olarak sağ ön yürüyen aksam üzerinde uygulandığını; yetkili servis teknik yetkilileri ve konu teknik uzmanları tarafından gerçekleştirilen tespit ve incelemelerde, meydana gelen söz konusu hasarın/kazanın ürün kaynaklı meydana geldiğine dair bir bulguya rastlanmadığın; hasar oluşumu ve hasar gelişiminin, sağ ön yürüyen aksam donanımında yer alan parçaların hasar şeklinin kullanım şartları kaynaklı etkenleri; darbe, çarpma vb. gibi fiziksel dış etkileri işaret ettiğinin görüldüğünü, bununla birlikte, araçlarda bulunan tüm elektronik sistemler gerektiğinde sürücüye yönelik görsel uyarı verebilme yeteneğinde ve özel test cihazları sorgulanabilir nitelikte olup ilgili sistemlerin elektronik sorgulaması yapılarak kayıtlı veriler arandığını, ancak elektronik sistemlerin hafızalarında herhangi bir arıza kaydına rastlanmadığını; sağ ön yürüyen aksamda ortaya çıkan hasarın gelişimi; darbe/etki izleri; bükülme, deformasyon, eğilme, kırılma şeklindeki hasarların mevcut hali vb. gibi bulgular dikkate alındığında tamamen kullanım şartları kaynaklı bir hasarın/olayın/kazanın meydana geldiğini; darbe, çarpma vb. gibi fiziksel dış etki ile oluşan bir hasardan bahsedilebileceği sonucuna ulaşıldığını, bahsedilen kazaya/olaya neden olarak gösterilen “Rot kolu çıkması”nın bir neden olmadığını, bir sonuç olduğunu; üstelik çıkanın rot kolu değil, rotil olduğunu; “... mafsalının mafsal yuvasından kendiliğinden ayrılması” şeklindeki oluşumun ürün kaynaklı meydana geldiğine dair somut ve teknik bir tespit olmadığını; dolayısıyla 25.04.2019 ve 20.05.2024 tarihli bilirkişi raporlarının yanlış olduğunu, sağ ön teker içine dışarıdan bir cisim girdiğini ve dönme hareketi ile kapsamlı hasar oluşturduğunu, fren diski koruma sacının katlandığını, jantta dönme yönünde kazıma-yarma-delme hasarı oluştuğunu, alt salıncağa arkaya doğru bükme kuvveti uygulandığından ... mafsalının mafsal yuvasından ayrıldığını, fren diski koruma sacının arkaya doğru katlandığını ve koparılmış hali, sağ ön teker içine dışarıdan bir cisim girdiğinin ve jant içinde mekanik hasar oluşturduğunun açık ve net bir göstergesi olduğunu: “Rotil çıkması” ile yani “... mafsalının mafsal yuvasından kendiliğinden ayrılması” ile fren diski koruma sacının arkaya doğru katlanabilmesi ve kopmasının mümkün olmadığını; dolayısıyla her iki bilirkişi raporunun da hatalı olduğunu, ... gövdesinin 3 adet cıvata-somun bağlantısı ile salıncağın üzerinde olduğunu ve cıvatalarında gevşeme, sökülme olmadığını; salıncak ile aks taşıyıcının birbirinden ayrılabilmesi için yani ... mafsalının rotil gövdesinden uzaklaşabilmesi için salıncak ile aks taşıyıcısını birbirinden uzaklaştıracak yönde ve etkide bir kuvvet oluşması gerektiğini ve bu kuvvetin oluştuğunu; dolayısıyla her iki bilirkişi raporunun da yanlış olduğunu, salıncağın ucunun yani ... gövdesinin takılı olduğu ucunun eğilmesi, sabitleme cıvatalarından önde olanının da eğilmesi hasarlarının oluşabilmesi için bu bölgeye sert cisim girmesi, darbe oluşması gerektiğini ve salıncak ile aks taşıyıcısını birbirinden uzaklaştıracak yönde ve etkide bir kuvvet oluştuğunu; dolayısıyla her iki bilirkişi raporunun da yanlış olduğunu, jantın delinmesi ve yarılması, fren diski koruma sacının katlanarak sıkıştırılması, fren diskinin kırılması, salıncak ucunun eğilmesi, rotil cıvatalarının eğilmesi, rot kolunun eğilmesi, salıncağın aks taşıyıcı ile hareketli bağlantısını sağlayan ... mafsalının mafsal yuvasından kendiliğinden ayrılması şeklindeki oluşumların ortaya çıkması için bir cismin teker içine girmesi veya girmeye çalışması, salıncak ile aks taşıyıcıyı birbirinden ayırma yönünde kuvvet-darbe uygulaması gerekmekte olduğunu ve bu darbe-kuvvetin oluştuğunu, dolayısıyla her iki bilirkişi raporunun da yanlış olduğunu, jant içinde neredeyse jant duvarı kadar genişlikte kazıma, sürtme izli hasarın “Rotil çıkması” ile yani “... mafsalının mafsal yuvasından kendiliğinden ayrılması” ile mümkün olmadığını; ... mafsalının rotil gövdesinden uzaklaşabilmesi için salıncak ile aks taşıyıcısını birbirinden uzaklaştıracak yönde ve etkide bir kuvvet oluştuğuna dair izlerin bu kadar açık, net ve belirgin olduğunu ancak Bilirkişi raporlarında bu ağırlıkta, bu kapsamda, bu derinlikte ve bu genişlikte izlerin dikkate alınmadığını; dolayısıyla her iki bilirkişi raporunun da yanlış olduğunu, “... mafsalının mafsal yuvasından kendiliğinden ayrılması” şeklinde gerçekleşecek bir hasarda sağ ön yürüyen aksam, fren donanımı, sağ ön güç aktarma organlarında bu kadar hasar oluşması, çok sayıda parçanın hasar görmesi ve neredeyse sağ ön yürüyen aksamın ve sağ ön güç aktarmanın tamamının hasar görmesinin mümkün olmadığını, dolayısıyla her iki bilirkişi raporunun da yanlış olduğunu, ... mafsalının mafsal yuvasından kolay bir şekilde ayrılabilmesi için ağırlıklı olarak mafsal yuvasında yüksek miktarda ve geniş kapsamda aşınma, bozulma, yağsız çalışma, bollaşma vb.gibi bulgular oluşması gerektiğini ve “Ses”, “Çekme”, “Titreme” vb.gibi belirtilerle kendini gösterdiğini; aniden meydana gelmeyeceğini; bir zaman ve yapılan yol boyunca, bulgulara rağmen sürüşe devam edilirse, onarım ihtiyacı karşılanmaz ise ve kullanım şartları-sürüş tarzı vb. etkisiyle gelişeceğini, işlev engeline, kısıtına dönüşeceğini; konu aracın sağ ön yürüyen aksam konulu bir servis girişi mevcut olmadığını, ... mafsalının mafsal yuvasından kolay bir şekilde ayrılabilmesi için ağırlıklı olarak mafsal yuvasında yüksek miktarda ve geniş kapsamda aşınma, bozulma, yağsız çalışma, bollaşma vb.gibi bulgular oluşması gerektiğini ve “Ses”, “Çekme”, “Titreme” vb.gibi belirtilerle kendini gösterdiğini; aniden meydana gelmeyeceğini; konu aracın sağ ön yürüyen aksam konulu bir servis girişi mevcut olmadığını, düzenlenen 25.04.2019 tarihli Bilirkişi raporuna bakıldığında; “araç ile 23.03.2018 tarihinde geçirilen kazanın mekanik arıza nedeniyle meydana geldiği” iddiasına yönelik “Bilirkişi incelemesi”nin 28.12.2018 tarihinde, olaydan ve aracın onarılmasından 9 ay geçtikten ve konu araç ile 26.000 km yol yapıldıktan sonra ve sadece çıkmış parçaların üzerinde gerçekleştirildiğinin görüldüğünü olduğunu, dolayısıyla 25.04.2019 ve 20.05.2024 tarihli Bilirkişi raporlarının içeriklerine bakıldığında, aracın kazalı hali üzerinde yani aracın hasarlı hali üzerinde inceleme yapılmadığını, aracın bagajında taşınarak laboratuvara getirilen çıkarılmış, sökülmüş parçaların 9 ay boyunca hangi koşullarda bekletildiğinin, müdahalede bulunulup bulunulmadığının, eksik olup olmadığının, o araca ait olup olmadığının bilinmediğini, araçtan 9 ay önce bu çıkarılmış, sökülmüş hasarlı parçaların üzerinde sadece gözlem yapıldığını ve bu gözleme de “inceleme” adının verildiğini, çıkarılmış, sökülmüş parçaların aslında bir sonucu gösterdiğinin bilinmediğini, bu sonucun bir neden olarak sunulduğunu, alttaki alıntılarından da görülebileceği üzere; "Trafik Kazası Tespit Tutanağı”nda yer verilen " aracında meydana gelen arızadan dolayı ” şeklindeki ifadenin bir değerlendirme/yorumdan ibaret olduğunun; bu yorumda/değerlendirmede “ürün kaynaklı” ve/veya “imalat hatası” şeklinde bir tanımlanın yer almadığını; “arıza”nın “ürün kaynaklı” ve/veya “imalat hatası kaynaklı” oluştuğuna dair bir bir tespitin, bir ifadenin bulunmadığını; olay yerinde yapılan bir gözlem sonucunda ortaya çıkan sonucun neden olarak yazıldığını, yürür aksamdaki çok parçalı ve çok yönlü hasarların, hasar gelişiminin ve darbelerin, “rotil” adı verilen küresel mafsal milinin kendiliğinden ve ürün kaynaklı bir hata nedeniyle çıkması sonucunda meydana geldiğine dair somut ve teknik bir tespitin, bir bulgunun, bir delilin elde edilmediğini, kaza oluş şeklinin ve hasar gelişiminin dikkate alınmadığını, yürür aksamdaki hareketli parçalardan olan “salıncak” parçasından “rotil” adı verilen küresel mafsal mili hareketli birleşiminin kendiliğinden ve ürün kaynaklı bir hata nedeniyle çıktığına dair somut ve teknik bir tespitin, bir bulgunun, bir delilin elde edilmediğini, düzenlenen 25.04.2019 ve 20.05.2024 tarihli bilirkişi raporlarının yanlış, yanıltıcı bir içeriğe sahip olduğu; somut ve teknik bir bulgu, bir delil içermediği; güncel olmadığı ortaya çıktığını, dava konusu araçta herhangi bir ayıp, gizli ayıp veya üretim hatası bulunmadığını,
İleri sürerek, açıklanan ve re’sen nazara alınacak nedenlerle; tehir-i icra taleplerinin kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine, yargılama giderleri ile avukatlık ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:
HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.
Dava; davacıya ait araçta bulunduğu iddia olunan gizli ayıp mahiyetindeki mekanik arıza sonucu meydana gelen kaza nedeniyle ödenen onarım ücreti ile manevi zararın davalı ithalatçıdan tahsili, ayrıca aracın misli ile değiştirilmesi, bunun mümkün olmaması halinde aynı nitelikteki sıfır km araç değerinin davacıya ödenmesi istemlerine ilişkindir.
Davanın önce İstanbul Anadolu 3 Tüketici Mahkemesi'nde ikame edildiği, yapılan yargılama sonucu mahkemenin 2018/367 Esas, 2020/587 karar sayılı ilamı ile davanın kısmen kabulüne, ayıp nedeniyle yaşanan kaza neticesinde araçta 1.900,00 TL değer kaybı yaşandığı anlaşılmakla 1.900,00 TL değer kaybının dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, gizli ayıp nedeniyle meydana gelen kaza çerçevesinde davacının yapmak zorunda kaldığı 20.411,12-TL masrafın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, manevi tazminat isteminin reddine karar verildiği görülmüştür. Davacı tarafından bu karara karşı manevi tazminat isteminin reddi yönünden, davalı tarafından ise kabul edilen değer kaybı ve onarım masrafı talepleri yönünden istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 46 Hukuk Dairesi'nin 2021/1258 esas, 2023/1181 karar sayılı ilamı ile görevli mahkemenin ticaret mahkemesi olduğundan bahisle, istinaf sebepleri incelenmeksizin, ilk derece mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-a3 maddesi uyarınca kaldırılmasına karar verilmiştir. Kaldırma ilamı sonra dosya İstanbul Anadolu 11 Asliye Ticaret Mahkemesi'nin yukarıdaki esasına kaydedilmiş ve yapılan yargılama sonucunda, davacının manevi tazminat istemi ile, aracın ayıpsız misli ile değişimi ve terditli olarak talep edilen sıfır km araç bedelinin tahsili taleplerinin reddine, 3.084,12-TL değer kaybı ile 13.917,31-TL maddi tazminatın davalıdan tahsiline, fazla istemin reddine karar verildiği, bu karara karşı taraf vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulduğu anlaşılmıştır.
Dava konusu 2016 model ... marka aracın ithalatçı davalı tarafından dava dışı ... firmasına 31/05/2016 tarihli fatura karşılığımda 106,927.83 TL bedelle satıldığı, davacının aracı kimden satın aldığı dosya kapsamından anlaşılamamakla birlikte, aracın davacı adına tescilinin 08/05/2017 tarihinde yapıldığının mahkemece yapılan UYAP sorgusundan anlaşıldığı, buna göre davacı ile davalı arasında doğrudan bir satış ilişkisi bulunmadığı, dava konusu aracın ruhsat bilgilerine göre hususi olduğu, davacının tüketici olduğu ve dava tarihinde yürürlükte bulunan 6502 Sayılı Kanun kapsamında ayıplı araç nedeniyle ithalatçı davalının sorumluluğuna başvurabileceği anlaşılmıştır.
Dava konusu aracın davacı idaresinde iken 23/03/2018 tarihinde, herhangi bir dış etki olmaksızın aracın mekanik aksamında meydana gelen arıza nedeniyle kazaya uğradığının ileri sürüldüğü, İstanbul Anadolu 3 Tüketici Mahkemesi tarafından delillerin toplandığı, tüm teknik servis kayıtları ile tramer kayıtlarının getirtildiği ve İstanbul Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği bölümünde görevli üç öğretim üyesi bilirkişiden oluşan heyet marifetiyle araç üniversite laboratuarına götürülmek suretiyle keşfen inceleme yapılarak rapor alındığı, dosyanın İstanbul Anadolu 11 Ticaret Mahkemesi'ne tevzii edilmesinden sonra mahkemece bir makine mühendisi ve bir hukukçu bilirkişiden oluşan heyetten kök ve taraf itirazları üzerine ek rapor alındığı, her iki bilirkişi heyeti raporunda da tüm teknik servis kayıtları ve hasarlı parçaların incelendiği, sağ rot kolunun kırılması arızasının imalat hatasından kaynaklanan gizli ayıp mahiyetinde olduğunun tespit edildiği, ikinci bilirkişi heyeti raporunda davacının sunduğu onarım faturalarının da tek tek irdelendiği ve davacının sunduğu faturalar içerisinde iki
A212350 nolu faturanın iki
sayfadan oluştuğu ilk sayfada yer alan miktarın 6.493,81-TL ara toplam tutarının mükerrer olarak bu faturanın nihai toplam tutarına eklenmesi nedeniyle davacının 20.411,12-TL talep ettiğinin, gerçek onarım bedelinin 13.917,31-TL olduğunun tespit edildiği, ilk bilirkişi heyeti raporunda aracın ayıpsız ikinci el piyasa değerinin 130,000.00-TL olduğunun, aracın ayıplı satılmış olması durumunda 1.900,00-TL bedel indirimi yapılması uygun olduğunun belirtildiği, ikinci bilirkişi heyeti raporunda kök ve ek raporlarında ise araçtaki değer kaybının 3.084,12- TL olduğu kanaatinin bildirildiği anlaşılmıştır. Davalı tarafından istinaf dilekçesinde ileri sürülen teknik itirazların, yargılama aşamasında da ileri sürüldükleri ve ikinci bilirkişi heyetinin ek raporunda karşılandıkları anlaşılmış olup, davalının araçta üretimden kaynaklı gizli ayıp bulunmadığına yönelik istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.
6502 sayılı Kanunun 11. maddesinde, malın ayıplı olması durumunda tüketicinin seçimlik hakları düzenlenmiş olup, bu seçimlik haklarda tüketici; bedel iadesini de içeren sözleşmeden dönme, malın ayıpsız misliyle değiştirilmesi, ayıp oranında bedel indirimi ya da ücretsiz onarım isteme haklarına sahiptir. Satıcı, tüketicinin tercih ettiği bu talebi yerine getirmekle yükümlüdür. 6502 Sayılı Kanunun 11/2 fıkrası uyarınca ise ithalatçının sorumluluğu misli ile değişim ve bedelsiz onarım seçimlik hakları ile sınırlıdır. Aynı Kanunun 11/3 fıkrasında " "Ücretsiz onarım veya malın ayıpsız misli ile değiştirilmesinin satıcı için orantısız güçlükleri beraberinde getirecek olması hâlinde tüketici, sözleşmeden dönme veya ayıp oranında bedelden indirim haklarından birini kullanabilir. Orantısızlığın tayininde malın ayıpsız değeri, ayıbın önemi ve diğer seçimlik haklara başvurmanın tüketici açısından sorun teşkil edip etmeyeceği gibi hususlar dikkate alınır." hükmü mevcuttur. Bu düzenlemelere göre tüketici ücretsiz onarım veya ayıpsız misli ile değişim haklarını kullandığında, bu hakların kullanımı karşı taraf için orantısız güçlük doğuruyor ise tüketici sözleşmeden dönme veya bedelden indirim hakkını kullanabilir.
Somut olayda; dava konusu araç davacı tarafından dava dışı üçüncü kişiden ikinci el olarak satın alınmış olup, ayıp niteliğindeki teknik arızanın ortaya çıktığı tarih itibariyle kullanım durumu, aracın piyasa rayiç değerine göre misli ile değişim hakkının kullanılması ithalatçı bakımından orantısız güçlük doğurucu nitelikte olduğundan mahkemece misli ile değişim yerine araçta oluşan değer kaybı tutarına hükmedilmesi usul ve yasaya uygundur. Davacıya tanınan yasal seçimlik haklar arasında ikinci el olarak satın aldığı aracın sıfır km emsalinin piyasa rayiç değerini talep hakkı bulunmadığından, terditli olarak ileri sürülen bu talebin reddi de usul ve yasaya uygundur. Davacının aksi yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Öte yandan davacının 6502 Sayılı Kanunun 11/6 fıkrası uyarınca genel hükümlere göre tazminat isteme hakkı da mevcut olup, aracın faturalı onarım masrafları, ayıbın giderilmesi nedeniyle yapılan masraflar değil, ayıplı parçanın arızalanması nedeniyle meydana gelen kaza sonucu araçta oluşan hasarın giderilmesi için yapılan masraflar olduklarından davacının bu masrafları, seçimlik haklardan bağımsız olarak, maddi tazminat adı altında davalıdan tahsili mümkün olup, ikinci bilirkişi heyet raporunda açıklandığı ve dosyaya mübrez faturalardan da anlaşıldığı üzere kaza nedeniyle oluşan hasarın giderilmesi için davacının gerçekleştirdiği masraf toplamı 13.917,31-TL'den ibaret olup, mahkemece talebin bu tutar üzerinden kabul edilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamaktadır. Tarafların aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.
Manevi tazminata hükmedilebilmesi için 6098 Sayılı Kanun'un 58 inci maddesinde yer alan koşulun dava konusu olayda gerçekleşmediği, davacının satın aldığı aracın ayıplı çıkması nedeniyle maddi hasarlı trafik kazası geçirdiği; ancak bu nedenle kişilik haklarının zedelendiğinden bahsedilemeyeceği anlaşılmakla, davacının manevi tazminata yönelik istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.
Sonuç itibariyle; ilk derece mahkemesi hüküm ve gerekçesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi, kamu düzenine aykırılık da saptanmadığından, tarafların istinaf başvurularının 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Tarafların istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına,
3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00-TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 615,40-TL harcın mahsubu ile bakiye 116,60-TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
4-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00-TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 615,40-TL harcın mahsubu ile bakiye 116,60-TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
5-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep edenler üzerinde bırakılmasına,
6-Artan gider avansı varsa karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran tarafa iadesine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 09/07/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.