Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2025/120 E. 2026/814 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2025/120
Karar No
2026/814
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

15.HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO:2025/120

KARAR NO:2026/814

TÜRK MİLLETİ ADINA

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ:BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ:03/02/2022

NUMARASI:2020/245 Esas, 2022/123 Karar

DAVA:Tazminat, Alacak (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)

DAVA TARİHİ:12/09/2014

BİRLEŞEN BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'NİN 2021/859 ESAS 2021/928 KARAR SAYILI DOSYASI YÖNÜNDEN

DAVA:Alacak (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)

KARAR TARİHİ:16/06/2026

Taraflar arasında görülen davanın yerel mahkemece yapılan yargılaması sonucunda verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmuş olup, duruşmasız olarak dosya üzerinde yapılan inceleme ve istinaf talepleriyle sınırlı olarak yapılan değerlendirme sonunda;

GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı vekili, müvekkilinin idarece ihale edilen İstanbul ili ... ilçesi ... Alanı 18211 (182/38) ada/parsel nolu taşınmazı 1. bölge, 2.bölge ve 3. bölgeye ayrıldığını ve ihale sonucunda .... A.Ş. ile ayrı ayrı 08/10/2004 tarihli 3 adet anahtar teslimi götürü bedel inşaat sözleşmesi imzalandığını, bahse konu inşaatların yüklenici firma taahüdünde tamamlandığını ve işin geçici ve kesin kabullerinin yapıldığını, buna göre 1.bölgenin geçici kabulünün 19/12/2006, kesin kabulünün 17/12/2007, 2.bölgenin geçici kabulünün 13/02/2007, kesin kabulünün 29/01/2008, 3.bölgenin geçici kabulünün 24/01/2007, kesin kabulünün ise 24/01/2008 tarihlerinde yapıldığını, proje kapsamında tamamlanan inşaatların ortak mahallelerin kurulan site yönetimine teslim edildiğini, ancak aradan geçen süre içerisinde ayıplı imalat kapsamında değerlendirilebilecek bazı imalat hatalarının ortaya çıktığını ve bu ayıplara ilişkin müvekkili idareye şikayetlerin intikal ettiğini, yüklenici firmaya ihtar edilmesine rağmen bu ayıplı imalatların düzeltilmediğini özellikle alt yapı sorunları ile ilglili olarak; B11 blok kapıcı dairesi ve sığınağını su bastığını, B50 ve 53. Blokların atıksu hattının bağlı olduğu ana kanalın tıkandığı ve yol güzergahında çökme olduğunun tespitinin de yüklenici firmaya bildirilmesine rağmen bu imalat hatalarının da düzeltilmediğini, B50 ve B49 blok, okul ile B18 , B17, B19 blok arasındaki bölgede bazı atıksu hatlarında tıklanma ve yollarda çökmeler meydana geldiği hususunun da yüklenici firmaya bildirilmesine rağmen bu ayıp ve sorunların da yüklenici firmaca giderilmediğini bildirildiğini, fazlaya dair talep ve dava hakları saklı kalmak kaydı ile davanın kabulünü, şimdilik 517.021,87 TL ve 2.261,05 TL olmak üzere toplam 519.282,92 TL'nin temerrüt tarihi olan 07/09/2010 tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini, Kadıköy 5. İcra Müdürlüğü'nün ... sayılı takip dosyasındaki davalı alacağının en az 750.000,00 TL'lik bölümünün iş bu davadaki taleplerin teminatı olarak davanın kesinleşmesine kadar ödenmemesi için ihtiyati tedbir kararı verilmesini, yargılama gideri ve vekalet ücretinin de karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili; davanın geçici ve kesin kabullerinin 2006-2007 yılllarında yapılmış inşaat işlerine yönelik olduğunu ve talebin zaman aşımına uğradığını, zaman aşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmesinin talep edildiğini, davacı idarenin, müvekkilinin alacaklarını eksik ödediği için müvekkili tarafından davalı idare aleyhine Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2008/345 Esas 2010/394 Karar sayılı davanın açıldığını ve karara bağlandığını, bu davada her iki tarafın söz konusu inşaat işi ile ilgili olarak tüm taleplerinin incelendiğini ve sonucunda müvekkilinin davacı idareden 2.725,50 TL alacaklı olduğuna hükmedildiğini ve geçmiş günler faizi ile bu rakamın 4.200.000,00 TL'ye bağlı olduğunu, an itibariyle daha da artmış olmasının gerektiğini, bahsi geçen bu davanın neticesine göre davalının müvekkili aleyhine tekrar dava açma hakkının olmadığını, eksik veya ayıplı iş iddiaları gerçek olsaydı o davaya mukabil dava olarak ileri sürmeleri gerektiğini, Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2008/345 Esas, 2010/394 Karar sayılı davanın seyri aleyhinlerine gelişince ve neticeten dava kabul edilince sıf takas mahsup konusu yaratabilmek ve bir miktar daha az ödeme yapabilme imkanı elde etmek için bu maksatla huzurdaki talep ve davanın ileri sürülmüş gibi göründüğünü, davadan evvel tespite konu edilen ve şimdi dava konusu edilen işlerin birçoğunun ... tarafından yazılı olarak müvekkili şirkete iletilmiş ve sorumlulukları kapsamında olan eksik veya hatalı işlerin tamamının giderilmiş olduğu işler olduğunu, müvekkili şirkete bildirip de giderilmeyen eksik iş kalemi olmadığını, dolayısı ile bu zamana kadar, yazılı talepleri üzerine, sorumluluk kapsamında olup da gereği yapılmayan bir husus bulunmadığını, bunun delilleri ve tutanaklarının delil listesi ekinde sunulacağını, davadan evvel yapılan delil tespitinin bir evvelki maddede belirtildiği üzere Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi'ndeki haklı davaya kalkan hazırlamak maksadıyla yapıldığı için bilinçli olarak gıyaplarında yapılmış ve müvekkili şirket teknik elemanlarının keşifte hazır edilmediğini, bu yöntemin ve izlenen yolun haklı ve mantıklı sebebi olmadığını, dolayısıyla yapılan tespitin hukuki geçerliliğinin bulunmadığını, davacı vekilinin sözünü ettiği sözleşme ve şartnamedeki genel düzenlemelerin kullanımından kaynaklanan eskime ve yıpranmaları, bakım ve onarım yapılmadığı için ortaya çıkan arızaları kapsamadığını, bunlardan dolayı yüklenicinin sorumluluğuna gidilemeyeceğini, dava konusu edilen blokların 2006 Ağustos ayından beri kullanıldığını, yaklaşık 5 yıldan beri kullanılan konutlarda ve konut bloklarında yıllara sari ve kullanıma bağlı olarak çeşitli aşınma ve yıpranmaların meydana gelebileceğini, bakım ve onarım gerektirebileceğinin muhakkak olduğunu, davacı idare veya site yönetiminin ilk kullanımdan bu yana bloklarda ne tür bakımları yaptırdıklarını belgelerle sunmalarının istendiğini, davacı idare konutlarında oturanlardan aldığı tüm şikayetleri müvekkiline yönlendirip yap dediğini, sel felaketi olduğunda sigortadan para almış olmalarının gerektiğini, su gideri tıkalı ise bundan meydana gelen su baskını ve sebebiyet verdiği hasarın niçin yüklenicinin karşılayacağını, dava dilekçesinin 3a bendinde sözü edilen iddianın hiçbir hukuki dayanaığının olmadığını, malzemelerin ... onaylı olduğunu, tüm sorumluluğun kendilerine ait olduğunu ve 2 kat kristalize su yalıtımı malzemesini kullanmayı talep ettiği şeklindeki iddianın doğru olmadığını, ...'nin onay yazısında malzeme önerileriniz idaremizce incelenerek onaylanmışır denildiğini, dolayısıyla müvekkili şirketin rastgele bir malzeme kullanmadığını, rögar veya kanalizasyon gibi tesislerin veya ortak alanların bakımı korunmasının yüklenicinin uhdesinde olmadığını, bunların kat maliklerin sorumluluğunda olan işler olduğunu, daire kapı önlerindeki boşluklarda halı yıkanmasından veya çatı katlarında hayvan beslenmesinden kaynaklanan sorumluluğun yüklenicide olmadığını, yoğun yağmur ve kar yağışı veya diğer tabiat olaylarının ordandan çatı, kanalizasyon, havalandırma gibi tesislerin bakımının yapılmadığı takdirde meydana gelecek taşma- tıkanıklık gibi arızalardan müteahhidin değil bunu yapmayan malikler veya site yönetiminin sorumlu olduğunu, malzemeler ile ilgili olarak müvekkiline atfedilecek bir kusur olmadığını, geçici veya kesin kabullerde bu veya benzeri noktalarda herhangi bir itiraz gelmediğini, müvekkili şirketin bu konular ile ilgili gelen şikayetlere müvekkili şirket tarafından inceleme yapıldığını ve şikayet eden ...'ye kalemin açıklama yapıldığını, bu açıklamaların 07/12/2009 tarihli, 11/01/2010 tarihli, 26/10/2009 tarihli, 18/11/2009 tarihli, 28/05/2010 tarihli ...'ye verilen yazılarla raporlama yapıldığını ve çözüm önerileri sunulduğunu, dava dilekçesinde tekrarlanan işlerin garanti kapsamında olan işler olarak tanımlanmasının mümkün olmadığını, roparun fiyatlama ve değerleme kısmının son derece fahiş ve hatalı olduğunu bu nedenle dava dilekçesindeki talebin de rakamsal olarak abartılı olduğunu, tespit raporuna karşı yapılan itirazların tekrar edildiğini, davanın reddine karar verilmesini, masraf ve vekalet ücretinin davacıya yüklenmesini istemiştir.Birleşen davada Davacı vekili; davalı aleyhine Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/245 E. ( Eski esas 2014/350 ) sayılı dosyası ile açılan dava ile; fazlaya ilişkin her türlü talep ve dava hakları saklı kalmak üzere, davacının taraflar arasında imzalanan İstanbul İli, ... İlçesi, ... alanı 182/1 (182/38 ) Ada/Parsel ile ilgili olarak imzalanan 08.10.2004 tarihli 3 Adet Anahtar Teslim götürü bedel İnşaat Sözleşmesine aykırı hareketle inşaatları taraflar arasındaki sözleşme ve eklerine uygun imal etmediği/ayıplı imal ettiği gerekçesi ile 517.021,78 TL Tazminat ve 2.261,05 TL delil tespit gideri olmak üzere toplam 519.282,92 TL'nin temerrüt tarihi olan 07.09.2010 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile müvekkili İdareye ödenmesi, mahkemece ayıplı imalatlar ile bedelinin tespiti amacı ile dosyada 2 adet rapor ve iki adet ek rapor alındığını, ilk rapor olan 21.06.2013 tarihli bilirkişi raporunda ayıp miktarı 2.844.941,00 TL bu raporun ek raporu niteliğindeki 16.04.2014 tarihli raporda ayıp miktarı 2.485.340,97 TL olarak tespit edildiğini, 2. Kök rapor olan 17.04.2017 tarihli raporda ayıp miktarının 628.661,15 TL bu raporun ek raporu niteliğindeki 14.11.2017 tarihli raporda ise miktarın 557.182,92 TL olarak tespit edildiğini, dosyadaki netice-i talep miktarı 09.02.2018 tarihli Islah dilekçeleri ile 650.000,00 TL'ye yükseltildiğini, Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce verilen 17.05.2018 tarihli karar ile; davalarının 647.738,95 TL üzerinden kabulüne karar verildiğini, kararın taraflarca İstinaf edilmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi'nce tarafların İstinaf taleplerinin reddine karar verildiğini, Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi kararının Temyiz edilmesi üzerine Temyiz incelemesini yapan Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nce, Yerel Mahkemece alınan 1. ve 2. bilirkişi kurulu raporları ile ek raporları arsında dört misline yakın fark olmasına ve raporlara taraflarca itiraz edilmiş olmasına rağmen raporlar arasındaki çelişkiyi gidermek için yeni bir rapor alınmamış olması nedeni ile Yerel Mahkeme kararının Bozulmasına karar verildiğini, bozma üzerine Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce Bozmaya uyularak yeni esas numarası olan 2020/245 E. Sayılı dosyada yeninden rapor alınmasına karar verildiğini, alınan raporda ayıp miktarının 1.822.108,20 TL olduğunu, delil tespit giderleri ile birlikte ise miktarın 1.824.369,25 TL olduğunun tespit edildiğini, dosyada daha önce alınan raporlar neticesinde bozmadan önce 09.02.2018 tarihli Islah dilekçeleri ile talep miktarının 650.000,00 TL'ye yükseltildiği için ilk davada ıslah ile talep ettikleri miktarın üzerindeki ayıp bedelinin de davalıdan tahsili için işbu ek davayı açma zarureti hasıl olduğunu, açılmış olan ilk davanın halen Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/245 E. Sayılı dosyası ile derdest olduğunu, bu dosyada 16.09.2021 tarihli duruşmada ek dava açmak üzere taraflarına süre talep edildiğini, Mahkemece tarafımıza ek dava açmak üzere 1 Aylık kesin süre verildiğini, derdest bu dava ile huzurdaki davanın konusu, tarafları ve taraflar arasındaki hukuki ilişki aynı olduğundan huzurdaki davanın Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/245 Esas Sayılı dosyası ile birleştirilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili; ıslah dilekçesini kabul etmediklerini, müvekkili şirkete yöneltilen iddiaları kabul etmemekle birlikte, ...'nin herhangi bir zararı söz konusu olmadığnı,davacının ayıplı olduğunu iddia ettiği taşınmazları devrettiği kişilerden, davacıya yöneltilmiş herhangi bir tazminat, bedel indirimi, onarım bedeli talebi bulunmadığını, buna dair herhangi bir bilgi ve belge de sunamadığını, bu sebeple de davacının bu denli yüksek bir meblağ talep etmesi haksız ve hukuka aykırı olduğunu, bütün bu bilgiler ve beyanlar ışığında, davaya karşı detaylı beyanda bulunma haklarını saklı kalmak kaydıyla, öncelikle davacı tarafından sunulan ıslah dilekçesine itiraz ettiklerini, dosyanın yeni bir bilirkişiye tevdii edilmesini ve nihai olarak davanın reddi ile tüm yargılama giderleri ve vekalet ücretlerinin davacı yana bırakılmasını istemiştir Mahkemece; tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;Taraflar arasında 08/10/2004 tarihli 3 adet anahtar teslimi götürü bedel inşaat sözleşmesi imzalandığını, bahse konu inşaatların yüklenici firma tarafından bitirilerek davacı işsahibi idareye teslim edildiği ve imâlatların geçici ve kesin kabullerinin yapıldığı,bu kabullerden sonra imâl edilen evlerde oturanlar tarafından yapılan şikâyetler üzerine durumun davalı yükleniciye bildirildiği ancak yüklenici tarafından gerekli önlemlerin alınmadığı ve davacı idare tarafından tespit yaptırıldığı ve akabinde huzurdaki davanın açıldığı,hükme esas alınan bilirkişi kurulu raporuna göre ;dava konusu bloklarda tespit edilen ayıplı imalatlar nedeniyle, 1.822.108,20 TL ( 22.10.2010 tarihindeki mahalli piyasa rayiçleri ile KDV ve Müteahhitlik kârı dahil ) olduğu olduğu,,davalı yüklenici tarafından imâl edilen imâlattaki ayıbın gizli ayıp olduğu ve taraflar arasında imzalanan sözleşmelerin 9.maddesine göre sözleşmelerin eki olarak öngörülen "Yapım İşleri Genel Şartnamesinin Bakım ve Düzeltme Sorumlulukları" kenar başlığını taşıyan m. 26/son hükmü uyarınca garanti sorumluluğu çerçevesinde ayıp ihbarına gerek bulunmadığı gibi davacı idarenin süresinde ayıp ihbarında bulunduğu,imâlatta maydana gelen bozukluğun zamanaşımı süresi içerisinde giderilmesinin talep edildiği,kesin kabulden on beş yıl geçmediği,davacı idareye herhangi bir kusurun izafe edilemeyeceği,buna göre davacının ayıp giderim bedelinin tahsili istemi ile açtığı davanın ıslah edilmiş haliyle kabulü ile 517.021,87.-TL 'nin dava tarihi olan 11/04/2011 tarihinden itibaren ,130.717,08.-TL 'nin ise ıslah tarihi olan 09/02/2018 tarihinden itibaren değişen oranlarda işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine ,delil tespit giderleri ayrı bir dava konusu yapılarak istenemeyeceğinden davacının bu yöne ilişkin talebinin ise reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Birleşen davada; davacı vekili,bilirkişi kurulu raporu doğrultusunda,1.284.000,00.-TL'nin tahsili amacıyla ek dava açmıştır. HMK'nın 114/1 nci maddesinde dava şartları tahdidi olarak sayıldıktan sonra anılan maddenin ikinci fıkrasında da "Diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümler saklıdır." hükmü ile diğer kanunlarda dava şartlarına ilişkin düzenlemelerinde dikkate alınması gerekliliğine vurgu yapılmıştır. Sözü geçen Kanun'un 115 nci maddesi hükmü de "Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler. (2) Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir. Ancak, dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için kesin süre verir. Bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse davayı dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddeder." şeklinde olup buna göre Mahkeme'nin dava şartı noksanlığı hâlinde yapacağı işlemler düzenlenmiştir. 7155 sayılı Kanun'un 20 nci maddesi ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'na eklene 5/A maddesinde ise "Bu Kanunun 4 üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır." hükmü uyarınca Asliye Ticaret Mahkemelerinde görülecek olan bazı davalarda,dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması dava şartı hâline getirilmiştir. Yine 7155 sayılı Yasa ile değişik 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A maddesi hukmü ise "Davacı, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye gönderilir. İhtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın usulden reddine karar verilir. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir." şeklinde olup madde ile arabulucuya başvuruyu dava şartı olarak kabul edilen davalarda, arabulucuya başvurmadan dava açılması hâlinde yapılacak işlem düzenlenmiştir. Tüm bu belirlemeler ışığında somut olay değerlendirildiğinde;davacı vekili, davalı tarafından üretilen ayıplı imalat nedeniyle uğranılan zararın ek dava yoluyla davalıdan tahsili istemiyle huzurdaki davayı açmış ise de; dava konusunun, bir miktar paranın ödenmesine ilişkin olduğu ve davacı vekilinin dava açmadan önce arabulucuya başvurduğuna ilişkin herhangi bir belge sunmadığı gibi böyle bir iddiasının da bulunmadığı gibi son celsedeki beyanında arabulucuya başvurmadan dava açtıklarını beyan ettiği anlaşıldığından davanın 7155 Sayılı yasa ile değişik 6102 Sayılı TTK'nun 5/A ve aynı sayılı yasa ile değişik 6325 Sayılı Kanunun 18/A maddesinin birinci fıkrası uyarınca arabulucuğa başvurulmasına ilişkin dava şartı noksanlığı nedeniyle usulden reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılarak asıl davada: Davanın kısmen kabul kısmen reddi ile; 517.021,87.-TL 'nin dava tarihi olan 11/04/2011 tarihinden itibaren, 130.717,08.-TL 'nin ise ıslah tarihi olan 09/02/2018 tarihinden itibaren değişen oranlarda işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, davacının tespit masrafı olarak istediği 2.261,05.-TL ile ilgili davanın reddine, birleşen davada; 77155 Sayılı Kanun ile 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanuna eklenen 5/A maddesi uyarınca, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat taleplerine ilişkin ticari davalarda dava açılmadan önce arabuluculuğa başvurulmuş olması dava şartı olarak hüküm altına alınmış olup davacının arabulucuğa başvurduğuna dair herhangi bir belge sunmadığı gibi bu yönde de bir iddiası bulunmadığından davanın 7155 Sayılı yasa ile değişik 6102 Sayılı TTK'nun 5/A ve aynı sayılı yasa ile değişik 6325 Sayılı Kanunun 18/A maddesinin birinci fıkrası uyarınca arabulucuğa başvurulmasına ilişkin dava şartı noksanlığı nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmiştir.Davalı vekili istinaf dilekçesiyle, daha önce dosyaya sunmuş olduğumuz beyan ve dilekçelerimizde yer alan hususları tekrarla Sayın Başkanlığınıza önemle beyan etmek isteriz ki davacı tarafça yaptırılan delil tespiti dosyasında yer verilen şikayetler sanki inşaatın tamamında varmış gibi değerlendirildiğini, dosyaya sunulan raporlarda da bu hususta hatalı değerlendirme yapılarak tüm inşaatı ve imalatı kapsayacak şekilde raporlar düzenlediğini, davacı tarafı huzurdaki davayı açmaya sevk eden maddi olgu belirli birkaç daireden gelen şikayetler olduğunu, gerek delil tespiti (D.İş) gerekse iş bu davaya konu davacı talepleri bir bütün olarak değerlendiriliğinde şikayetlerin B41 Blok 27 no, B24 Blok 9 no, B5 Blok 46 no, B7 Blok 3 no,B11 Blok kapıcı dairesi ve sığınaktan ibaret olduğunun görüleceğini, ancak bilirkişilerce tüm bloklar gezilmeksizin sadece ve sadece şikayete konu edilen bloklar gezilmesine rağmen sanki her blokta aynı sorun varmış gibi rapor düzenlenmesi ve buna göre hesaplama yapılması hukuka ve hakkaniyete aykırılık teşkil ettiğini, buna bağlı olarak ta tesis edilen yerel mahkeme kararının hatalı olduğunu, sayın başkanlığınızın da takdir edeceği üzere burada önem arz eden husus bozma ilamında araştırılması istenen hususlar ve davacı yanın taleplerinin ne olduğunun somutlaştırılması gerektiğini, zira davacı yanın talebi olmayan hususlarda bir değerlendirme yapılması ve bu hususta görüş belirtilmesi gerek bozma İlamına gerekse hukuk düzeninin verdiği görev ve yetkiye aykırılık teşkil ettiğini, hal böyle olmasına karşın, yerel mahkeme tarafından hükme esas alınan son raporda, sanki tüm binalarda ve dairelerde sorun varmış gibi kabul edilerek hesaplama yapıldığını, bu raporun hükme esas alınması da açıkça Yargıtay Bozma ilamına aykırılık teşkil ettiğini, kısacası tüm hesaplamaların 55 blok üzerinden alınarak yapıldığı bilirkişi raporunda yer alan hesaplanmaların ve metrekare tespitinde bu blokların kapladığı toplam alanın baz alınmasının hatalı olduğunu, davanın görülmeye başladığı günden bugüne dek tarafımızca belirtildiği üzere yalıtım, su kaçakları, bodrum ve sığınaklarda yaşanan su baskınları vb... hususların nereden ve hangi sebepten kaynaklandığının öncelikle ve önemle belirlenmesi gerektiğini, zira site yönetimi, apartman sakinleri ve başkaca kimseler tarafından yapılan müdahalelerin tespit edilmesi bu tespitlerden kaynaklanan olumsuz etkiler masaya yatırılmadan, tüm yaşananlardan imalatçının sorumlu tutulmaya çalışılması hukuk düzenimiz ile bağdaşır bir durum olmadığını, kaldı ki geçici ve kesin kabul tutanaklarında varlığı ve doğruluğu onlarca kişinin/makamın gözlem ve onayı ile imza altına alınmış bir imalatın, kusurlu veya ayıplı veya eksik olduğunu ifade edebilmek için elde mukayese yapılabilecek aksine bir veri (proje) olması gerektiğini, o veri olmadan(alt yapı projeleri) rapordaki gibi bir kanaat ortaya konulmasının varsayım olduğunu, söz konusu gayrimenkullerde oturum 2007 yılında başladığını, kamera ile, kazı ile veya yüzeysel gözlemler ile elde edilen bilgilerin sonradan site yönetimince yapılmış olan proje karşıtı imalatlardan mı, bakımsızlıktan mı, 2009 yılında yaşanmış olan ve yüzyılda bir olabilecek dereceye varan yağmur ve selden mi vb... meydana geldiğini ortaya koymadan yüklenici aleyhine yorum geliştirmenin isabetli olmadığını, adil olmadığını, kullanan kişilerin kullanım amacı dışına çıkarak yapmış oldukları etki, suyun geri basmasına sebebiyet verdiği gerçeği karşısında tesliminden sonra 12 yıl geçmiş bir imalatta yaşanan tüm olumsuzlukların imalata bağlanması kabul edilemeyeceğini, gerek klozetlere atılan tuvalet kağıtları, gerek yün seğirme işlerinin bodrumlarda yapılmış olması, gerek sıvı yağ atıklarının mutfak lavabolarından dökülmesi gibi hususlar bir bütün olarak değerlendirildiğinde tıkanıkların başlıca sebeplerinin bu 12 yıl içinde yapılan yanlış kullanımlardan kaynaklandığını, bununla birlikte yine oturumla başlayan internet telefon, televizyon gibi ihtiyaçlar için çekilen kablolar, bu kabloların çekimi sırasında delinen duvarlar vb... Hususlar dışarıdan yalıtımı etkileyen olumsuz yöntemlerden sadece bir kaçının olduğunu, ... 3. Asliye Hukuk Mahkemesince yaptırılan tespit dosyasına sunulu bilirkişi raporunda, Başkanlığınıza sunulan tüm Heyet Raporunda da açıkça belirtilmiş olduğunu, ancak gerek teknik şartnameden gerek kesin kabul evraklarından da görüleceği üzere müvekkil firma tarafından yağmur suyu boruları doğrudan atık su parsel bacalarına bağlanmadığını, söz konusu bu hususun sonradan yapıldığını, davacı ... yetkilileri tarafından uygulanması istenilen proje uyarınca yüklenici müteahhit firma tarafından projeye uygun olarak imalat yapıldığını, projenin inşaat tekniğine uygun olup olmaması müvekkil firmaya atfedilebilinecek bir kusur olmadığını, müvekkil firmanın sorumluluğu işlemlerin projeye uygun yapılması ile sınırlı olup projenin teknik şartlara uygun olup olmaması ... uhdesinde bulunan bir sorumluluk olduğunu, kısacası müvekkil açısından değerlendirme projeye uygun yapılıp yapılmadığının tespit edilmesi ile sınırlı olması gerektiğini, ... tarafından yapılması istenilen projenin tekniğe uygun olup olmadığını sorgulama yetkisi de müvekkile verilmediğini, daha önceki beyanlarımızda da belirttiğimiz üzere inşaat sırasında davacı ... tarafından yağmur iniş borularının altyapıya bağlanılması istenmiş, bunun için tespit edilen ücret ödenmediğinden müvekkil tarafından yapılmadığını, diğer bir önemli husus ise Bilirkişi heyeti tarafından ihalenin anahtar teslimi götürü bedel ile yapıldığı hususunu göz ardı edildiğini, başkanlığınız tarafından da takdir edileceği üzere anahtar teslimi götürü bedel ile yapılan ihalede tüm iş kalemleri ve imalatlar ve malzeme tadat edilir ve ona göre fiyatlandırıldığını, bedeli verilmezse yapılmayacak demek olduğunu, dolayısı ile bu imalat İhale dökümanı ve şartnamelerinde belirtildiği gibi yapıldığını, bu husus 14.05.2013 tarihli Harita ve Kadastro Mühendisi ... tarafından sunulan raporun 5. sayfasında "su baskınlarının ana sebebi blokların atık su parsel bacaları ile genel atık su bacaları arasında ki bağlantının uygun olmaması, çatıdan inen yağmur suyu borularının ... tarafından doğrudan atık su parsel bacalarına bağlanmış olmasıdır." şeklinde açıkça belirtildiğini, aynı husus 16.04.2014 tarihli heyet bilirkişi raporunun 13. sayfasında da belirtildiğini, bu itibarla davacı yanca sunulan tüm dilekçelerde şikayetin ana sebebinin su baskınlarının yaşanması olduğunun belirtildiği, bu baskınların oluşumunun yegane sebebi ise ... tarafından çatıdan inen yağmur suyu borularının ... tarafından doğrudan atık su parsel bacalarına bağlanmış olması olduğunu, dolayısıyla davanın açıldığı günden bugüne dek üzerinde durmaya çalıştığımız, defalarca beyan ettiğimiz ve her defasında araştırılmasını istediğimiz husus imalatın tamamlanmasından sonra yapılan tamirat, tadilat, onarım, kullanım ve diğer işlemlerin tespit ettirilmesi gerektiği olduğunu, dolayısıyla her ne kadar yerel mahkeme tarafından davanın kısmen kabulüne dair karar tesis edilmiş ise de su baskınlarına sebebiyet veren ana sorun davacı tarafça yapılan imalatlar olduğunu, diğer bir önemli husus rögar kapaklarının toprağın çok derin noktalarında kaldığına ilişkin yapılan tespitler olduğunu, ancak bunun sebebinin araştırılmadığını, bunun tek bir sebebi vardır ki o da site yönetimin kesin kabul sonrası yapmış olduğu kazılar, peyzaj düzenlemesi adı altında yaptığı imalatlar olduğunu, bu imalatlar sebebi ile rögar kapakları toprağın altında kaldığını, ancak gerek geçici kabuller, gerekse kesin kabullerde bu kapakların toprak üstünde olduğu ve şartnameye, projeye uygun olduğu taraflarca imzalanan tutanaklarla sabit olduğunu, müvekkil şirket tarafından idarenin isteği ve sözleşmesi gereği, rögarlar belirtilen kotlarda yapılmış ve asbuild projelere koordinatlı bir biçimde işlenerek, ... İdaresi ve ... Belediyesi kontrolleri tarafından imza altına alındığını, bilirkişilerin yapması gereken, İnşaatın başından sonuna kadar (hakkediş ve imalat raporları dahil) geçici ve kesin kabulleri yapılmış ve her hangi bir itiraza konu olmamış, projelerine uygunluğu tescil edilmiş bir rögar kapağının aradan (2006-2007 yıllarının nin üzerinden) 7 sene geçtikten sonra (inceleme 2013 te yapılmıştır) nasıl toprak altında kaldığının tespiti gerektiğini, ayrıca; çatıdan gelen yağmur iniş boruları tretuar üzerinden yürütülerek ve betonla korumaya alınarak toprak altına uzatıldığını, atıksu bacalarına ... tarafından bağlandığı hususu da unutulmaması gereken diğer bir önemli husus olduğunu, bu olguların değerlendirilmesinin zaruri olduğunu, dosyada yer alan tespitler ve daha önce sayın başkanlığınıza sunulu raporlardaki tespitler bir bütün olarak değerlendiriliğinde bunun asıl sebebinin yağmur iniş borularının atıksuya bağlantısının yapılmış olduğunun belirtildiğini, ancak yukarıda da detayları ile açıklandığı üzere bu imalatlar firmamızca değil ... tarafından yapılmadığını, yerel mahkemenin kabul kararına dayanak aldığı bilirkişi raporunda belirlenen bedellerin fahiş olduğunu, şartname ve mahal listelerinde olan eksikliklerin veya ilave taleplerin mukayeseli keşif yolu ile bedeli hesaplanarak müteahhite ödenmedikçe yapılmasının istenemeyeceğinini, dolayısı ile ihale dosyası, şartnameler, mahal listeleri incelendiğinde yapılmış olan imalatların projesine ve şartnamesine uygun yapıldığı, geçici ve kesin kabul heyetlerince tespit edildiğini, öncelikli olarak yapılması gereken şey; firmamızın teslimatından sonra site yönetiminin yaptırmış olduğu imalatların tespitini yapmak, bizim dahil olmadığımız halde yapılan kazı çalışmalarının neler olduğunu tespit etmek ve bu yapılan çalışmaların nelere zarar verdiğini tespit etmek olduğunu, önceki beyanlarımızda da arz olunduğu üzere, müvekkil şirket, geçici ve kesin kabul işlemleri ile davacı ... ise taşınmazları hak sahiplerine devir ve temlik ve teslim etmekle,etmekle, dava konusu inşaatlardan el çekmiş ve hukuki ve fiili alakalarını kestiklerini, bu itibarla da imalatların hatalı olduğundan bahsedilebilmesi için öncelikle kesin kabulden sonra yapılan işlemlerin, bu işlemlerin imalata verdiği zararların neler olduğunun tespit edilmesi gerektiğini, bu tespitler yapılmaksızın müvekkil firmanın kusurundan da, kusurun ölçüsünden de bu ölçüye bağlı olarak yapılan hesaplamalarda hatalı olacağını, birleşen dava açısından temyiz sebeplerinin, her ne kadar yerel mahkeme tarafından birleşen dava dosyasına ilişkin olarak usulden ret kararı verilmiş ise de birleşen dava dosyasına sunduğumuz cevaplarımızda da yer aldığı üzere kesin kabul işleminin yapıldığı tarihten bugüne dek uzunca bir zaman geçmiş ve hukuken kabul edilen sorumluluk süresi bittiğini, ayrıca ek davada yer alan talepler davacı tarafça daha önce ileri sürülmeyen talepler olduğunu, başlı başına bilirkişi raporlarından yola çıkılarak ikame edilen bu davada hukuken korunması gereken bir menfaat olmadığı gibi taleplerin zaman aşımına uğradığı hususu değerlendirilerek zaman aşımı ile reddine karar verilmesi gerektiğini, bununla birlikte ikame edilen davada harca esas değer 1.284.000,00.-TL olup bunun üzerinden vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken maktu vekalet ücretine hükmedilmiş olmasının hatalı olduğunu ileri sürmüştür.Taraflar arasındaki uyuşmazlık TBK 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Asıl ve birleşen davada davacı iş sahibi , asıl davada davalı ve birleşen davada davalı yüklenicidir. Asıl davada davacı, taraflar arasında imzalanan 08.10.2004 tarihli üç adet anahtar teslim götürü bedelli inşaat sözleşmesi kapsamında inşa edilen ... Alanındaki konut ve ortak alanlarda geçici ve kesin kabullerden sonra gizli ayıpların ortaya çıktığı, bodrum katlarda su sızıntıları meydana geldiği, çevre tretuvarlarında çökmeler oluştuğu, bazı dairelerde dış cepheden su alındığı, duvar çatlakları meydana geldiği, kanalizasyon ve atıksu hatlarında tıkanıklıklar ve çökmeler bulunduğu, davalı yükleniciye yapılan bildirimlere rağmen ayıpların giderilmediği, ... 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/4 D.İş sayılı dosyasında yaptırılan tespitte ayıp ve kusurlu imalatların belirlendiği ileri sürülerek 517.021,87 TL ayıp giderim bedeli ile 2.261,05 TL tespit gideri olmak üzere toplam 519.282,92 TL’nin temerrüt tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsili talep edilmiştir.Davalı vekili tarafından, dava konusu işlerin geçici ve kesin kabullerinin 2006 ve 2007 yıllarında yapıldığı, talebin zamanaşımına uğradığı, Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2008/345 Esas sayılı dosyasında taraflar arasındaki aynı işlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların incelendiği ve davalı lehine alacağa hükmedildiği, davacı tarafından ileri sürülen taleplerin o davada ileri sürülmesi gerektiği, kendilerine bildirilen eksikliklerin giderildiği, kullanım, bakım ve onarım eksikliklerinden kaynaklanan arızalardan yüklenicinin sorumlu tutulamayacağı, kullanılan malzemelerin idare onayıyla uygulandığı, rögar, kanalizasyon ve ortak alanlarla ilgili bakım yükümlülüğünün maliklere ve site yönetimine ait olduğu, tespit raporundaki değerlendirme ve fiyatlandırmaların hatalı olduğu ileri sürülerek davanın reddi talep edilmiştir.Birleşen davada davacı, asıl davada yapılan yargılama sırasında alınan bilirkişi raporlarında ayıp giderim bedellerinin farklı miktarlarda belirlendiği, bozma sonrasında alınan bilirkişi raporunda ayıp miktarının 1.822.108,20 TL, tespit giderleriyle birlikte toplam zararın 1.824.369,25 TL olarak hesaplandığı, asıl davada daha önce 09.02.2018 tarihli ıslah dilekçesiyle talep miktarının 650.000,00 TL’ye yükseltildiği, bu miktarın üzerindeki bakiye alacağın tahsili amacıyla ek dava açılmasının zorunlu hale geldiği, şimdilik 1.284.000,00 TL’nin temerrüt tarihinden itibaren işleyecek reeskont avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili talep edilmiştir. Davalı vekili tarafından, birleşen davanın asıl davadaki taleplerin devamı niteliğinde olduğu, asıl davada ileri sürülen savunmaların aynen tekrarlandığı, zamanaşımı itirazlarının bulunduğu, yüklenicinin yalnızca sözleşme ve şartname kapsamında üstlendiği işlerden sorumlu olduğu, bilirkişi raporlarında yer alan birçok değerlendirmenin teknik verilere dayanmadığı, sonradan yapılan müdahaleler, bakım eksiklikleri, ... çalışmaları ve site yönetimi uygulamalarından kaynaklanan hususların yükleniciye yükletilemeyeceği, raporlardaki hesaplamaların ve tespitlerin hatalı olduğu ileri sürülerek davanın reddi talep edilmiştir.Mahkemece asıl dava yönünden yapılan yargılama ile, taraflar arasındaki eser sözleşmeleri kapsamında yapılan işlerde geçici ve kesin kabullerden sonra ortaya çıkan ayıpların gizli ayıp niteliğinde olduğu, davacı tarafından yaptırılan delil tespiti ve alınan bilirkişi raporlarıyla ayıpların belirlendiği, sözleşme eki Yapım İşleri Genel Şartnamesinin 26. maddesi gereğince yüklenicinin kesin kabul tarihinden itibaren on beş yıl süreyle sorumluluğunun bulunduğu, ayıp ihbarının süresinde yapıldığı, davalı yüklenicinin ayıplardan sorumlu olduğu, davacı idareye kusur yüklenemeyeceği, hükme esas alınan bilirkişi raporuna göre ayıp giderim bedelinin KDV dahil 657.475,85 TL olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 647.738,95 TL’nin davalıdan tahsiline, tespit giderine ilişkin talebin ise yargılama giderleri kapsamında değerlendirilmesine karar verilmiştir.Mahkeme kararı temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay 15. Hukuk Dairesince, dosyada mevcut 21.06.2013 tarihli bilirkişi raporunda ayıp giderim bedelinin 2.844.941,00 TL, 16.04.2014 tarihli ek raporda 2.485.340,97 TL, 17.04.2017 tarihli bilirkişi raporunda 628.661,15 TL ve 14.11.2017 tarihli ek raporda ise 557.182,92 TL olarak belirlendiği, raporlar arasında yaklaşık dört kat fark bulunduğu, özellikle B14, B20, B25, B27 ve B45 bloklarında ters eğim bulunup bulunmadığı, koordinat çizelgeleri ile krokilerdeki baca numaralarının farklı kullanılıp kullanılmadığı ve dış cephede ayıplı imalat bulunup bulunmadığı hususlarında çelişkili değerlendirmeler yer aldığı, tarafların itirazlarına rağmen bu çelişkileri giderecek yeni bilirkişi incelemesi yaptırılmadığı, ayrıca giderim bedeline ayrıca KDV eklenmesinin doğru olmadığı belirtilerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve ilk derece mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece, taraflar arasında 08.10.2004 tarihli üç adet anahtar teslim götürü bedelli eser sözleşmesi bulunduğu, sözleşme konusu işlerin tamamlanarak geçici ve kesin kabullerinin yapıldığı, ancak daha sonra dava konusu bloklarda ortaya çıkan bozulma ve eksikliklerin kullanımdan kaynaklanan olağan yıpranmalar değil ayıplı imalat niteliğinde olduğu, hükme esas alınan 08.12.2020 tarihli bilirkişi raporunda ayıplı imalatların giderim bedelinin 22.10.2010 tarihi mahalli piyasa rayiçleri esas alınmak suretiyle KDV ve müteahhitlik kârı dahil 1.822.108,20 TL olarak belirlendiği, ayıpların gizli ayıp niteliğinde bulunduğu, davacı iş sahibinin ... 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/4 D.İş sayılı dosyasında yaptırdığı delil tespiti ve bu dosyada alınan bilirkişi raporunun davalı yükleniciye tebliği ile ayıp ihbar yükümlülüğünü yerine getirdiği, ayrıca taraflar arasındaki sözleşmelerin eki niteliğindeki Yapım İşleri Genel Şartnamesinin 26. maddesi uyarınca yüklenicinin kesin kabul tarihinden itibaren on beş yıl süreyle ayıplardan sorumlu olduğu, garanti süresi içerisinde ortaya çıkan gizli ayıplar yönünden ayrıca ayıp ihbarının aranamayacağı, davacı idareye kusur yüklenmesini gerektiren bir durum bulunmadığı, yüklenicinin eseri fen ve sanat kurallarına uygun şekilde meydana getirme borcunu gereği gibi yerine getirmediği gerekçeleriyle asıl davanın kısmen kabulüne, taleple bağlılık ilkesi ve 09.02.2018 tarihli ıslah dilekçesi dikkate alınarak 517.021,87 TL’nin dava tarihi olan 11.04.2011 tarihinden, 130.717,08 TL’nin ise 09.02.2018 tarihli ıslah tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, 2.261,05 TL tutarındaki delil tespit giderinin bağımsız alacak kalemi olarak talep edilemeyeceği ve yargılama giderleri kapsamında değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle bu istemin reddine, Birleşen dava yönünden ise, davanın bir miktar paranın ödenmesine ilişkin alacak talebine ilişkin olduğu,7155 sayılı Kanun ile değişik 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 5/A maddesi ile 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A maddesi uyarınca dava açılmadan önce arabuluculuğa başvurulmasının dava şartı olduğu, davacı tarafça dava açılmadan önce arabuluculuğa başvurulduğunu gösterir herhangi bir belge sunulmadığı ve dava şartının yerine getirilmediğinin anlaşıldığı gerekçesiyle birleşen davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir.Birleşen dava, Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 20.02.2020 tarihli bozma ilamından sonra açılmış ve yine bozma sonrası yürütülen yargılama sırasında asıl dava ile birleştirilmiştir. Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin dosya iade yazısında belirtildiği gibi, asıl dava yönünden temyiz incelemesi yapılacağı ancak öncelikle birleşen dava yönünden istinaf incelemesi yapılması gerektiği bildirilmiştir.Dairemizce sadece birleşen dava yönünden istinaf incelemesi yapılacaktır. Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) Özel Hükümler kısmında düzenlenen (TBK m. 470), yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği, tam iki tarafa borç yükleyen rızai bir sözleşmedir.Yüklenici, eseri fen ve sanat kurallarına, sözleşme şartlarına ve iş sahibinin beklediği amaca uygun olarak imal ve teslim etmekle yükümlüdür. Eserin ayıplı teslimi hâlinde iş sahibi (somut olayda ...), TBK m. 475 kapsamında ayıp giderim bedelinin tahsilini talep edebilir. Eser sözleşmelerinden doğan alacak davalarında iş sahibi, ayıp giderim bedeline ilişkin alacağının tamamını tek bir davada talep edebileceği gibi, miktar tam olarak bilinemiyorsa "fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak" alacağın bir kısmı için kısmi dava açabilir. Saklı tutulan bu bakiye alacak (somut olaydaki 1.284.000,00 TL), asıl dava içinde "ıslah" yoluyla artırılabileceği gibi, asıl davadan tamamen ayrı olarak harcı yatırılmak suretiyle yeni bir dava (Ek Dava) açılarak da talep edilebilir. Ancak bu şekilde açılan ek dava, her ne kadar asıl dava ile aynı sözleşmeye dayansa da, usul hukuku yönünden kendi dava şartlarına tabi bağımsız bir davadır.HMK m. 109 (Kısmi Dava): Talep konusunun bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmı dava yoluyla ileri sürülebilir. Davacı ...'nin asıl davada 650.000,00 TL talep etmesi bu kapsamdadır.HMK m. 166 (Davaların Birleştirilmesi): Aralarında bağlantı bulunan davalar birleştirilebilir. Maddenin uygulamadaki işlevi uyarınca; davaların birleşmesi, onları tek bir dava hâline getirmez, her bir dava kendi bağımsızlığını ve dava şartlarını korumaya devam eder.14.10.2021 tarihinde ikame edilen birleşen davanın, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak talebine ilişkin bağımsız bir ek dava niteliği taşıdığı, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'na, 06.12.2018 tarihli ve 7155 sayılı Kanun'un 20. maddesiyle (19.12.2018 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak) eklenen ve 01.01.2019 tarihinde yürürlüğe giren 5/A maddesi uyarınca zorunlu arabuluculuğa tabi olduğu kabul edilmiştir. Asıl dava ile birleşen ve 14.10.2021 tarihinde açılan dava, hukuki niteliği itibarıyla bir "Ek Dava"dır. Ek dava; asıl davanın bir devamı, uzantısı veya asıl dava içindeki bir "ıslah" işlemi değildir. HMK m. 166 uyarınca asıl dava ile birleştirilmiş olması, onun müstakil ve bağımsız bir dava olma niteliğini ortadan kaldırmaz. Bu davada harcı ödenerek yeni bir müddeabih (1.284.000,00 TL) talep edilmiştir.Dava bütünüyle asıl davada saklı tutulan "fazlaya ilişkin hakların" kullanılmasıdır. Ancak bu hakların kullanılması, davacıya yeni davasını (ek davayı) açarken o anki usul kurallarından ve dava şartlarından muafiyet sağlamaz.Asıl dava ne zaman açılmış olursa olsun, ek dava 01.01.2019 tarihinden sonra, 14.10.2021 tarihinde açılmıştır. TTK m. 5/A hükmü uyarınca, bu tarihte açılan ve konusu bir miktar paranın tahsili (ayıp giderim bedeli) olan ticari davalarda arabuluculuğa başvuru dava şartıdır. Arabuluculuk ile ilgili kanuni düzenlemelerde "ek davalar arabuluculuğa tabi değildir" şeklinde bir hüküm bulunmamaktadır.Davacı ...'nin bakiye 1.284.000,00 TL alacağı için 14.10.2021 tarihinde açtığı birleşen (ek) davada, dava açılmadan önce zorunlu arabuluculuğa başvurmadığı sabit olduğundan, yerel mahkemece "birleşen davanın arabuluculuk dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine" karar verilmesi doğru olmuştur. Açıklanan nedenlerle, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzeni gözetilerek yapılan istinaf incelemesi sonucunda, dosya kapsamına, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenler ve ileri sürülen istinaf sebeplerine göre, mahkeme kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1. bendi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir.

HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

1-BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin 03/02/2022 tarih ve 2020/245 Esas, 2022/123 Karar sayılı kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırı bir durum bulunmamasına göre, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan REDDİNE,

2-Asıl davada alınması gereken 44.247,05 TL nisbi istinaf karar harcından davalı tarafça peşin olarak yatırılan 10.981,06 TL harcın mahsubu ile bakiye 33.265,99 TL harcın davalıdan alınarak HAZİNEYE GELİR KAYDINA,

3-Birleşen davada alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcından davalı tarafça peşin olarak yatırılan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 651,30 TL harcın davalıdan alınarak HAZİNEYE GELİR KAYDINA,

3-Davalı tarafça yapılan istinaf yargılama giderlerinin üzerinde BIRAKILMASINA,

4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekâlet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın 361. maddesi gereğince kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'da temyiz yolu açık olmak üzere 16/06/2026 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2025/120, K. 2026/814, T. 16.06.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2025-120-e-2026-814-k-e45625e2f6f7