Yargıtay · 6. Hukuk Dairesi
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 2025/4059 E. 2026/2157 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 6. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/4059
- Karar No
- 2026/2157
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/276 E., 2025/2474 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 11. Tüketici Mahkemesi SAYISI : 2023/54 E., 2024/338 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü.
I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin Mayıs 2021 tarihinde, İstanbul ... Hastanesinde operasyon yapan Op. Dr. Y. ... ile tıbbi geçmişinde bulunan karaciğer donörlüğü neticesinde karın ön duvarında, ameliyata bağlı bir asimetri oluşması sebebiyle karın ve bel bölgesinden yağ alınarak bununla karaciğer donör ameliyatındaki komplikasyonların giderilmesi, karın üst kısmına yağ enjekte edilerek yeni bir görünüm sağlanması, yine aynı ameliyat sonrası meydana gelen komplikasyonlar sebebiyle müvekkilinin memelerinde meydana gelen asimetri ve küçüklüğün giderilmesi için, iki memesine de protez ve yağ enjekte edilmesi, doğal ve güzel bir görünüm sağlanması, daha önce geçirilen burun ameliyatından kalan şekil bozukluğunun giderilmesi için işlem yapılması ve yine burunda güzel ve doğal bir görünümün elde edilmesi için anlaşma sağlandığını, üç estetik müdahalenin de tek operasyon ile yapılmasını kabul ettiğini, operasyon sonrasında karın bölgesinde davalının taahhüt ettiği güzel görünüme kavuşulamadığını; memelerde istenen sonucun elde edilemediğini, burunda ise bir düzelme sağlanabildiğini; müvekkilinin karın bölgesinin taahhüt edildiği şekilde doğal bir görünümde düzeltilmediğini, memelerinde şekil bozukluklarının arttığını ve dokusunda deformasyonlar oluştuğunu, davalının özen ve sadakat yükümlülüğüne rağmen, müvekkilinin telefonlarına çıkmadığını, randevu vermediğini, davalının operasyondan sonraki döneme ilişkin kusurunun, müvekkili tarafından randevulara ilişkin olarak yapılan yazışmalar, davalının kontrol randevularına ilişkin sunacağı belgelerle ispat edilmiş olacağını, eserin ayıpsız olarak ortaya çıkıp çıkmadığı, komplikasyon yönetiminin gereği gibi yapılıp yapılmadığının tespiti için rapor aldırılmasını talep ettiklerini, müvekkilinin manevi ızdırabını bir nebze olsun hafifletebilecek bir manevi tazminatın davalıdan tazmininin zorunlu hale geldiğini beyan ederek müvekkilinin hatalı tıbbi müdahale neticesinde oluşan maddi zararı nedeniyle, operasyon için ödenen bedelin HMK'nın 109.maddesi kapsamında fazlaya dair hakları saklı kalmak üzere kısmi olarak şimdilik 1.000,00 TL'nin operasyon tarihi olan 06.05.2022 tarihinden işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, yaşanan elem ve ızdıraptan ötürü 150.000,00 TL manevi tazminatın 06.05.2022 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı tarafın bilgilendirildiğini ve serbest iradesi ile yazılı onayının alındığını, söz konusu müdahale nedeniyle maddi ve manevi zarara uğradığını iddia eden davacının zararını ispatlamak zorunda olduğunu, davacının davaya konu operasyon nedeniyle herhangi bir manevi zararı söz konusu olmadığı gibi manevi tazminata hak kazandığı varsayımında bile dava dilekçesinde talep edilen manevi tazminat miktarının fahiş olduğunu, davanın ...'ne ihbar edilmesi gerektiğini, müvekkilinin mesleki faaliyetlerini ifa ederken yaptığı tıbbi müdahale sebebiyle talep edilen tazminata ilişkin olarak davaya konu olayın poliçe süresi içinde meydana gelmiş ve hekim sigorta poliçesi kapsamında üzerine düşen yükümlülüklerini yerine getirmiş olması sebebiyle dava sonunda mahkeme tarafından hükmedilmesi muhtemel tazminatın ilgili sigorta şirketi tarafından ödeneceğini beyan ederek müvekkili aleyhine açılan haksız davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, davanın temelini vekillik sözleşmesi oluşturmakta olup dava, davalı hekimin vekillik sözleşmesinden kaynaklanan özen borcuna aykırı davrandığı iddiasına dayalı olarak açıldığı, bilirkişi heyet raporu, Adli Tıp Kurumu'ndan alınan rapor ile tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde davacıya yapılan sekonder rinoplasti, liposuction ve meme büyütme işlemlerinin her birinin ve komplikasyon yönetiminin tıp biliminin ilkeleri ve meslek etiğine göre kabul edilir olduğu, onam formlarında şekil eksiklik olduğu tespit edilmiş ise de davacıya yapılan her bir işlem yönünden onam alma yükümlülüğünün yerine getirildiği, ayrıca davalıya atfedilebilecek bir kusur ya da eksiklik bulunmadığı, dolayısıyla tazminat koşullarının sağlanmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; a.Mahkeme tarafından açıkça ameliyetin ve işlemin "... sözleşmesi niteliğinde olduğu gözetilerek" değerlendirme yapılması için dosya raporu hükme esas alınan bilirkişiye tevdii edilmiş ise de, bilirkişi heyetinin görev sınırlarını aşarak hatalı bir hukuki değerlendirmede bulunduğunu,
b.Mahkemece hem kendi nitelendirmesine hem de dosya kapsamına aykırı bu hukuki değerlendirme dikkate alınarak davanın reddine karar verildiğini, 13 sene önce gerçekleşen karaciğer naklini gerekçe göstererek, sonuç taahhüdünde bulunan davalı hekimin sorumluluğunun "özen" ile sınırlı olduğunu ileri sürmenin tamamen hukuki dayanaktan yoksun olduğunu,
c.Bilirkişi raporlarıyla aydınlatılmış onam formlarının usulüne uygun şekilde alınmadığının açık olduğunu beyan etmektedir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, ... sözleşmesinden kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Somut olayda, davacı ile davalı arasında ... sözleşmesi niteliğinde estetik müdahaleyi kapsayan hukuki ilişki bulunduğu, sözleşmenin niteliği itibariyle hekim ile hasta arasında tıbbi zorunluluk sebebiyle gerçekleştirilen tedaviye ilişkin vekalet sözleşmesinden farklı olduğu ve ... sözleşmesi hükümlerin uygulanması gerektiği anlaşılmaktadır. ... sözleşmesinde yüklenicinin edimi; bir ... meydana getirmeyi, iş sahibinin edimi ise; karşılığında bedel ödemeyi üstlenmesidir.
... sözleşmelerini, diğer iş görme sözleşmelerinden ayıran önemli hususlardan birisi sonuç sorumluluğu, yani tarafların iradeleri doğrultusunda yüklenici tarafından bir sonucun meydana getirilmesi taahhüdü, sonucun garanti edilmesidir. Burada, vekâlet akdindeki gibi yalnızca bir işin görülmesi taahhüdü bulunmamakta, bir eserin-sonucun yaratılıp teslim edilmesi borcu altına girilmektedir.
..., yüklenicinin sanat ve beceriyi gerektiren, bir emek sarfı ile gerçekleştirilen sonuçtur. Yüklenicinin eseri iş sahibinin yararına olacak şekilde ve ona hiçbir zarar vermeden meydana getirmesi, davalı yüklenicinin hem sadakat hem de özen borcunu kapsar. Burada belli bir sonucun ortaya çıkması amaçlandığından meydana getirilen eserin iş sahibinin beklentisini karşılamaması halinde, sözleşmedeki yarar dengesi iş sahibi aleyhine bozulmuş olur. Bu bakımdan eserin fen ve sanat kurallarına uygun, iş sahibinin beklentilerini karşılar özellikleri taşıması aranır. Aksi halde eserin ayıplı olduğu kabul edilir. Ayıplı eseri meydana getiren yüklenici ise, ortaya çıkan ayıp ve eksiklerden sadakat ve özen borcu nedeniyle sorumludur. Yüklenici, hangi yöntemi kullanırsa kullansın eserin ayıpsız olarak ortaya çıkması gerekmekte olup, diğer bir deyişle ... sözleşmesinin niteliği gereği yüklenici sonucu garanti etmektedir. Komplikasyonlarda ise, aydınlatma yükümlülüğü ve komplikasyon yönetiminin doğru yapılması yine yüklenicinin sorumluluğundadır.
İş sahibinin ayıptan ... hakları TBK'nın 475. maddesinde düzenlenmiştir. Bu haklar; sözleşmeden dönme, ayıp oranında bedelden indirim ya da ücretsiz onarım isteme hakları ile genel hükümlere göre tazminat isteme hakkıdır. Bunlardan ilk üçü, yani dönme, bedelden indirim ve ücretsiz onarım isteme hakları seçimlik haktır. Tazminat isteme hakkı ise, iş sahibinin zarar görmesi şartıyla her üç seçimlik hakla birlikte istenebilir. Bu haklar sınırlı olarak sayılmış olduğu için genişletilemez.
Dava konusu işlemin yapıldığı tarih ve dava tarihinde yürürlükte olan TBK’nın 56. maddesinde; "Hakim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir” düzenlemesi mevcuttur.
Zarar görene tanınmış olan manevi tazminat hakkı, kişinin sosyal, fiziksel ve duygusal kişilik değerlerinin saldırıya uğraması durumunda öngörülen bir tazminat türüdür. Amacı ise kişinin, hukuka aykırı olan eylemden dolayı bozulan manevi dengesinin eski haline dönüşmesi, kişinin duygusal olarak tatmin edilmesi, zarar vereni bir daha böyle bir eylemde bulunmaktan alıkoyması gibi olguları karşıladığı bir gerçektir.
Manevi tazminat, kişinin çekmiş olduğu fiziksel ve manevi acıları dindirmeyi, hafifletmeyi amaçlar. Bu tazminat bizzat yaşanan acı ve elemin karşılığıdır. Bu tazminat türü, kişinin haksız eylem sonucu duyduğu acı ve elemin giderilmesini amaçladığı için, zarar gören kişi, öngördüğü miktarı belirleyerek istemde bulunabilir.
Maddi zararda olduğunun aksine manevi tazminatta kesin bir hesabın yapılması olanaksızdır. Bunun için miktarı, somut olayın özelliği, tarafların sosyal ve ekonomik durumları dikkate alınarak TMK’nın 4. maddesi uyarınca hakim tarafından takdir ve tayin edilir. Hakim, manevi tazminatın miktarını belirlemede geniş bir yetkiye sahiptir. Takdir edilecek bu tutar, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir işlevi (fonksiyonu) olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi malvarlığı hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek tutar, var olan durumda elde edilmek istenilen doyum (tatmin) duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1966 tarihli ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nın gerekçesinde, takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel durum ve koşullar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim, bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde nesnel (objektif) ölçülere göre uygun (isabetli) bir biçimde göstermelidir. Hakim belirlemeyi yaparken somut olayın özelliğini, zarar görenin ekonomik ve sosyal durumunu, paranın alım gücünü, duyulan ve ileride duyulacak elem ve ızdırabı gözetmelidir.
Yukarıda yer verilen ilke ve açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; alınan bilirkişi heyet raporunda, davacıya yapılan sekonder rınoplastı, liposuction ve meme büyütme işlemleri bakımından onam alma yükümlülüğünün yerine getirilmiş olduğu; ancak aydınlatılmış onam alma usulünde eksiklikler bulunduğu, bu bakımdan aydınlatma yapıldığının ispatının şekli yönden sakatlıklar taşıdığı, Hasta Hakları Yönetmeliği'nin yanı sıra Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay'ın Yerleşik İçtihadı uyarınca hasta kayıtlarının, daha sonradan yapılacak hukuki denetime elverişli olarak, tam ve eksiksiz olarak tutulmasının hekim ya da sağlık kuruluşunun sorumluluğunda olduğu, dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerden bu yükümlülüğün yerine getirilip getirilmediğinin anlaşılamadığı, yapılan ameliyatların vekillik sözleşmesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, meme ve burun asimetrisinin ameliyat sonrasında da bir miktar devam etmesi komplikasyon olmayıp beklenir doğal bir durum olduğu, karaciğer nakli ve buna bağlı karın orta hatta yapılan izin ve çevresinde şekil bozukluğunun tamamen düzeltilmesi tıbben mümkün olmadığı değerlendirilmiştir. Adli Tıp Raporunda ise özetle; yapılan ameliyatların ameliyat tekniğine uygun olduğu, her türlü dikkat ve özene rağmen gelişebilen komplikasyonlar olabileceği şeklinde değerlendirilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince, davacıya yapılan sekonder rinoplasti, liposuction ve meme büyütme işlemlerinin her birinin ve komplikasyon yönetiminin tıp biliminin ilkeleri ve meslek etiğine göre kabul edilir olduğu, onam formlarında şekli eksiklik olduğu tespit edilmiş ise de davacıya yapılan her bir işlem yönünden onam alma yükümlülüğünün yerine getirildiği, ayrıca davalıya atfedilebilecek bir kusur ya da eksiklik bulunmadığı belirtilerek dava reddedilmişse de; ... sözleşmesinde sonuç taahhüdü söz konusudur. Sonucun gerçekleşmemesi halinde yüklenicinin edimi ifa etmediğinin kabulü gerekir. Davalı hekimin taahhüt edilen sonucu tam ve gereği gibi yerine getiremediği, davacıya yapılan estetik müdahalelerin sonucu itibariyle davacı iş sahibi yararına sonuç vermediği, meydana getirilen eserin ayıplı olduğu anlaşılmaktadır.
Bu halde mahkemece yapılacak iş; ... sözleşmesi kapsamında meydana getirilen eserde sonuç taahhüdünün gerçekleşmediğinin kabulüyle, davacının maddi tazminata ilişkin taleplerinin değerlendirilmesi ve manevi tazminata ilişkin de uygun bir miktar belirlenerek sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken, izah edilen kurallara aykırı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması uygun bulunmuştur.
VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
18.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.