Yargıtay · 2. Hukuk Dairesi
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2026/144 E. 2026/6183 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 2. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2026/144
- Karar No
- 2026/6183
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/2241 E., 2025/2482 K. DAVA TÜRÜ : Boşanma -Ziynet ve Mehir Alacağı İLK DERECE MAHKEMESİ : Bursa 12. Aile Mahkemesi SAYISI : 2020/492 E., 2022/184 K.
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı kadın vekili tarafından kusur belirlemesi, reddedilen tazminatlar ve reddedilen yoksulluk nafakası, ziynet alacağının reddedilen kısmı, mehir alacağının aynen iadesine veya güncel değerine hükmedilmemesi ve çocuk lehine hükmedilen nafaka miktarı yönünden; davalı erkek vekili tarafından ise kabul edilen mehir alacağı ve miktarı yönünden temyiz edilmiş olup, kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda;
Davacı kadın vekilinin mehir alacağının aynen iadesine veya güncel değerine hükmedilmemesi ve davalı erkek vekilinin kabul edilen mehir alacağına yönelik temyiz dilekçesinin incelenmesinde; Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
Dosya içeriğine göre temyize konu edilen toplam mehir alacağı miktarı 67.050,00 TL olup, dava tarihi (28.08.2020) itibari ile temyiz kesinlik sınırı olan 72.070,00 TL’nin altında kaldığı anlaşılmakla; davacı kadın vekilinin mehir alacağının aynen iadesine veya güncel değerine hükmedilmemesi ve davalı erkek vekilinin kabul edilen mehir alacağı yönünden temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekmiştir. Davacı kadın vekilinin diğer yönlerden gerekli şartları taşıdığı anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: 1.Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre davacı kadın vekilinin sair temyiz itirazları yersizdir.
2.Somut uyuşmazlıkta, taraflarca karşılıklı olarak açılan boşanma davasının yapılan yargılaması sonucunda İlk Derece Mahkemesince, davacı kadının davalı kocaya "senin erkek olarak pazarcılıktan kazandığın parayı ben kadın olarak tek başıma kazanıyorum" şeklinde sözler söyleyerek kocayı kazancı ve işiyle aşağıladığı, emeği ve gücü oranında birliğin ortak giderlerine katılmayı ihmal ettiği, eşinden ayrı yattığı, davalı erkeğin ise birliğe zarar verecek derecede alkol tükettiği, emeği ve gücü oranında birliğin ortak giderlerine katılmayı ihmal ettiği, eşinden ayrı yattığı, boşanmaya sebebiyet veren olaylarda her iki tarafın da eşit kusurlu oldukları belirtilerek kadının davanın kabulüyle tarafların boşanmalarına ve boşanmanın fer'îlerine karar verilmiş, kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun ayrı esastan reddine karar verilmiştir. Karar davacı-karşı davalı kadın vekili tarafından yukarıda gösterilen şekilde temyiz edilmiştir.
Her ne kadar İlk Derece Mahkemesince boşanmaya neden olan olaylarda tarafların eşit kusurlu olduklarının tespiti ile kadının maddî ve manevî tazminat taleplerinin reddine karar verilmiş ise de; kusur belirlemesinin hatalı yapıldığı, yapılan yargılama ve toplanan delillerden; her ne kadar İlk Derece Mahkemesince kadına, tanık ....'nun kadının ''ben kazancımı...'a veremem'' beyanı nazara alınarak emek ve gücü oranında birliğin ortak giderlerine katılmada ihmal gösterdiği, kazançları konusunda birlik olmadığı vakıası kusur olarak yüklenmişse de, dinlenen davacı kadın tanığı ....'nın beyanlarında birliktelik döneminde de davalı babasının annesine para vermediğini, ihtiyaçlarının davacı annesi tarafından karşılandığını , babasının eve pek katkı sağlamadığını beyan ettiği, yine davacı kadın tanığı ....'ın beyanından erkeğin eve para bırakmadığı, kadının calışmaya başlamasından sonra evin geçiminin kadının üzerinde olduğu, erkeğin birlik yükümlülüklerini yerine getirmediği sabittir. Eşlerin ayrı ayrı evlilik birliğini temsil etme ve güçleri oranında birlik giderlerini karşılama yetki ve yükümlülükleri bulunmaktadır. Kadının ''ben kazancımı...'a veremem, o eve bakmak zorunda'' şeklindeki sözleri birlik giderleri için harcama yapmadığı sonucunu doğurmaz. Dinlenen davacı kadın tanıklarının beyanlarına göre kadının birlik yükümlülüklerine harcama yaparak katılım sağladığı anlaşıldığından ispatlanamayan bu vakıanın kadına kusur olarak yüklenemeyeceği, hal böyle iken Mahkemece tarafların belirlenen ve gerçekleşen kusurlarına göre, boşanmaya sebebiyet veren ve gerçekleşen olaylarda, ''senin erkek olarak pazarcılıktan kazandığın parayı ben kadın olarak tek başıma kazanıyorum" şeklinde sözler söyleyerek kocayı kazancı ve işiyle aşağılayan,, eşinden ayrı yatan'' davacı kadının az, '' birliğe zarar verecek derecede alkol tüketen, emeği ve gücü oranında birliğin ortak giderlerine katılmayı ihmal eden , eşinden ayrı yatan'' davalı erkeğin ağır kusurlu olduğunun kabulü gerekirken Mahkemece bu husus gözetilmeden yanılgı değerlendirme ile kadının ve erkeğin eşit kusurlu olduğuna hükmedilmesi doğru bulunmamış, bozmayı gerektirmiştir.
3.4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 174 üncü maddesinin birinci fıkrasında, mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu olan tarafın, kusurlu taraftan uygun bir tazminat isteyebileceği, aynı maddenin ikinci fıkrasında boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan tarafın, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebileceği öngörülmüştür. Yukarıdaki paragrafta açıklandığı üzere, evlilik birliğinin sarsılmasına sebep olan olaylarda tazminat isteyen davacı kadının ağır ya da eşit kusurlu olmadığı, erkeğin kusurlu eylemlerinin kadının kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği ve boşanma sonucu bu eşin, en azından diğerinin maddî desteğini yitirdiği anlaşılmıştır. O halde, Mahkemece, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, tazminata esas olan fiilin ağırlığı, 4721 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesi ile 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 50 nci ve 51 inci maddelerinde düzenlenen hakkaniyet kuralları da dikkate alınarak davacı kadın yararına uygun miktarda maddî ve manevî tazminata hükmedilmesi gerekirken, hatalı kusur belirlemesinin sonucu olarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
KARAR Açıklanan sebeplerle; 1.Davacı kadın vekilinin mehir alacağının aynen iadesine veya güncel değerine hükmedilmemesine ve davalı erkek vekilinin kabul edilen mehir alacağına yönelik temyiz dilekçesinin ayrı ayrı miktardan REDDİNE, 2.Kadın vekilinin sair temyizinin incelenmesine gelince; a.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının kusur belirlemesi, reddedilen tazminatlar yönünden kadın yararına ORTADAN KALDIRILMASINA, b.İlk Derece Mahkemesi kararının kusur belirlemesi ve reddedilen tazminatlar yönünden kadın yararına BOZULMASINA, c.Davacı kadın vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozmanın kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerinin 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Peşin alınan harcın istek halinde yatıran taraflara iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 08.06.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.