Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2024/533 E. 2026/1483 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2024/533
- Karar No
- 2026/1483
- Karar Tarihi
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2024/533 KARAR NO : 2026/1483
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : MANİSA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 06.12.2023 NUMARASI : 2022/1038 Esas - 2023/723 Karar DAVANIN KONUSU : Menfi Tespit KARAR TARİHİ : 02.10.2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 02.10.2026
Manisa Asliye Ticaret Mahkemesinin 06.12.2023 tarih 2022/1038 Esas - 2023/723 Karar sayılı kararının Dairemizce incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye ... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; dava dışı ... Şirketi ile ... iş ortaklığının üstlendiği Manisa-Gölsu Gölet Sulamaları 2. Kısım işi için davalı bankadan alınan teminat mektubuna müvekkilinin kefil olduğunu, ayrıca Manisa ili Akhisar ilçesi .... Mahallesi ... ada ... parseldeki.. ve ....numaralı bağımsız bölümler ile ... parseldeki taşınmazını teminat mektubunun güvencesi olarak ipotek verdiğini, iş devam ederken ... tarafından teminat mektubunun süresinin uzatılmasının istendiğini, ancak davalı bankanın sürenin uzatıldığına ilişkin yazıyı göndermemesi üzerine teminat mektubunun paraya çevrilmesinin talep edildiğini ve banka tarafından ödeme yapıldığını, bankanın kendi işleminden kaynaklanan bu ödemenin haksız olduğunu, müvekkili aleyhine Akhisar 1. İcra Müdürlüğünün 2016/54 Esas sayılı dosyasında ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takip yapılarak taşınmazların satıldığını, ipoteklerin yalnızca teminat mektubuna ilişkin olmasına rağmen dava dışı şirketin leasing borçları dahil tüm risklerinden müvekkilinin sorumlu tutulduğunu, şirketin diğer borçlarından sorumlu olmadığını ileri sürerek, bankanın teminat mektubuna konu alacağı dışındaki alacaklarından dolayı borçlu olmadığının tespitine, icra takibinin ihtiyati tedbir yoluyla durdurulmasına ve davalı aleyhine dava değerinin %20'sinden az olmamak üzere kötü niyet tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı tarafça cevap dilekçesi sunulmamıştır. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece iddia, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, Akhisar 1. İcra Müdürlüğünün 2016/54 Esas sayılı dosyasında 11.01.2016 tarihli krediye dayanılarak 96.235,67-TL asıl alacak ve 1.399,68-TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 97.635,35-TL alacağın tahsilinin istendiği, bankadan krediye ilişkin bilgi ve belgelerin talep edildiği, 12.07.2023 tarihli bilirkişi ön raporu doğrultusunda yeniden müzekkereler yazıldığı, 04.01.2013 tarihli genel kredi sözleşmesinin gönderildiği, davalı vekiline verilen kesin süre üzerine finansal kiralama sözleşmesi, ödeme planları ve cari hesap hareketlerinin sunulduğu, ancak takipte belirtilen 11.01.2016 tarihli krediye ilişkin belgelerin dosyaya sunulmadığı, 08.11.2023 tarihli bilirkişi raporunda takibin 04.01.2013 tarihli genel kredi sözleşmesi kapsamındaki teminat mektuplarına ilişkin olduğunun, davacının anılan sözleşmede 287.500,00-TL limitli müteselsil kefaletinin bulunduğunun, taşınmazların ihalesinden sonra yapılan ödemeler düşüldüğünde bakiye borcun 87.609,45-TL, dava tarihine kadar işlemiş faizle birlikte toplam borcun 136.689,94-TL olduğunun bildirildiği, takip konusu borcun davacının kefil olduğu sözleşme kapsamında verilen teminat mektubundan kaynaklandığı ve davacının borçtan sorumlu olmadığını ispatlayamadığı gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir. Karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ : Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; müvekkilinin dava dışı şirketin aldığı teminat mektubuna kefil olduğunu, ... tarafından sürenin uzatılması istenmesine rağmen bankanın uzatma yazısını göndermemesi sonucunda teminatın paraya çevrildiğini, bankanın bu nedenle yaptığı ödemenin haksız olduğunu, ipoteklerin yalnız teminat mektubunun güvencesi olarak verildiğini, müvekkilinin ipoteğe konu borcu ödemek istemesine rağmen dava dışı şirketin leasing borçları gerekçe gösterilerek borçlu tutulmaya devam edildiğini, bu hususta delil dilekçesi ekinde belgeler sunduklarını, genel kredi sözleşmesi ve bilirkişi raporundan müvekkilinin leasing borçlarından sorumlu olmadığının anlaşıldığını, davalı bankanın finansal kiralama alacağının 25.03.2019 tarihli temlik sözleşmesiyle kendisine geçtiğini ileri sürdüğünü, ancak ne leasing sözleşmesinde ne de genel kredi sözleşmesinde müvekkilinin verdiği ipotekleri leasing borçlarının teminatı haline getiren bir düzenleme bulunduğunu, müvekkilinin teminat mektubu dışındaki şirket borçlarından sorumlu tutulamayacağını istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını ve davanın kabulünü istemiştir. GEREKÇE : Dava, genel kredi sözleşmesi kapsamında verilen teminat mektubunun güvencesi olarak kefalet ve ipotek tesis eden davacının, teminat mektubu dışındaki borçlardan sorumlu olmadığının tespiti istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir. Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır. 6098 sayılı TBK'nun 589/1. maddesi gereğince kefil, kefalet limiti ve kendi temerrüdünün sonuçlarından sorumludur. Kefil asıl borçlunun, asıl borcu ile temerrüt faizi borcundan kefalet limiti kadar sorumludur. Menfi tespit davasında tarafların davacı ve davalı sıfatlarının değişmiş olması, maddi hukuk bakımından alacağın varlığını ve kapsamını ispat yükünü değiştirmez. Alacak iddiasında bulunan davalı bankanın, takip konusu alacağın davacının sorumluluğunu üstlendiği hukuki ilişkiden doğduğunu ve kapsamını ortaya koyması gerekir. Borcu doğuran ilişki kabul edilerek borcun sona erdiği veya sorumluluğu ortadan kaldıran bir olgunun gerçekleştiği ileri sürülüyorsa, bu olguya ilişkin ispat yükü bunu ileri süren tarafa aittir. Bu nedenle değerlendirme, yalnızca davacının borçsuzluğunu ispatlayamadığı şeklinde değil, takibe konu alacağın dayanağı ile davacının üstlendiği sorumluluğun kapsamı karşılaştırılarak yapılmalıdır. Somut olayın incelenmesinde, davacının 04.01.2013 tarihli genel kredi sözleşmesinde 287.500,00-TL limitli müteselsil kefil olduğu, dava dilekçesinde de teminat mektubuna kefalet verdiğini ve taşınmazlarını bu borcun güvencesi olarak ipotek ettiğini açıkladığı anlaşılmaktadır. Uyuşmazlık, davacının kefalet ve ipotekle üstlendiği sorumluluğun dava dışı şirketin leasing borçlarına da teşmil edilip edilmediği ve eldeki davaya konu takipte bu nitelikte bir alacağın bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. Davacı vekilinin leasing borçlarından sorumlu tutulamayacağına yönelik istinaf itirazlarının incelenmesinde; hükme esas alınan 08.11.2023 tarihli bilirkişi raporunda dava konusu icra takibinin davacının kefil olduğu 04.01.2013 tarihli genel kredi sözleşmesi kapsamında verilen teminat mektuplarına ilişkin olduğunun tespit edildiği, taşınmazların ihalesinden sonra dosyaya yapılan ödemeler düşülerek bakiye borcun belirlendiği, mahkemece davacının leasing sözleşmesinden doğan borçlardan sorumlu olduğu kabulüne dayanılmadığı anlaşılmakta olup, bir alacağın davalı bankaya temlik edilmiş olması, davacının kefaletinin kapsamını kendiliğinden genişletmeyeceği gibi, davacının ayrı bir sözleşmeden doğan leasing borcundan sorumlu olmaması da kefili olduğu genel kredi sözleşmesi kapsamındaki teminat mektubundan kaynaklanan borcu ortadan kaldırmayacağı, takibe konu alacağın teminat mektubundan kaynaklandığına ve leasing borçlarını içermediğine ilişkin tespit karşısında, davacı vekilinin leasing borcundan sorumlu tutulamayacağına yönelik istinaf itirazları dava konusu yönünden yerinde görülmemiştir. Davacı vekilinin teminat mektubuna ilişkin borcu ödemek istemesine rağmen leasing borçları gerekçe gösterilerek ödemenin kabul edilmediğine yönelik istinaf itirazlarının incelenmesinde; 6098 sayılı TBK'nın 593. maddesi uyarınca alacaklının haklı bir sebep olmaksızın ödemeyi kabul etmekten kaçınmasının kefilin sorumluluğuna etkisi bulunmakta ise de, somut olayda davacının muaccel borca ilişkin usulüne uygun bir ödeme teklifinde bulunduğu ve bu teklifin davalı banka tarafından haklı bir sebep olmaksızın reddedildiği hususlarının somut bir delille ortaya konulamadığı, salt ödeme isteğinin bulunduğunun ileri sürülmesinin borcun ifa edildiğinin veya kefilin sorumluluğunun sona erdiğinin kabulü için yeterli olmadığı anlaşıldığından bu yöndeki istinaf itirazları da yerinde görülmemiştir. Davacı vekilinin teminat mektubunun süresinin uzatıldığına ilişkin yazının gönderilmemesi nedeniyle bankanın haksız ödeme yaptığına yönelik istinaf itirazlarının incelenmesinde; teminat mektubunun süresinin uzatılmasının istenmiş olması ve sonrasında muhatabın talebi üzerine ödeme yapılması tek başına bankanın kendi yükümlülüğüne aykırı davrandığını ve davacının kefalet sorumluluğunun ortadan kalktığını göstermeyeceği, bankanın üstlendiği bir uzatma yükümlülüğünü ihlal ettiği ve takip konusu borcun bu nedenle davacıdan istenemeyeceği somut olarak ortaya konulmadığı anlaşıldığından davacı vekilinin bu yöndeki istinaf itirazı da yerinde görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle, dava konusu takip alacağının davacının kefalet verdiği genel kredi sözleşmesi kapsamındaki teminat mektubundan kaynaklandığının hükme esas bilirkişi raporuyla tespit edilmiş olması ve davacının bu borcu sona erdiren bir olguyu ispatlayamaması karşısında, menfi tespit isteminin reddine ilişkin ilk derece mahkemesi kararında bir isabetsizlik görülmemiştir. Diğer taraftan, ilk derece mahkemesi hükmünün harca ilişkin 2 numaralı bendinde, alınması gereken harçtan fazla yatırılan 1.373,62-TL'nin davacıya iadesi yerine davacıdan tahsiline şeklinde yazılmış olmasının mahallinde düzeltilebilecek maddi hata niteliğinde bulunduğu değerlendirilmekle kararın kaldırılması sebebi yapılmayıp eleştirilmekle yetinilmiştir. Bu durumda, istinaf kanun yoluna başvuranın dilekçesinde yer verdiği itirazların açıklanan gerekçe ışığında yerinde olmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına, kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olmasına göre, duruşma açılmasına gerek görülmeyerek Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davacı yönünden istinaf karar harcı olan 732,00 TL'den peşin alınan 427,60 TL'nin mahsubu ile bakiye 304,40 TL harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf başvurusu nedeniyle davacı tarafından yapılan giderlerin kendi üzerinde bırakılmasına Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, HMK'nın 362/1-a maddesi uyarınca miktar itibariyle kesin olmak üzere 02.10.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.