Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2024/192 E. 2026/1412 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2024/192
- Karar No
- 2026/1412
- Karar Tarihi
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2024/192 KARAR NO : 2026/1412
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : KARŞIYAKA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 22.11.2023 NUMARASI : 2022/768 ESAS - 2023/763 KARAR DAVANIN KONUSU : Yönetim Kurulu Kararının Butlanı, Kar Payının Tahsili KARAR TARİHİ : 18.09.2026 KARAR YAZIM TARİHİ: 18.09.2026
Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesinin 22.11.2023 tarih 2022/768 Esas - 2023/763 Karar sayılı kararının Dairemizce incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye ... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA :Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin %10 hissedarı olduğu davalı şirketin diğer davalı tarafından kötü yönetimi nedeniyle maddi haklarının ihlal edildiğini, TTK'nun 370/1.maddesine aykırılık teşkil edecek şekilde tek imza ile temsil yetkisinin kullanıldığını, müvekkilinin şirket ortağı olarak herhangi bir yönetim kurulu ve genel kurul toplantısına davet edilmeksizin davalının yeniden temsile yetkili kılınması için alınan kararlarda imzasının bulunmadığını, bu şekilde alınan yönetim kurulu kararları geçerli kabul edilse dahi davalı yöneticinin bir yıl süreli yönetim kurulu başkanlığının 12/10/2022 tarihi itibariyle sona erdiğini, öte yandan 2018 ila 2022 yılları arasında kar payı dağıtılmadığını, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla ve sırasıyla 500,00 TL, 1.500,00 TL, 1.000,00 TL, 3.500,00 TL ve 3.500,00 TL olmak üzere toplam 10.000,00 TL kar payı alacağının bulunduğunu bildirerek, davalı şirketin 12/10/2021 tarihli 2021/3 sayılı yönetim kurulu kararının batıl olduğunun tespiti, 10.000,00 TL kar payının dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı şirket vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı ile diğer müvekkili arasında boşanma davası bulunduğunu ve davanın kötü niyetli olarak açıldığını, taraflar arasında edinilmiş malların tasfiyesi, katılma alacağı ve değer artış payının tahsili konulu davanın bulunduğunu, davacının TTK'nun 411 ve 412.maddeleri uyarınca genel kurulu toplantıya çağırma ve istediği konuları karara bağlanmasını gündeme koyma talep hakkı bulunmasına rağmen böyle bir dava açılmasından hukuki yarar olmadığını, kuruluşundan itibaren şirketin kazanç sağlamadığını, Foça ilçesi ... Mahallesi, Aliağa ilçesi ... Mahallesindeki taşınmazlarla ve araçlar ile ilgili iddiaların yersiz olduğunu, davacının aktif dava ehliyetinin bulunmadığını ve müvekkili şirkete karşı husumet yöneltilemeyeceğini; kar payının dava yolu ile talep edilebilmesi için önce yönetim kurulundan talepte bulunulması gerektiğini, ihtiyati tedbir kararının yalnızca uyuşmazlık konusu hakkında verilebileceğini, ...'nın hukuka aykırı olarak yönetici seçildiği iddiasının yerinde olmadığını, karşı tarafın maddi konularda davacıya bilgi verilmediği iddialarının yersiz olduğunu, ayrıca TTK'nun geçici üye atama hükümlerinin dikkate alınması gerektiğini, TTK'nun 370.maddesi gereğince ve ticaret sicil gazetesinin 28/10/2021 tarihli nüshasında "... münferiden temsile yetkilidir" şeklinde ilanı çerçevesinde tek yönetici seçiminin geçerli olduğunu bildirerek davanın reddini savunmuştur. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin pasif dava ehliyeti bulunmadığı itirazının yanında diğer davalının savunmalarında belirtilen hususları ileri sürmüştür. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, TTK'nun 391.madde hükmüne göre, anonim şirket yönetim kurulu kararının batıl olduğunun tespiti mahkemeden istenebileceği, madde hükmüne göre pay sahiplerinin, yönetim kurulu kararlarının batıl olduğuna dair dava açma hakları bulunmakla, davacının davalı şirkette %10 paya sahip ortak olduğu gözetildiğinde; davacının dava açmakta hukuki yararının ve taraf sıfatının bulunduğu anlaşıldığından bu yöne ilişkin davalı itirazına itibar edilmediği, anılan maddede yönetim kurulu kararının iptali davasının şirket tüzel kişiliğine mi yoksa yönetim kuruluna mı karşı açılması gerektiği hususunda bir açıklık olmadığı, bununla birlikte anonim şirketin sermaye şirketi niteliğinden kaynaklı olarak işbu davanın anonim şirket tüzel kişiliğine karşı açılması gerektiği, zira, yönetim kurulu üyeleri TTK'nun 365.maddesinde belirtildiği üzere şirketin yönetim ve temsil organı olduğu, şirketin tüm iradesini gösteren ve en üst yetkili organ genel kurulun aldığı kararların iptali davaları nasıl şirket tüzel kişiliğine yöneltilmekte ise, yönetim kurulu anonim şirketin yönetim ve temsil organı olduğundan, bu organın aldığı kararlara karşı olarak da anonim şirket tüzel kişiliğine karşı da dava açılması gerektiği, bu bağlamda yönetim kurulu kararının butlanı davasında şirket tüzel kişiliği dışında yönetim kurulu üyesinin davalı olarak gösterilmesi usule uygun değil ise de; kar payı alacağının aynı zamanda ortağın dolayı zararını teşkil etmesine göre kar payı alacağı davasında yöneticinin davalı gösterilmesinde usule ve kanuna aykırı bir yön bulunmadığı, davanın esası bakımından; TTK'nun 370'nci madde hükmü uyarınca, esas sözleşmede aksi ön görülmemiş veya yönetim kurulu tek kişiden oluşmuyorsa temsil yetkisi çift imza ile kullanılmak üzere yönetim kuruluna ait olduğu, konu ile ilgili davalı şirket esas sözleşmesini 7,8 ve 9'ncu maddelerinde: şirketin işleri ve idaresinin en az 1 üyeden oluşan yönetim kurulu tarafından yürütüleceği; şirketi temsil ve idareye ...'nın münferiden yetkili olacağının düzenlendiği, olayda; dava tarihi itibariyle davalı şirketin ortaklarının %10 hisseye sahip davacı ... . ve %90 hisseye sahip davalı ... olduğu, davacı ... .'nın %10 hisse payına karşılık 100.000 hisse payının bulunduğu, davalı ...'nın %90 hisse payına karşılık 900.000 hisse payının bulunduğu, davalı şirketin yönetim kurulu üyesinin ve temsilcisinin davalı ... olduğunun görüldüğü, davalı şirketin 2021 yılı genel kurulunun 04/10/2021 tarihinde yapıldığı, davalı şirketin zarar etmesi sebebiyle kâr dağıtılmasına gerek olmadığının belirlendiği, aynı toplantıda 6 numaralı karar ile davalı ...'nın 3 yıl için yönetim kurulu üyeliğine seçildiğinin saptandığı, dava dosyasında genel kurul kararının iptaline ilişkin bir vakıa ileri sürülmediği gibi bu durumun davacı tarafından dava konusu yapılmadığı, dava konusu yapılan davalı şirket yönetim kurulunun 12/10/2021 tarih 2021/3 sayılı kararında ise; 04/10/2021 tarihli genel kurul toplantısının 6. maddesi ile davalı ...'nın davalı şirketin yönetim kurulu üyeliğine seçilmesi ile adı geçen davalının davalı şirketin yönetim kurulu başkanı seçildiği, yine davalı ...'nın davalı şirketi 3 yıl süre ile temsil ve ilzama yetkili kılınmasına karar verildiği, yönetim kurulunun 12/10/2021 tarih ve 2021/3 sayılı kararı 04/10/2021 tarihli genel kurul kararı doğrultusunda alınmış olmakla, alınan bu kararın davalı şirketin ana sözleşmesinin 7. 8. ve 9. maddelerine ve kanun hükümlerine aykırı bir yön taşımadığı, dolayısıyla bu kararın hukuka aykırı bir yönünün bulunmadığı kanaatine varıldığı, davalı şirketin; 2018 yılında kurulmuş olması sebebiyle 60.539,64 TL zarar ettiği, 2019 yılında 30.900,11 TL zarar ettiği, 2020 yılında 39.435,55 TL kar elde ettiği, fakat önceki yıllar zararları ile genel giderler ve vergilerin mahsubu sonucunda dağıtılabilir ticari kârının bulunmadığı, 2021 yılında 55.930,53 TL zarar ettiği, 2022 yılına ilişkin dönem zararının ise 83.778,41 TL olduğu, bu bağlamda davalı şirketin 2018-2022 yıllarında 2020 yılı hariç zarar beyan ettiği, şirketin sermayesinin bir bölümünün karşılıksız kaldığı, ortaklara kar dağıtılmasının mümkün olmayacağı, davalı şirketin genel kurullarında kâr dağıtımına ilişkin bir karar alınmadığı gözetildiğinde, davacının davalı şirketten iddia ettiği şekli ile kâr payı alacağının bulunmadığı gerekçesiyle yönetim kurulu kararının batıl olduğunun tespiti talebinin reddine karar verilmiştir. Karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ : Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Davacı ile davalı şirket yetkili müdürü ...'nın 1988 yılında evlendiğini, eşinin davacıyı sürekli olarak başka kadınlarla aldatması nedeniyle aleyhinde Karşıyaka 6.Aile Mahkemesi'nin 2022/728 Esas sayılı dava dosyasında görülmekte olan boşanma davasını açtığını, yargılama sırasında tarafların anlaşmalı boşanma yoluna gittiğini ancak karşı tarafın boşanma protokolünde yer almayan taleplerinin davacı tarafından yerine getirilmemesi nedeniyle anlaşmalı boşanma kararının istinaf kanun yoluna başvurulması nedeniyle kaldırıldığını ve yargılamanın halen derdest olduğunu, davacının düzenlenen boşanma protokolünde eşinden evlilikleri süresince kullanımında olan aracın kendisine devredilmesini talep ettiğini, bunun dışında maddi hiçbir talepte bulunmadığını, buna karşılık olarak davalı şirketteki %10’luk hissesini eşine devretmeyi taahhüt ettiğini, düzenlenen protokolde “Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi”nin gereği olarak açılan Karşıyaka 2. Aile Mahkemesi’nin 2022/417 Esas sayılı davadan da feragat edileceği belirtilmiş ise de boşanma kararı kesinleştirilemediği için bu davadan doğal olarak feragat edilmediğini, bu davada davacının eşi hakkında yapılan araştırmada herhangi bir mal varlığına rastlanmadığını, bunun sebebinin davalının edindiği malvarlığını sahibi olduğu “..... A.Ş.” ile diğer şirketi olan “... Şti.”nin üzerine kaydettirmiş olmasından kaynaklandığını, ancak anlaşmalı boşanma kararının bozulması için müracaatta bulunurken nizalı olarak devam edecek olan boşanma davasında davacı lehine hükmedilecek tazminatın tahsilinin önlenmesi için bu şirketlerde sahibi olduğu hisseleri muvazalı olarak kardeşine devredeceği yönünde duyumlar alındığını, davacının %10 oranında sahibi olduğu davalı şirket hisselerindeki haklarının bugüne kadar yönetici olan eşi tarafından ihlal edildiğini ve bunun kötü niyetli bir takım hareketlerle sürdürüldüğünü, davacının %10 hissesine sahip olduğu davalı “.... A.Ş.'nin 12.10.2018 tarihinde İzmir Ticaret Sicil Müdürlüğü’ne tescil edildiğini, davalı şirket bilindiği kadarıyla inşaat faaliyetleri yürüttüğünü ve son olarak Yeni Foça'da iki bloktan oluşan bir inşaatın müteahhitliğini gerçekleştirdiğini, şirketin kurulduğu tarihten bu yana kar payı dağıtımı yapılmadığı ve şirketin ekonomik durumuyla ilgili olarak davacıya bilgi verilmediğini, davacının boşanma aşamasında olduğu eşi ...’nın yönetiminde olan davalı şirketin kayıtlarına gerçekleştirdiği müteahhitlik işleri ile ilgili elde ettiği gelirleri eksik yansıttığını, bu yolla gerçek gelirlerini gizlediğini, TTK 509 ve 511. maddelerine aykırı olarak kar payı ve kazanç payı dağıtımı yapmaktan kaçındığını, TTK 514 maddesi şirketin finansal tablolarını hazırlamadığını, yıllık faaliyet raporu düzenlemediğini, TTK 447/(a) ve (b) maddelerine aykırı olarak bu güne kadar genel kurul toplantısı yapmadığını, davacıya bu konularda hiçbir bilgi vermediği gibi herhangi bir toplantıya çağırmadığını, bu faaliyetlerle ilgili hiçbir belge imzalatılmadığını ve herhangi bir bilgilendirici tebligatta yapılmadığını, davalının TTK 553.maddesi gereğince şirket alacaklılarına karşı verdiği zarardan sorumlu olduğunu, bu nedenle davacıya dağıtılmayan kar payı ve kazanç payı alacağına karşılık şimdilik 10.000,00-TL tutarındaki alacağın tahsili amacıyla işbu davanın ikame edildiğini, şirketin 2021 yılı içerisinde İzmir İli, Foça İlçesi,... Mah. ... mevkii, ...Ada .. ve ...no’lu parsellerdeki taşınmazlar üzerine 2 blokta 12 adet daire inşa ettiğini, bu iş nedeniyle inşa edilen dairelerden 6 adedinin davalı şirkete ait olduğunu, yine davalı şirketin “... Mah. ... Sok. No:... Yenifoça/İZMİR” adresinde bulunan ... Apartmanını yine kat karşılığı inşaat sözleşmesi ile inşa ettiğini ve sözleşme gereği bu apartmanda bulunan 6 dairenin 3’ünün şirkete ait olduğunu, davalı şirket tarafından yine kat karşılığı inşaat sözleşmesi ile “... Mah. ... Sk. No:... .. Mevkii ..-Aliağa/İZMİR” adresinde bulunan 3 adet villayı inşa ettiğini ve bu villalardan 1 tanesinin tam mülkiyeti ile 2. villanın %65 mülkiyet payının davalı şirkete ait olduğunu, söz konusu iki sözleşmenin de işbu davada tanzim edilmiş olan 16.10.2023 havale tarihli Bilirkişi Heyet Raporu'nda da açıkça belirtildiğini, yine davalı şirkete ait olan... plaka no’lu aracın da yakın bir tarihte davalı tarafından satıldığını, ayrıca yine davalı şirkete ait ... plaka no’lu ..-.. model aracın da mevcut olduğunu, davalı şirket adına tescil edilmiş olan .. plaka nolu .. . model aracın esasen davacıya ait olup, sadece davalı şirket adına gider olarak gösterilmek amacıyla davalı şirkete devredildiğini, 12.10.2018 tarihinde sicile tescili yapılan davalı şirketin kuruluş bilgilerini içeren ana sözleşmesinin Ticaret Sicil Gazetesi’nin 22.10.2018 tarihli nüshasında ilan edildiğini, ana sözleşmenin 9.maddesiyle davalı ... şirketi münferiden temsile 3 yıl için seçilmiş olduğunu, bilahare davalı şirket ortağı olan davacıyı yönetim kurulu ve genel kurul toplantısına davet etmeden kendi kendine Yönetim Kurulu Kararı alarak kendisini 04.10.2024 tarihine kadar yönetim kurulu üyesi olarak seçmiş olduğunu ve yine 1 yıl süreli olarak kendisini Yönetim Kurulu Başkanı olarak seçtiğini, davalının bu kararları Karşıyaka 2. Noterliği’nin 27.10.2021 tarih ve 19155 yevmiye no’su ile tasdik ettirerek 28 Ekim 2021 tarihli 10440 sayılı Ticaret Sicil Gazetesi’nde ilan ettirdiğini, davacının alınan bu kararlarla ilgili toplantılara davet edilmemiş olması ve alınan bu kararlarda imzasının bulunmamasının alınan kararların yok hükmünde olduğunu gösterdiğini, ayrıca 12.10.2021 tarihli yönetim kurulu kararının geçerli olduğu kabul edilse bile davalı ...’nın 1 yıl süre ile temsile yetkili yönetim kurulu başkanı seçildiği dikkate alındığında 12.10.2022 tarihi itibariyle temsil yetkisinin süresinin dolduğunu, davacının şirket ortağı olarak herhangi bir yönetim kurulu veya genel kurul toplantısına davet edilmemiş olması ve davalının yeniden temsile yetkili kılınması için alınan kararlarda imzasının olmaması nedeniyle şirketin temsili ile ilgili 12.10.2021 tarihinden itibaren şirketle ilgili alınan tüm kararların TTK 391. maddesi gereği batıl olduğunu, bu tarihten sonra davalının şirketi temsilen yaptığı tüm işlemlerin geçersiz olacağını, işbu davada ikame edilmiş 16.10.2023 havale tarihli Bilirkişi Heyeti Raporunda toplantılara katılımı gösteren hazirun cetvellerinin mevcut olmadığının açıkça belirtildiğini, aynı zamanda, davalı şirkete ait kayıtlar incelendiğinde şirketin kuruluşundan itibaren yapılmış olan herhangi bir toplantı tutanağında müvekkilenin imzasının bulunmadığını, sadece davalı ...'nın imzasının bulunduğunu, açıklanan nedenlerle, davalı ...’nın temsil yetkisinin sona ermiş olması ve yeniden temsile yetkili kılındığını gösteren müvekkilenin de davet edildiği yasal olarak düzenlenmiş olan toplantıda alınan bir karar olmaması nedeniyle 12.10.2021 tarihinden itibaren TTK'nın 370/1 maddesi gereğince şirketin temsilinin ancak çift imza ile gerçekleştirilebileceği hususunda tespit kararı verilmesi gerektiğini, tüm bu açıklamalara rağmen, yerel mahkemece verilen kararda davalı şirketin ana sözleşmesine atıf yapılarak davalı ...'nın yönetim kurulu üyesi ve başkanı seçilmesine ilişkin kararların sözleşmenin ilgili hükümlerine göre herhangi bir hukuka aykırılık teşkil etmediğinin belirtildiğini, oysa ki, davalı şirketin %10 hissesine sahip olan müvekkilenin genel kurul veya yönetim kurul toplantılarına hiçbir zaman davet edilmediğini, bu sebeple alınan kararlardan da haberdar olmadığının açık olduğunu, aynı zamanda, davalı şirketin kuruluşundan itibaren yapılan tüm toplantı tutanaklarında sadece davalı ...'nın imzasının olduğunu ve ek olarak toplantılara katılımı gösteren ''Hazirun Cetvelleri''nin davalılar tarafından sunulamadığını, davacının herhangi bir toplantıdan haberdar olmadığı ve toplantılara da katılmadığının açık olduğunu, şirket hissedarı olan davacının herhangi bir imzası ve kabulü olmadan alınan kararların yok hükmünde olduğunun tespiti gerektiğini, Türk Ticaret Kanunu'nun 390/5. Maddesinde kararların geçerli olabilmesi için imza edilmiş olmaları gerektiğinin açık hüküm olarak düzenlendiğini, aynı zamanda, yerel mahkemece davalı şirketin kuruluş tarihinden itibaren zararda olduğu gerekçesiyle ortaklara kar ve kazanç payının dağıtılamadığı gerekçe gösterilerek bu yöndeki talebin reddedildiğini, oysa ki, işbu davada tanzim edilen 16.10.2023 havale tarihli Bilirkişi Heyeti Raporunda da açıkça belirtildiği üzere, davalı şirketin inşaat sektöründe iş yapmakta olduğunu ve iki adet kat karşılığı inşaat sözleşmesine taraf olduğunu, o halde söz konusu sözleşmelere konu taşınmazların davalı müteaahhit şirkete devredilmesi durumunda davalı şirketin ilgili mali yılda zararda değil ticari olarak karda olacağını, bu sebeple, yerel mahkemece şirketin kuruluş tarihinden itibaren zararda olduğu gerekçe gösterilerek kar ve kazanç payının dağıtılmasına ilişkin talep yönünden de davayı reddetmesinin yerinde olmadığını, dava dilekçesinde konu edilen davalı ...'nın tek başına yapmış olduğu toplantılar sonucunda almış olduğu kararların batıl olduğunun tespitine ilişkin talep ile davacının hissesi oranında kar ve kazanç payı alacağının tahlisine ilişkin taleplerin ayrı ayrı davaların birleşmesi ile değil tek dava olarak açıldığını, yerel mahkemece hem maktu hem de nispi vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğunu istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. GEREKÇE :Dava, TTK'nın 391 ve 507 ve devamı hükümlerine göre açılmış, anonim şirket yönetim kurulu kararının butlan sebebiyle iptali ile kâr payı alacağının tahsili istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir. Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır. Hukuki işlem, bir veya birden çok kişinin hukuk düzeninin öngördüğü sınırlar içinde gerektiğinde diğer unsurlarla birlikte hukukî sonuçlar doğurmaya yönelik irade açıklamasından oluşan hukukî bir olgudur. İrade açıklamasının yönelmiş olduğu hukukî sonuç, bir hakkın veya hukukî ilişkinin kurulmasından, değiştirilmesinden, devredilmesinden veya ortadan kaldırılmasından ibaret olabilir. Bir hukukî işlemin meydana gelmesi, hüküm ve sonuçlarını doğurabilmesi, birden çok kişinin irade beyanına bağlı ise bu hukukî işlemlere iki veya çok taraflı hukukî işlem denir. Çok taraflı hukukî işlemler, sözleşme ve karar olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Karar, aynı gruba dâhil kişilerin ortak bir iş veya amaca ilişkin olarak başkana yöneltilmiş irade beyanıdır. Dolayısıyla hukukî işlemlerin hükümsüzlük hâlleri “karar” için de geçerlidir. Dolayısıyla karar şeklindeki bir hukukî işlemin hükümsüz olması, onun yöneldiği hukukî sonucu gerçekleştirme gücünün olmadığı anlamına gelmektedir. Sermaye şirketlerinde genel kurul kararlarının doğrudan veya dolaylı etkilerini gösterebilmeleri her şeyden önce hukuk kurallarına aykırı bulunmamalarına, hukuken mevcut ve geçerli olmalarına bağlıdır. Kararların mevcudiyet ve geçerlilik şartları, kanun koyucu tarafından şirketin, azınlığın, şirket alacaklılarının ve müstakbel pay sahiplerinin hak ve çıkarları ile kamu düzeninin diğer gerekleri göz önünde bulundurulmak suretiyle çeşitli kanun hükümleriyle tespit edilmiştir. Meydana gelişi veya içeriği bakımından bu hükümlere ve bunların ışığında düzenlenmiş olan şirket esas sözleşmesine aykırı bulunan kararlar hukuken hükümsüz olurlar. Genel kurul kararlarında bu hükümsüzlük, ihlâl edilen hukuk kuralının niteliğine göre iptal edilebilirlik, butlan veya yokluk olarak karşımıza çıkmaktadır. Uyuşmazlık konusu anonim şirket yönetim kurulu kararları yönünden ise; Kural olarak anonim şirket yönetim kurulu kararlarına karşı iptal davası açılamaz ise de, Yargıtay 11.Hukuk Dairesi'nin istikrar kazanmış yorum ve uygulaması ile şirket paydaşlarının ortaklık sıfatından doğan kişisel statüsü ve haklarını doğrudan ilgilendiren yönetim kurulu kararlarına karşı genel kurul nezdinde itirazda bulunma koşulu aranmaksızın dava yolu ile hak arama yollarına başvurabilecekleri kabul edilmektedir. Somut uyuşmazlıkta davacı tarafça dava dilekçesinde davalı şirketin 04.10.2021 tarihli genel kurulunun çağrısız olarak yapıldığını ve bu genel kurulda yalnızca davalı ortağın katılımıyla alınan genel kurul kararı neticesinde davalının tek yönetim kurulu üyesi seçildiği, müteakiben 12.10.2021 tarihli yönetim kurulu kararıyla davalı ...'nın şirketi 3 yıl süreyle temsil ve ilzama yetkili kılınmasına karar verildiği, davacının toplantıların hiçbirine katılmadığı ileri sürülerek yönetim kurulu kararının iptaline karar verilmesi talep edilmiş, ilk derece mahkemesince 04.10.2021 tarihli genel kurul kararının dava konusu yapılmadığı ve yönetim kurulu kararının dava konusu yapılmamış genel kurul kararına dayalı olarak verildiği, şirket ana sözleşmesine aykırı bir yönü bulunmadığı gerekçesiyle talebin reddine karar verilmiştir. Yukarıda da açıklandığı üzere dava dilekçesinde yer alan anlatım ve vakıa itibariyle mahkemece genel kurul kararının hukuka aykırılığından bahsedilmekle birlikte davalı ...'nın şirket yönetim kurulu üyesi seçilmesine dair genel kurul kararının iptalinin talep edilmediği, genel kurul kararının iptaline karar verilmesi gerektiği yönünde bir istinaf sebebi de ileri sürülmediği, bu haliyle iptal davasına konu edilmeyen genel kurul kararıyla davalının yönetim kurulu üyesi olarak seçilmesine dair kararına dayalı olarak gerçekleştirdiği işlemlerin iptal edilmesini gerektirecek başka bir hukuki neden gösterilmediği, davacının talep sonucuna ve yönetim kurulu kararının mahiyetine göre davanın reddine karar verilmesinde bir hukuka aykırılık bulunmadığı değerlendirildiğinden aksi yöndeki istinaf itirazlarının reddi gerekmiştir. Kar payı istemi yönünden yapılan incelemede ise; Her ticaret ortaklığı gibi anonim ortaklığın nihai amacı kar elde edip ortaklarına dağıtmaktır. Başka bir deyişle “anonim şirket kanunen yasak olmayan her türlü iktisadi maksat ve konular için kurulur” (TTK’nın 271) ve kâr elde etmek ve paylaştırmak nihai amacını elde etmek hedefine yönelir ve bu yolda çaba harcar. Ortaklığın bütün organları bu nihai amaca uygun kararlar almak zorundadır. İşte, şirketin kâr elde etmek ve dağıtmak nihai amacından doğan kar payı, bir vazgeçilmez haktır. (TTK 385). (Poroy/Tekinalp/Çamoğlu-Ortaklıklar ve Koop. Hukuku 8.bası s.487) Ortaklığın hiç kar payı dağıtmaması yasaya aykırı olup, karın ihtiyari nitelikteki kısmının dağıtılmaması ise müktesep hakkın ihlali sayılamaz. Mahkemece mecburi temettü dışında kalan kısım için kar dağıtım kararı alınmayarak yedek akçeye ayrılmasının yasaya, ana sözleşmeye ve iyiniyet kurallarına aykırı olup olmadığı, kar dağıtımının şirket sermayesinin düşmesi sonucunu doğurup doğurmayacağı, kanunda öngörülen kar payı dışında kalan kısmın ortaklığın devamlı gelişmesi ve düzenli kar payı dağıtılmasının temini bakımından uygun ve yararlı olup olmadığı ve kalan kısmın yedek akçeye ayrılmasının afaki iyiniyet kurallarına uygun olup olmadığının tespit edilmesi gerekir.(Yargıtay 11.Hukuk Dairesi'nin 17.03.2016 tarih 2015/6354 Esas 2016/3021 Karar sayılı ilamı) Somut uyuşmazlıkta davalı şirketin talep konusu yıllarda kar payı dağıtımı gerçekleştirebileceği düzeyde karlılığının bulunmadığı ve zarar ettiği gerekçesiyle talebin reddine karar verilmiş olup, istinaf aşamasında dosyaya sunulan beyan dilekçesiyle Foça Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2022/449 E. (ve birleşen 2022/450 E.) sayılı dosyasından verilen tapu iptal ve tescil kararı sonucu 6 adet taşınmazın davalı şirket adına tescil edildiği ileri sürülmüş ise de, yargılama konusu edilen ve kar payı dağıtımına konu yapılan yıllar yönünden şirketin bilançosunu zarardan kurtaracak mahiyette bir değişim bulunmadığı, tapu iptali ve tescil kararı sonucu şirket malvarlığında meydana gelen artışların, tescilin gerçekleştirdiği yıla ait bilançolarda dikkate alınabileceği, geriye dönük olarak şirketin karlılık durumunu değiştirmeyeceği anlaşıldığından bu yöndeki istinaf itirazlarının da reddi gerekmiştir. Bu durumda, istinaf kanun yoluna başvuran davacı vekilinin dilekçesinde yer verdiği itirazların açıklanan gerekçe ışığında yerinde olmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına, kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olmasına göre, duruşma açılmasına gerek görülmeyerek Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davacı yönünden istinaf karar harcı olan 732,00 TL'den peşin alınan 269,85 TL'nin mahsubu ile bakiye 462,15 TL harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf başvurusu nedeniyle davacı tarafından yapılan giderlerin kendi üzerinde bırakılmasına, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde Yargıtay ilgili Hukuk Dairesinde temyiz yolu açık olmak üzere 18.09.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.