Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2024/181 E. 2026/786 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2024/181
Karar No
2026/786
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

14. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO:2024/181

KARAR NO:2026/786

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ:İSTANBUL 16. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ:06/04/2023

NUMARASI:2012/172 E. - 2023/155 K.

DAVANIN KONUSU:Şirketin Feshi ve Tasfiyesi

Taraflar arasındaki şirketin feshi ve tasfiyesi talepli davanın ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle, davalı ... aleyhine açılan davanın feragat nedeniyle reddine, diğer davalılar aleyhindeki davanın kabulüne dair verilen karara karşı, davalı şirket, davalı ... mirasçısı ..., mirasçı ... vekili ve müdahil ... tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ

Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davacının, davalı şirkette ortak ve müdür olduğunu, davacının başarılı ve özverili çalışmalarına rağmen şirkette daha evvel ortak oldukları halde, şirketten hisselerini diğer ortak anne ...'e noterden devir ederek ayrılan, müvekkilin kardeşleri olan diğer ortakların ortak olan davalı anneye baskılar yapması sonucunda, davalı diğer ortak tarafından davacıya bir çok haksız davalar açıldığını, bu haliyle şirketin devam etmesi imkanı kalmadığını, Beyoğlu 1. Asliye Ticaret Mahkemesinde, 02.12.2010 tarihinde, şirket defterlerinin, yılından başlayarak incelenmesine izin talep edildiğini, mahkemenin 2011/54 sayılı, 22.02.2011 tarihi kararı ile incelmeye izin kararı verildiğini, Beyoğlu 2.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2010/425 esas sayılı davası ile davacıya ve şirkete dava açıldığını, halen İstanbul 49. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2011/162 Esas sayılı dosyası ile devam ettiğini, davacının, davalı ve eşi hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına 2012/ 100807 Soruşturma nosu ile sahtekarlık ve dolandırıcılıktan 20.07.2012'de şikayet yapıldığını, İstanbul 49. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2011/254 Esas nolu dosyasının açıldığını, tazminat talep edilerek, yine şirkete kayyum atanması talep edildiğini, İstanbul 23 Asiye Ticaret Mahkemesinin 2019/40 Esas sayılı davasının 24.02.2012 tarihinde, davalı şirkete ve müvekkiline karşı açıldığını, 2011 yılı ticari defterlerinin denetlenmesinin talep edildiğini, İstanbul, 15.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2012/102 Esas sayılı davası ile de davalı şirkete ve davacıya , kar dağıtımına ilişkin kararın iptali için dava açıldığını, tüm bu davalarda ileri sürülen iddiaların haksız, yersiz ve hukuka aykırı olduğunu, art niyetli olarak hazırladığını, bu nedenlerle, davalı şirketin devamının bu imkansız hale geldiğini ileri sürerek, TTK'nın 636/3 maddesine göre, davalı şirketin haklı sebeple feshine ve tasfiyesine karar verilerek davacının şirkete tasfiye memuru olarak atanmasını talep ve dava etmiştir. Davalı ... ....Şti.tarafından dosyaya sunulmuş bir cevap dilekçesine rastlanmamış, davalı şirket kayyımları ve vekili duruşmalarda davanın reddini istemiştir.Davalı ... vekili, savunmasında özetle; davalı müvekkili ile çocukları, davacı ..., ..., ...'ün 02.01.1992 yılında, davalı annenin sahip olduğu oteli ( ... Taksim / İstanbul ) işletmek amacı ile aile şirketi kurduğunu, 06.12.1993 tarihinde ..., 12.04.1996 tarihinde de ...'ün hisselerini davalı anneye devrettiğini, 12.04.1996 tarihindeki hisse devrinden sonra şirketteki hisse oranlarının ... %75, ... %25 olarak belirlendiğini, bugünkü hisse oranlarının ise ... %16.67, ... %83.33 oranlarına geldiğini, 12.04.1996 tarihine kadar şirket adına hiçbir gayrimenkul bulunmadığını, bu tarihten sonra şirketin %25 ortağı bulunan ...'ün tamamen planlı programlı olarak, ortaklar kurulu kararıymış gibi pek çok kararlar alıp, tatbikata koyduğunu, davacının, annesi olan müvekkiline it gayrimenkulleri bedelsiz olarak şirket bünyesine kattığını, periyodik olarak ortaklar kurulu toplantısında tek başına aldığı usulsüz kararlarla, özellikle esas sermayenin artırılmasına ilişkin alınan kararlarla şirketin mali yapısının çok iyi olmasına, sermaye artırımı için hiçbir neden olmamasına rağmen, tamamen şirketin hisselerini ele geçirmek için, yani annesinin şirketteki hissesini hiçbir bedel ödemeden bugüne kadar % 16.67 seviyesine düşürdüğünü, bu durumun müvekkili tarafından fark edildiğinde, müvekkilinin kızı ile şifahen görüştüğünü, bir sonuca varılamayınca, haklarını korumak için zorunlu olarak, davacının belirttiği davalar ile başkaca davaları açmak zorunda kaldığını, İstanbul 49 Asliye Ticaret Mahkemesinin 2011/162 Esas, 2011/254 Esas, İstanbul 15 Asliye Ticaret Mahkemesinin 2012/102 Esas sayılı dosyalarının bekletici mesele yapılmasını talep ettiklerini, İstanbul 49 Asliye Ticaret Mahkemesinin 2011/162 Esas sayılı dosya ile e devam eden davada, 20.10.2000 tarihli, şirketteki hisse oranlarının davacı lehine değiştiren sermaye artışına ilişkin kararın iptalinin talep edildiğini, ayrıca kararlardaki imzaların müvekkilinin olmadığının da dile getirildiğini, hisse oranlarının bu dava ile değişeceğini, hisse oranları netleşmeden tasfiyeye gidilemeyeceğini, İstanbul 49.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2011/254 Esas sayılı dosyasında davacının haksız eylemleri nedeniyle şirketi ve dolayısı ile müvekkilini uğrattığı zararların şirket kasasına iadesinin talep edildiğini, davalı müvekkilinin davacı tarafından şirkete sokulmadığını, Beyoğlu 1.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2010/470 Esas sayılı dosyası ile şirket defterleri üzerinde inceleme yetkisi alınabildiğini, davalının, davalar sonucunda hisse oranlarının ve şirketin net karının değişeceği ihtimaline istinaden davalar neticeleninceye kadar kar payı dağıtılmasına muvafakat etmediğini, bu konuda davacıya ihtarname keşide ettiğini, şirket ana sözleşmesine göre oybirliği ile alınması gereken kar payı dağıtma kararını da, müvekkilinin itirazlarını dikkate almadan davacının tek başına aldığını, bu kararın iptali için de İstanbul 15.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2012/102 Esas sayılı dosyası ile dava ikame edildiğini, şirketin feshi ve tasfiyesi için haklı neden olmadığını, davalının haklarını korumak amacı ile yargıya başvurmasının, şirketin feshi için haklı neden sayılamayacağını, davacının haksız eylemleri sebebiyle davalının dava açmak zorunda kaldığını, hukuken bir kimsenin kendi kusurundan menfaat temin edemeyeceğini, davaların açılmasına sebep olup ardından bu sebeple şirketin feshini isteyemeyeceğini savunarak, davanın reddini istemiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ

İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Mahkememiz tarafından deliller toplanılmış, ilgili belgeler celp edilerek dosya içerisine alınmıştır. Mahkememizce açılan iş bu dava, davalı şirketin TTK 636/2 ve 3.maddesi gereğince haklı sebeple davalı şirketin haklı sebeple fesih ve tasfiyesi istemine ilişkindir. Mahkememiz tarafından celp ve incelenen davalı şirketin İstanbul Ticaret sicil müdürlüğü tarafından mahkememize yazılan 13/12/2022 tarih ve ... sayılı cevabı müzekkeresi ile; İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğünün ...-... siciline kayıtlı ... Şirketi'nin ticaret merkezinin Beyoğlu/İSTANBUL olup ortaklarının ... ve ... olduğu, şirketin ticaret siciline en son tescilinin 07/01/2022 tarihinde yapıldığı gelen ticaret sicil kayıtları ile sabittir.Mahkememizce dosya kapsamına alınan Bilirkişiler ... ve ... tarafından hazırlanan 10.10.2013 tarihli raporda özetle;

"1-Sayın mahkeme davalının diğer mahkemelerde açtığı hukuk davalarını bekletici mesele sayılmasına karar verilebileceği gibi,

2-Sonuçlanan davaları dikkate alarak, davacının haklı sebebe dayanarak fesih davası açma hakkı bulunmadığına,

3-Ya da TTK 636/3 uyarınca, mahkeme şirketin feshi yerine, davacı ortağa payının gerçek değerinin ödenmesine ve davacı ortağın şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen diğer bir çözüme hükmedebilir." şeklinde mütalaada bulunulduğu görülmüştür.Bilirkişiler ..., ..., ..., ...,... ve ... tarafından hazırlanan 18.12.2018 tarihli raporda özetle;"...

III.2. Davalı ... Şti.defterleri durumu kısmında belirtildiği üzere davalı ... .... Şti.'nin ticari defter ve kayıtları üzerinde inceleme yapılamamış olup, iş bu hususlar münhasıran Sayın Mahkemenizin takdirinde bulunduğu, Davalı ... vekili tarafından "... Turizm'e kayyım atanması ve şirket lehine sonuçlandırılan davaların icra takibinin yapılması hususunda yetki veya vekaletname verilmesi" konulu 27.06.2016 tarihli dilekçe ekinde sunulan İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2013/237 Esas sayılı dosyaya üç kişilik bilirkişi heyeti tarafından ibraz edilen bilirkişi raporunun 10. sayfasındaki; 6.4.Davalı ... .... Şti.'nin 2011 yılı Kurumlar Vergisi ekinde yer alan Gelir Tablosunun İncelenmesi başlıklı kısımda davalı şirketin 2010 ve 2011 yılı kurumlar vergisi beyannamelerine yer verildiği,Davalı şirketin 2010 yılı ve 2011 yılına ait yukarıda bulunan karşılaştırmalı gelir tablosunda veriler ışığında;

-2010 mali yılında dönem karının vergi öncesinde + 488.373,89 TL olduğu ve 101.517,11 TL dönem karı ve diğer yasal yükümlülükleri karşılığı düşüldükten sonra dönem net karının; + 386.586,78 TL olarak gerçekleştiği,

-2011 mali yılında ise; dönem karının vergi öncesinde + 194.386,57 TL olduğu ve 65.231,27 TL dönem karı ve diğer yasal yükümlülükleri karşılığı düşüldükten sonra dönem net karının; + 129.155,30 TL olarak gerçekleştiği,Bu anlamda davalı şirketin karşılıklı esaslarına göre yönetildiği, 2010 ve 2011 yıllarına göre zararının söz konusu olmadığı Huzurdaki davada;TTK 636/3 uyarınca, mahkeme, şirketin feshi yerine, davacı ortağın payının gerçek değerinin ödenmesine ve davacı ortağın şirketten çıkartılmasına veya durumuna uygun düşen diğer bir çözüme hükmedebileceği " şeklinde mütalaada bulunulduğu görülmüştür. Mahkememizce dosyanın incelenmesinde; davacı vekilinin davasından davalı şirket ortağı olan ... hakkında açtıkları davadan feragat ettiği 6100 sayılı HMK'nun 307, 309 ve 311.maddeleri gereğince davacı vekilinin davadan feragat etmesi ve davadan feragatın kesin hüküm sonuçlarını doğurduğu mahkememizce tespit edilmekle, davacı tarafından davalı şirket ortağı olan ... hakkında açılan davadan feragat etmesi nedeniyle davalı ... mirasçıları; ..., (... mirasçıları) ... ..., ... aleyhine açılan davanın 6100 sayılı HMK'nun 307, 309 ve 311 maddeleri gereğince feragat nedeniyle reddine karar vermek gerekmiştir.Mahkememizce yapılan yargılama sonucunda; davalı şirketin uzun süredir müdürler toplantısının yapılmadığını, bunun herhangi bir ticari faaliyetinin bulunmadığına karine teşkil ettiği, dosyada şirketin ticari faaliyetine devam ettiğine ilişkin bir bilgi ve belgenin rastlamadığı anlaşılmıştır.6102 sayılı TTK'nın 636/2 ve 3.maddesinde haklı sebeplerin varlığı halinde, şirket ortaklarından biri tarafından şirketin fesih ve tasfiyesine karar verilebileceği düzenlenmiş olup, haklı sebepler yasada tahditli olarak sayılmamıştır. Mahkememizce, yerleşik Yargıtay içtihatlarına ve öğretiye göre şirketin içinde bulunduğu hukuki ve mali durum değerlendirilerek haklı sebeplerin varlığının mahkemece takdir edileceği anlaşılmaktadır. Mahkememiz tarafından müteveffa davacı ...'ün gelen sicil kayıtlarına göre şirket ortağı olduğu ve diğer şirket ortağı ...'ün 20/11/2018 tarihinde vefat ettiği, geriye mirasçı olarak ..., ... ve ...'ün kaldığı , ...'ün 12/03/2021 tarihinde vefat ettiği, ... mirasçısı olarak ... ... ve ...'ün kaldığı, ...'ün dosyada davacı konumunda olduğu, böylece şirket ortaklarının ve şirketin davada taraf oldukları anlaşılmıştır. Mahkememizce yapılan değerlendirmede, davalı şirket ortaklarının bir araya gelerek ticari faaliyetlerini yürütme isteklerinin bulunmadığı, en son ticaret sicil tescilinin 07/01/2022 tarihinde yapıldığı ve şirket temsilcisinin temsil görevinin 20/02/2020 tarihinde sona ermiş olması sebebiyle yargılama devam ederken şirketin temsilinin kayyım ... tarafından duruşmalarda sağlandığı ve davacı şirket temsilcisinin duruşmada tasfiye konusunda takdirin mahkemeye ait olduğunu beyan ettiği görülmüştür. 6102 sayılı TTK'nın 636/2 ve 3 maddeleri gereğince ; davalı şirketin gayri faal olması sebebiyle, şirket ortakları davacı ... ile davalı annesi ... arasında davalı şirketin idaresinden kaynaklanan ve şirketi zarara uğrattıkları iddiası ile taraflar arasında pekçok davanın açıldığı ve halen sonuçlanmamış olduğu, davanın tarafı ortakların vefat etmiş olup, mirasçılar tarafından da şirketin tüzel kişiliğinin devam ettirilmesine ilişkin ortak iradenin dosyaya yansımadığı, bu nedenle tarafların ve ölümünden sonra mirasçıların davalı tüzel kişiliğin devamında hukuki faydalarının bulunmadığı anlaşılmakla mahkememizce davalı şirketin haklı sebeple fesih ve tasfiyesine karar verilmesinin koşulları oluştuğu benimsenmekle, şirketin devamında tarafların da bir ortak faydası tespit edilemediği gibi , davanın taraflarından biri yönünden şirketin devamını sağlayacak şekilde , diğerlerinin ortaklıktan çıkarılmasına , dosya kapsamındaki taraf menfaatleri ile uyumlu olmadığı gibi, taraflar arasındaki yakın akrabalıktan kaynaklanan husumetin artarak devam etmesine sebebiyet verebileceği göz önüne alınarak , davanın taraflarının ölmüş olması da göz önünde bulundurularak şirketin fesih ve tasfiyesine ilişkin karar verilmesinin en doğru çözüm yolu olacağı mahkememizce benimsenmiş olup, aşağıdaki gibi hüküm tesis etmek gerektiği sonuç ve kanaatine varılmıştır." gerekçesiyle, davacı tarafından davalı ... aleyhine açılan davanın feragat nedeniyle reddine, davacı tarafından diğer davalı şirket aleyhine açılan davanın kabulü ile İstanbul Ticaret Memurluğunun ... sicil numarası ile kayıtlı olan davalı ... .... Şti.'nin TTK'nın 636/2 ve 3 maddeleri gereğince fesih ve tasfiyesine, kararın ilanına, Mali Müşavir ...'nun tasfiye memuru olarak atanmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı, davalı şirket kayyımı, davalı ... mirasçısı ... ve mirasçısı... vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ

Davalı ... mirasçısı ... vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davada gerek aktif gerekse pasif taraf ehliyetinin sağlanmadığını, davacı ...'ün yargılama sırasında vefat ettiğini, varislerinin mirası reddedip reddetmeyeceklerini belirlemek amacı ile TMK m.619 uyarınca terekenin resmi defterinin tutulmasını talep ettiklerinden, ortada henüz kesinleşmiş varis sıfatları olmadığını, TMK m.619 uyarınca atanan defter tutma görevlisinin de TMK m.592 ve 640. maddeler kapsamında terekeyi temsil yetkisi olmadığını, zira ortada varisleri belli bir tereke bulunmadığını, defter tutma görevlisinin vazife ve yetkilerinin yasa ile belirlendiğini, bu durum karşısında davacı ...'ün vefatı ile varislerinin kimler olduğu da henüz belirlenmediğinden ve her ne kadar 28.03.2019 tarihinde yapılan 16 ncı duruşmada davacı vekilinin tereke mümessili olarak duruşmalara kabulüne karar verilmiş ise de asliye mahkemesinin hem de ara kararla terekeye mümessil atama yetkisi olmadığından davanın aktif husumet yokluğu nedeni ile reddi veya varislerin belirlenmesine kadar işlemden kaldırılması gerektiğini, davalı şirketin de karar anında pasif husumet ehliyeti olmadığını, davalı şirkete muhtelif zamanlarda atanan kayyımların azledildiğini, halen yeni kayyım da atanmadığını, Bakırköy 8. Sulh Hukuk Mahkemesinin müteveffa ... terekesine temsilci atadığını, temsilcinin terekeye dahil davalı şirketteki hisseleri içinde işlem yapma yetkisi tanındığını, bunun kesinlikle davalı şirkete kayyım atama kararı niteliğinde olmadığını, kaldı ki Ticaret Sicil Müdürlüğünün verdiği cevapta bu atama işleminin karar olmadan yapılamayacağı yönünde olduğunu, davalı şirkete yetkili temsilci atanmadan, huzurdaki davada yetkili temsilci kabul edilen temsilcilerin, farklı nedenlerle aldıkları yetkilerin yanlış yorumlama sonucu huzurdaki davada taraf kabul edilmelerinin de doğru olmaması nedeni ile kararın ortadan kaldırılmasına karar verilmesi gerektiğini, müvekkilinin vekilinin istifa ettiğini, istifasının müvekkiline tebliğ edildiğini, hal böyle iken tahkikatın bittiği ve sözlü yargılamaya davet tebligatı yapılmadığını, HMK m. 27, 184 ve 186'ya aykırı olarak müvekkilinin en temel savunma hakkının sınırlandırıldığını, 06.04.2023 tarihinde yapılan karar duruşmasında, "geçersiz bir kayyumluk olduğu " ve kayyum kabul edilen kişinin duruşmada hazır bulunmadığı duruşma zaptı ile ortada olduğu halde, mahkemece " davalı şirket temsilcisinin duruşmada tasfiye konusunda takdirin mahkemeye ait olduğunu beyan ettiği görülmüştür" şeklinde gerekçe yazarak öncelikle kısa karar ile gerekçeli karar arasında farklılık yaratıldığını, var olmayan bir olayın karara gerekçe yapıldığını, davalı şirket ortaklarının aralarında hukuki çekişme olmasının şirketin tasfiyesi için yeterli sebep olmayacağını, ortaklar arasındaki davalar gerekçe gösterilerek tasfiyeye karar verilmesinin de doğru olmadığını, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı .... Şti.kayyımı, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; kararın kaldırılmasına/bozulmasına ve yeniden karar vermek üzere ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerektiğini, mahkemece dava konusu şirketin yevmiye defterleri, envanter defterleri, defteri kebir, genel kurul toplantı tutanakları, müzakere defteri ve pay defterlerinin şirketin ticari faaliyetleri kapsamında sahibi olduğu banka hesaplarına ilişkin banka hesap hareketleri ile birlikte incelenmek suretiyle bilirkişi raporu tanzim ettirilmesi gerektiğini, bu kapsamda 27/10/2016 tarihi celse bilirkişi incelemesi kararı verildiğini, 10/10/2013 ve 18/12/2018 tarihli bilirkişi raporunda açıkça davacı tarafından ticari defterlerin ibraz edilmediği, bilirkişilerce ticari defterler incelenmeksizin rapor tanzim edildiğini, şirketin faal durumda olup olmadığı hususunda bizatihi şirketin ticari defterleri üzerinde araştırma yapılması zorunluluğu göz önünde bulundurulmaksızın, eksik inceleme neticesinde tanzim edilmiş 10/10/2013 ve 18/12/2018 tarihli raporların usul ve yasalara aykırı olarak hükme esas alındığını, bu sebeple kararın kaldırılması gerektiğini, şirketin %50'şer oranında tarafların pay sahibi olduğunu, müteveffa ... adına kayıtlı payın %50 olduğunu, Bakırköy 11. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2021/19 Tereke sayılı dosyası ile davacının terekesine Av. ... ..., “Tereke Tasfiye Memuru” olarak atandığını, davalı ...'ün, Beşiktaş .. Noterliğinin 02/10/2017 tarih ... yevmiye numaralı Düzenleme Şeklinde Vasiyetname – Mirasçılıktan Çıkarma Belgesi ile tüm yasal mirasçılarını mirasçılıktan çıkartarak, torunu ...’ü mirasının tamamı için mirasçı olarak atadığını, Bakırköy 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2019/70 Esas sayılı dosyasında ise ilgili vasiyetnamenin iptali ve tenkisi davası nedeniyle ...’ün mirasçıları ve miras payları belirlenemediğinden ve ... .... Şti.'nin idaresi gerçekleştirilemediği gerekçesiyle ... Terekesi Tasfiye Memuru Av. ... tarafından Bakırköy 11. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2021/19 Tereke sayılı dosyasından alınan yetki ile ... Terekesinin resmi yönetiminin gerçekleştirilmesi ve terekeye idare memuru atanması talebiyle açılan Bakırköy 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2019/7 Tereke 2019/25 Karar sayılı dosyasında verilen 10/10/2019 tarihli gerekçeli karar ile 20/11/2018 tarihinde vefat eden ... terekesine “Tereke İdare Memuru” olarak kendisinin tayin edildiğini, verilen karara ilişkin istinaf incelemesi sonucu dosyanın Bakırköy 8. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2018/42 Tereke dosyası ile birleştirildiğini, işlemlerin 2018/42 Tereke sayılı dosyası üzerinden devam ettiğini, dolayısıyla ... .... Şti.nin %50 oranında payı müteveffa ...'ün hisselerinin temsili hususunda tereke temsilcisinin yetkili olduğunu, Türk Medeni Kanununun 589 vd. Hükümleri ile TMK 640/3 hükümleri uyarınca Vesayet Mahkemesi'nin gözetimi altında ve yine Vesayet Mahkemesinin vermiş olduğu yetki ve izinler uyarınca tereke idare memurunun terekeye dair tüm koruma tedbirlerini alabileceğini, bu kapsamda tereke idare memurunun murisin ortağı/hissedarı olduğu limited/anonim şirketlerdeki hisselerine ilişkin olarak temsil ve imzada tam yetkili olduğunu, mahkemece şirketin yönetimi ile ilgili olarak "davanın tarafı ortakların vefat etmiş olup,mirasçılar tarafından da şirketin tüzel kişiliğinin devam ettirilmesine ilişkin ortak iradenin dosyaya yansımadığı, bu nedenle tarafların ve ölümünden sonra mirasçıların davalı tüzel kişiliğin devamında hukuki faydalarının bulunmadığı" ifadelerine yer verilmişse de bu noktada ...'ün mirasçıları tarafından ittifaken hareket edilmesini gerektirir bir husus bulunmadığını, zira ...'ün en yakın yasal mirasçıların tamamı tarafından reddedildiğini, terekenin iflas hükümlerine göre tasfiye edildiğini, dolayısıyla mirasçılar arasında bir uyum/ittifak/elbirliği/ortak karar beklenmesinin usul ve yasalara aykırı olacağını, diğer yandan ...'ün mirasçılarının mirasçılık durumlarının belirli olmadığını, mirasçılık iddiasında bulunan ve bu kapsamda karşılıklı olarak dava ikame eden atanmış ve yasal mirasçılar arasında ittifaken hareket edilemediğini, nitekim doğrudan doğruya bu sebeplerle ...'ün terekesine tereke idare memuru tayin edildiğini, dolayısıyla mahkemece yazılı gerekçede belirtilenin aksine mirasçılar arasında yine bir uyum/ittifak/elbirliği/ortak karar beklenmesinin usul ve yasalara aykırı olacağını, bu sebeple mahkemece, gerek Bakırköy 8. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2018/42 Tereke sayılı dosyası gerekse Bakırköy 11. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2021/19 Tereke sayılı dosyasının dosya arasına alınarak dava konusu şirketin yönetimine ilişkin faaliyetlerin devam edip etmediği, yönetimsel faaliyetlerin ne aşamada olduğu, yönetimsel faaliyetlere ilişkin alınmış bir karar olup olmadığı, bu kararların mevcut uyuşmazlıklara etkisi değerlendirilmeksizin ve bu hususta bilirkişi raporu tanzim edilmeksizin davanın kabulüne karar verilmesinin usul ve yasalara aykırı olduğunu, Bakırköy 11. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2021/19 Tereke sayılı dosyası üzerinden tasfiyesi gerçekleştirilen muris ... (...) Terekesine “Tereke Tasfiye Memuru” olarak atanmış olan Av. ... ...'ın tasfiye memuru olarak şirketin feshine dair davaya devam etmesine ilişkin olarak kanunen bir yetkisinin bulunmadığını, nitekim bu yetkinin Bakırköy 11. Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından genişletilemeyeceğini, şirketin fesih ve tasfiyesine," dair ilamın kaldırılması gerektiğini, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir. Davalı müteveffa ...'ün vasiyeti yerine getirme görevlisi ve asli müdahale talep eden ..., istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davalı şirketin temsil ve yönetim kayyımı olarak Avukat ... davalı şirkete temsil ve yönetim kayyımı atandığına dair herhangi bir mahkeme kararı bulunmadığını, Bakırköy 8. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2018/42 Tereke dosyasında bu yönde bir yetki verilmediğini, bu mahkeme kararının davalı şirket ile ilişkisi olmayan sadece müteveffa ...' ün terekesine terekenin tespitine ve avukat ...'nun tereke resmi yöneticisi olarak tayinine ilişkin 19.01.2022 tarihli bir karar olduğunu, dolayısıyla davalı şirketin huzurdaki davada temsil edilmemiş olduğunu, davalı muris ...'ün vasiyetini yerine getirme görevlisi olarak davaya kabul edilmemesinin hatalı olduğunu, haklı sebeplerin bulunmadığını, yerleşik Yargıtay içtihatlarına ve öğretiye göre şirketin içinde bulunduğu hukuki ve mali durum değerlendirilerek haklı sebeplerin varlığının mahkemece takdir edileceğini, davalı şirketin mali olarak borç krizinde olmadığını, bankalarda bir milyon Amerikan Doları parası olduğunu, hiçbir borcunun bulunmadığını, en olumsuz durumda dahi şirkete temsil ve yönetim kayyımı atanarak normal ticari hayatına dönebileceğini, taşınmazlarını kiraya vereceği, mirasçılarına ve ülkeye gelir sağlayacağını, fesih ve tasfiye şartlarının oluşmadığını, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı müteveffa ...'ün vasiyeti yerine getirme görevlisi asli müdahil ..., istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davalı şirketin temsil ve yönetim kayyımı olarak Avukat ... davalı şirkete temsil ve yönetim kayyımı atandığına dair herhangi bir mahkeme kararı bulunmadığını, Bakırköy 8. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2018/42 Tereke dosyasında bu yönde bir yetki verilmediğini, bu mahkeme kararının davalı şirket ile ilişkisi olmayan sadece müteveffa ...' ün terekesine terekenin tespitine ve avukat ...'nun tereke resmi yöneticisi olarak tayinine ilişkin 19.01.2022 tarihli bir karar olduğunu, dolayısıyla davalı şirketin huzurdaki davada temsil edilmemiş olduğunu, davalı muris ...'ün vasiyetini yerine getirme görevlisi olarak davaya kabul edilmemesinin hatalı olduğunu, haklı sebeplerin bulunmadığını, yerleşik Yargıtay içtihatlarına ve öğretiye göre şirketin içinde bulunduğu hukuki ve mali durum değerlendirilerek haklı sebeplerin varlığının mahkemece takdir edileceğini, davalı şirketin mali olarak borç krizinde olmadığını, bankalarda bir milyon Amerikan Doları parası olduğunu, hiçbir borcunun bulunmadığını, en olumsuz durumda dahi şirkete temsil ve yönetim kayyımı atanarak normal ticari hayatına dönebileceğini, taşınmazlarını kiraya vereceği, mirasçılarına ve ülkeye gelir sağlayacağını, fesih ve tasfiye şartlarının oluşmadığını, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE

Dava, davalı limited şirketin TTK'nın 636/3 hükmü gereğince haklı nedenle feshi istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın davalı şirket yönünden kabulüne, davalı ... mirasçıları yönünden feragat nedeniyle reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davalı şirket kayyımı, davalı ... mirasçısı ..., davalı ... mirasçısı ... vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı; davalı annesi ile birlikte davalı şirkette iki ortak olduklarını, kendisinin şirket müdürü olduğunu, şirketin diğer ortağı ve annesi olan davalı ... tarafından, diğer kardeşlerince kışkırtılması ile şirket ve kendisi aleyhine birçok davalar açıldığını, bu durumda şirketin devamının mümkün olmadığını ileri sürerek, davalı şirketin feshini istemiştir. Davalı ... ise; davacının usulsüz işlemleri ile davalar açılmasına sebep olduğunu, kendi kusuruna dayanarak hak talep edemeyeceğini, fesih için haklı sebeplerin oluşmadığını savunmuştur. Davalı şirket, davaya cevap dilekçesi sunmamıştır. Ticaret sicil müdürlüğü kayıtlarına göre, dava tarihinde davacı ve davalı gerçek kişinin davalı şirketin ortakları olduğu, başkaca ortağın bulunmadığı anlaşılmaktadır. Davacı ve davalı ... yargılama sırasında vefat ettiğinden mirasçıları davaya dahil edilmiş, terekelerine atanan temsilcilerce taraflar temsil edilmiştir. Mahkemece davanın, davalı şirket yönünden kabulü ile şirketin feshi ve tasfiyesine karar verilmiştir. Davalı müteveffa ... mirasçısı ... vekilinin istinaf başvurusu yönünden yapılan incelemede; Davalı ...'ün, yargılama sırasında 20.11.2018 tarihinde vefat ettiği, geriye oğlu ..., ..., ... ve ...'ın kaldığı, Bakırköy 8.SHM'nin 2018/42 Tereke sayılı dosyasında ... davalı gerçek kişinin tereke temsilcisi olarak atandığı görülmektedir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 640.maddesinde, göre birden çok mirasçı bulunması hâlinde, mirasın geçmesiyle birlikte paylaşmaya kadar, mirasçılar arasında terekedeki bütün hak ve borçları kapsayan bir ortaklık meydana geleceği, mirasçıların terekeye elbirliğiyle sahip olacakları, sözleşme veya kanundan doğan temsil ya da yönetim yetkisi saklı kalmak üzere, terekeye ait bütün haklar üzerinde birlikte tasarruf edecekleri belirtilmiştir. Anılan maddeye göre mirasçılardan birinin istemi üzerine sulh mahkemesince paylaşıma kadar miras ortaklığına bir temsilci atanabilir. Tereke temsilcisi miras açıldıktan sonra oluşan miras ortaklığının yönetimini üstlenir ve tüm mirasçılar adına hareket eder, açılmış bir davada mirasçılar adına terekeyi temsil eder. Somut olayda, davalı ... terekesine Bakırköy 8.SHM'nin 2018/42 Tereke sayılı dosyasında ... atandığı, karar ve istinaf tarihi itibariyle ... terekesinin temsilcisi olduğu, bu sebeple davalı müteveffa ...'ün mirasçısı ...'ün bu sıfatla karara karşı istinaf yoluna başvurma hakkının bulunmadığı anlaşıldığından istinaf başvurusunun usulden reddine karar verilmesi gerekmiştir. Davalı müteveffa ... mirasçısı ...'ün istinaf başvuruları yönünden yapılan incelemede;Davalı ...'ün, yargılama sırasında 20.11.2018 tarihinde vefat ettiği, geriye oğlu ..., ..., ... ve ...'ın kaldığı, Bakırköy 8.SHM'nin 2018/42 Tereke sayılı dosyasında ... davalı gerçe kişinin tereke temsilcisi olarak atandığı, daha sonra davalı muris ...'ün Beşiktaş ...Noterliğinin 02.10.2017 tarihli ve ... yevmiye sayılı düzenleme şeklindeki vasiyetnamesi ile mirasının tamamını torunu...'e bıraktığı, ayrıca vasiyeti yerine getirme görevlisi olarak belirlediği görülmektedir. Adı geçen mirasçı her ne kadar kararı istinaf etmiş ise de, davalı müteveffa ...'ün terekesine yukarıda belirtildiği üzere temsilci atandığı, kararı istinaf etme hakkının da tereke temsilcisine ait olduğu, mirasçısı ...'ün kararı istinaf etme hakkı bulunmadığı anlaşıldığından istinaf başvurusunun usulden reddine karar verilmiştir. Mirasçı... asli müdahil olarak da kararı istinaf ettiğini bildirmiş ise de, ilk derece mahkemesince asli müdahale talebi reddedilmiş olup bu sıfatı bulunmadığından asli müdahil sıfatıyla kararı istinaf etme hakkı bulunmadığı gibi, somut olayda, asli müdahale şartları da oluşmamıştır. Zira, asli müdahale usulü HMK'nın 65. maddesinde düzenlenmiş olup, ilk davanın tarafları hasım gösterilerek yeni bir dava açılmak suretiyle yapılır. Somut olayda, davanın davalı şirketin feshi istemine ilişkin olduğu dikkate alındığında, talebin HMK'nın 65. maddesinde düzenlenen asli müdahale niteliğinde olmadığı da anlaşılmıştır.Bu sebeple istinaf başvurusunun usulden reddine karar verilmiştir.Davalı şirket kayyımının istinaf başvurusu yönünden yapılan incelemede; Öncelikle belirtmek gerekir ki, davacı ...'ün 07.12.2016 tarihinde yargılama sırasında vefat ettiği, geriye Gebze 1.SHM'nin 2016/1408 Esas, 216/1316 Karar sayılı veraset ilamına göre ... ve ...'ın kaldığı, adı geçen mirasçıların terekenin tespiti talepleri neticesinde UYAP sistemi üzerinden inceleme talep edilen Bakırköy 11.SHM'nin 2021/19 Tereke dosyasının incelenmesinde; Bakırköy 1.SHM'nin 2017/22 Tereke sayılı dosyasında 14.09.2017 tarihinde ... ...'ın tereke tasfiye memuru olarak atandığı, dosyanın derdest olduğu görülmüştür. Buna göre ... ...'ın davacının tereke temsilcisi olduğu, davacı mirasçılarının bu temsilci tarafından temsil edildiği anlaşılmaktadır. Yine Bakırköy 8. SHM'nin 2018/42 Tereke sayılı dosyasında, davalı muris ...'ün terekesinin tespitine, terekenin resmen yönetilmesine, ...'nun terekenin resmi yöneticisi olarak tayinine karar verilmiş olup, İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğüne yazılan 30/12/2021, 02/06/2022 tarihli yazılar ile; ...’ün terekesini temsile yetkili tereke idare memuru olarak atanan Av....'nun davalı şirketin yönetim işlerini yapmak, şirketin gerek resmi kurumlar nezdinde temsilini gerçekleştirmek gerekse şirketin malvarlığının korunmasına yönelik tüm tedbirleri almak, olağan işlerini yürütmek, diğer acil ve süreli işlemlerini yapmak, tereke lehine olacak şekilde malvarlığının aktifini arttırıp pasifini azaltmak, malvarlığının ihyasını sağlamak, şirket bünyesinde bulunan ve atıl kalmış malvarlıklarını gerektiğinde kiralamak ve Şirket nedeniyle her iki terekenin zarara uğramaması bakımından, şirkette genel kurulun toplanarak şirketin organları belirlenene kadar geçici olarak şirketi tescile tabi şekilde borçlandırıcı mahiyette işlem yapmak üzere ''temsil ve yönetim kayyımı'' sıfatıyla temsil ve ilzam etmek, tereke idare memuru sıfatıyla temsil ve ilzam etmek, müteveffanın terekesini temsilen genel kurula katılmak ve şirket kararlarını imzalamak, terekenin menfaatleri doğrultusunda oy kullanmak, gerektiği takdirde kararlara şerh düşmek, şirket organlarında görev üstlenmek hususlarında yetkili kılındığı bildirilmiş, ticaret sicil müdürlüğü tarafından tescil işlemi yapılmıştır. Buna göre davalı şirketin kayyım ... tarafından temsil edildiği anlaşılmaktadır. Bu bilgi ve tespitlerin ardından davalı şirket vekilinin istinaf sebeplerinin incelenmesine geçilmiştir. Mahkemece, davalı şirketin gayri faal olması, şirket ortakları davacı ... ile davalı annesi ... arasında davalı şirketin idaresinden kaynaklanan ve şirketi zarara uğrattıkları iddiası ile taraflar arasında pekçok davanın açıldığı ve halen sonuçlanmamış olduğu, davanın tarafı ortakların vefat ettiği, mirasçılar tarafından da şirketin tüzel kişiliğinin devam ettirilmesine ilişkin ortak iradenin dosyaya yansımadığı, bu nedenle tarafların ve ölümünden sonra mirasçıların davalı tüzel kişiliğin devamında faydalarının bulunmadığı, bu sebeple şirketin devamında tarafların menfaati bulunmadığı, şirketin fesih ve tasfiyesine ilişkin karar verilmesinin en doğru çözüm yolu olacağı gerekçesiyle davalı şirketin feshine karar verilmiştir. TTK'nın 636/3. maddesinde; haklı sebeplerin bulunması halinde her ortağın mahkemeden şirketin feshini isteyebileceği, mahkemece istem yerine davacı ortağın payının gerçek değerinin ödenmesine ve davacı ortağın şirketten çıkarılmasına da karar verebileceği düzenlenmiştir. Limited şirketlerde şirketin haklı sebeplerle feshine haklı sebep teşkil edecek nedenlerin hangi haller olduğu hususu TTK'da sayılmamış olup, doktrinde ve yargı kararlarında yer verilen bazı haklı sebep teşkil edebilecek fiil ve davranışlar; zorunlu organların mevcut olmaması, genel kurulun toplanamaması, uzun süre kar dağıtılmaması, gereksiz sermaye arttırımları ile azınlığın etkisizleştirilmeye çalışılması, ortakların bilgi alma ve denetim haklarının kullandırılmaması, aile şirketlerindeki husumet ve ortaklar arasındaki çekişmelerdir.Dosya kapsamının incelenmesinde, mahkemece şirket defter ve kayıtlarının incelenerek rapor alınmasına karar verildiği, mahkemece alınan 10.10.2013 tarihli raporda bilirkişilerce davalı şirket defterlerinin incelemediği, daha sonra farklı bilirkişi heyetinden 18.12.2018 tarihli bilirkişi raporu alındığı, söz konusu raporda, davalı şirketle defter incelemesi için irtibata geçilmeye çalışılmasına rağmen davalı tarafça geri dönüş yapılmadığı, davacı taraftan talep edilmesine rağmen davacı vekilince de bu konuda yardımda bulunulamayacağının bildirildiği, bu nedenle, ... tarafından şirkete kayyım atanması talepli İstanbul 2.ATM'nin 2013/237 Esas sayılı dosya kapsamında şirket defterleri incelenerek ibraz edilen bilirkişi heyeti raporundaki tespit ve incelemeler esas alınarak inceleme yapıldığı, davalı şirketin 2010 ve 2011 döneminde kar ettiği, şirketin zararının bulunmadığı hususlarının tespit edildiği anlaşılmaktadır. Davacı, davalı gerçek kişi tarafından şirket ve kendisi aleyhine bir çok davalar açılması sebebiyle ortaklığın devamının mümkün olmadığı hususunu şirketin haklı sebeple feshine gerekçe göstermiştir. Somut olayda, ilk derece mahkemesi gerekçeli kararında da işaret edildiği üzere, tarafların karşılıklı bir çok dava açtıkları, bunların bir kısmının davacı ve şirket aleyhine sonuçlandığı, bir kısmının derdest olduğu, yine davalı şirketin iki ortağından davacı ve davalı gerçek kişinin yargılama sırasında vefat ettiği, şirketin başkaca ortağının bulunmadığı,ticaret şirketlerinin temel unsurlarından olan ortak çalışma iradesi, bir diğer ifade ile ortak amaç doğrultusunda birlikte hareket etme niyetinin kalmadığı, zira ortakların anne kız olduğu, vefatlarından sonra mirasçılarının birlikte hareket edemediği, davalı müteveffanın açılan vasiyetnamesindeki ifadelerden bunun anlaşıldığı, vasiyetnameye göre davalı müteveffanın, kızı davacının çocuklarının yani torunlarının da içinde bulunduğu mirasçılarını mirastan ıskat ettiği, bu haliyle iki ortağın mirasçılarının da birlikte hareket edip şirketi idare edebileceklerine dair kanaat oluşmadığı, bilirkişilerce şirketin defterlerinin incelenmesi için davalı şirkete ulaşamadıkları, davalı şirket kayyımınca defterlerin sunulabileceğine dair bir beyan ve talepte bulunulmadığı,zaten bu aşamada defterlerin sunulmasının ve incelenmesinin de sonuca bir katkısı olmayacağı, bu sebeple davalı şirketin fesih ve tasfiyesi için somut olayda şartların ve haklı sebeplerin gerçekleştiği anlaşılmıştır. Bu sebeple davanın davalı şirket bakımından kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiş ve davalı şirket kayyımın istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararı usul ve yasaya uygun olup davalılarca ileri sürülen istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden, davalı şirket vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, diğer istinaf başvurularının ise usulden reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.

HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;

1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davalı şirket vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine,

2-Davalı ... mirasçıları ... ve ...'ün istinaf başvurularının usulden reddine,

3-Davalı şirket kayyımı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 462,20 TL istinaf karar harcının davalı şirketten tahsiline,

4-Davalı ... mirasçı ... tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 924,40 TL istinaf karar harcının ...'den tahsiline ile Hazineye gelir kaydına,

5-Davalı ... mirasçı ... tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 462,20 TL istinaf karar harcının mirasçı ...'den tahsiline,

6-Taraflarca yapılan kanun yolu giderlerinin kendilerinin üzerinde bırakılmasına,

7-Gerekçeli kararın, Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 28.04.2026 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.

KANUN YOLU:HMK'nın 361. maddesi uyarınca, iş bu gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğ tarihlerinden itibaren iki haftalık süreler içinde temyiz yolu açıktır.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2024/181, K. 2026/786, T. 28.04.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2024-181-e-2026-786-k-5425faeaf95c