Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2024/1496 E. 2026/1845 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2024/1496
Karar No
2026/1845
Karar Tarihi

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20.HUKUK DAİRESİ

ESAS NO : 2024/1496 KARAR NO : 2026/1845 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R

BAŞKAN : ... (...) ÜYE : ... (...) ÜYE : ... (...) KATİP : ... (...)

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 27/03/2024 NUMARASI : 2023/124 E. - 2024/135 K.

DAVANIN KONUSU : Marka (Tecavüzün Tespiti, Ref'i, Giderilmesi İstemli)

Taraflar arasında görülen davada Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 27/03/2024 Tarih ve 2023/124 Esas - 2024/135 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ : Davacı vekili, müvekkilinin Ankara'da .........ebabı üzerine geliştirdiği üretim yöntemi ve müşterilerine sunduğunu, işletme adı olan "... Usta ... Kebabı" markasını 2018 yılında Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde 43. sınıfta kendi adına tescil ettirdiğini, davalının Kocaeli ilinde birebir aynı sektör ve hizmet sınıfında olacak şekilde, birebir aynı/ayırt edilemeyecek düzeyde benzer markayı kullandığını, davalının işletme adının da müvekkil markası ile birebir aynı olacak şekilde "... Usta ... Kebabı" olduğunu, davalının müvekkili markasını birçok farklı alanda da markasal olarak haksız şekilde kullandığını, davalı ile sözlü görüşüldüğünü, davalının bu son görüşmenin hemen ardından 07.12.2022 tarihinde 2022/88810 başvuru numarası ile 29 ve 43. sınıfta olacak şekilde marka tescil başvurusunda bulunduğunu ileri sürerek, davalının marka haklarına tecavüzün tespitine, tecavüzün durdurulmasına, önlenmesine, giderilmesine ve ortadan kaldırılmasına, karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davacının her ne kadar, "... Usta ... Kebabı" ibaresini, davacıdan önce kullanan kişinin müvekkili olduğunu, önceki kullanımdan kaynaklı hakkının korunması gerektiğini, davalı müvekkilinin iş yerini 2018 yılı başında faaliyete soktuğunu, davacının marka başvurusunun 02.05.2018 tarihli olduğunu ve 27.09.2018 tarihinde de tescil işlemi yapıldığını, Ankara ilinde olan bir küçük işletmenin, Kocaeli ilçesinde faaliyet gösteren küçük bir işletmenin kullandığı ticari unvandan haberdar olmasının imkansız olduğunu, ancak davacının, davalı müvekkilini takip ettiğini, markasal kullanımından yararlanmak için bu ibareyi marka olarak tescil ettirdiğini ve kötü niyetli davrandığının açık olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, davacı markası ile davalının markasal kullanımının aynı tür veya benzer hizmetleri kapsadığı, davalının eylemli kullanımının, davacının markası ile benzer nitelikte olduğu, davacının davasına mesnet markasının başvuru tarihinin 02.05.2018 olduğu, davalının ticari faaliyete başlama tarihinin 01.01.2018 olduğu, bu tarihten itibaren sosyal medyada ve ticari faaliyetlerinde "... Usta... Kebabı ...” / "... Usta... Kebabı” ibarelerini kullanmaya başladığı, davalının kullanımının davacının marka başvurusundan önce başladığı, gerçek hak sahipliği iddiasına itibar edilmesi gerektiği, bu nedenle 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) 7 ve 29. hükümleri kapsamında davacının marka haklarına yönelik bir ihlal oluşmadığı ve davacının, tescilli markasına dayanarak bu kullanımı engelleyemeyeceği, diğer taraftan davalının, davacının davayı açmakta kötü niyetli olduğu yönünde iddiasının tarafların ticari faaliyetlerinin 2018 yılının ilk aylarında başladığı, huzurdaki davanın ise 2023 yılında açıldığı, davacının davalıya 2021 ve 2022 yıllarında sözlü ihtarda bulunduğunu iddia ettiği, davalının ise söz konusu iddiayı kabul etmediği, her iki tarafın da, ticari faaliyetlere başladıktan sonra sosyal medya üzerinden paylaşımlarda bulundukları da dikkate alındığında, tarafların ticari faaliyetlerinden haberdar olduklarının kabul edilmesi gerektiği, davacının, davalı kullanımlarını engellemek için önceki tarihli olarak herhangi bir hukuki girişimde bulunmadığı, her iki taraf markasının eylemli kullanımlarının 2018 yılından itibaren birlikte kullanıldığı, söz konusu birlikte kullanımın davacı açısından sessiz kalma halini oluşturduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, eskiye dayalı tescilsiz bir kullanımın, sonraki tarihli tescilli markadan öncelikli ve üstün tutulması İçin bu kullanımın yereli aşan, uzun süreli, yoğun ve ciddi bir kullanım olması gerektiğini, emsal kararlar kapsamında tescilden önce uzun yıllara dayanan, yereli aşan ciddi markasal yada unvansal kullanımların arandığını, sırf bir kaç ay önce markanın kullanılmış olmasının gerçek hak sahipliğini göstermeyeceğini, davalının tüm kayıtları bu niteliği taşımadığını, davalının kullanımları "markasal kullanım” olarak kabul edilse dahi "eskiye dayalı kullanım sebebiyle gerçek hak sahipliği” şartlarını taşımadığını, sessiz kalma yoluyla hak kaybında temel ilkenin dürüstlük kuralı olduğunu, 5 yıllık süre kesin bir süreymiş gibi gün hesabı yapılması ve bu sürenin başlangıcının da davalının bir kaç sosyal medya paylaşımı üzerinden hesaplanmasının ayırt ediciliği düşük yüzlerce benzer marka arasından müvekkilin bu kullanımları sürekli kontrol ederek birebir aynı kullanımı tespit etmesinin beklenemeyeceğini ileri sürerek, yerel mahkemenin kararının istinaf incelemesi yapılarak kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.

GEREKÇE : 1-Dava, marka haklarına tecavüzün tespiti, tecavüzün durdurulması, önlenmesi, giderilmesi ve ortadan kaldırılması istemlerine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı ve dava konusu uyuşmazlığın toplandığı "... Usta ... Kebabı" ibaresinin, bütüncül olarak davacı markası ve davalının eylemli kullanımlarında aynen yer aldığı, bu itibarla karıştırılma ihtimali yaratacağı, ancak her iki tarafın ticari faaliyetlerinin ve markasal eylemli kullanımlarının 2018 yılının ilk aylarında başladığı, davalının işe başlama tarihinin 01.01.2018 olduğu ve 16.01.2018 tarihli eylemli kullanımının bulunduğu, davacının iş yerinin açılış tarihinin 16.02.2018 olduğu, keza davacının markasını 02.05.2018 tarihinde tescil ettirdiği, huzurdaki davanın ise 10.03.2023 tarihinde açıldığı, davacının davalı kullanımlarını engellemek için önceki tarihli olarak herhangi bir hukuki girişimde bulunmadığı, söz konusu birlikte kullanımın davacı açısından sessiz kalma nedeniyle hak kaybı halini oluşturduğu, dolayısıyla davalı kullanımlarının tecavüz teşkil etmediği, davalının kötü niyetli olduğu hususlarının da ispatlanamadığı anlaşılmakla, davacı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer istinaf itirazlarının reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir. 2-Ancak mahkemece davalının markasal kullanımının davacının marka başvurusundan önce başladığı değerlendirilerek, davalının gerçek hak sahipliğinin kabul edilmesi doğru görülmemiştir. Zira dosya kapsamından, davalının işe başlama tarihinin 01.01.2018 olduğu, iş yeri sahibi olarak davalı adının, iş yerinin unvanı olarak ise "... Usta ... Kebabı” ibaresinin kullanıldığı, davalının 04.01.2018 tarihinden başlayan sosyal medya paylaşımlarında davaya konu ibarelere yer verildiği, 16.01.2018 tarihinde kullanılan "... Usta... Kebabı ...” ibareli kaşe ile imzalanmış "Emanet Cihazların Geçici Kullanılışı Hakkında Teslim ve İzin Belgesi" başlıklı belgesinin bulunduğu anlaşılmaktadır. Somut kronoloji ışığında davalının, davacıdan yaklaşık bir buçuk ay önce, 01.01.2018 tarihinde markasal kullanıma başladığı, davacının ise kullanımından kısa süre sonra 02.05.2018 tarihinde markayı tescil ettirdiği, bu anlamda tarafların kullanıma başlama ve tescil tarihleri nedeniyle kronolojik olarak birbirine son derece yakın olduğu anlaşılmaktadır. Davalının tescilsiz kullanımının kötü niyetli olmadığı gibi davacının tescili de hukuken geçerliliğini korumaktadır. Tarafların markayı kullanmaya başladıkları tarihlerin birbirine çok yakın olduğu, her iki tarafın da kendi ticari çevrelerinde markaya değer kazandırmış olması ve uzun süre piyasada çatışmasız bir şekilde faaliyet göstermeleri durumunda "birlikte var olma" (co-existence) ilkesi gündeme gelmektedir. Zira SMK 5/3 hükmü uyarınca, "muvafakat yoluyla iradi birlikte var olma" ilkesinin, yargısal içtihatlarla tarafların piyasada yan yana ve dürüstçe oluşturdukları fiili durumunda hukuken korunmaya değer olduğu vurgulanmıştır. Dolayısıyla davacının, tescil tarihinden önceye dayanan ve kötü niyetli olmayan davalı kullanımına, uzun süre sessiz kalması, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 2. maddesinde düzenlenen "dürüstlük kuralı" ve "hakkın kötüye kullanılması" çerçevesinde değerlendirilmelidir. Bu itibarla tarafların piyasada birlikte var olma hakkına sahip olduğu, davalının kullanımının davacının tescilli markasına yönelik haksız bir tecavüz veya kusurlu bir ihlal teşkil etmediği, her iki tarafın da markayı kendi ticari işletmesi bünyesinde iyi niyetle kullanmaya devam edebileceği anlaşıldığından, mahkemece işbu gerekçeyle sübut bulmayan davanın reddine karar verilmesi gerekirken, davalının gerçek hak sahibi olduğu gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir. Bu durumda mahkemece, davacı tarafın isteminin yukarıda açıklanan gerekçe ile reddi gerekirken, yazılı gerekçelerle reddi doğru olmadığından ve HMK.'nın 353/1-b-2. maddesinde, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, diğer bir ifade ile kanun koyucu, temyiz kanun yolunda Yargıtay tarafından verilebilen, yerel mahkeme hükmünün gerekçesinin değiştirilerek düzelterek onanması kararını, istinaf mahkemeleri için öngörmeyip, bu halde istinaf mahkemesince yeniden esas hakkında karar verilmesi gerektiğini düzenlediğinden, Dairemizce davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK.'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.

HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-HMK’nın 353/1-b-1. maddesi gereğince, davacı vekilinin ileri sürdüğü diğer istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden REDDİNE, 2-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi 27/03/2024 gün ve 2023/124 Esas - 2024/135 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 3-Davanın yukarıda açıklanan gerekçelerle REDDİNE, 4-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 732,00-TL maktu karar ve ilam harcından, peşin olarak alınan 179,90-TL harcın mahsubu ile bakiye 552,10-TL karar ve ilam harcının davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 5-Davalı kendisini vekille temsil ettirmiş olduğundan ilk derece karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. hükümlerine göre tayin ve tespit olunan 25.500,00-TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 6-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin uhdesinde bırakılmasına, 7-Davalı tarafından ilk derece yargılamasında ve istinaf aşamasında yapılan herhangi bir gider bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 8-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen taraflara iadesine (HMK m.333), 9-Davacıdan peşin olarak alınan 427,60-TL istinaf karar ve ilam harcının, kararın kesinleşmesinden sonra ve talebi halinde davacıya iadesine, 10-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliği ile 23/10/2026 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi.

GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 27/10/2026

Başkan ...

Üye ...

Üye ...

Katip ...

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2024/1496, K. 2026/1845, T. 27.10.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2024-1496-e-2026-1845-k-bec3bd1b08d4