Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2024/1135 E. 2026/1251 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2024/1135
Karar No
2026/1251
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

44. HUKUK DAİRESİ

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I

DOSYA NO: 2024/1135

KARAR NO: 2026/1251

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : İSTANBUL 15. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 14/05/2024

NUMARASI: 2023/35 E. - 2024/264 K.

DAVANIN KONUSU: Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan)

İSTİNAF KARAR TARİHİ: 06/07/2026

Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkil aleyhine .... İcra Müdürlüğünün ... Esas (Eski ...Esas) numaralı dosyadan başlatılan takibe ve borca ilişkin takibe konu edilen .../İstanbul şubesi 45.000,00 TL bedelli ... seri numaralı 05.11.2014 keşide tarihli çekte lehtar ve ciranta olarak görünen müvekkile atfen atılan imzanın müvekkile ait olmadığını, bu nedenle borçlu olmadığının tespiti ve takibin müvekkil yönünden iptal edilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı ...A.ş Vekili Cevap Dilekçesi Özetle; Davacı tarafın icra takibinin başlatılmasının üzerinden geçen 9 sene boyunca sessiz kaldığını, icra takibine itiraz etmemiş ve buna rağmen TMK'nın 2. maddesi ile düzenlenen dürüstlük kuralına aykırı hareket ederek hakkını kötüye kullandığını, Davacı tarafın huzurdaki davayı yalnızca müvekkil şirketin haklı alacağına kavuşmasına engel olmak amacıyla ikame ettiğini, Bu nedenlerle, haksız, mesnetsiz ve kötü niyetli davanın reddi ile takibin devamına, davacı tarafın alacağın %20’sinden az olmamak üzere icra inkâr tazminatına mahkûm edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda; "...takip dosyasında takibe konu .../İstanbul şubesi 45.000,00 TL bedelli ... seri numaralı 05.11.2014 keşide tarihli çek yönünden imzanın davacıya ait el mahsülü olmadığı anlaşılmakla davalı ... şirketi yönünden davanın kabulüne karar vermek gerekmiş (kötüniyet tazminat talebi reddedilerek- ispatlanamadığından), davalı orba şirketi yönünden ise davanın çeke dayalı takipten dolayı borçlu olunmadığının tespiti davası olması hususu gözetildiğinde takip alacaklısı olmayan davalı yönünden pasif husumet ehliyeti yokluğundan usulden ret kararı verilmesi gerektiğinden bu davalı yönünden de davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine" karar verilmiştir.

Davalı ... A.ş vekili istinaf dilekçesinde özetle;

-Diğer davalı .... Şti., temlik eden ... T.A.Ş'ye olan borcuna istinaden, temlik eden bankaya; .... Şti. tarafından keşide edilen, 05.11.2014 keşide tarihli, 45.000,00 TL bedelli çek, keşideci tarafından davacı ...'a, ... tarafından diğer davalı .... Şti.'ye, davalı şirket tarafından da ciro yolu ile temlik eden bankaya verildiğini, Diğer davalı şirketin, borçlarını ödememesi ve bankaya vermiş olduğu söz konusu çekin de karşılıksız çıkması üzerine, borçlular aleyhine, .... İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı dosyası ile kambiyo senetlerine mahsus icra takibi başlatıldığını, kararın gerekçesiz olduğunu, hangi hukuki gerekçe ile Adli Tıp Kurumu'ndan veya üç kişilik Bilirkişi Heyeti'nden rapor alınması yönündeki taleplerinin ve beyanlarının kabul görmediği hiçbir şekilde izah edilmediğini, “Adil Yargılanma Hakkı”na da aykırılık teşkil ettiğini, Mahkemenin, kararına dayanak olarak gösterdiği 19.02.2024 tarihli bilirkişi raporu'na ilişkin itirazlarını irdelemeyerek ve tartışmayarak gerekçesiz ve dayanaksız bir hüküm tesis ettiğini,

-İmza incelemesinin Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 06.05.2015 T., 2013/19-2083 E., 2015/1307 K. sayılı kararı doğrultusunda yapılması gerektiğini, tek bir bilirkişi tarafından tanzim edilen rapor'a dayanılarak hüküm tesis edilmesinin de mümkün olmadığını, yerel mahkeme tarafından aldırılan 19.02.2024 tarihli Bilirkişi Raporu'na karşı taraflarınca 18.03.2024 tarihli dilekçe ile detaylı olarak itiraz edildiğini ve söz konusu dilekçede açıkça; "Tek bir bilirkişi tarafından tanzim edilen Rapor'a dayanılarak hüküm tesis edilmesi mümkün olmadığından Adli Tıp Kurumu'ndan veya üç kişilik Bilirkişi Heyeti'nden rapor alınması" talep edildiğini, taleplerinin mesnetsiz bir şekilde reddedildiğini, usul ekonomisini ve hedef süre formunu dikkate aldığını ileri sürüldüğünü ancak bilindiği üzere, Usul Ekonomisi ilkesi ve hedef süre formunun belirlenmesi; tatmin edici sonuca gereksiz işlemlerden kaçınarak ve zaman kaybına yol açmadan ulaşılmasını sağlamak için olduğunu, salt usul ekonomisini gerçekleştirmek için hakkaniyetten ve adil yargılama ilkesinden uzaklaşılmayacağını, Adli Tıp Kurumu'ndan veya üç kişilik Bilirkişi Heyeti'nden rapor alınması yönündeki taleplerinin reddine dair verilen kararın yasaya ve usule son derece aykırı olduğunu, Rapor'un itiraza uğraması halinde Mahkeme'nin itirazı kendisinin değerlendiremeyeceği, itirazlar doğrultusunda rapor aldırması gerektiğini,

-19.02.2024 tarihli bilirkişi raporu'nun hükme esas alınmasının mümkün olmadığını, yargılama sırasında davacı tarafın salt imza örnekleri alınmış olup, yazı örnekleri ise alınmadığını Davacı tarafın, oturarak ve ayakta her iki eli ile yazı ve imza örneklerinin alınması ve bu yazı ve imza örnekleri de göz önüne alınarak imza incelemesi yapılması gerekirken bu eksiklik ile tanzim edilen Bilirkişi Raporu'nun hükme esas alınması mümkün olmadığını,

-İmza incelemesinin çekin keşide tarihinden önceki yıllara ait yeterli sayıdaki belgeler mukayese alınarak yapılması gerektiğini, "Karşılaştırma Belgeleri"; .... Noterliği 30.12.2022 tarih ve ... sayılı imza sirküleri, ... Bankası 08.09.2014 tarihli dekont, ...Bankası 17.09.2014 tarihli sözleşme olup, imza sirkülerinin tarihi, çekin keşide edildiği tarihten 8 yıl sonra olup, bu belgenin mukayese belge olarak esas alınması mümkün olmadığını, geriye kalan 2 adet mukayese belgenin de sağlıklı ve doğru bir imza incelemesi için yetersiz olduğunu, imza incelemesinin sundukları Yargıtay kararı doğrultusunda yapılması gerektiğini,

-Bilirkişi raporu aydınlatıcı, ayrıntılı ve denetime elverişli olmadığını, ne şekilde bir inceleme yapıldığı, imzanın atfedilen kişiye ait olmadığı hususunun dayanakları, hangi nedenle farklı kişinin el ürünü olduğu yönünde değerlendirme yapıldığı hususlarında aydınlatıcı, ayrıntılı ve denetime elverişli bir değerlendirme yapılmadığını,

-Davaya konu çek 05.11.2014 keşide tarihli olup, uygulamada alacak - borç ilişkisi daha önce başlamasına rağmen, söz konusu alacak için tanzim edilen bono veya çek gibi kıymetli evraka ileri tarih atılabildiğini, bu doğrultuda bir inceleme yapması gerektiğini,

-Müvekkil şirket iyi niyetli 3. kişi konumunda olduğundan, borçlular arasındaki temel hukuki ilişki müvekkili şirketi ilgilendirmeyeceğini,

-Ciro silsilesi incelendiğinde; temlik eden bankanın, çekteki imzanın davacı tarafa ait olup olmadığını bilmesi mümkün olmadığını, bilme yükümlülüğü de bulunmadığını,

-Temlik eden banka ve dolayısıyla müvekkili şirketin dava konusu çekin meşru ve iyi niyetli yetkili hamili olduğunu, iyi niyetli üçüncü kişi konumundaki müvekkili şirkete karşı temel borç ilişkisinden kaynaklandığı iddia edilen bir kısım beyanların ileri sürülmeyeceğini, aleyhe kabul anlamına gelmemek kaydı ile, çek üzerindeki imzanın davacı tarafa ait olmaması halinde dahi, müvekkili şirketin iyiniyetli olması ve imzaların bağımsızlığı ilkesi gereği çek kambiyo senedi olarak geçerliliğini koruduğunu, davacı tarafın temel borç ilişkisinden kaynaklanan itirazlarını müvekkili şirkete karşı ileri sürebilmesinin hiçbir şekilde mümkün olmadığını, davacı taraf sorumluluktan kurtulmak amacıyla son derece kötü niyetli olarak huzurdaki davayı ikame ettiğini,

-Davacı tarafın, 2014 yılında başlatılan takip ile ilgili 9 yıl sonra birtakım iddialarda bulunarak huzurdaki davayı ikame etmesinin son derece kötü niyetli olduğunu

-Müvekkili şirket aleyhine yargılama giderine ve vekalet ücretine hükmedilmesi yasaya ve usule son derece aykırı olduğunu, Dava konusu çek, temlik eden bankaya ciro yolu ile intikal ettiğini, temlik eden ... T.A.Ş'nin son ciranta olduğunu, yani, temlik eden banka ile davacı taraf arasında herhangi bir ticari ilişki veya bankacılık ilişkisi bulunmamakta olup, cirantanın borcuna istinaden söz konusu çek alındığını, keşideci ile lehtar arasındaki ticari ilişkiyi bilmeyen ve bilmek zorunda olmayan temlik eden banka ve müvekkili şirket, keşideci ile lehtar arasındaki borcun sebebini, gerçek bir borç olup olmadığını ve tarafların temel ilişkiden kaynaklanan husumetlerini bilmediği gibi bilmek durumunda da olmayan iyi niyetli 3. kişi konumunda olup, imzaya ilişkin itirazları şahsi def’i niteliğinde olduğunu, temlik eden bankanın ve müvekkil şirketin, huzurdaki davanın ikame edilmesine sebebiyet vermediğini, Yerel Mahkeme'nin, yargılama giderlerinin tamamını müvekkili şirkete yüklemesi ve müvekkili şirket aleyhine vekalet ücretine hükmetmesi kararın yasaya ve usule son derece aykırı olduğunu ve kaldırılması gerektiğini

-Bankacılık Kanunu'nun 143/6. maddesi; "Bu Kanun kapsamında kurulan varlık yönetim şirketleri ile 4743 sayılı Malî Sektöre Olan Borçların Yeniden Yapılandırılması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 3 üncü maddesinin yedinci fıkrası uyarınca Kurulun çıkarmış olduğu yönetmelik kapsamında kurulan varlık yönetim şirketlerinin yaptıkları işlemler ve bununla ilgili olarak düzenlenen kâğıtlar, (…)(1) 488 sayılı Damga Vergisi Kanununa göre ödenecek damga vergisinden, 492 sayılı Harçlar Kanununa göre ödenecek harçlardan, (…)(1) kaynak kullanımını destekleme fonuna yapılacak kesintilerden ve 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanunun 39 uncu maddesi hükmünden istisnadır." hükmünü havi olup, 01.01.2022 tarihinde yürürlüğe giren bu madde ile herhangi bir süre sınırlaması getirilmeksizin müvekkili şirketin harçlardan muaf olduğunu, taraflarından harç alınmaksızın dosyanın Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesi gerektiğini,

-Yerel Mahkeme, gerekçeli kararının hüküm kısmının 3 numaralı bendi ile; "Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Kanunu Genel Tebliği gereğince hesap olunan 3.313,02 TL karar ve ilam harcından, davacı tarafından peşin yatırılan 828,26 TL harcın mahsubu ile eksik kalan 2.483,76 TL harcı davalı hedef varlıktan tahsili ile hazineye irat kaydına," karar vermiş olup, müvekkil şirketin harçtan muaf olması sebebiyle kararın bu kısmı da hatalı olduğunu, kaldırılması gerektiğini, bu nedenlerle kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

Davacı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; dosyada alınan rapor, hüküm kurmaya elverişli olup çekte bulunan imzanın davacı müvekkiline ait olmadığı net şekilde ortaya konulduğunu, imza incelemesinin heyet tarafından yapılması gerekliliği yahut ATK tarafından yapılması gerekliliği hususunda düzenleme söz konusu olmadığını, davalı çekin çekin ileri tarihli düzenlenebileceğini vurgulamakla birlikte, davaya konu çek müvekkilinin imzası taklit edilerek piyasaya sürüldüğünü, çekin ileri tarihli olup olmamasının müvekkilin sorumluluğunu doğurmayacağını, menfi tespit davalarında bir zaman aşımı / hak düşürücü süre olmayıp her zaman açılabildiğini, davalı yan arabuluculuk sürecinde anlaşma yolunda yanaşmadığını, aleyhine hüküm kurulan davalının yargılama giderlerine mahkum edilmesinde hiç bir hukuka aykırı durum söz konusu olmadığını istinaf talebinin reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.

Dava, davacının icra takibe konu edilen .../İstanbul şubesi 45.000,00 TL bedelli ... seri numaralı 05.11.2014 keşide tarihli çekte yer alan hamil imzasının kendisine ait olmadığı iddiasına dayalı borçlu olmadığının tespiti talebidir.

İcra dosya örneğinin incelenmesinde; alacaklının ... T.A.Ş olduğu, borçluların ise ....Şti., ... ve ....Şti. Olduğu, 43.880,00 TL Çek , 100,25

TL İşlemiş Faiz Çek, 131,63TL Çek Komisyon % 0,3, 4.388,00TL Çek Karşılıksız Tazminatı Olmak üzere toplam 48.499,88TL üzerinden takip başlatıldığı anlaşılmıştır.

Alınan 19/02/2024 tarihli bilirkişi raporunda özetle, ... .... şubesine ait, 05.11.2014 keşide tarihli, 45.000 TL bedelli, alacaklısı ..., borçlusu ... Şti olan çek aslı üzerinde yapılan incelemede; İnceleme konusu belgedeki ... adına atılı imza ile ...'ın mukayese imzaları arasında; tersim biçimi, işleklik derecesi, alışkanlıklar, istif, eğim, doğrultu, seyir, hız ve baskı derecesi bakımından uygunluk ve benzerlik saptanmadığından söz konusu imzanın mevcut mukayese imzalarına kıyasla ...'ın eli ürünü olmadığı tespit edilmiştir.

Senetteki imzanın borçluya ait olduğunun ispat külfeti senet elinde olup, takibe başlayan ve imzanın borçluya ait olduğunu iddia eden alacaklıya aittir. (HGK 26/04/2006 tarih, 2006/12-259 E., 2006/231 K. sayılı kararı) Bu durumda davanın niteliği itibari ile imzanın borçluya ait olduğunu kanıtlama külfeti alacaklıya aittir.

İmza incelemesinde öncelikle senedin düzenleme tarihinden öncesine ilişkin borçluya ait olduğu muhakkak olan karşılaştırmaya elverişli imzalarını taşıyan belgeler, keşide tarihine en yakın tarihli olanından başlayarak bilirkişi tarafından mukayeseye esas alınmalıdır. Yapılacak bilirkişi incelemesinin, konunun uzmanınca ve yeterli teknik donanıma sahip bir laboratuvar ortamında, optik aletler ve o incelemenin gerektirdiği diğer cihazlar kullanılarak, grafolojik ve grafometrik yöntemlerle yapılması, bu alet ve yöntemlerle gerek incelemeye konu ve gerekse karşılaştırmaya esas belgelerdeki imza veya yazının tersim, seyir, baskı derecesi, eğim, doğrultu gibi yönlerden taşıdığı özelliklerin tam ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenip karşılaştırılması; sonuçta, imza veya yazının atfedilen kişiye ait olup olmadığının, dayanakları gösterilmiş, tarafların, mahkemenin ve Yargıtay’ın denetimine elverişli bir raporla ortaya konulması, gerektiğinde karşılaştırılan imza veya yazının hangi nedenle farklı veya aynı kişinin eli ürünü olduklarının fotoğraf ya da diğer uygun görüntü teknikleriyle de desteklenmesi şarttır. Nitekim bu ilkeler, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 08.10.2019 tarihli ve 2017/12-2692 E., 2019/1003 K. sayılı kararında da benimsenmiştir.

Somut uyuşmazlık imza inkarına dayalı olmakla hukuki ilişkinin varlığını, çek üzerindeki imzanın borçlu tarafa ait olduğunu ispat yükü davalı tarafın üzerinde olup “imzanın sahte olması” iddiası senetteki taahhüdün geçersizliğine yönelik mutlak def'i niteliğinde olmakla imzasını inkar eden tarafından, iyi niyetli olsa dâhi herkese karşı ileri sürülebilecektir.

Nitekim dava konusu çekte davacıya atfen atılı imzanın sahte olduğu, sahtelik iddiasının mutlak defilerden olup herkese karşı ileri sürülebileceği, dolayısıyla davalının iyiniyetli hamil olduğu yönündeki savunmasının dinlenemeyeceği anlaşılmıştır.

Dosyada mevcut adli raporun bu kapsamda yeterli incelemeye dayalı olduğu, her ne kadar yeterli belge bulunmadığı ileri sürülmüş ise de, .... Noterliği 30.12.2022 tarih ve ... sayılı imza sirküleri aslı, 09.05.2023 tarihli huzur imzaları aslı, ... bankası 08.09.2014 tarihli dekont aslı, ...bank 17.09.2014 tarihli sözleşme aslının incelendiği, belgelerin asıl belgeler olup, çek keşide tarihine yakın da oldukları, incelemenin fotoğrafik olarak da yapıldığı, yeniden rapor alınması gerektirir aksi yönde bir delilin bulunmadığı, icra takibine dayanak dava konusu bonodaki lehtar imzasının davacının eli ürünü olmadığının kesin olarak tespit edildiği anlaşılmakla, davacı lehtar yönünden menfi tespit isteminin kabulüne karar verilmesinde isabetsizlik görülmemiştir.

6102 sayılı TTK'nın 818. maddesi yollaması ile çeklerde de uygulanması gereken aynı yasanın 677. maddesi uyarınca ''bir poliçe, poliçe ile borçlanmaya ehil olmayan kişilerin imzasını sahte imzaları, hayali kişilerin imzalarını veya imzalayan ya da adlarına imzalanmış olan kişileri herhangi bir sebeple bağlamayan imzaları içerirse, diğer imzaların geçerliliği bundan etkilenmez'' İmzaların bağımsızlığı (istiklali) şeklinde tanımlanan bu ilke, poliçeye atılan her geçerli imzanın (keşidecinin, cirantanın, avalistin, kabul eden muhatabın imzası gibi) sahibini bağladığını, geçersiz imzanın sahiplerini sorumlu kılmamalarına rağmen poliçenin geçerliliğini ortadan kaldırmadığını ifade eder.

Geçerli imzaların sahipleri, başkasının imzasının geçersiz olduğunu ileri sürerek kambiyo sorumluluğundan kurtulamazlar. Geçersiz bir imza sahibini bağlamaz, ancak ciro zincirini de koparmaz.

Menfi tespit davası açılmasının bir süreye tabi olmadığı bu nedenle davacı tarafından davanın geç açılmış olması nedeniyle kötüniyetli olarak değerlendirilemeyeceği bu konudaki istinaf istemlerinin de yerinde olmadığı anlaşılmıştır.

Yerleşmiş Yargıtay uygulamaları uyarınca Adli Tıp Kurumu imza incelemesi yönünden son merci olmadığından, mahkemece Adli Tıp Kurumu'ndan rapor alınması zorunlu değildir.

Grafolojı Uzmanı tarafından verilen raporda şüpheye yer vermeyecek şekilde imzanın davacıya ait olmadığı belirtildiği gibi, bilirkişinin uzmanlık alanı imza incelemesi yapması için yeterli olduğundan, dosya kapsamı da raporu desteklediğinden, HMK 30. maddesindeki usul ekonomisi ilkesi uyarınca mahkemenin davayı en az masrafla ve en kısa sürede sonuçlandırma yükümlülüğü bulunduğundan, ATK'dan veya diğer 3 kişilik bilirkişi heyet rapor alınmadan karar verilmesinde usule aykırılık bulunmadığından, davalı vekilinin istinaf sebebinin reddine karar verilmiştir.

HMK’nın 326/1. maddesi uyarınca yargılama giderlerinin kural olarak aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verilmesi gerekmekle birlikte HMK’nın 312/2. maddesi gereğince, davanın açılmasına kendi hâl ve davranışlarıyla sebebiyet vermemiş ve yargılamanın ilk duruşmasında davacının talep sonucunu kabul etmiş ise davalı taraf yargılama giderlerini ödemeye mahkum edilemeyecektir. Bu kapsamda davalı şirketin, HMK 312/2 deki şartları sağlamadığı anlaşılmakla, aleyhine yargılama giderine hükmedilmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

Davalı şirketin harçtan muaf olduğuna ilişkin istemi yerinde ise de, bu hususun hükmün tashihi yoluyla mahallinde düzeltilebilecek bir husus olduğu anlaşılmıştır.

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dosyadaki tespitlere ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, 6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince istinaf sebepleriyle sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda ilk derece mahkemesi kararında esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, davalı vekilinin istinaf talebinin, 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

1-Usûl ve yasaya uygun İstanbul .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin .../05/2024 tarih ve 2023/... E., 2024/.. K. sayılı kararına karşı davalı ... A.Ş vekili tarafından yapılan istinaf talebinin 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,

2-Davalı ... A.Ş taraf harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına,

3-Davalı tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,

4-İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle taraflar yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,

5-Taraflarca yatırılan gider avansından harcanmayan kısmın karar kesinleştiğinde iadesine,

6- Karar tebliği, harç tahsil müzekkeresi düzenlenmesi, harç ve avans iadesi işlemlerinin İlk derece Mahkemesince yerine getirilmesine,

6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ve 6100 Sayılı HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince, miktar itibariyle kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 06/07/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2024/1135, K. 2026/1251, T. 06.07.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2024-1135-e-2026-1251-k-428f825abacf