Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2023/1905 E. 2026/968 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2023/1905
- Karar No
- 2026/968
- Karar Tarihi
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2023/1905 KARAR NO : 2026/968
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 20/05/2021 (Dava) - 26/05/2023 (Karar) NUMARASI : 2021/345 Esas - 2023/410 Karar DAVA : Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) BAM KARAR TARİHİ : 21/05/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 21/05/2026
İstinaf incelemesi için Dairemize gönderilen İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 26/05/2023 tarihli 2021/345 Esas ve 2023/410 Karar sayılı dosyasının incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ: DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; İzmir ili, Karşıyaka İlçesi, ... Mahallesi ... Ada ... ve ... Parsel numaralı taşınmazların maliki olduğunu, dava dışı Yüklenici .... Şti. ile anılan parsellerin tevhidi neticesinde oluşacak yeni ada ve parsel üzerinde inşa edilecek binanın zemin katındaki ve ön cephedeki en az 150 m2 dükkanın tapu sicilinde adına teslim edilecek şekilde ve 600.000,00 TL karşılığında anlaştığı, uzlaşı sonrasında Bornova 3. Noterliğinin 29 Haziran 2017 tarih ve 22159 yevmiye sayılı Düzenleme Şeklinde taşınmaz satış vaadi ve arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi akdedildiği, yüklenicinin talebi 3. Şahıslara 29 Haziran 2017, 05 Temmuz 2017 ve 07 Şubat tarihlerinde vekaletnameler verildiğini, vekaletnamelerin müvekkiline teslim edilmediği, yüklenicinin anlaşıldığı şekilde işlemleri aksaksız yürüttüğü ve yapılanların hazırlık işlemi olduğunu beyan ettiği, detaylı bilgilerden kaçındığı, nihai sözleşmenin parsel tevhidinden sonra tüm maliklere akdedileceğini bildirdiğini bu kapsamda Bornova 3. Noterliğinin 29 Haziran 2017 tarih ve 22156, Bornova 3. Noterliği'nin 29 Haziran 2017 tarih ve 22157, Bornova 3. Noterliği'nin 29 Haziran 2017 tarih ve 22159, Bornova 3. Noterliği'nin 29 Haziran 2017 tarih ve 22160, Bornova 3. Noterliğinin 05 Temmuz 2017 tarih ve 22161,Bornova 3. Noterliği'nin 05 Temmuz 2017 tarih ve 22162, İzmir 25. Noterliğinin 07 Şubat 2020 tarih ve 3653 yevmiye sayılı işlemleri, müvekkilinin yüklenicinin talebiyle tesis ettiği ve içeriğinin net olarak bilinmediği, yüklenici tarafından müvekkiline 600.000,00 TL ödendiği, yüklenicinin müvekkilinin mal varlığı aleyhinde peyderpey talepte bulunduğunu, İzmir Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü'nün müvekkiline tebliğ edilen yazısı ile tapu sicilinde yaptıkları tetkik neticesinde müvekkilinin hisselerinin büyük kısmının bilgisi ve izni olmaksızın yüklenici firma yetkililerinin akrabaları olan dava dışı ..., ..., ... ve ... adına tescil ettirildiğini öğrendiği, yoğun kalabalık içerisinde ve aceleyle müvekkilinin kandırılarak noter işlemlerinin tesis ettirildiği, davalıyı şahsen tanımayan müvekkilinin ilerleyen yaşından faydalanılarak kandırılıp hataya düşürülerek bir çok belgeye imza attığı, takibe konu senetteki imzanın müvekkilinin imzasına benzediği ancak müvekkilinin imzayı atıp atmadığını hatırlamadığı, yazı ve rakamların kesinlikle müvekkilinin eli ürünü olmadığı, müvekkilinin Ege Üniversitesi Psikiyatri Bölümünde tedavi gördüğünü, borca konu senet üzerindeki yazı ve rakamların müvekkilin el ürünü olmadığını belirterek müvekkilin borcunun bulunmadığının tespiti ve bahse konu cebri icra senedin iptalini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının davasının afaki ve hukuki dayanaktan yoksun olduğu, davacı vekili dilekçesinde hileli işlemlerle davacının iradesinin sakatlandığını ifade ettiği ancak müvekkilinin hangi eylemleriyle hileye sebebiyet verdiğini açıklamadığı, davacı tarafından dilekçesinde belirtmiş olduğu akdedilen "Düzenleme Şeklinde Taşınmaz Satış Vaadi ve Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmesinin" taraflarından birinin müvekkili olmadığı gibi, müvekkilinin bu belirtilen sözleşmeye dayalı olarak davacı ve yüklenici arasında çıktığı iddia edilen uyuşmazlıkların ve problemlerin sorumlusu olmadığı, davacı ile müvekkilinin tanışıklığının davacının müvekkile taşınmaz satış vaadi sözleşmesinde yetkiler vermesinden ve müvekkilinin davacı adına vekil sıfatıyla iş yapmasından kaynaklı olduğu, bundan dolayı daha sonraki zamanda davacı, günün şartlarında müvekkile ihtiyacı olduğunu belirterek yapı ruhsatı alındığında ödenmek üzere müvekkilinden 25.000,00-TL borç istediği, müvekkilin de davacıyla olan tanışıklığı ve aralarında bulunan vekalet ilişkisine duyduğu güvene binaen davacının ihtiyacı olması hasebiyle davacıya 25.000,00-TL borç verdiği, davacının da bu borç karşılığında müvekkiline senet verdiği, davacının borçlu olmadığını belirtmekle birlikte bunu ispatlayacak herhangi bir belge, delil sunmadığı, her ne kadar davacı yanın ispat yükümlülüğünün taraflarında olduğunu iddia etmiş olsa dahi takibe konu bono, kambiyo senedi vasfında olduğundan illetten mücerret olduğu, bu durumda bonodan dolayı borçlu bulunmadığının ispat yükümlüğünün davacıya ait olduğunu belirterek, davanın reddine ve kötüniyet tazminatına karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI : Mahkemece, ''...davacı borçlunun dava konusu bonoda bulunan imzasını inkar ettiği, mahkememizce yapılan imza ve yazı incelemesinde imzanın davacının eli ürünü olduğu, yazıların ise eli ürünü olmadığının tespit edildiği, davacının imza yönünden sahtelik iddiasının bu nedenle yerinde olmadığı, açığa imzanın kötüye kullanıldığı iddiası yönünden ise davacının sahtelik iddiasının yazılı delille ispat etmesi gerektiği, davacının bu konuda herhangi bir yazılı delil sunmadığı, davacı tarafından bildirilen soruşturma, ceza ve hukuk dava dosyalarının taraflarının üçüncü kişiler olduğu, davalının bu soruşturma ve davalarda taraf olarak yer almadığı, bu nedenle mahkememizce bu dosyaların iş bu dosya yönünden bekletici mesele yapılmasına lüzum görülmediği, ehliyetsizlik iddiası yönünden ise davacıya ait tüm tedavi kayıtlarının dosyaya kazandırıldığı, Adli Tıp Kurumundan alınan raporda her ne kadar davacıya rapor tarihi itibariyle "hafif demans" teşhisi konulmuş ise de iş bu dosya yönünden mahkememizce sorulan takip ve dava konusu senedin düzenlenme tarihi olan 29/06/2017 tarihi itibariyle davacının hukuki işlem ve eylem ehliyetinin bulunup bulunmadığının tespit edilemediği, davacının söz konusu işlem tarihinde fiil ehliyeti bulunmadığını ispat etmesi gerektiği, davacıya 2013 yılından itibaren demans teşhisi konulmuş olmasının başlı başına davacının fiil ehliyetini bu tarih itibariyle yitirdiği anlamına gelmediği, dosya içerisinde bulunan muhtelif tarihli noter evraklarına göre davacının dava konusu senedin düzenlenme tarihi öncesi ve sonrasında birden fazla noter işlemi yaptığı, davalar açtığı, kendisi hakkında akıl zayıflığı sebebiyle alınmış olan herhangi bir kısıtlama kararı ve başvurusunun bulunmadığı, dosya kapsamı itibariyle davacının bu iddiasını ispat edemediği, bedelsizlik iddiası yönünden ise davacı davalı ile aralarında tanışıklık bulunmadığını ve davalıya borcu olmadığını savunmuş ise de, takip ve davaya konu senedin nakden kaydı ile düzenlendiği, davalının savunmasına göre somut olayda talilin söz konusu olmadığı, bu halde davacının bedelsizlik iddiasını ispat etmesi gerektiği,davacı tarafından tanık deliline dayanılmış ise de senede karşı senetle ispat kuralı gereğince davacının tanık deliline başvuramayacağı, davacının dosya kapsamı itibariyle senedin bedelsiz olduğu iddiasını yazılı delil ile ispat edemediği, davacının refah seviyesinin yüksek olmasının takip ve dava konusu senedin düzenlenme nedeni üzerinde etkisinin bulunmadığı, iddianın ileri sürülüş biçimi ve mahkememizce yapılan incelemenin niteliğine göre yapılacak başkaca araştırma bulunmadığı...'' gerekçesiyle; ''...Davanın REDDİNE...'' şeklinde karar verilmiştir. Mahkemece 11/09/2023 tarihli ek kararla; '':..davacı ... tarafından davalı ... aleyhine menfi tespit istemli dava açıldığı, yapılan yargılama sonucunda 23/06/2023 tarihli karar ile davanın reddine ilişkin hüküm tesis edildiği, gerekçeli kararın taraf vekillerine 20/08/2023 tarihinde tebliğ edildiği, bu durumda istinaf dilekçesinin en son 04/09/2023 tarihinde Mahkemeye sunulmasının gerektiği ancak davacı vekili 05/09/2023 tarihli dilekçesiyle kararı istinaf ettiği, dolayısıyla adı geçen davacı vekilince HMK'nun 345.maddesinde öngörülen iki haftalık yasal süreden sonra istinaf başvurusunun yapıldığı...'' gerekçesiyle; ''...HMK 345. Maddesinde belirtilen yasal 2 haftalık süreden sonra istinaf başvurusunda bulunulduğu anlaşılmakla; davacı vekilinin İSTİNAF BAŞVURUSUNUN REDDİNE...'' şeklinde karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili 05/09/2023 tarihli dilekçesinde özetle; davalı tarafından müvekkili aleyhine İzmir 7 İcra Müdürlüğünün 2021/3441 sayılı dosyası ile kambiyo senedine özgü cebri icra takibi başlatıldığını, başlatılan cebri icra takibinin usul ve esas açısından yasaya aykırı olduğunu, bu nedenlerle iş bu menfi tespit davasını açtıklarını, ilk derece mahkemesince yeterszi ve eksik inceleme ile 26/05/2023 tarih ve 2021/345 Esas 2023/410 karar sayılı karar ile haksız şekilde davanın reddedildiğini, bu nedenlerle istinaf kanun yoluna başvurduklarını, müvekkilinin malvarlığı aleyhine tasarlanan haksız ve planlı kurguda davalının da yer aldığını, haksız kazanca yönelik tutum ve davranış sergilediğini, müvekkilinin davalı tarafı şahsen tanımadığını, davalı ile arasında herhangi bir bağ bulunmadığını, borcun kaynağının ispat yükümlülüğünün davalıda olmasına rağmen bu husus muhakeme sürecinde ilk derece mahkemesi tarafından incelenmediğini, sonuç olarak müvekkilinin mağduriyetinin giderilmesini teminen ilk derece mahkemesinin haksız kararına karşı istinaf başvurusunda bulunduklarını belirtmiştir.
Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Anayasa Mahkemesi'nin 15 Ocak 2020 tarih ve 2019/6266 başvuru numaralı kararı uyarınca, tebligat tarihinin karara resmi olarak vakıf olunan; diğer bir anlatımla kararın okunduğu tarih olduğunu, ilk derece mahkemesinin, 26 Mayıs 2023 tarih ve 2021/345E, 2023/410K sayılı gerekçeli hükmünün taraflarına 15 Ağustos 2023 tarihinde tebliğ edildiğini, HMK âmir hükümleri uyarınca; istinaf kanun yoluna başvuru süresi 2 (iki) hafta olup kanunun tayin ettiği sürelerin bitimi 20 Temmuz-31 Ağustos tarihleri arasına rastlayan davaların süresinin ise 31 Ağustos tarihinden 1 (bir) hafta sonrası olduğunu, adı geçen Anayasa Mahkemesi'nin konuya ilişkin kararı da dikkate alındığında; tebliğ tarihi 15 Ağustos 2023; istinaf kanun yoluna başvuru tarihi ise 29 Ağustos 2023 olup başvuru süresinin 31 Ağustos 2023 tarihinden itibaren 1 (bir) hafta uzadığını, sonuç olarak, ilk derece mahkemesinin 26 Mayıs 2023 tarih ve 2021/345 E. - 2023/410 K. sayılı gerekçeli hükmüne yönelik yasal süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulduğunu ve harcın yatırıldığını, müvekkilinin mağduriyetinin giderilmesini teminen ilk derece mahkemesinin haksız ek kararına yönelik istinaf kanun yoluna başvurma zorunluluğu doğduğunu belirterek ilk derece mahkemesinin eksik ve hatalı tetkik ve incelemeye binaen tesis ettiği istinaf kanun yolu başvurusunun reddi kararına yönelik istinaf kanun yolu başvurusunun kabulüyle; İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 11 Eylül 2023 tarih ve 2021/345 E. - 2023/410 K. sayılı ek kararının kaldırılmasına, akabinde ilk derece mahkemesinin eksik ve hatalı tetkik ve incelemeye binaen tesis ettiği davanın reddi kararına yönelik istinaf kanun yolu başvurusunun kabulüyle; İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 26 Mayıs 2023 tarih ve 2021/345 E. - 2023/410 K. sayılı gerekçeli hükmünün kaldırılmasına ve yeniden yapılacak yargılama neticesinde davanın kabulüne, yargılama giderlerinin ve vekâlet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava; sahtelik, ehliyetsizlik ve bedelsizlik iddiasına dayalı kambiyo senedinden kaynaklanan takip sonrası açılan menfi tespit isteğine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup; hüküm davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir. İstinaf incelemesi 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır. 28.02.2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanun ile değişik 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 7/a maddesinin 1. fıkrasında (1/g) baro levhasına yazılı avukatlara tebligatın elektronik yolla yapılmasının zorunlu olduğu, 4. fıkrasında ise elektronik yolla tebligatın, muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılacağı düzenlenmiştir. Anılan maddeye dayanılarak hazırlanan ve 06.12.2018 tarihli 30617 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan, elektronik ortamda yapılacak tebligata ilişkin usul ve esasları düzenleyen Elektronik Tebligat Yönetmeliği 01.01.2019 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Elektronik Tebligat Yönetmeliği’nin 3. maddesinde; "Elektronik tebligat: Tebligat Kanunu ve bu Yönetmeliğe uygun olarak elektronik ortamda yapılan tebligat, Elektronik tebligat adresi: PTT tarafından, gerçek kişiler için kimlik bilgileri, tüzel kişiler için ise tabi oldukları sistem bilgileri esas alınmak suretiyle tek ve benzersiz şekilde oluşturulan ve UETS’ye kaydedilen tebligat adresi, UETS: Tebligat Kanunu ve bu Yönetmelik uyarınca yapılan elektronik tebligat işlemlerini yürütmek amacıyla PTT tarafından kurulan, işletilen ve güvenliği sağlanan sistem, Zaman damgası: 5070 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (h) bendinde tanımlanan zaman damgası" olarak tanımlanmıştır. 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu'nda ise "Zaman damgası: Bir elektronik verinin, üretildiği, değiştirildiği, gönderildiği, alındığı ve/veya kaydedildiği zamanın tespit edilmesi amacıyla, elektronik sertifika hizmet sağlayıcısı tarafından elektronik imzayla doğrulanan kaydı ifade eder." şeklinde belirtilmiştir. Elektronik Tebligat Yönetmeliği’nin 5/ğ. maddesinde tebligatın elektronik yolla yapılması zorunlu olanlar arasında "Baro levhasına yazılı avukatlar" gösterilmiştir. Yönetmeliğin 6. maddesinde elektronik tebligat adresi alma zorunluluğuna tabi olanlar için yapılacak başvuru, 8. maddesinin 1. fıkrasında PTT'nin başvurunun yapıldığı tarihten itibaren bir ay içinde elektronik tebligat adresini, gerçek kişiler için kimlik bilgilerini, tüzel kişiler için ise tabi oldukları sistem bilgilerini esas almak suretiyle tek ve benzersiz olacak şekilde oluşturacağı ve UETS’ye kaydedeceği, elektronik tebligatın hazırlanması ve muhataba ulaştırılmasını düzenleyen 9. maddesinde tebligat çıkarmaya yetkili makam ve mercinin, elektronik tebligat mesajını hazırlayarak, UETS’ye teslim edeceği, UETS'nin elektronik tebligat mesajını zaman damgasıyla ilişkilendirerek muhatabın elektronik tebligat adresine ulaştıracağı, elektronik yolla tebligatın muhatabın elektronik tebligat adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılacağı belirtilmiştir. Görüldüğü üzere, 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 7/a maddesinde muhatabın elektronik tebligatı tebellüğ etmiş sayılacağı tarihe ilişkin özel bir düzenleme yer almaktadır. Bu düzenlemeye göre "Elektronik yolla tebligat, muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılır." Bunun sonucu olarak elektronik tebligatta tebellüğ tarihi elektronik tebligatın muhatabın elektronik posta hesabına ulaştığı veya okunduğu tarih olmayıp, tebligatın muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonu olmaktadır. Böylelikle, muhatabın kayıtlı elektronik posta hesabını kontrol etmemek suretiyle tebliğin sonuçlarını geciktirmesi ihtimali söz konusu olmayacaktır. 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 7/a maddesinin 4. fıkrasında yer alan düzenlemeye benzer bir düzenleme de 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 107/A maddesinin 2. fıkrasında yer almakta olup, "..Elektronik ortamda tebligat, muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılır..." şeklindedir. Bu düzenlemenin Anayasaya aykırılığı iddiası ile yapılan başvuru üzerine Anayasa Mahkemesinin 19.09.2019 tarihli ve 2018/144 esas sayılı kararında; itiraz konusu kuralın muhataplara öncelikle elektronik posta adreslerini belirli aralıklarla kontrol etme yükümlülüğü yüklediği, bu yükümlülüğe beşer günlük aralıklarla uyulduğu takdirde hukuki yollara başvuru süresi yönünden herhangi bir hak kaybı olmayacağı, muhatabın elektronik posta adresini her gün ya da beş günden daha az aralıklarla kontrol etmesi hâlinde ise tebliğin yapılmış sayılacağı tarihten de önce tebligattan haberdar olunacağı için süre yönünden bir hak kaybı yaşanmayacağı gibi bu sürenin birkaç gün daha uzamasının söz konusu olacağı belirtilerek düzenlemenin Anayasaya aykırı olmadığına karar verilmiştir. Bu açıklamalar ışığında; İlk Derece Mahkemesi kararını istinaf eden davacı vekiline yapılan elektronik tebligatın incelenmesinde; "Tarih 15/08/2023 Muhatap hesabına teslim edilmek üzere UETS tarafından teslim alındı, 15/08/2023 Tebligat alıcı için ayrılmış tebligat alanına (hesabına) başarılı bir şekilde konuldu, 20/08/2020 Tebligat alıcının hesabına iletilmesine müteakip mevzuat gereği belirlenen süre sonunda otomatik olarak okundu sayıldı" şeklinde açıklamaların yer aldığı görülmektedir. Elektronik Tebligat Yönetmeliği'nin 9. maddesinde belirtildiği üzere UETS elektronik tebligat mesajını zaman damgasıyla ilişkilendirerek 15/08/2023 tarihinde muhatabın elektronik tebligat adresine ulaştırmış olup, elektronik yolla tebligat muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılacağından İlk Derece Mahkemesi kararının 20/08/2023 tarihinde borçlu vekiline tebliğ edildiği, yasal süre geçtikten sonra 05/09/2023 tarihinde istinaf dilekçesi verildiği ve aynı tarihte harç yatırıldığı anlaşılmaktadır (bkz. Yargıtay HGK'nın 24.11.2020 tarihli 2020/12-547 E., 2020/924 K. sayılı kararı). Dolayısıyla gerekçeli kararın davacı tarafa tebliğ süresi dikkate alındığında istinaf dilekçesinin HMK 345. maddesinde vurgulanan yasal 2 haftalık süreden sonra yapıldığı anlaşılmakla; süresinden sonra yapılan istinaf dilekçesinin reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir husus bulunmamaktadır (bkz. Yargıtay 11. HD'nin 03.09.2024 tarihli 2024/225 E., 2024/5923 K. sayılı kararı). Yukarıda açıklanan nedenlerle, HMK 355. madde gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle ve kamu düzenine ilişkin hususlarla sınırlı olarak yapılan inceleme neticesinde; davacı vekilinin istinaf itirazlarının HMK’nın 353/1-b.1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davacı vekilinin İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 26/05/2023 tarihli 2021/345 Esas ve 2023/410 Karar sayılı ek kararına yönelik istinaf itirazlarının HMK’nın 353/1-b.1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-İSTİNAF AŞAMASINDA; alınması gerekli 732,00 TL istinaf karar harcından peşin alınan 269,85 TL harcın mahsubu ile bakiye 462,15 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına, 3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-HMK'nın 333.maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde varsa davacı tarafça yatırılan gider avansından kalan bakiyenin yerel mahkemece hesaplanarak davacı tarafa iadesine, 5-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ve gider avansı iade işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine, Dair; dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi.21/05/2026