Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/435 E. 2026/1021 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/435
- Karar No
- 2026/1021
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
15.HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2026/435
KARAR NO:2026/1021
TÜRK MİLLETİ ADINA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :İSTANBUL 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:20/01/2026
NUMARASI:2024/764 Esas, 2026/64 Karar
DAVANIN KONUSU:Tazminat (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ:16/07/2026
Taraflar arasında görülen davanın yerel mahkemece yapılan yargılaması sonucunda verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmuş olup, duruşmasız olarak dosya üzerinde yapılan inceleme ve istinaf talepleriyle sınırlı olarak yapılan değerlendirme sonunda;
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:Dava; taraflar arasında düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak talebine ilişkin olup, mahkemece davacı vekilinin davasının reddine dair verilen karara karşı taraflarca davacı yanca istinaf talebinde bulunulmuştur.Davacı vekili; taraflar arasında akdedilen 06/12/2014 tarihli "anahtar teslim cephe/yenileme /tamir sözleşmesi" başlıklı sözleşme gereğince müvekkilinin ... Ataşehir İstanbul adresinde bulunan satış ofisi, showroom ve depo cephesinin yenilenmesi işinin KDV dahil 195.600,34 TL' ye davalı firmaya verildiğini, sözleşme gereğince 09/12/2014 günü ilk ödeme ile yer teslimi yapıldığını, davalı firmanın ayıplı imalatının tespit edilmesi üzerine önce işi bıraktığını, işe davet etmeleri üzerine ise Üsküdar ...Noterliği'nin 11/02/2015 tarih ve ... yevmiye nolu ihbarnamesi ile akdi haksız olarak tek taraflı feshettiğini, bu fesih nedeniyle müvekkilinin zarara uğradığını ve davalının eksik bıraktığı işin dava dışı taşerona yaptırıldığını ileri sürerek, davalının sözleşmeyi haksız feshetmesi nedeniyle fazlaya ilişkin talepleri saklı kalmak kaydı ile şimdilik 10.000,00 TL fazla ödemeden kaynaklanan alacakları ile eserin üçüncü kişiye yaptırılmasından kaynaklanan tazminatın 30/03/2015 temerrüt tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, 22/06/2020 tarihli ıslah dilekçesi ile, bilirkişi kurul raporları doğrultusunda fazla ödemeden kaynaklı alacaklarını 50.196,28 TL, haksız fesih nedeniyle işin 3.şahıslara yapıtrılması nedeniyle tazminat taleplerini ise 38.024,84 TL olarak arttırmıştır.Davalı vekili, davanın öncelikle yetki yönünden reddinin gerektiğini, davanın mahiyeti itibariyle belirsiz alacak davası açılamayacağını, yapının belediyeden ruhsat alınmadan yapıldığından kaçak yapı niteliğinde bulunduğunu, bu nedenle dava konusu edilemeyeceğini, davacının müvekkiline eksik ödeme yaptığını, davacının sözleşmenin 7. ve 11. maddelerini ihlal ettiğinden sözleşmenin haklı olarak feshedildiğini, sözleşmenin feshedildiği 11/02/2015 tarihine kadar müvekkilinin137.588,00 TL tutarında imalatının olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, HMK'nın 107.maddesi gereğince davanın belirsiz alacak davası türünde açılabilmesi için, davanın açıldığı tarih itibariyle uyuşmazlığa konu alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak davacı tarafça belirlenememesi gerektiği, belirleyememe halinin, davacının gerekli dikkat ve özeni göstermesine rağmen miktar veya değerin belirlenmesinin kendisinden gerçekten beklenilmemesi durumuna ya da objektif olarak imkansızlığa dayanması gerektiği, huzurdaki davada ise davacının sözleşmeyi tek taraflı olarak fesheden davalıya gönderdiği 23/03/2015 tarihli ihtarname ile fazla ödemeden kaynaklanan 63.930,69 TL ile işin başka bir kişiye yaptırılmasından kaynaklanan 28.520,11 TL nın ödenmesinin ihtar edildiği, bu suretle davacının dava konusu ettiği alacak miktarının belli olmasına rağmen davasını belirsiz alacak davası olarak açmasında hukuki yarar bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Yerel mahkeme kararı davacı yanca istinaf edilmiştir.Dairemizin 05/04/2021 tarih 2020/1907 - 2021/709 karar sayılı ilamıyla, Somut uyuşmazlıkta, belli bir miktar gösterilerek talepte bulunulduğundan davacının davasının HMK 109. maddesinde ifade edilen kısmi dava niteliğinde olduğu kabul edilmelidir. (bkz. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 10/07/2013 gün 2012/6728 Esas 2013/4521 Karar sayılı ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 02/03/2016 gün 2014/15 Karar 2014/439 Esas, 2016/207 Karar sayılı ilamları). Yine, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2016/22-1166 E., 2019/576 K. Sayılı ve 16.05.2019 tarihli içtihadı; "alacağın tartısmasız veya belirli olması hâlinde kısmi dava açılamayacagına iliskin 6100 sayılı HMK'nın 109'uncu maddesinin ikinci fıkrasının yürürlükten kaldırılmıs olmasından dolayı belirli alacaklar için de artık kısmi dava açılması mümkün hâle geldigine ve davacının alacaklarının bir kısmını dava ettiginin dava dilekçesi içeriginden anlasılmasına baska bir anlatımla davanın kısmi dava olarak görülmesi için gerekli kosulların somut olayda bulunmasına göre, mahkemece dava hukuki yarar yoklugundan reddedilmeyerek bir ara kararı ile kısmi dava olarak görülüp sonuçlandırılmalıdır." şeklindedir. Ayrıca somut olayda, dosyada dava tarihinden önce yaptırılan tespit akabinde alınan delil tespiti raporunun dışında dosya kapsamında 5 adet bilirkişi kurulu raporu bulunduğu, bu raporların birbiri ile ve delil tespiti raporu ile çelişkili olduğu anlaşılmaktadır. Kaldı ki davacı tarafça dava açılmadan önce delil tespiti yaptırma yoluna gidilmiş olmasının, davaya konu edilen zarar veya alacak miktarının belirli hâle getirdiği şeklinde yorumlamak Kanunun amacına aykırıdır. Davacı yanın davaya konu taleplerinin belirsiz alacak davasına konu olabilecek nitelikte olduğu ve dava tarihi itibariyle zararın miktar ve değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin davacıdan beklenemeyeceği, aradaki hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar veya değeri belirtmek suretiyle kısmi dava açabileceği sonucuna varılmıştır. Bunun yanı sıra, davacının iddia ettiği zararın varlığını ve miktarının tespiti açısından hukuki korunma sağlanması hususunda mahkemeye başvurmasında hâlihazırda korunmaya değer bir yararı bulunmadığını kabul etmek mümkün değildir. Nitekim konuya ilişkin, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2019/4 E., 2019/202 K. sayılı ve 26/02/2019 tarihli içtihatı da bu yöndedir. O halde, mahkemece davanın kısmi dava olduğu ve davacının davayı açmakta hukuki yararı bulunduğu gözetilerek, toplanan deliller kapsamında işin esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirme sonucu davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağı gerekçesiyle hukuki yarar yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesi isabetsiz olduğu anlaşıldığından, kararın kaldırılması ile yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın yerel mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.Mahkemece dairemiz kaldırma kararı doğrultusunda inceleme yapılmıştır. Mahkemece, Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, taraflar arasında davacı şirketin faaliyet adresi olan ... Ataşehir/İstanbul adresinde bulunan satış ofisi, showroom ve depo cephesinin yenilenmesi işinin davalı tarafça yapılması için 06/12/2014 tarihli, KDV dahil 195.000,00 TL bedelli, "Anahtar Teslim Cephe/Yenileme/Tamir Sözleşmesi" başlıklı sözleşme düzenlendiği, sözleşmenin davalı şirket tarafından davacı şirkete gönderilen Üsküdar .... Noterliği'nin 11/2/2015 tarih ve ... yevmiye sayılı ihbarnamesi ile feshedildiği, sözleşmenin feshedilme nedeni olarak davacı tarafça sözleşmedeki ödeme planına uyulmamasının ve iş sahibi tarafından sözleşmenin 11.1 ve 11.2 maddelerine riayet edilmemesinin gösterildiği, aşağıda belirtileceği üzere davacı tarafça davalının yaptığı iş bedelinden fazla ödeme yapıldığı, yine davalı tarafça davacının sözleşmenin 11.1 ve 11.2 maddelerine uygun davranmadığını somut ve yeterli delillerle ispat edemediği anlaşılmakla davalı tarafça sözleşmenin haklı nedenle feshedildiğinin somut ve yeterli delillerle ispat edilemediği, davacı tarafça açılan bu davada davalının eser sözleşmesi kapsamında işi tamamlamadığının eksik bıraktığının yapılan işten fazla ödeme yapıldığının, eksik bırakılan işin dava dışı başka bir firmaya yaptırıldığının bu firmaya fazladan ödenen bedel nedeniyle zararın oluştuğunun beyan edilerek davalıya fazla ödendiği belirtilen bedelin iadesi ve eksik işin üçüncü kişiye yaptırılması nedeniyle uğranıldığı belirtilen zararın tazmininin talep edildiği, tarafların ticari defterlerinin incelenmesinden ve dava dilekçesinin ekinde sunulan banka dekontlarından davaya konu sözleşme kapsamında davacı tarafından davalıya 06/01/2015 tarihinde 24.987,50 TL, 28/01/2015 tarihinde 50.000 TL, 09/12/2014 tarihinde 40.000 TL olmak üzere toplam 114.987,50 TL ödeme yapıldığı, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi'nin 2021/3389 esas- 2024/1065 karar sayılı kaldırma ilamı doğrultusunda kaldırma ilamından önce delil tespiti dosyalarında alınan raporlar ve dosyamız içerisinde alınan raporlar yönünden çelişkinin giderilmesi yönünden yeni bir heyetten kök rapor alındığı, bu kök rapora yapılan itirazların değerlendirilmesi ve eksik kalan işin üçüncü kişiye yaptırılması yönünden davacının talep edebileceği bir zararın bulunup bulumadığı yönünden ek rapor alındığı, alınan raporlarda teknik yönden değerlendirme yapılarak daha önce alınan 14/11/2018 tarihli rapordaki yapılan hesaplamaların uygun olduğunun davalı tarafça eksik iş yapıldığının, yapılan işlerin toplam bedelinin 65.991,03 TL olduğunun tespit edildiği alınan kök ve ek raporun mahkememizce denetime elverişli ve uygun bulunduğu, davacı tarafça davaya konu iş nedeniyle yapılan toplam 114.987,50 TL ödemeden davalı tarafça yapılan işlerin toplam bedeli çıkarıldığında davacının fazla ödeme yaptığı tespit edilen 48.996,47-TL'yi davalıdan talep edebileceği, davacı tarafın eksik kalan işin üçüncü kişiye yaptırılması nedeniyle uğranıldığı belirtilen zararın tazmini talebi yönünden alınan ek raporda davacının eksik işler yönünden üçüncü kişiyle yaptığı sözleşmedeki imalat bedelleri ile davalı ile yaptığı sözleşmedeki imalat bedellerinin uyduğunun, davalının üçüncü kişi ile yaptığı sözleşmede davalı tarafından yapılan iş bedelleri ile davalının sözleşme ile üstlendiği işlerden farklı iş kalemlerinin de bulunduğunun bu nedenle eksik kalan işin üçüncü kişiye yaptırılmasında davacının zararının bulunmadığının tespit edildiği, bu hususta alınan rapor da mahkememizce denetime elverişli ve uygun bulunduğu, davacı tarafça 20/06/2020 tarihli talep arttırım dilekçesi sunulduğu, davalı vekilince zamanaşımı itirazında bulunulduğu, ilk kaldırma ilamı olan İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi'nin 2020/1907 Esas 2021/709 Karar sayılı ilamında davacı yanın davaya konu taleplerinin belirsiz alacak davasına konu olabilecek nitelikte olduğu ve dava tarihi itibariyle zararın miktar ve değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin davacıdan beklenemeyeceğinin belirtildiği, dava dilekçesi incelendiğinde davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığının belirtildiği, belirsiz alacak davasında davanın açıldığı tarih itibariyle alacağının tamamı yönünden zamanaşımının kesileceği, davanın açıldığı tarihte zamanaşımı süresinin dolmadığı ayrıca davanın kısmi dava olduğunun ve sunulan dilekçesinin ıslah dilekçesi olduğunun kabul edilmesi halinde bile 6098 sayılı TBK'nun 147/1-6 maddesinde yüklenicinin yükümlülüklerini ağır kusuruyla hiç ya da gereği gibi ifa etmemesi dışında, eser sözleşmesinden doğan alacaklar yönünden 5 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanacağı düzenlenmiş olmakla davaya konu somut olayda davalı yüklenici tarafından haklı bir sebep olmaksızın iş tamamlanmadan eksik bırakıldığından 10 yıllık genel zamanaşımı süresinin uygulanacağı, dilekçenin sunulduğu tarihte zamanaşımı süresinin dolmayacağı, davacı tarafından davalıya gönderilen Kartal .... Noterliği'nin 23/03/2015 tarih, ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile davalının 30.03.2015 tarihinde temerrüte düştüğü anlaşıldığından, davanın kısmen kabul kısmen reddi ile fazla ödendiği iddia edilen bedel iade talebi yönününden 48.996,47-TL 'nin 30.03.2015 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, davacının haksız fesih nedeniyle tazminat talebinin reddine karar verilmiştir. Davacı vekili istinaf dilekçesiyle, akdin haksız feshine bağlı 3. kişiye yaptırmadan kaynaklı zararımız açısından reddedilmiş olup, kararın bu yönü ile istinafı ve kaldırılması ile haklı davamızın her iki yön itibariyle de kabulünü talep ettiklerini, İDM, bozma sonrasında aldığı ancak öncesinde alınan bilirkişi raporları ile çelişkili olan ve itirazımıza uğrayan bilirkişi raporuna dayanarak eksik işin 3. Kişiye yaptırılması nedeniyle zararımızın doğmadığı gerekçesiyle tazminat talebimizi reddetmiş olup, hatalı değerlendirme ile verilen kararın kaldırılması gerektiğini, bilirkişi heyeti, 3. kişi ile yaptığımız akit konusu işler ile davalının işlerinin aynı olduğunun belirtildiği, yapılan işler aynı olabilir, önemli olan müvekkile maliyetinin olduğunu, zarar talebimizin dayanağı işi 3. kişiye yaptırmamızdan kaynaklı maliyetin farklı olduğunu, ilk derece mahkemesinin bu hususu değerlendirmediğini, dosyada mübrez 16.10.2019 tarihli bilirkişi heyeti raporunda işin 3. kişi ... firmasına yaptırılmasından kaynaklı olarak 38.024,84 TL. Zararlarının olduğunu, davalı yanın söz konusu tespitin davalı ile imzalanan sözleşme dışı işler olduğu gerekçesiyle yapılan itiraz üzerine müvekkilin kayıtları ek raporda tekrar incelenmiş ev 9.3.2020 tarihli ek rapor ile söz konusu itirazın mesnetsiz olduğunun tespit edildiğini, buna karşılık,... şu an için aynı itiraz gerekçesini kabul ederek tazminat davamızı reddettiğini, kalan işlerin üçüncü kişiye yaptırılmak zorunda kalınmasında, benzer şart ve tasarımda tamamlanması için serbest piyasa fiyatlarına göre; 150.000,00 TL. (KDV dahil 177.000,00 TL) ihtiyaç duyulduğunu", açıklamasıyla davalının kalan işinin 3. kişiye yaptırılması halinde gerçekleşecek maliyet tespit edilmiş olup, eksik işler bedeli olarak tespit edilen bu meblağ aşamalarda alınan raporlar ile uyumlu olduğunu, bu yönü ile işin 3. kişiye yaptırılması nedeniyle zarara uğramadığımız değerlendirmesi hakkaniyete aykırı düştüğünü, sırf imalat kalemleri aynı diye (ki zaten aynı olması lazım) zararımızın oluşmadığının ifade edilmesi hukuka aykırı olduğu gibi, gerek tespit dosyasındaki raporla gerekse de dava sırasında alınan raporla çelişki yarattığını, davalı ile yapılan sözleşme bedelinin 195.600 TL., davalının imalat bedelinin 65.991,03 TL, müvekkilin fiilen yaptığı işler toplamının 2.154,68 TL olması nedeniyle müvekkilin ...firması ile yaptığı akdin 166.574,70 TL. olduğu göz önüne alındığında; 195.600 TL. - 65.991,03 TL. - 2.154,68 TL. = 127.454,29 TL. Davalının eksik işleri tamamlayacağı meblağ ...'ye eksik işlerin tamamlattırıldığı meblağ 166.574,70 TL. - 127.454,29 TL. = 39.120,41 TL. müvekkilin eksik işleri 3. kişiye tamamlatması nedeniyle uğradığı maddi zarar görüleceği üzere, eksik işlerin 3. kişiye tamamlattırılması nedeniyle müvekkilin uğradığı maddi zarar miktarı 39.120,41 TL. olarak hesaplandığını belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılması için istinaf kanun yoluna başvurmuştur.Davalı vekili istinaf dilekçesiyle, İstanbul BAM 15. Hukuk Dairesi'nin "Kısmi Dava" tespitine karşın "belirsiz alacak davası" hükmü kurulmasının açıkça hukuka aykırı olduğunu, davanın niteliği, yargılamanın en başından itibaren Bölge Adliye Mahkemesi tarafından tayin ve tespit edildiğini, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) uyarınca bir davanın "belirsiz alacak davası" mı yoksa "kısmi dava" mı olduğu hususu, zamanaşımı ve faiz gibi temel hakları doğrudan etkileyen bir usul hukuku sorunu olduğunu, yerel mahkeme, davanın belirsiz alacak davası olduğu yönündeki hatalı ısrarını sürdürerek, BAM’ın bu konudaki kesin nitelemesini ihlal ettiğini, yerel mahkeme BAM'ın bozma ilamının gereğini yerine getirmediğini, mahkemenin, taraflar arasındaki sözleşme ilişkisinin eser sözleşmesi kapsamında kalmasına karşın 10 yıllık genel zamanaşımını uygulamasının hatalı olduğunu, eser sözleşmelerinde uygulanacak 5 yıllık zamanaşımı süresi ıslah tarihi itibarıyla dolduğunu, sözleşmenin geçersizliği ve sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde de 2 yıllık zamanaşımı süresi aşıldığını, ıslahla artırılan alacak kalemlerine ihtarname tarihinden itibaren faiz işletilmesi acıkça BAM bozma kararlarına ve hukuka aykırı olduğunu, yerel mahkeme BAM'ın bu açık talimatına rağmen, hüküm fıkrasında alacağın tamamına (ıslahla artırılan kısımlar da dahil olmak üzere) ihtarname tarihi olan 30.03.2015 tarihinden itibaren faiz işleterek fahiş bir hataya imza attığını, mahkemenin BAM'ın bozma kararında açıkça belirttiği ıslah tarihini görmezden gelerek yaklaşık 10 yıllık bir faiz yükünü müvekkil üzerine bırakmasının açıkça hukuka aykırı olduğunu belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılması için istinaf kanun yoluna başvurmuştur.Uyuşmazlık, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 470. ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Davacı iş sahibi, davalı ise yüklenicidir. Davacı vekili, taraflar arasında 06.12.2014 tarihli anahtar teslim cephe yenileme ve tamir sözleşmesi imzalandığını, sözleşme kapsamında davalıya KDV dahil 195.600,34 TL bedelle satış ofisi, showroom ve depo cephesinin yenilenmesi işinin verildiğini, yer teslimi sonrasında davalının işe başladığını, ayıplı imalat nedeniyle işi bıraktığını ve davete rağmen Üsküdar ... Noterliğinin 11.02.2015 tarihli ihtarnamesi ile sözleşmeyi haksız olarak tek taraflı feshettiğini, bu nedenle davalıya yapılan fazla ödemenin iadesi ile eksik işlerin dava dışı üçüncü kişiye yaptırılması nedeniyle uğranılan zararın tazminini talep ettiklerini, yargılama sırasında sunulan 20.06.2020 tarihli ıslah dilekçesi ile fazla ödemeden kaynaklanan alacak talebini 50.196,28 TL'ye, üçüncü kişiye yaptırılan işler nedeniyle tazminat talebini 38.024,84 TL'ye yükselttiklerini belirterek, bu tutarların 30.03.2015 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili, sözleşme konusu yapının ruhsatsız olması nedeniyle hukuken korunamayacağını, davacının sözleşmeye aykırı davranarak şirket personeline müdahale ettiğini ve sözleşmenin 7 ile 11. maddelerini ihlal ettiğini, bu nedenle sözleşmenin haklı olarak feshedildiğini, fesih tarihine kadar 137.588,00 TL tutarında imalat gerçekleştirildiğini, yapılmayan iş bedelinin ise 58.012,34 TL olduğunu, davacının eksik ödeme yaptığını, ayrıca ıslahla artırılan talepler yönünden zamanaşımı itirazında bulunduklarını, davanın kısmi dava niteliğinde olduğunu, artırılan talepler yönünden faiz başlangıcının ıslah tarihi olması gerektiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma kararları doğrultusunda yeni bilirkişi heyetinden alınan kök ve ek raporlar ile tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirilerek, davalı tarafın sözleşmeyi haklı nedenle feshettiğini ispat edemediği, davacının sözleşme kapsamında davalıya 114.987,50 TL ödeme yaptığı, davalının gerçekleştirdiği iş bedelinin 65.991,03 TL olduğu, bu nedenle davacının 48.996,47 TL fazla ödeme yaptığı, dava dışı ... firması ile yapılan sözleşmede davalı sözleşmesi kapsamı dışında kalan iş kalemlerinin de bulunduğu ve üçüncü kişiye yaptırılan işler nedeniyle davacının ayrıca zararının oluşmadığının bilirkişi raporuyla belirlendiği, davalı vekilinin zamanaşımı itirazının yerinde olmadığı, davalının 30.03.2015 tarihinde temerrüde düştüğü gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, fazla ödendiği belirlenen 48.996,47 TL'nin 30.03.2015 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, haksız fesih nedeniyle üçüncü kişiye yaptırılan işler sebebiyle tazminat isteminin ve fazlaya ilişkin talebin reddine, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin kabul ve ret oranına göre taraflar arasında paylaştırılmasına karar verilmiştir.Dosyanın geldiği aşama incelendiğinde, İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/1237 Esas, 2020/387 Karar sayılı kararı ile davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağı ve davacının hukuki yararının bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, Dairemizin 2020/1907 Esas, 2021/709 Karar sayılı ilamı ile davanın kısmi dava niteliğinde olduğu, davacının hukuki yararının bulunduğu gerekçesiyle karar kaldırılarak dosya mahkemesine gönderilmiş, İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2021/344 Esas, 2021/709 Karar sayılı kararı ile davanın kısmen kabulüne ve 85.841,03 TL'nin tahsiline karar verilmiş, Dairemizin 2021/3389 Esas, 2024/1065 Karar sayılı ilamı ile bilirkişi raporları arasındaki çelişkilerin giderilmediği, ıslah yönünden zamanaşımı itirazının incelenmediği, gerekçe ile hüküm arasında uyumsuzluk bulunduğu ve faiz başlangıcının hatalı belirlendiği gerekçeleriyle karar kaldırılarak dosya yeniden mahkemesine gönderilmiş, İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2024/764 Esas, 2026/64 Karar sayılı son kararı ile alınan yeni bilirkişi kök ve ek raporları doğrultusunda davanın kısmen kabulüne, davacının fazla ödediği 48.996,47 TL'nin 30.03.2015 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, haksız fesih nedeniyle tazminat isteminin ise reddine karar verilmiştir.Taraflar arasında davacı şirketin faaliyet adresi olan ... Ataşehir/İstanbul adresinde bulunan satış ofisi, showroom ve depo cephesinin yenilenmesi işinin davalı tarafça yapılması için 06/12/2014 tarihli, KDV dahil 195.600,34 TL götürü bedelli, "Anahtar Teslim Cephe/Yenileme/Tamir Sözleşmesi" başlıklı sözleşme imzalanmış, sözleşme kapsamında davac iş sahibi tarafından 117,377,69 TL ödenmiş, sözleşme davalı şirket tarafından Üsküdar ... Noterliği'nin 11/2/2015 tarih ve ... yevmiye sayılı ihbarnamesi ile feshedilmiştir.Mahkemece dairemiz kaldırma kararı doğrultusunda bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır. Bilirkişi kök ve ek raporlarında, davacının sözleşme kapsamında davalıya 116.946,83 TL ödeme yaptığı, davalının gerçekleştirdiği imalat bedelinin 65.991,03 TL olduğu, davalının davacıya iade etmesi gereken tutarın 50.955,80 TL, davacının davalı adına yaptığı işlerin bedelinin 2.154,68 TL olduğu, bu suretle davacının sözleşme kapsamında toplam 53.110,48 TL talep edebileceği, dava dışı ... firmasına yaptırılan işlerin davalı ile yapılan sözleşme kapsamı dışındaki işler ile davacının yaptığı iş kalemlerini de içerdiği, bu nedenle üçüncü kişiye yaptırılan işler nedeniyle davacının ayrıca zararının bulunmadığı rapor ibraz etmiştir. Son bilirkişi kök raporunda ve ek raporunda davacının talep edebileceği toplam tutar 53.110,48 TL olarak hesaplanmıştır. Bu tutar, 50.955,80 TL fazla ödeme ile 2.154,68 TL davacının davalı adına yaptığı iş bedelinden oluşmaktadır. Bilirkişi heyeti ayrıca, üçüncü kişiye yaptırılan işler nedeniyle davacının ayrıca zararının bulunmadığı kanaatine varmıştır.Mahkeme ise hükmünde, bilirkişi raporunda hesaplanan 50.955,80 TL yerine 48.996,47 TL fazla ödeme alacağına hükmetmiş, üçüncü kişiye yaptırılan işler nedeniyle tazminat istemini ise bilirkişi raporuna uygun şekilde reddetmiştir. Mahkeme gerekçesinde bu 1.959,33 TL farkın neden kaynaklandığına ilişkin açık bir hesaplama veya değerlendirme yapılmamıştır.Mahkemece davalı vekilinin ıslah talebinin zamanaşımı itirazı reddedilirken öncelikle davanın belirsiz alacak davası olduğu kabul edilerek, belirsiz alacak davasında dava tarihinin alacağın tamamı yönünden zamanaşımını kestiği gerekçesine dayanılmış, devamında ise davanın kısmi dava olarak kabul edilmesi hâlinde dahi davalı yüklenicinin yükümlülüğünü ağır kusuruyla gereği gibi ifa etmemesi nedeniyle TBK'nın 147/1-6. maddesindeki istisna uyarınca on yıllık genel zamanaşımı süresinin uygulanacağı belirtilmiştir. Ancak Dairemizin 2020/1907 Esas, 2021/709 Karar sayılı kaldırma ilamında, dava dilekçesinde belirli bir miktar talep edilmiş olması nedeniyle davanın HMK'nın 109. maddesi kapsamında kısmi dava niteliğinde olduğu açıkça ve kesin olarak kabul edilmiş, ilk derece mahkemesinin davayı belirsiz alacak davası olarak nitelendirerek hukuki yarar yokluğundan reddetmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu belirtilmiş ve mahkemenin bu hukuki nitelendirme doğrultusunda yargılamaya devam etmesi gerektiği ifade edilmiştir. Nitekim Dairemizin 2021/3389 Esas, 2024/1065 Karar sayılı ikinci kaldırma ilamında da aynı hukuki nitelendirme korunmuş, ayrıca dava dilekçesi ile talep edilen kısım yönünden dava tarihinden, 20.06.2020 tarihli ıslah dilekçesi ile artırılan kısım yönünden ise ıslah tarihinden itibaren faiz yürütülmesi gerektiği açıkça belirtilerek davanın kısmi dava niteliği bir kez daha esas alınmıştır. Bu nedenle ilk derece mahkemesince son kararda zamanaşımı itirazı değerlendirilirken yeniden davanın belirsiz alacak davası olduğu kabul edilerek gerekçe kurulması, Dairemizin bağlayıcı nitelikteki kaldırma ilamlarında benimsenen hukuki nitelendirme ile bağdaşmamaktadır.Mahkemenin davanın kısmi dava olduğu kabul edilse dahi on yıllık zamanaşımı süresinin uygulanacağı yönündeki ikinci gerekçesi incelendiğinde, Yüklenicinin işi haksız fesihle bırakmasını doğrudan TBK 147/1-6. maddesindeki "ağır kusur" kapsamında değerlendirerek 10 yıllık zamanaşımı süresini uygulaması da eksik incelemeye dayalıdır. Yüklenen Yargıtay kararlarında belirtildiği üzere, bir edimin veya işi yarım bırakmanın "ağır kusurlu" şekilde gerçekleşip gerçekleşmediği hukuki ve teknik bir konudur. Yüklenicinin sözleşmeyi feshinin haksız olması tek başına "ağır kusur" (kasıt veya ağır ihmal) anlamına gelmez. Mahkemece, ağır kusurun varlığına dair denetime elverişli, somut, teknik ve hukuki bir tartışma/gerekçelendirme yapılmaksızın otomatik olarak 10 yıllık sürenin kabul edilmesi hatalı olmuştur. O hâlde, mahkemece, öncelikle Dairemizin 2020/1907 Esas, 2021/709 Karar ve 2021/3389 Esas, 2024/1065 Karar sayılı kaldırma ilamlarında davanın kısmi dava niteliğinde olduğunun açıkça kabul edildiği gözetilerek, zamanaşımı itirazının belirsiz alacak davasına ilişkin esaslar çerçevesinde değil, kısmi davaya ilişkin usul hükümleri dikkate alınmak suretiyle değerlendirilmesi, bu kapsamda 20.06.2020 tarihli ıslah dilekçesi ile artırılan talepler yönünden ileri sürülen zamanaşımı savunmasının davanın hukuki niteliğine uygun şekilde incelenmesi, ayrıca TBK'nın 147/1-6. maddesinde düzenlenen beş yıllık zamanaşımı süresinin istisnasını oluşturan yüklenicinin yükümlülüğünü ağır kusuruyla hiç veya gereği gibi ifa etmemesi hâlinin somut olayda gerçekleşip gerçekleşmediği hususunda, davalı yüklenicinin eylemlerinin ağır kusur teşkil edip etmediği yönünde dosya kapsamındaki deliller değerlendirilerek suretiyle somut, ayrıntılı ve denetlenebilir bir hukuki değerlendirme yapılması, varılacak sonuca göre zamanaşımı itirazı hakkında karar verilmesi gerekirken, Dairemizin bağlayıcı hukuki nitelendirmesine aykırı şekilde davanın belirsiz alacak davası olduğu kabul edilerek ve ağır kusur olgusu yönünden yeterli araştırma ve gerekçe oluşturulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması hatalı olmuştur. Açıklanan nedenlerle, taraf vekillerinin istinaf taleplerinin kabulü ile usul ve yasaya uygun bulunmayan yerel mahkeme kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kaldırılarak yukarıda açıklanan şekilde inceleme ve araştırma yapıldıktan sonra oluşacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi için dosyanın yerel mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekmiştir.
HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Taraf vekillerinin istinaf başvurusunun KABULÜNE,
2-İSTANBUL 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin 20/01/2026 tarih, 2024/764 Esas, 2026/64 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,
3-Dosyanın Dairemiz kararına uygun şekilde inceleme yapılarak yeniden bir karar verilmek üzere yerel mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
4-Taraflarca yatırılan istinaf karar harçlarının istek halinde taraflara İADESİNE,
5-Taraflarca yapılan istinaf yargılama giderinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda DİKKATE ALINMASINA,
6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekâlet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince KESİN olmak üzere 26/06/2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.