Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2023/1672 E. 2026/955 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2023/1672
Karar No
2026/955
Karar Tarihi

T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2023/1672 KARAR NO : 2026/955

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 03/02/2022 (Dava) - 21/12/2022 (Karar) NUMARASI : 2022/103 Esas - 2022/1220 Karar DAVA : Alacak BAM KARAR TARİHİ : 21/05/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 21/05/2026

İstinaf incelemesi için Dairemize gönderilen İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 21/12/2022 tarih ve 2022/103 Esas - 2022/1220 Karar sayılı dosyasının incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin tasfiye halinde .... ile 10.06.2000 tarihinde inşaat sözleşmesi yaptığını, bu sözleşmede arsa sahiplerini müştereken hissedar bulunduğunu Karşıyaka Örnek köy, ... ada,... parselde kayıtlı taşınmaz da kat karşılığı inşaat yapım sözleşmesi işinde yüklenici olarak yer aldığını, kooperatifin 08.01.2018 tarihinde terkin ile sicilden silindiğini, davalı ...., .... ve .....’in bu kooperatifin yönetim üyesi olduğunu, dava dışı kooperatif ile yapılan anlaşma gereği ödenmeyen 2 adet fatura toplamı olan 217.225.554 TL alacağın tahsili için İzmir 5. İcra Müdürlüğü'nün 2004/8834 E sayılı dosya ile takibe başladıklarını, yetki itirazı nedeniyle dosyanın Karşıyaka 1. İcra Müdürlüğü'nün 2011/8387 Esas numarası (Eski 2004/9493 Esas ile 2008/6457 Esas) aldığını, takip dosyasında alacaklı vekilinin talebi ile kooperatife ait Karşıyaka Örnek köy ... Ada ... parselde bulunan taşınmaz üzerinde kurulan binaya 25.01.2005 tarihinde haciz işlemi yapıldığını, ancak 30.06.2005 tarihinde yapılan uzlaşma teslim ve ibra tutanağı düzenlendiği, müvekkiline taahhüt edilen vade tarihleri belirlenen borçlarla (4. maddede) yine bakiye 110.000 TL’lik borcun karşılığında kooperatife ait olan ve arsa sahibine daire olarak verilecek olan bitirilmiş 2 adet dairenin mülkiyetinin 30.08.2006 tarihine kadar müvekkiline devredileceğinin 5. Maddeyle anlaşıldığını, kooperatif yöneticisine güvenen müvekkilinin 6. Maddede anlaşma gereği Karşıyaka 1. Bölge Tapu Sicil Müdürlüğünde 18.07.2005 tarihinde konulan hacizlerin terkin işleminin yaptığını, vade tarihinde ve sonrasında müvekkiline taahhüt edilen borç ödemelerin yerine getirilmediğini, kooperatif tarafından alacaklı müvekkili şirket aleyhine yenileme isteği ve faizlerin kaldırılması talepleri Karşıyaka 1. İcra Hukuk Mahkemesi' nin 2009/626 Esas – 2010/219 Karar sayılı 07.04.2010 tarihli karar ile davanın kısmen kabulü ile dava tarihi itibari ile 200.000 TL ana para 194.000 TL işlemiş faizle birlikte 394.000 TL borçlu olarak müvekkilinin borçlu olduğunun tespit edildiğini ve bu kararın Yargıtay 13. HD tarafından 02.12.2010 tarihli onanarak kesinleştiğini, müvekkilinin bu alacak miktarı ile alacağının tespit edildiğini, ancak tahsilat işlemine girişildiği sırada borçlu kooperatifin 13.02.2018 tarihinde sicilden silindiklerini öğrendiklerini, 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu madde 62/3 gereğince yönetim kurulu üyelerinin ve kooperatif memurlarının kendi kusurlarında ileri gelen zararlardan sorumlu olduğunu, kamu görevli gibisi cezalandırılacaklarını, TTK m. 556 vd. göre yöneticilerin sorumluluğunun bulunduğu, kooperatifin terkin işlemlerini gerçekleştirerek müvekkilinin haksız ve kötü niyetli davranışlarla mağdur ettiklerini özen ve yükümlülüklerini yerine getirmediklerini kooperatifin tasfiye ve terkin ettiklerini, bu nedenle kooperatifi temsil eden yürütme organı yönetim kurulu üyelerini, sorumluluklarının bulunduğunu, müvekkilinin Karşıyaka 1. İcra Müdürlüğü'nün 2011/8387 Esas sayılı dosyasına konu edilen alacağının 394.000,00 TL olup, bu alacaktan davalıların kusuru ile tahsile sebebiyet vermediklerinden sorumlu olduklarını ileri sürerek, davanın kabulü ile kooperatif üyelerinden tahsiline ve taşınmazları üzerine ihtiyati tedbir talebi konulmasını talep etmiştir. CEVAP : Davalı.... vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının alacağını zamanaşımına uğradığını, TTK m. 560 gereğince zararını doğuran fiili meydana geldiği tarihten itibaren 5 yıl geçmekle zamanaşımının doğduğunu, talep hakkının 07.04.2020 tarihinde Karşıyaka 1. İcra Hukuk Mahkemesinde verilen karar ile 5 yıllık zamanaşımının dolduğunu husumet yönünden de davacının davasını yenilebilmesi için asıl borçlunun davalı olarak gösterebilmesi gerektiği, bu borçludan tahsil imkânı olmaması halinde yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu yoluna gidilebileceğinin davacının açmış olduğu davada tasfiye halinde sınırlı sorumlu .... İle inşaat sözleşmesi imzaladığını, sözleşme gereği ödenmesi gereken 2 adet fatura toplamı 217.225,55 TL’nin ödenmemesi üzerine icra takibi yapıldığı, Kooperatife ait bağımsız bölümler üzerinde haciz konulduğu, daha sonra taraflar arasında 30.06.2005 tarihli anlaşma sonucunda hacizlerin fek edildiği, karşılığında 2 adet 2 Adet dairenin kendisine verilmesi uyulmadığı borç ödemesi ve taşınma ve devir işlemlerinin yapılmadığı ve kooperatifin sicilden terfi edilmesi nedeniyle yönetim kurulunun kendi kusurlarından dolayı sorumlu olduklarından dava açtıklarını belirttikleri 6102 sayılı TTK m. 553 gereğince, davacının davalıları kusurlu olduğunu ispatlaması gerektiği, Yargıtay’ın yerleşmiş kararlarının bu yönde olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı .... cevap dilekçesinde özetle; davanın zamanaşımı nedeniyle reddinin gerektiği 2 yıllık zamanaşımı süresinin aşıldığını, icra takibi 2004 yılından 18 yıl geçtiğini, dava konusu alacağın borçlusunun .... olduğunu, kendisinin bir kusurunun bulunmadığını o tarihlerde bir yönetim kurulu üyesi olmadığını, 30.06.2005 tarihli uzlaşma teslim ve ibra tutanaklı sözleşmede de yönetim kurulu üyesi olmadığını, imzasının bulunmadığını savunarak, davanın zamanaşımı husumet ve esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI : İlk derece mahkemesince; "...davacı şirketin, dava dışı ... ile 10.06.2000 tarihinde yapmış olduğu İnşaat Sözleşmesine istinaden yüklenici olduğu, daha sonra taraflar arasında Uzlaşma Teslim Ve İbra Tutanağı başlıklı 30.06.2005 tarihli bir sözleşmenin imzalandığı, bu sözleşmeye istinaden davacının Karşıyaka 1. İcra Müdürlüğünün 2011/8387 Esas sayılı dosyasıyla takip yaptığı, ancak buna karşılık kooperatifin Karşıyaka 1. İcra Hukuk Mahkemesinde 2009/626 Esas – 2010/219 Karar sayılı 07.0.2014 tarihli kararla davacı kooperatifin davasının kısmen kabulüyle davacının davalı yüklenici şirkete 200.000,00 TL anapara ve 194.000,00 TL işlemiş faiz olmak üzere 394.000,00 TL borçlu olduğunun tespitine karar verildiği ve bu kararın da Yargıtay 12. Hukuk Dairesince 02.12.2010 tarihinde kesinleşerek onandığı belirlenmiştir. Davacı taraf bu alacağını kooperatiften alamayacağını, zira kooperatifin 13.02.2018 tarihinde sicilden terkin edildiği belirtmiştir. Davalıların yönetici olarak sorumluluğunun bulunup bulunmadığı ve sorumluluğun kooperatifin sicilden silinmesiyle doğup doğmadığı konusunda yapılan incelemede davacı tarafın Yargıtay 12. Hukuk Dairesince 02.12.2010 tarihinden itibaren TTK m. 560’a göre zararı ve sorumluluğu öğrendiği tarihten itibaren iki(2) yıl ve her halde beş(5) yıl geçmekle zamanaşımı gerçekleşeceğinden davalıların sorumlu olup olmadığı incelenmiştir. Davalı yöneticiler kooperatifin tasfiyesiyle ilgili olarak kötü niyetli oldukları ileri sürülmekle birlikte dava konusu somut olayda taraflar arasındaki uzlaşma protokolünde asıl borçlunun .... olduğu ve davacının asıl sözleşmeye dayalı olarak bu dava dışı kooperatife rücu etmesi gerektiği belirlenmiştir. Ancak, davacının alacağının kesinleşmiş olduğu 02.12.2010 tarihinden itibaren tasfiye tarihi olduğu belirtilen 13.02.2018 tarihine kadar kooperatiften herhangi bir talepte bulunmamıştır. Davacı 02.12.2010 tarihinden itibaren 13.02.2018 tarihine kadar kooperatiften alacağını talep etmemiş olup, bu tarih itibariyle kooperatifin sicilden silinmesinde davalıların kusurlu olduğu ispatlanmış değildir. Bu halde davacının öncelikle kooperatifi ihya ederek bu davalıya karşı dava açması ve semere elde edememiş olması gerekmektedir. Tasfiye memurlarını usulsüz tasfiye yaptıklarını iddia edilmiş olması durumunda davacının bu usulsüz tasfiyenin yapıldığını ispatlaması gerekmektedir. Kaldı ki tasfiye memurlarının usulsüz tasfiye yapması halinde sorumluluğun doğması halinde TTK m. 546/2 bendi “Tasfiye memurlarının sorumluluğu hakkında 553 üncü madde hükmü uygulanır” hükmüne göre tasfiye memurlarının sorumluluğu da yöneticilerin sorumluluğuna ilişkin hükümlere tabi olup TTK m. 560’daki zamanaşımı tasfiye memurları hakkında da uygulanacaktır. Ayrıca yöneticilerin sorumluluğu hakkında dava açılabilmesi içinde yöneticilerin tasfiyeyi usulsüz yaptığını ispatlaması gerekmektedir. Somut olayda; davacı bu iddiayı ileri sürmüş ancak, delillerini ortaya koymamıştır. Zira davacının kendi alacağını kooperatife kayıt ettirdiği, defter ve kayıtlara girdiği, buna rağmen kooperatifin usulsüz sicilden silindiğini ispatlamış değildir. O halde, yöneticilerin sorumluluğuna gidilebilmesi için yöneticilerin kusurlu olarak zarar doğrucu fiillerini ispatlaması gerekmektedir. Davacının, zarar getirici fiili ve faili somut olayda bildiği sabittir. Zira, dava dilekçesinde de kooperatifin sicilden silindiği ve silinme tarihinin de 13.02.2018 olduğunu belirtmiştir. O halde, bilirkişi raporunda da yer aldığı üzere TTK m. 560 gereğince yöneticilerin sorumluluğunun doğabilmesi için alacaklının zararı ve faili öğrenme tarihinden itibaren iki(2) yıllık süre içerisinde dava açması gerekmektedir. Bu süre zarar ve faili öğrenemese bile beş(5) yıllık zamanaşımı süresi içerisinde yine dolacaktır. Kaldı ki, somut olayda davalıların cezai tahkikata bağlı bir sorumluluğunun bulunduğu da iddia ve ispat edilmiş değildir. Bu takdirde dava tarihi olan 03.02.2022 tarihinden önce davacının 03.02.2020 tarihinden önceki zararlara karşı dava açma hakkı bulunmamaktadır. Her ne kadar davacı taraf pandemi koşulları nedeniyle zamanaşımının durduğunu belirtmiş ise de, 7226 sayılı Kanun Geçici Madde-1 gereğince Covid-19 salgın hastalığı nedeniyle hak kayıplarının önlenmesi nedeniyle yargıda bulunan (zamanaşımı dâhil) sürelerin 13.03.2020’den önce 30.04.2020 tarihine ve daha sonra Cumhurbaşkanlığının sürelerin uzatılmasına ilişkin 30.04.2020 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan kararıyla bu sürelerin 15.06.2020 tarihine kadar durdurulması nedeniyle hak düşürücü sürenin geçmediği/işlemediği), yani 13.03.2020 tarihinden 15.06.2020 tarihine kadar olan 94 günlük süre hak düşürücü sürenin işlemesini durdurulmuş olduğundan bu sürenin zamanaşımı süresine eklenmesi halinde dahi bu süre 03.02.2020 tarihinden önceyi kapsamış olup, zamanaşımı süresini etkilememektedir. Zararın doğduğu tarih olarak şirketin silinme tarihi olan 13.02.2018 tarihinden itibaren iki(2) yılık zamanaşımı süresi de eklendiğinde bu sürenin13.02.2020 tarihinde yine sona ermiş olacaktır. Bu süre de yine pandemi nedeniyle zamanaşımı sürelerinin uzatılma tarihinden önce olup, zamanaşımı süresinin geçmiş olduğu..." gerekçesiyle davacının, davasının zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; yerel mahkeme kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, müvekkili şirket ile ..... yetkilileri arasında 10/06/2000 tarihli inşaat sözleşmesi imzalandığını, anılan anlaşma gereği ödenmeyen 2 fatura alacağı toplamı olan 217.225.554.000 TL takip çıkışlı olarak İzmir 5. İcra Müdürlüğü'nün 2004/8834 Esas nolu dosyasıyla takip başlatıldığını, yapılan yetki itirazı nedeniyle dosyanın Karşıyaka 1. İcra Müdürlüğü'nün 2011/8387 Esas sayısını aldığını, takip dosyasında haciz işlemi tesis edildiğini, ancak taraflar arasında yapılan 30/06/2005 tarihli uzlaşma, teslim ve ibra tutanağı gereği, müvekkiline taahhüt edilerek, 110.000.000.000 TL'lik borç karşılığında, genel kurulda alınan karar gereğince mülkiyeti kooperatife ait olan ve arsa sahibine daire verilecek bloktan olmak üzere müvekkili şirketin belirleyeceği komple bitmiş olarak 2 adet dairenin mülkiyetinin 300/08/2006 tarihine kadar müvekkili şirkete devir ve teslim edileceği hususunda anlaşıldığını, ancak müvekkiline taahhüt edildiği gibi vade tarihleri veya sonrasında ne borcun ödendiğini, ne de taşınmaz devirlerinin yapıldığını, dosya alacaklarının tahsili için işlemlere girişildiği süreçte, İzmir Ticaret Sicil Müdürlüğü'nden borçlu kooperatif hakkında TTK'na uygun olarak 13/02/2018 tarihinde terkin işlemlerinin tescil edildiğinin ilan olunduğu haricen öğrendiklerini, müvekkili şirketin davalılar yönetiminde olduğu kooperatifin 08/01/2018 tarihinde terkin edildiğini öğrenir öğrenmez bu davayı açtıklarını, dava konusu zararın ise yöneticisi olduğu ....inin tasdiklik terkin işlemi ile ortaya çıktığını, Covid 19 tedbirleri nedeniyle dava zaman aşımı sürelerinin işlemediği sürelerde eklendiğinde davanın 5 yıllık zaman aşımı süresi içerisinde açıldığını, yerel mahkeme kararında usul ve yasaya aykırı olarak hazırlanmış bilirkişi raporunu dikkate aldığını, takip dosyasındaki alacakları sürüncemede bırakarak gerek inşaat sözleşmesi gerekse de sulh sözleşmesinde yer alan borçları ödemelerinin ve taşınmaz devir taahhütlerinin hiçbirini yerine getirmediği gibi, kooperatifin terkin işlemlerini gerçekleştirerek, müvekkilini haksız ve kötü niyetli hal ve davranışlarıyla magdur eden yanların yasa hükümleri gereği sorumlulukları bulunduğunu, kooperatif yöneticilerinin özen yükümlülüklerini yerine getirmemeleri ve müvekkili şirketin alacak kalemlerini ödemeyerek, tasfiye ve terkin işlemlerini gerçekleştirmeleri sebebiyle tam ve ağır kusurlu olduklarını belirterek, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava, davalıların yöneticiliğini yaptığı dava dışı ....'nin davacı şirkete olan borcunun tahsil edilmemesinden kaynaklanan zararın tazmini istemine ilişkindir. Mahkemece davanın zamanaşımı sebebiyle reddine karar verilmiş olup; hüküm davacı vekilince istinaf edilmiştir. İstinaf incelemesi HMK.nun 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzeni yönünden yapılmıştır. Davacı veya davalılar arasında dava konusu olan hak veya borcun, elbirliği ile mülkiyet dışındaki bir sebeple ortak olması veya ortak bir işlemle hepsinin yararına bir hak doğmuş olması veya kendilerinin bu şekilde yükümlülük altına girmeleri ya da davaların temelini oluşturan vakıaların ve hukuki sebeplerin aynı veya birbirine benzer olması hallerinde birden çok kişi birlikte dava açabilecekleri gibi aleyhlerine de birlikte dava açılabilir (HMK 57/1). İhtiyari dava arkadaşlığında, davalar birbirinden bağımsızdır. Dava arkadaşlarından her biri, diğerinden bağımsız olarak hareket eder (HMK 58/1). Başka bir deyişle mecburi dava arkadaşlığının aksine ihtiyari dava arkadaşlığında dava arkadaşı kadar dava söz konusudur. Bu davalar sadece biçimsel bakımdan birlikte açılmıştır. Dolayısıyla ihtiyari dava arkadaşlığında her dava arkadaşı kendi davası hakkında diğer dava arkadaşlarından farklı biçimde hareket edebilir. Müteselsil borçlulardan biri, alacaklıya karşı, ancak onunla kendi arasındaki kişisel ilişkilerden veya müteselsil borcun sebep ya da konusundan doğan def’i ve itirazları ileri sürebilir (TBK 164/1). Bu kapsamda davalının borçlu bulunduğu, bir borcu yerine getirmekten kaçınma olanağı sağlayan kişisel bir hak olan zamanaşımı def’inden sadece ileri süren taraf yararlanabileceğinden ileri sürmeyen ihtiyari dava arkadaşı bundan yararlanamaz. Davacı, davalıların dava dışı ......'nin yöneticisi olduklarını, yönetici oldukları dönemde davacının alacaklarını haksız ve kötüniyetli şekilde ödemediklerini, bu borcu bilmelerine rağmen dava dışı kooperatifi usulsüz şekilde terkin ederek davacının zararına sebebiyet verdiklerini iddia ederek doğrudan zararın tazmini için eldeki davayı açmıştır. Buna göre davalılar 1136 sayılı Yasa'nın 98. maddesi yollamasıyla 6102 sayılı Yasa'nın 553 ve 557. maddeleri uyarınca müteselsilen sorumludurlar. Davalılar, aleyhlerine açılan bu davada ihtiyari dava arkadaşı olarak yer almaktadırlar. İhtiyari dava arkadaşlığı durumu mevcut bulunduğundan zamanaşımı def'i sadece bunu ileri süren açısından hüküm doğuracak, bunu ileri sürmüş olmayan taraf bu def'inin sonuçlarından yararlanamayacaktır (aynı yönde bknz. Yargıtay 6. HD, 12/01/2026 tarih, 2025/674 E. - 2026/108 K.). Buna göre davalılardan ...'un süresinde zamanaşımı def'inde bulunmadığı anlaşılmakla, bu davalı yönünden işin esasına girilerek bir karar verilmesi gerekirken, mahkemece tüm davalılar yönünden zamanaşımının dolduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir. Açıklanan tüm bu gerekçelerle; davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan kabulüne; kararın açıklanan gerekçeler doğrultusunda kaldırılmasına, diğer istinaf nedenlerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, davanın yeniden görülmesi için 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-a-6 maddesi gereğince; dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar verilerek, aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacı vekilinin istinaf itirazlarının KABULÜ ile, İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2022/103 Esas - 2022/1220 Karar sayılı kararının HMK 353/1-a-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, diğer istinaf nedenlerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, 2-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 3-İSTİNAF AŞAMASINDA; istinaf eden davacı tarafça yatırılan istinaf karar harcının talep halinde davacı tarafa iadesine, 4-İstinaf aşamasında istinaf eden davacı tarafça yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek nihai kararda ele alınmasına, 5-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına, 6-Kararın taraflara tebliği, harç ve gider avansı iade işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine, Dair; dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, HMK'nın 353/1-a maddesi gereğince kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 21/05/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2023/1672, K. 2026/955, T. 21.05.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2023-1672-e-2026-955-k-53b07a8ae7b8