Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2023/1469 E. 2026/1629 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2023/1469
- Karar No
- 2026/1629
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2023/1469
KARAR NO:2026/1629
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:(KAPATILAN)İSTANBUL ANADOLU 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:15/02/2023
NUMARASI:2021/591Esas - 2023/117 Karar
DAVA:İtirazın İptali
DAVA TARİHİ:20/09/2021
İSTİNAF KARAR TARİHİ:06/10/2026
Davanın kısmen kabulüne-reddine ilişkin kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
DAVA:Davacı vekili; müvekkili banka şubesi ile ile asıl borçlu .... AŞ arasında kredi sözleşmeleri imzalandığını ve asıl borçluya krediler kullandırıldığını, davalıların ise sözleşmeleri müteselsil kefil sıfatıyla imzaladıklarını, kredilerin geri ödenmediğini, hesapların kat edilerek 13.09.2018 tarihli ihtarın asıl borçlu ve kefillere gönderildiğini, ancak kat ihtarına rağmen ödeme yapılmaması üzerine davalı kefiller aleyhine İstanbul Anadolu Banka Alacakları İcra Dairesi'nin ...sayılı dosya ile 28.470.904,56- TL üzerinden takip başlatıldığını, davalıların takibe itiraz ettiklerini, davalı ...'nun 16.05.2013 tarihli 5.000.000-TL ve 3.000.000-USD bedelli, 25.05.2016 tarihli 6.000.000-USD bedelli sözleşmeleri, davalı ...'ün ise 25.05.2016 tarihli sözleşmeyi kefil olarak imzaladığını, davalılar borçlu şirketin eski ortakları olduklarını belirtmişlerse de yönetim kurulu üyeliklerinin krediler kullandırıldıktan sonra sona erdiğini, İİK'nın 45. maddesi kefiller hakkında uygulanamayacağından rehne başvuru şartı bulunmadığını, talep edilen faiz oranının sözleşmeye uygun olduğunu belirterek, davalıların itirazının iptali ile davalılar aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.
CEVAP:Davalılar vekili; müvekkili ...'nun asıl borçlu şirketin eski sahibi olduğunu, bir kısım hissesini devrettiğini, devirden sonra eşi diğer davalı ... ile birlikte şirketle ilişkilerinin kesildiğini, davacının asıl borçlu ile anlaşarak bir kısım ödeme yapılmasına rağmen hiç ödeme yapılmamış gibi icra takibi başlattığını, icra takibinde asıl borçlu şirket hakkında hiç bir işlem yapılmadığını, asıl borçlu şirketin adına kayıtlı 3 araca haciz konulmasının talep edilmediğini, davacının asıl borçluyu takip etmeden, taşınmaz rehnini paraya çevirmeden kefil hakkında takip yapabilmesi için borçlunun ifada gecikmesi, ihtarın sonuçsuz kalması veya açıkça ödeme güçsüzlüğü içinde olması gerektiğini, asıl borçlu şirketin faal durumda olup ifa güçsüzlüğü içinde olmadığını,borcun ipotek ile teminat altına alındığını ve ipoteğin borca yeterli olduğunu, talep edilen faiz miktarının fahiş olduğunu, müvekkili ile asıl borçlu şirketin adresleri farklı olmasına rağmen müvekkiline gönderilen 03.09.2018 tarihli ihtarın da şirket adresinde şirket çalışanına tebliğ edildiğini, müvekkillerinin şirkette aktif bir görevi olmadığından tebliğin usulsüz olduğunu belirterek, davanın reddi ile davacı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:Mahkemece; davacı banka ile ihbar olunan asıl borçlu şirket arasında imzalanan kredi sözleşmelerinde davalıların müteselsil kefil sıfatıyla imzaları bulunduğu, davalı ...'nun 18.000.000-TL 9.000.000-USD, ...'nun ise 15.000.000-TL ve 6.000.000-USD toplam tutarda kefalet limiti bulunduğu, kredi sözleşmelerinin TBK'nın 584 maddesine son fıkranın eklenmesinden sonra düzenlendikleri, her bir davalı yönünden eş rızasına gerek olmadığı,kat ihtarının asıl borçluya 15/09/2018 tarihinde, davalı kefillere de aynı adreste aynı tarihte tebliğ edildiği, davalıların ihtarda yazılı diğer adreslerine gönderilen tebligatların iade olduğu, ihtarın tebliğ tarihi itibariyle her iki davalının şirket yetkilisi oldukları,cevap dilekçesinde yazılı aksi yöndeki iddiaların yerinde olmadığı,davacı lehine tesis edilen taşınmaz rehinlerinin şirket adına kayıtlı olup asıl borçlunun borcunu teminat altına aldığı, kefillerin borçlarının teminat altına alınmadığı, TBKnın 586/1 maddesinde alacaklının borçluyu takip etmeden veya taşınmaz rehnini paraya çevirmeden müteselsil kefili takip edebileceği, ancak bunun için borçlunun ifada gecikmesi ve ihtarın sonuçsuz kalması veya açıkça ödeme güçsüzlüğü içinde olması gerektiğinin düzenlendiği,hesabın kat edilmesinden sonra aralarında davacının da olduğu pek çok banka ile asıl borçlu şirket arasında 18/06/2021 tarihli borç yapılandırma sözleşmesi imzalandığı, davalıların bu sözleşmede imzalarının bulunmadığı, bu sözleşmenin genel kredi sözleşmelerinin ayrılmaz parçası ve eki olduğu, bu sözleşmenin imzalanmasının genel kredi sözleşmesinden doğan borçların ertelendiği, yenilendiği, borç ve kefaletlerin sona erdiği anlamına gelmediğinin belirtildiği, davalıların temerrüdünün 17/09/2018 tarihinde oluştuğu kabul edilerek yapılan hesaplamalara itibar edildiği, buna göre asıl borçlu şirket ile davacı arasında imzalanan finansal yapılandırma sözleşmesi ve kredilerin yeniden vadelendirilmesi taahhütnamesi sonrası toplam 4.024.832,02-TL tahsilat sağlanmış olup, bu ödemenin 2.041.103,82-TL'sinin takip öncesi, 13.726,81-TL'sinin takip ve dava tarihi arasında, 1.970.001,39-TL'sinin ise davadan sonra yapıldığı, bilirkişi tarafından takipten önce yapılan tahsilatların öncelikle faiz ve ferilerinden düşülmesi suretiyle hesaplama yapıldığı, takipten sonra davadan önce yapılan ödemeler için ise miktarının 13.726,81- TL oluşu gözönüne alındığında tahakkuk edecek harç, masraf ve vekalet ücreti alacaklarının çok altında kalacak olması nedeniyle davadan sonra yapılan ödemelerle birlikte infaz aşamasında dikkate alınmasının uygun olacağının belirtildiği, takip konusu borcu oluşturan kredilerden her biri için ayrı ayrı faiz oranları tespit edilmek suretiyle rapor hazırlandığı, düzenlenen rapor ve ek raporun hüküm vermeye elverişli,denetlenebilir nitelikte olduğu, takipte talep edilen gayrınakit alacak yönünden sözleşmelerde açık bir düzenleme olmadığından davalıların sorumlu tutulamayacağı,alacak likit davalılar itirazlarında haksız olduklarından, kabul edilen tutar üzerinden davacı lehine inkar tazminatına hükmedildiği, kat ile takip tarihi arasında yapılan 2.041.103,82-TL ödemeye rağmen davacının takip başlatırken bu tutarı düşmemesi haksız ve kötü niyetli olduğundan davalılar lehine bu miktar üzerinden %20 oranında kötü niyet tazminatına hükmedildiği gerekçesiyle,davalıların takibe itirazının 9.979.166,09-TL asıl alacak, 5.161.953,37-TL işlemiş faiz, 258.097,17-TL BSMV olmak üzere toplam 15.399.216,63-TL üzerinden iptali ile takibin bu tutar üzerinden tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla devamına, asıl alacağı teşkil eden 9.979.166,09-TL'yi oluşturan; ... no.lu krediye ilişkin olan 920.841,39-TL asıl alacağa takip tarihinden itibaren %23,76 oranında faiz ve %5 BSMV, ... no.lu krediye ilişkin olan 618.695,31-TL asıl alacağa takip tarihinden itibaren %23,76 oranında faiz ve %5 BSMV, ... no.lu krediye ilişkin olan 6.992.819,27-TL asıl alacağa takip tarihinden itibaren %22,50 oranında faiz ve %5 BSMV, ... no.lu krediye ilişkin olan 821.364,54-TL asıl alacağa takip tarihinden itibaren %25,56 oranında faiz ve %5 BSMV, ... no.lu krediye ilişkin olan 455.445,58-TL asıl alacağa takip tarihinden itibaren %45 oranında faiz ve %5 BSMV, ... no.lu krediye ilişkin olan 170.000-TL asıl alacağa takip tarihinden itibaren %45 oranında faiz,%5 BSMV uygulanmasına, takip ve dava sonrasında yapıldığı anlaşılan 23/08/2021 tarihli 13.726,81-TL, 02/11/2021 tarihli 255.339,59-TL, 10/11/2021 tarihli 51.641,38-TL, 15/12/2021 tarihli 66.879,55-TL, 21/12/2021 tarihli 45.736,98-TL, 24/12/2021 tarihli 65.683,79-TL, 18/01/2022 tarihli 10.917,08-TL, 03/02/2022 tarihli 45.138,38-TL, 03/02/2022 tarihli 214.708,47-TL, 08/02/2022 tarihli 740.000-TL, 02/03/2022 tarihli 35.704,40-TL, 02/03/2022 tarihli 9.187,60-TL, 05/04/2022 tarihli 429.064,17-TL tahsilatların infazda nazara alınmasına, fazla talebin reddine,alacağın %20'si oranda 3.079.843,32-TL icra inkar tazminatının davalılardan tahsiline, ihtar ile takip tarihi arasında yapılan ödemelerden %20 oranda hesaplanan 408.220,76-TL kötü niyet tazminatının davacıdan tahsili ile davalılara ödenmesine karar verilmiştir.
İSTİNAF NEDENLERİ:Davacı vekili; mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda faizin eksik hesaplandığını, kredi sözleşmesinin 4.2. maddesinde, alacağın muaccel hale geldiği tarihten müşteriye yapılacak ihtarda belirtilen sürenin hitamına kadar geçecek süreye TCMB'ye bildirilen en yüksek cari akdi faiz oranının uygulanacağının, temerrüdün doğduğu tarihten itibaren aynı tür krediler ve hesaplar için banka tarafından TCMB'ye bildirilen TL/YP en yüksek cari akdi faiz oranının %50 fazlası olarak belirlenen oranda temerrüt faizi uygulanacağının düzenlendiğini,takip tarihinde ticari kredilere uygulanan en yüksek kredi faiz oranı %38 olduğundan, bu oranın %50 fazlası olan %57 oranında faiz talep edildiğini, takipte %57 oranında temerrüt faizi talep edilmesinin sözleşmeye uygun olduğunu ve fahiş olmadığını, takipte 13/09/2018 tarihli ihtarname tutarı dikkate alınarak hesap yapıldığını ve icra takibinin de bu miktar üzerinden başlatıldığını, ancak mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda her bir kredi için ayrı ayrı tarihler baz alınmış olup, bunun sebebinin anlaşılamadığını, ayrıca hesap kat ve ihtar süresi arasında geçen sürenin faiz hesabına eksik dahil edildiğini, birleşen ya da yapılandırma yapılarak yeniden kullandırılan kredilere ilişkin kapama ve yapılandırma günü arasında geçen sürelerin dikkate alınmadığını, kredi çerçeve sözleşmesi ve çek taahhüt kredi taahhütnamelerinde, çek bedellerinin depo edilebileceğinin açıkça belirtildiğini,kredi çerçeve sözleşmesinin kefiller 2.1. bölümünde, TBKnın 582. maddesi gereği müteselsil kefaletin doğmuş ve doğacak tüm borçları kapsayacağının belirtildiğini,çek taahhüt kredisi taahhütnamesinin 3. maddesi uyarınca çek taahhüt bedellerinden sorumlu olduğunun açıkça belirtildiğini,gayrinakit alacağın reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu, ayrıca alacağın eksik hesaplanması hukuka aykırı olduğundan, davanın kabul edilmeyen kısmı üzerinden davalı lehine vekalet ücreti ve aynı zamanda kötü niyet tazminatına hükmedilmesinin hatalı olduğunu belirterek, kararın kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
GEREKÇE:Dava, genel kredi sözleşmesine dayalı alacağın tahsili için başlatılan takibe vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.Davacı tarafça, genel kredi sözleşmeleri kapsamında dava dışı asıl borçluya kullandırılan nakit ve gayrı nakit alacağın tahsili/depo edilmesi istemiyle müteselsil kefil olan davalılar hakkında başlatılan takibe vaki itirazın iptali istemiyle dava açılmış olup, mahkemece, bilirkişi tarafından davalı kefillerin 17.09.2018 tarihinde temerrüde düştüğü kabul edilerek, sözleşmenin 4.2 maddesi doğrultusunda kredilere uygulanan akdi faiz oranının %50 fazlası olarak belirlenen temerrüt faizi oranları üzerinden yapılan hesaplama sonucu belirlenen alacak tutarları esas alınarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.Davacı vekilince, hükme esas alınan bilirkişi raporunda faiz oranlarının hatalı ve buna bağlı olarak faizin eksik hesaplandığı, ayrıca hesap kat ve ihtarname süresi arasında geçen sürenin faiz hesabına eksik dahil edildiği ileri sürülmüştür. Taraflarca akdedilmiş olan 16.05.2013 ve 25.05.2016 tarihli genel kredi sözleşmelerinin 4.2 maddesi; "Müşteri temerrütün doğduğu tarihten itibaren aynı tür krediler ve hesaplar için banka tarafından TCMB'ye bildirilen TL/YP en yüksek cari akdi faiz oranının %50 fazlası olarak belirlenen oranda ve bu oranların değişmesi halinde değişen oranlarda temerrüt faizi uygulanmasını ve bu tutarları ödeyeceğini kabul eder." şeklinde düzenlenmiştir. 10.08.2016 tarihli sözleşmede ise aynı hüküm yer almakla birlikte, oran %100 olarak belirtilmiştir.Yargıtay 11 ve kapatılan 19. Hukuk Daireleri ile HGK'nın yerleşik uygulamaları gereğince; temerrüt faizine esas alınacak faiz oranı, banka tarafından müşterilerine fiilen uygulanan faiz oranı olup, bankanın talep ettiği oranda temerrüt faizi işletilebilmesi için TCMB'ye bildirilen oranın değil, belgelenmesi halinde bankanın fiilen uyguladığı akdi faiz oranlarının esas alınması gerekmektedir. Bankalar tarafından TCMB'ye uygulanacağı bildirilen, ancak müşterilerine uygulamadıkları en yüksek faiz oranları, temerrüt faizinin belirlenmesine esas alınmamaktadır. Somut olayda da dava konusu kredilere davacı bankaca fiilen uygulanan akdi faiz oranları esas alınarak, sözleşmenin 4.2 maddesi hükmü doğrultusunda bu oranlara davacının da uygulanmasını talep ve kabul ettiği %50 ilavesiyle bulunan temerrüt faizi oranı esas alınarak yapılan hesaplamaya itibarla hüküm kurulmuştur. Ayrıca bilirkişi raporunda kat tarihinden sonra davacının normal hesaplardan tahsilatlar yapmaya devam ettiği tespit edilerek, kat tarihinden sonra yapılan taksit tahsilatları sonrası kalan ana para asıl alacak kabul edilerek hesaplama yapıldığı anlaşılmaktadır. Diğer yandan davacı ile asıl borçlu arasında düzenlenen 28.12.2018 tarihli yapılandırma sözleşmesi ile kredi borcu 60 ay vade ile ödenmek üzere borcun yapılandırıldığı, 18.06.2021 tarihli yeniden yapılandırma sözleşmesi ile de borcun 6 yıl vadeli olarak tekrar yapılandırıldığı, hükme esas alınan bilirkişi raporunda ise davalı kefillerin söz konusu yapılandırma sözleşmelerinde taraf olmadıkları gerekçesiyle, davalıların lehine olan yapılandırma sözleşmeleri dikkate alınmaksızın hesaplama yapıldığı sabittir. Bu nedenle davacının vekilinin faize ilişkin, hesap kat ve ihtarname süresi arasında geçen sürenin faiz hesabına eksik dahil edildiği ve yapılandırma yapılarak yeniden kullandırılan kredilere ilişkin kapama ve yapılandırma günü arasında geçen sürelerin dikkate alınmadığı yönünde ileri sürdüğü istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir.Diğer yandan gayri nakit alacağın depo talebi yönünden, bu yükümlülüğün kefilden talep edilebilmesi için, bankanın yükümlülüğünün sözleşmede karşı taraf kefil tarafından üstlenildiğine ilişkin açık hüküm bulunması gereklidir. Ancak somut olayda taraflarca akdedilmiş olan genel kredi sözleşmelerinde, kefillerin karşılıksız çek zorunlu karşılık tutarından kaynaklanan gayrı nakit alacaktan sorumlu tutulacağına dair açık bir hüküm yer almamaktadır. Bu nedenle mahkemece gayri nakit alacak bakımından davacının davalı kefillere yönelik depo isteminin reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik yoktur. Ayrıca kat tarihi ile icra takip tarihi arasında davacı bankaca toplam 2.041.103,82-TL tahsilat yapılmasına rağmen, davacı bankaca bu tahsilatlar düşülmeden takip başlatıldığı tespit edilmiş olmakla, mahkemece davacı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesinde de bir isabetsizlik yoktur. Açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,Alınması gereken 732-TL istinaf karar harcından peşin yatırılan 179,90-TL harcın mahsubu ile kalan 552,10-TL harcın davacıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına,Davacı tarafından yapılan giderlerin davacı üzerinde bırakılmasına,Gerekçeli kararın bir örneğinin taraf vekillerine tebliğine,HMK'nın 361/1. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi. 06/10/2026